30 Aralık 2014 Salı

Hülya Karakaş'ın 'Erhan Abi'ye Mektubu(Aslının aynısı)

"Abi" ye mektup...
Madem kendinizi 100 yıllık kurumun "abi"si olduğunuzu söylüyorsunuz,o halde bu kardeşinizi dinlemenizin bir sakıncası yoktur umarım. 1914 yılından beri farklı anlayışlar tarafından yönetilen Şehir Tiyatroları 100.yaşında bir "abi"ye teslim edilmişse vardır bir hikmeti!
Duydum ki "suçlu" avına çıkmışsınız,avdan eliniz boş dönmeyin istedim.Bundan önce ayda bir kez alttan alta ayar verdiğiniz maillerinizle bana kendimi zaten "suçlu" hissettiriyordunuz,bu kez aynaya bakınca ben kendimi "suçlu" hissettim!Fiili "suç"a bakmak yerine,ille ve ısrarla "suçlu" aranmaya başlayan "aile" ortamını biraz rahatlatayım dedim!Sorunlarımı aile içinde çözemediğim için "aile sırlarını" ifşa etmek zorunda kaldım.


Hülya Karakaş'tan 'Erhan Abi'ye Mektup

‘Kifayetsiz Muhteris’ başlıklı yazımın 2014’ün son yazısı olacağını söylemiştim. Ama yazımı yayımladıktan sonra İBBŞT yönetmen-oyuncusu, yazar Hülya Karakaş ‘Erhan Abi’ye hitaplı bir mektup yayımladı. Hülya Karakaş, yaşadığı sorunları kurum dışında paylaşmamak  için elinden gelen tüm çabayı  göstermiş ama öyle bir noktaya gelmiş ki taşmış. Onun yaptığını o kurum içinde yapacak başka bir kişi tanımıyorum. Herkes sipere sığınmış yatıyor. Son olaylarda gözlediğimiz  suskun kalışlar  benim bu düşüncemi doğruluyor. Sanki ‘kasabanın sırrı’na sahip çıkılıyordu. Hülya Karakaş perdeyi kaldırdı ve İBBŞT’nın hâl-i pür melâlini ortaya koydu.

'Kifayetsiz Muhteris'

30 yıl iş hayatım oldu. 10 yıl önce yeter diyerek bitirdim. O tarihten bu yana hâlâ ‘head-hunter’lar arıyor. Bu, ‘kifayetimi’, iyi bir pozisyona sahipken  iş hayatından çekilmem  ve gelen teklifleri reddetmem de ‘ihtirassızlığımı’ göstermeye yeter herhalde. Ama evet saklayacak değilim, ‘bilge bir insan olma ihtirasım’ var. ‘Bilge insanları’ kıskanıyorum.

‘Kifayetsiz muhteris’ benim kullandığım bir ifade değil. Hani bir gün biri çıkar da bilgisizliğin  doruklarından bana hakaret etmek niyetiyle söylerse söze bakmam söyleyene bakarım.  Zira benim ‘abdestimden kuşkum yok’. Hayat tecrübemde gördüm ki insanlar kendilerinde olduğundan kuşku duydukları şeylerle başkalarını incitmeye çalışır. Bana saldıran kişi kendi kifayeti hakkında tedirgindir, ihtirası da kendisini içten çürütmektedir. Sonuç eninde sonunda ortaya çıkar zaten. Ben hakareti aynen iade etmekle yetinirim. Amacım o kişiyi sarsmak, uyandırmaktır. Övünmek gibi olmasın ama iadem şiddetlidir,  yüze yapışır, ovaladıkça yayılır.


Bu benim 2014 yılında yazdığım son yazı. Yeni yıla bırakmadım. 



Melih Anık

Bir Tercüme Üzerine Düşünceler(Sırça Hayvan Koleksiyonu)

Tennessee Williams’ın Sırça Hayvan Koleksiyonu isimli oyununda tercüme ile ilgili şu husus dikkatimi çekti.

İfadenin orijinali şu:
Laura: ‘I said I had pleurosis- you thought  I said  Blue Roses.
Aytuğ İz’at bu cümleyi şöyle tercüme etmiş:
Ben de satlıcan(zatülcenp) demiştim… sen ise benim patlıcan dediğimi sanmıştın’
İBBŞT, Aytuğ İz’at’ın tercümesini kullandığını belirtmiş olduğu halde aklımda kaldığı kadarıyla  şöyle bir değişikliğe gitmiş:
Ben gül hastalığı demiştim.. Sen Mavi gül dediğimi sanmıştın’

Araştırdım.
Pleurisy ( Pleurosis), Laura’nın bir bacağının diğerinden kısa kalmasına neden olan ciğer hastalığına verilen bir isim. Tıbbi olarak böyle bir ilişki var mıdır bilmiyorum ama yazar(TW) bu bağlantıyı kurmuş.
Gül hastalığı  gerginliğe bağlı olarak ortaya çıktığı söylenen döküntülü bir deri  hastalığı.

Jim’in cevabı tercümenin nasıl olması gerektiğini açıklayacaktır.  Laura’nın repliğine Jim şöyle cevap verir:  
Jim :’ I hope you didn’t mind’
Aytuğ İz’at tercümesi şöyle:
‘Umarım seni gücendirmemişimdir’

İşin içine ‘gücendirmek’ girince ‘Mavi gül’ yerine ‘patlıcan’ daha doğru geliyor bana. 'Mavi gül' olumlu bir etki yaratıyor. Ayrıca 'satlıcan' Laura'nın engeli düşünüldüğünde daha doğru. 'Gül hastalığı' İngilizce 'Blue roses'dan yola çıkılarak yapılan yersiz bir yakıştırma, uyduruk.

Jim okulda çok popüler, herkesin beğendiği biriymiş.  Jim’in   ‘patlıcan’ demesi  gençliğinde  Laura’yı ciddiye almadığını  göstermesi açısından önemli. (Tabii ki tıp terimlerini bilmemesi de var ama bunun çok önemli olmadığını düşünüyorum) Yıllar sonra Laura ile Jim’in karşılaşmalarında Jim’in davranışlarını yorumlamak için bu bilgi önemli. Jim aynı Jim, Laura’ya ‘sende aşağılık duygusu var’ diyecek kadar küstah. Geçen yıllar Jim’in hayâllerinin gerçekleşmesine izin vermemiştir(Tom ile konuşmasında itiraf eder) ama  Laura ona geçmişteki Jim’i hatırlatır. Bu nedenle yeniden ‘yapmacık’ bir Jim ortaya çıkar. Jim ile Laura arasındaki sahne seyircide kuşku yaratmalıdır. Jim’in evden kaçarcasına çıkmasına ve sokak kapısının dışında pişmanlık görünen jest ve mimikler yapmasına gerek yoktur. Bu ‘fazla’ bir yorumdur. 'Ben yaptım oldu' demekle olmaz.

İyi tiyatro,  gelenekten beslenir. Gelenek ise düşünen insanların şuurlu ve özgün denemeler yapması ile mümkündür.  Türk Tiyatrosu maalesef  emekliyor.  Çözüm, ‘doluluk oranı’na kafayı takmada değil, yetersizlikleri kanıtlanmış olanların hırslarını dizginleyerek doğru yolu gösterenlere kulak vermelerinde. Küçümseyerek, aşağılayarak bir yere varılamayacağını idrak etmek gerek.

Melih Anık

Tiyatroda Salonun Oyuna Dahil Edilmesi(Sırça Hayvan Koleksiyonu)

'Tiyatroda salonun oyuna dahil edilmesi'nden amaç,  oyuncuların seyirci arasında rollerine  devam etmesidir.  Bazı oyunlarda seyirci koltuklarından birinin üstünde ‘Buraya oturmayınız’ notu görülür. Bilirsiniz ki o koltuk oyunun bir parçası olacaktır. Salon oyuna dahil edilmiştir.  Bunun yapılmasından amaç nedir?

Ben, uyarladığım ve yönettiğim(1974)  ‘Ay Işığında Çalışkur isimli oyunda bazı oyuncuları seyirci koltuklarına  oturtmuş, oyun sırasında onların sahneye müdahale etmesiyle oyuna yön vermiştim. Bu kurgunun esin kaynağı Haldun Taner’in yazdığı hikâyeydi.  Haldun Taner,  Ay Işığında Çalışkur hikâyesini okurlardan gelen mektuplardaki eleştiriler (ki onları da yazar kaleme almıştı) dikkate alarak(!) yeniden yazmış;  hikâyenin ilk ve ikinci hâli arasındaki farklardan eleştirel gülmece doğmuştu. Bu nedenle kitaptaki okurun yerini  oyun uyarlamasında seyirci almıştı. Salon oyuna dahil edilmişti.

Tennessee Williams’ın  ‘Sırça Hayvan Koleksiyonu’ isimli oyununda  Tom, oyunun hem sunucusu(anlatıcısı-‘narrator’) hem de  oyuncusudur.  Tom, otobiyografik bir karakterdir ve Tennessee  Williams’a benzeyen tarafları çoktur. Tom, ‘anlatıcı’yı oynarken yazar konuşur gibidir.  Tom’u anlatıcı olarak seyirci içine alırsanız, Tom oyun içinde kendi rolünü oynarken seyirciyi de Tom ile birlikte sahneye götürürsünüz.  Tom, seyirci arasında  olduğunda,  oyun alanına dahil edilmiş  olan  salondaki seyirci, Tom’un peşine takılacak, oyunun içine girecek,  tarafsızlığını yitirecek ve  olayları irdelemek yerine duygularıyla karar verecektir. Sırça Hayvan Koleksiyonu metnini okumuş olanlar Tennessee Wiliams’ın yer yer seyircinin dikkatini belli noktalara çektiğini, bazı değerleri vurguladığını bilir.  Bu şekilde oyun, epik nitelikleri ile öne çıkar. Yazar seyirciyi belli bir mesafede tutmak istemektedir.  ‘Oyun, anılar üzerinedir.’ Yalnızca Tom’un anıları değildir anlatılan. Başarılı bir sahneleme, oyundaki dört karaktere de anılarını anlatıyormuş gibi reji verebilmekle mümkündür.  Yâni oyundaki her rol kendi anısını anlatır gibi oynanmalıdır.(Bu bir anlamda role yabancılaşmayı da getirir.)  Tom’u sahne dışına çıkardığınızda bunun olamayacağı açıktır. O zaman oyun Tom’un anıları gibi anlaşılır. Asıl olan seyircinin sahneye ve tüm karakterlere dışarıdan bakmasını temin etmek ve onların içine tıkıldıkları tabuttaki kırılganlıklarını seyirciye hissettirmektir.  Tom ‘u o atmosferin dışına çıkarmanız Tom’un ‘kurtulduğu’ gibi anlaşılır. Oysa Tom, tabutun çivilerini sökemeden çıkmayı başaramamıştır. Zaten Tom ‘ Seni geride bırakmak istedim ama ben sandığından daha da bağlıyım sana ‘ der. 

Tiyatroda salonun oyuna dahil edilmesi, üzerinde çok kafa yorulacak bir konudur.  Her oyunda farklı  bakış  açılarına ihtiyaç vardır. Ama salonun kullanılmasından önce sahnenin kullanılmasının başarılması gerekir. İBBŞT’da Aleksandar Popovski tarafından yönetilmiş  ‘Tehlikeli İlişkiler’ ve  İKSV Tiyatro Festivali ile İstanbul’a  gelmiş Piccolo Teatro ve Teatri Uniti’nin ortak yapımı , Carlo Goldoni’den ‘Tatil Üçlemesi’ isimli oyunlarda mekânın nasıl bilinçle kullanıldığını hatırlıyorum. İyi tiyatro,  gelenekten beslenir. Gelenek ise düşünen insanların şuurlu ve özgün denemeler yapması ile mümkündür.  Türk Tiyatrosu maalesef  emekliyor.  Çözüm, ‘doluluk oranı’na kafayı takmada değil, yetersizlikleri kanıtlanmış olanların hırslarını dizginleyerek doğru yolu gösterenlere kulak vermelerinde. Küçümseyerek, aşağılayarak bir yere varılamayacağını idrak etmek gerek.


Melih Anık 

20 Aralık 2014 Cumartesi

Tiyatro Vira'dan 'Olmak yada Olmamak'

Neslihan Çakıner’in tasarlayıp, yazdığı ve yönettiği ‘Olmak ya da Olmamak’, iyi bir fikirden yola çıkan, iyi bildiğini yazan bir yazarın ne demek istediğini açık şekilde anlattığı, duygusunu seyircisine aktardığı bir oyun. Maddi olanakların sınırlarından kurtulsa daha da etkili olur.

Çakıner’in hikâyelerinden bazılarını onun facebook’daki sayfasında daha önce okumuştum o nedenle iyi bildiğini yazdığını biliyorum. Oyun sonunda kısa konuşmamızda anlattıklarından maddi olanaksızlıklarını öğrendim. Bana üzerinde çalıştığı yeni oyunundan söz etti. ‘Olmak ya da Olmamak’da gördüğüm ufkun tesadüfi olmadığını anladım.Yazdığı twitlerden ve eleştirmenlik üzerine yapılan bir paneldeki yorumlarından düşüncelerini kılıf giydirmeden açık ve net bir şekilde aktardığını görmüştüm.

17 Aralık 2014 Çarşamba

Erhan Bey(İBBŞT)’in Cibali Karakolu (2014) ve ‘Yazılı Tulûat’

Cibali Karakolu, İBBŞT’nın ya da Erhan Bey’in ‘büyük’(!) projelerinden biri. Erhan Bey’in afişler asarak başarı diye övündüğü şey, ‘doluluk oranı’. Bu nedenle Cibali Karakolu bu hedefi gerçekleştirmeye yardım edeceği düşünülen bir oyun. Erhan Bey’in  İBBŞT’da  oyunu rahatlıkla teslim edebileceğini düşündüğü Zihni Göktay var. Göktay’ın 28 yıllık Lüks Hayat ile kuruma sağladığı getiri de en büyük güvencesi. Bir ‘proje’ için veriler müsait. Bu yazı evdeki hesapların çarşıya uyması konusunu işleyecek.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Kazım Akşar'ın Goethe'si : 'Güneş Batarken Bile Büyük' (İDT)

Kazım Akşar, çok okumuş, çok araştırmış, Güneş Batarken Bile Büyük oyununu yazmış. Oyunun tekstini istemek için başlattığım ve teksti veremeyeceğini söylemesiyle sona eren birkaç mesajlık  görüşmemizde yazarın kendisi söylemedi bunu bana. Oyunla ilgili sansür tartışmaları çıktığında, olay arayan saygıdeğer medyamız yazara  söz verdiğinde öğrendim.  Tiyatronun gündem olabilmesi, bu gibi ‘hassasiyetlerin’ okşanmasına bağlı.  Şükürler olsun(!) ortaya çıktı ki  DT sansür etmemiş, Kazım Akşar da zaten eserine dokundurtmazmış. Medya konuyu kapadı, yeni bir sansasyon beklemeye başladı.  Benim için konu o zaman açıldı. Teksti merak ettim. Uzun yazışma, telefon görüşmelerinden sonra ki  ‘DT oyunu zaten verecekti, ortada yanlış anlaşma vardı  falan’ olduğu anlaşıldı(!)’dan sonra, oyunun tekstini alıp okuma fırsatım oldu.

7 Aralık 2014 Pazar

‘Lillian’ (İBBŞT) ve McCarthy’ler

Lillian Hellman, Orhan Alkaya ve Aliye Uzunatağan.. Bu üç ismin yan yana gelmesi benim bu oyunu seyretmemin gerekçesidir.  Oyunda geçen Dashiell Hammett ismi de benim için ek güzelliktir.

Lillian Hellman ile tanışmam Julia(1977) filmi ile oldu. Bugün hâlâ o filmdeki  iki kadının(Julia ve Lillian) arasında geçen sahneleri hatırlarım. İki kadının arasındaki dayanışma, dostluk beni çok etkilemiştir. Julia’nın gerçek olup olmadığı ile hiç ilgilenmemiştim. Okyanusun kıyısındaki bir evde kumlara oturmuş  Dash ile Lillian fotoğrafı aklımdadır. Sanırım o sahneler Julia filminden zihnimde kalan  tortudur.

2 Aralık 2014 Salı

İBBŞT'ndaki 12 Öfkeli Adam Beni 13.Öfkeli Adam Yaptı

Reginald Rose 12 Öfkeli Adam’ı televizyon oyunu olarak 1954 yılında yazmış. Anılarda iz bırakan 1957 yılına ait sinema filminin senaryosunu  da  Reginald Rose yazmış, Sidney Lumet yönetmiş. 8.Jüri üyesini Henry Fonda oynamış. Oyun babasını öldürme suçu ile yargılanan  genç hakkında verilecek ölüm cezasının 12 jüri üyesi tarafından karara bağlanma sürecinde yaşananları anlatıyor. Rose, 12 Öfkeli Adam’ın pek çok sahne uyarlamasını  yazmış. Ben, Sherman L.Sergel’in yazdığı uyarlamayı okudum.

27 Kasım 2014 Perşembe

ODA Tiyatrosu- Kaan Erkam‘dan ‘Tek Gecelik Aşk’

Normal koşullarda  bu oyunu seyretmezdim. Bu oyunu bana seyrettiren bir tesadüf.

Bir oyuna gittim. Oyun arasında salondan çıkmadım. Arkamda oturan ve sanırım devamlı  not tuttuğumu gören  bir genç kadın bana bir soru sordu.  Biz konuşurken dışarıdan genç bir  adam geldi, o genç  kadının yanına oturdu. Konuştuk. Oyuncu olduklarını öğrendim. Kişilikleri bana  güven verdi, ne yaptıklarını bildiklerine inandım.  Oda Tiyatrosu’nda  Kaan Erkam’ın bir oyununda oynuyorlardı. Ayrıca Tiyatro Antre’de oynadıkları  ‘Gitmek’ isimli oyunu da Oda Tiyatrosu’nda sunuyorlardı.  İsimlerini sordum, Sibel Salihoğlu, Özay Özgüler, isimlerini not ettim. Tiyatro heyecanlarını  sevdim. Onları  Kaan Erkam’ın oyununda seyretmeye karar verdim.

11 Kasım 2014 Salı

Emel Mesci'nin Ankara'dan İBBŞT Sahnelerine Taşıdığı Kerbelâ

İBBŞT’nun yeni Genel Sanat Yönetmeni   Erhan Bey(İBBŞT)   repertuarının eserlerinden biri Ali Berktay’ın Kerbelâ isimli eseri oldu.  Ali Berktay bu oyunu ile Bakırköy Belediyesi tarafından düzenlenen 1996 yılı II.Yunus Emre Özgün ve Uyarlama Oyun Yazma Yarışması’nda ‘Özgün Oyun Büyük Ödülü’nü almış. Kerbelâ 2009 yılında Ayşe Emel Mesci rejisiyle Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiş yaklaşık beş yıldır sahnede.  Oyun 2009 yılından bu yana çeşitli yıllarda değişik kategorilerde Sanat Kurumu, Sadri Alışık, İsmet Küntay, Lions ve Türkiye Yazarlar Birliği tarafından ödüllendirilmiş.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Lavean Tiyatro’dan Lavean

Lavean, Lavean Tiyatro’nun ilk oyunu. Lavean, Lavean Tiyatro’nun kurucusu Berat Beyoğlu’nun yazdığı ilk oyun. Ben, oyunla tiyatronun ismi arasında zihinsel bir karmaşa yaşadığım için yazıya öyle girdim.


28 Ekim 2014 Salı

Tiyatro AŞHK'ın Türkiye Çıkartması : Tatminkar Ödül

Tiyatro AŞHK 2012 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başkenti Lefkoşa’da kurulmuş. Topluluğun ilk oyunu “Hüseyin Köroğlu ile IŞIĞA YÜRÜTEN ADAM” olmuş. Topluluğun ikinci oyunu Tatminkar Ödül 30 Eylül 2014 tarihinde Kıbrıs Tiyatro Festivali’nde seyirci ile buluşmuş.  İstanbul ‘da 21 Ekim 2014 tarihinde ilk kez oynandı. Oyunun yazarı Carole Fréchette, Ece Okay tercüme etmiş, Hüseyin Köroğlu yönetmiş, Şenay Saçbüker ve Hüseyin Köroğlu oynuyor. Oyunun konusu :  ‘Zengin bir kadın, kendisini etkileyecek, hislendirecek, cezb edecek bir erkek aramaktadır. Kazanana tatminkar ödül vaat etmektedir.’ Bir adam gelir..

22 Ekim 2014 Çarşamba

AŞHK - Tatminkar Ödül

Aşkla Yapılan Bir Oyun : Sünnetsiz (Tiyatro Silüet)

Tiyatro Silüet’in Sünnetsiz isimli oyununu seyretmeye karar vermem Cahide Acar’ı tanıyor, yazılarını okuyor olmamdandır. Salih Acar’ı Cahide Acar’ın yazıları ile tanıdım. Tiyatro Silüet’in kurucularından Salih Acar, Cahide Acar’ın kardeşidir. Tiyatro Karnaval'ın Gönül Ülkü GAzanfer Özcan Sahnesi'nde buluşana kadar birbirimizi sanal olarak tanıyorduk. Sünnetsiz nedeniyle bir araya geldik. Oyundan önce ve sonra çay içerken konuştuk. O zaman Salih Acar’ın çalıştığı şirketin ürünlerini pazarlamak amacıyla  gittiği şehirlerde  çocuk tiyatrosu yaptığını öğrendim. Daha önceden de facebook’daki paylaşımları ile Türkiye’yi dolaştığını ve tiyatro yaptığını biliyordum. İşini tiyatro ile birleştirmesine hayran kaldım. Sohbet ederken sol kolunda gördüğüm ağlayan ve gülen mask dövmesi Salih Acar’ın tiyatroyu bedenine işletecek kadar çok  sevgisini  ve kararlılığını gösterdi bana. Muhsin Ertuğrul ‘Tiyatro alanı bir ihtisas, bir aşk , bir ihtiras işidir’ demiş. Tiyatro Silüet’in oyuncuları ile yaptığım sohbette bu ‘aşk ve ihtirası’ gördüm. Amatör  tiyatrocuların diye gittiğim  oyun, başta Salih Acar olmak üzere sohbet ettiğim gençlerin kendilerini tiyatroya adanmışlığını ve de memleket sevgilerini görünce başka bir anlama geldi. Bu yazıyı  o duygularla yazıyorum. ‘İhtisas’a da değineceğim tabii ki..

19 Ekim 2014 Pazar

Tiyatro-Dor’un III.Richard’ı (Shakespeare) Farklı

Tarih
1483-1485 yılları arasında kral olan III.Richard İngiltere’nin ‘Plantagenet’ Krallarının sonuncusudur. Naipliğini yaptığı  V.Edward’ın yerine geçmiş, yerini  (istemeye istemeye)  Tudorların kurucusu VII.Henry’e bırakmış. VII.Henry (Tudor), III. Richard'ı 22 Ağustos 1485'te Bosworth Field Çarpışması'nda yenerek öldürmüş. Bosworth Field Çarpışması, Güller Savaşı’nın sonu. Güller Savaşı,  İngiliz tarihinde 1455-1485 yılları arasında gerçekleşen iç savaştır. Savaşa bu adın verilmesinin nedeni, savaşa neden olan York Hanedanının armasının beyaz gül, Lancaster Hanedanının armasının üzerinde ise kırmızı gül olmasıdır.(Wikipedi)

16 Ekim 2014 Perşembe

Bitiyatro'dan Kırmızı Siyah ve Cahil (Edward Bond)

Yazılarımı okuyanlar, beni tanıyanlar oyun seyretmeden önce yaptığım hazırlıkları bilir. Bazıları için seyretmenin tadını kaçıran bu hazırlıklar benim için keyifli bir yolculuktur. Oyunu seyrederken önceden bildiğim ve altını çizdiğim hususların sahneye nasıl yansıtıldığını keşfetmekten hoşlanıyorum. Bu öncelikle eleştiri yazmak için olmazsa olmaz bir koşul. Metnin sınırlarını bilmeniz rejinin başarısını ya da başarısızlığını daha çok ortaya koymanıza yardım eder. (Ben ne diyorum? Jüri üyeleri ödül verdikleri oyunları okumuyor!) Öte yandan oyunu seyredecek olanlar ya da seyrettikten sonra anlamını çözmek isteyenleri, merak edenleri düşünürüm. Ön hazırlık yapmadan(çoğu seyirci öyledir) seyreden biri oyunu nasıl görür? Eğer benim yazımı okumak kafalarındaki soruları aydınlatırsa ne mutlu bana.

27 Eylül 2014 Cumartesi

Kumbaracı50 - Theater a.d.Ruhr Ortaklığından ‘Gecekondu’: Economania

Lafı döndürüp dolaştırmadan yazının hemen başında söyliyeyim: Bazı oyunlar için harcanan zamana, emeğe, paraya acıyorum. Economania işte öyle bir oyun. Ha bir de benim yâni seyircinin harcadığı zaman var. Seksen dakikalık oyun bana 270 dakikaya mal oldu. 15:30’daki oyun için evden (Şişli) 13:30’da çıktım eve 18:00’de döndüm. Bilete 25- 45 lira ödeyen seyircilerin durumu daha da acı. Para ve zaman kaybetmişsin, üstüne üstlük keçi boynuzu yemişsin. Hoşnutsuz bir durum. Onlar ‘deniyor’ sen para ödüyorsun. Hayatında ilk defa tiyatroya giden biri bu oyunu görse tiyatroya küser. 

15 Eylül 2014 Pazartesi

Yedikule Bostanı'nda Tiyatro : Vişne Bahçesi ya da Sanat Bunun Neresinde?

Yedikule Bostanı’nda Vişne Bahçesi’nin sahnelendiğini kaç kişi duydu acaba? Merak edip kaç kişi seyretti?
Sanat ile nispeten yakın olan Cumhuriyet Gazetesi’nde konunun haber olması beni şaşırtmadı da sanatı Ertuğrul Özkök’ün gündemine bağlayan ‘amiral gemisi’(?) Hürriyet’in konuyu tam sayfa haber yapması bana ilginç geldi. Özkök de bahsetmemişti, hayret!

9 Eylül 2014 Salı

Başka ‘Türlü’ Bir Troyalı Kadınlar (Thüringen, Medrese, Samos)

Almanya Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen, Almanya, Türkiye ve Yunanistan ortak yapımı ‘Troyalı Kadınlar’ projesi, Euripides’in yabancılık, ön yargı, savaşın sebepleri ve sonuçları gibi konuları kadın perspektifinden ele aldığı tragedyası ‘Troyalı Kadınlar’ı yeniden yorumlayarak sahneye aktaran uluslararası bir proje. Ortak köklerimizi ortaya çıkarmayı, bu çıkarımı yaratıcı bir süreçte değerlendirirken büyük antik tiyatro yazarlarından biriyle günümüz tiyatro deneyimi arasında bağ kurmayı amaçlayan çok kültürlü bu proje için “Troyalı Kadınlar” Antik Yunanca orjinalinden tekrar çevrildi ve oyun Almanca, Türkçe, Yunanca oynanacak şekilde uyarlandı. Almanya’da Altenburg ve Gera kentlerinde kapalı gişe oynayan oyun, Samos Genç Sanatçılar Festivali’ndeki gösterimlerinden önce ENKA Kültür Sanat’ın mekan sponsorluğunda 11 Ağustos akşamı ENKA sahnesinde ve 13 Ağustos akşamı Tiyatro Medresesi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.”
Proje ortakları, Theater&Philharmonie Thüringen (Almanya), Tiyatro Medresesi (Türkiye), Samos Genç Sanatçılar Festivali (Yunanistan)

1 Temmuz 2014 Salı

Ankara Sanat Tiyatrosu( AST) İstanbul’da..(2014- Haziran)

Şişli Belediyesi tarafından davet edilen  AST, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde üç oyun sergiledi.  Halktan Biri(Sam Bobrick-Arif Akkaya),Selamün Kavlen Karakolu(Aziz Nesin-Yücel Erten)  ve  Beş Para Etmez Varyete(Brecht- Ümit Aydoğdu) isimli oyunları seyrettim. AST, İstanbul’a geldi beni de yıllar öncesine götürdü. Bu yazı AST’ın olduğu kadar benim de 50 yılımı aydınlatacak. Kitaplığımdan AST dergilerini çıkardım, o dergileri karıştırırken zihnimin karanlığında saklanan  AST anıları aydınlandı.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Sezon Sonunda Tatlı Niyetine: Propeller’ın Shakespeare’leri (19. İstanbul Tiyatro Festivali)

Çeşitli festivallerle tiyatro, ülkemin büyük şehirlerinde dört mevsim devam ediyor ama artık sezon sonuna geldik. Eminim ki şu sıralarda Ekim’de başlayacak yeni sezonun hazırlıkları başlamıştır bile. Tiyatro yazılarının da sezonu var.  Ben geçen sezon seyrettiğim halde içimden yazmak gelmeyen oyunları bir kenara koyarak bu sezonu Propeller’dan bahsederek bitirmek istiyorum. Her ne kadar ana yemek pek de iyi olmadı ama  Propeller’ın Shakespeare’lerinden bahsederek sezonu tatlı bitireyim istedim.

21 Haziran 2014 Cumartesi

Tiyatro Stüdyosu: ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’ (Jez Butterworth- Ahmet Levendoğlu)

Jez Butterworth’ü Nehir isimli oyunu ile tanıdım. Oyunda bulduğum derinlik beni çok etkiledi. Benim bulduğumu tiyatro camiası bulamadı ki oyunun üstünde çok durulmadı. Bunun haksızlık olduğunu düşünüyorum hâlâ.  19.İstanbul Tiyatro Festivali programında ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’i görünce heyecanlandım. Oyun Tiyatro Stüdyosu tarafından Ahmet Levendoğlu çevirisi ve rejisi ile sunulacaktı. Hemen not aldım ama festival programındaki günlerde İstanbul dışına çıktığım için seyredemedim. Haziran ayında sayılı sayıda oynanacağını öğrenince yeni sezona kadar bekleyemedim.

17 Haziran 2014 Salı

Çok Önemli Bulduğum Bir Oyun: ‘Bakarsın Bulutlar Gider’(Özen Yula - Bo Prodüksiyon)

(Bu yazıyı yazmadan önce düşüncelerinden yararlandığım Cahide Acar'a)

Oyunu seyrettiğimden bu yana karşılaştığım herkese oyunu seyretmelerini tavsiye ediyorum. ‘Bakarsın Bulutlar Gider’, çok önemli bulduğum bir oyun. Bu yazıda nedenini anlatmaya çalışacağım.


14 Haziran 2014 Cumartesi

Bir Halk Düşmanı'nın (Thomas Ostermeier) Ardından

19.İstanbul Tiyatro Festivali için Türkiye’ye gelen Ostermeier, Bir Halk Düşmanı hakkında yazılan eleştirilere bakarsam İstanbul’dan ‘fırtına’ gibi geçti; seyrettiğim oyuna bakarsam ‘hayâl kırıklığı’ oldu.

12 Haziran 2014 Perşembe

Pürtelaş’tan Yeşilçam Filmi Gibi 'Savaş'

Oyunun yazarı İsveçli, Lars Norén. Oyunun tanıtımında ‘savaşın yarattığı yıkımın bir aile üzerindeki etkilerinin izini sürdüğü’ belirtilmiş. Norén(doğum 1944), ‘Strindberg’den(ölüm 1912) sonra İsveç’in en iyi oyun yazarı olarak niteleniyormuş.’  Strindberg’in ölümünün üzerinden 102 yıl geçti. Norén hakkında söyleneni nasıl yorumlasam bilemedim.

11 Haziran 2014 Çarşamba

Sezonun En İyi Oyunlarından Biri : Lysistrata (İstanbul Aydın Üniversitesi)

İstanbul Aydın Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Drama ve Oyunculuk Bölümü öğrencileri Ayşenil Şamlıoğlu’nun yönettiği Aristophanes’in Lysistrata isimli oyunu ile seyirci karşısına çıktı. Çok az sayıda oynanan oyunun programını takip ederek, izi, İBBŞT Gençlik Günleri programında buldum ve seyrettim.

27 Mayıs 2014 Salı

Hitler mi “Adolf” mu? (Bo Prodüksiyon)

Almanya Cumhurbaşkanı Hindenburg’un ölümünden sonra 19 Ağustos 1934’de yapılan plebisit oylamasında, Hitler, oyların %88,1’ini alarak Cumhurbaşkanı seçildi.

29 Mart 1936’da yapılan seçimlerde Hitler’in Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi oyların %98.80’ini alarak parlamentodaki 741 sandalyenin sahibi oldu. Aslında bu seçim değil içine iki konu sıkıştırılmış tek sorulu bir referandum idi. Daha önce “müttefiklerce paylaşılmış Rhineland’ın Almanya tarafından işgal edilmesini ve sadece  Nazilerden oluşan bir parlamentoyu kabul ediyor musunuz?” sorusunun cevabı “evet” olmuştu.

23 Mayıs 2014 Cuma

Başarısız Bir Shakespeare Uyarlaması: Kral(Soytarım) Lear (İKSV 19.İstanbul Tiyatro Festivali)

Kral (Soytarım) Lear’i, Propeller’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı seyretmeden önce seyretmiş ve yazmaya başlamıştım. Yazıyı Propeller’ın Yanlışlıklar Komedyası’nı seyrettikten sonra tamamladım. Bunun Kral(Soytarım) Lear yazısı için kötü bir tesadüf olduğu düşünülebilir ama  Kral (Soytarım) Lear’den çok daha  önce ben Propeller’dan III.Richard’ı seyretmiştim.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Propeller'in III.Richard'ını Boston'da Seyretmiştim

Bu akşam(20 Mayıs 2014) Propeller'dan Bir Yaz Gecesi Rüyası'nı Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde seyrettim. Çok beğendim. Daha önce Propeller'dan III.Richard'ı Boston'da seyretmiştim. geçmişte yazdığım yazının Propeller ile ilgili bölümünü yeniden paylaşıyorum: 

19 Mayıs 2014 Pazartesi

İBB Kültür A.Ş. Gösteri Sanatları Merkezi- 12.Üniversitelerarası İstanbul Tiyatro Festivali(2014)

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Gösteri Sanatları Merkezi tarafından düzenlenen 12.Üniversitelerarası İstanbul Tiyatro Festivali, Ayşen İnci’nin sunduğu,  Soma faciası nedeniyle çok sade tutulmuş bir ödül gecesi ile sonuçlandı. Programım elverdiği ölçüde takip etmeye önem verdiğim bir festival bu. Yoğun bir programı hazırlayan, planlayan Genel Sanat Yönetmeni Hüseyin Sorgun olmak üzere  ince ince notlar tutarak takip eden Hüseyin Sorgun, Ayşen İnci, Elâ Aydemir, Güneş Yakın, Savaş Aykılıç, Murat Derya Kılıç’tan oluşan bu yılki jürinin verdiği fedakârlık boyutundaki emeği takdir ettiğimi belirtmek isterim. Sahne arkasında ama varlıkları hep hissedilen  Osman Genç, Özgür Genç ve  Erim Erdoğan’ı  anmadan geçmemek gerek. Hani yokluklarında varlıkları hissedilen insanlar vardır ya işte onlar öyle insanlar. Sessiz sedasız Festival'in kusursuz olması için her şeyi yaptılar.

16 Mayıs 2014 Cuma

Grzegorz Jarzyna, Nosferatu ve Polonya Tiyatrosu (İKSV)

Dracula 1922’den beri dünyanın gündeminde. O günden bu yana  Dracula’nın kızı, oğlu, evi, lâneti, Frankeştayn ile kapışması üzerine filmler, tv dizileri yapılmış. “Mal” iyi yâni.. İyi satıyor. 92 yılda  Grzegorz Jarzyna’nın Nosferatu’sunu da katarsanız yaklaşık 30 Dracula. Her üç yılda bir Dracula. Sayıya bakarsanız Shakespeare’in eser sayısına yakın. İçerik?

12 Mayıs 2014 Pazartesi

İngiliz Usulü Orta Oyunu: Dövüş Gecesi (DOT)

Bir zamanlar sohbet edebildiğimiz Murat ve Özlem Daltaban ile şimdi aramız iyi değil. Bence neden, onlar hakkında düşündüklerimi açıkça yazmam ve onların da bundan hoşlanmaması. Onların ise yazılarımda “kötü niyet” arayıp bulduklarını tahmin ediyorum. Hatta bu konuda Özlem Daltaban tarafından telefon konuşması, mesaj ve twitlerle sorgulanmıştım da. Ama gene de aklım almıyor, oyunları beğenilmedi diye insan küser mi? Hele onlar gibi çok tecrübeli bir çift? Olsa olsa onları bir milyon dolarlık bir gelirden mahrum ettim ki bu kadar öfkeliler diye düşünüyorum.

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Kara Bahtlı Kardeşlerin Bitmeyen Şen Gösterisi (Altıdan Sonra Tiyatro)

Bu oyunla birlikte Yiğit Sertdemir’in Altıdan Sonra Tiyatro ismi altında yaptığı tüm oyunlarını seyretmiş ve yazmış oluyorum. (Bekleme Salonu'nu İBBŞT'da seyrettim.) Davet edildiğim halde seyretmediğim gösteri Çinka bu hesabın dışında. Seyrettiğim videolar, hakkında okuduğum eleştiriler bana seyretme arzusu da vermedi doğrusu. Şu anda devam ediyor mu edecek mi bilmiyorum. Çinka’yı, işaretlerini daha önceden verdiği, Sertdemir’in yorgunluk döneminin sonundaki ürün olarak kabul ediyorum. Bu hususa yıllar önce dikkat çekmiştim. Yazar, yönetmen, tiyatro sahibi, oyuncu, proje yaratıcısı, yurt dışı organizasyonların yapımcısı, dekor tasarımcısı yâni kısaca içinde tiyatro olan her şeyin bir parçası olma gayreti içinde olan Yiğit Sertdemir’in dinlenmesi gerektiği çok belli(idi). Bu insanüstü gayretten öte vazgeçilmez bir tutku, bir yaşam biçimi şeklini almış. Ama insanı tüketen bir süreç de aynı zamanda. Oysa Yiğit Sertdemir gibi gücü yaratıcılığından ve zekâsından gelen bir insanın pilini şarj etmesi gerekiyor(du).  

6 Mayıs 2014 Salı

Fiziksel Tiyatro: “Clout Theatre” İstanbul’da idi.

Önce bir haber geldi  “Vize verilmeyen yönetmen (Mine Çerçi) oyununu skype’dan yönetti.”

Sonra yönetmenden davetiye “İki oyunla İstanbul’dayız. Gelirseniz …

İstanbul’a gelmeden Bir Adam Böyle Ufalandı  “Total Theatre Award 2012” adayı olmuş, “Audience Award Physical Fest 2012” ödülünü kazanmıştı.  “Sonsuz Beyhudeliğin Muhtelif Yaşantıları” “Total Theatre Award 2013” adayı olmuş, “Onestop Arts Audience Award 2013” ödülünü kazanmıştı. Yâni her ikisi de dünyanın dikkatini çekmiş gösterilerdi.

1 Mayıs 2014 Perşembe

"Pablo Neruda, Lütfen Ölmeyin Sevgili Ozan" (KarmaDrama)

“Pablo Neruda, Lütfen Ölmeyin Sevgili Ozan” oyununun  ismini ilk duyduğumda aklıma Mario geldi hemen. Ateşli Sabır’ı seyrettiğimde Postacı filmindeki Mario aklımdaydı. Ateşli Sabır’da da Mert Turak çok hoş bir karakter yaratmıştı. Belki de Mario’yu hatırlamamın nedeni bu. Postacı filminin saf, temiz postacısının ağzından çıkan sıcacık,  samimi, sevgi dolu bir sesleniş. “Sen ölürsen hayatım bomboş kalacak”ın başka türlü ifadesi. “Pablo Neruda, Lütfen Ölmeyin Sevgili Ozan”ı seyretmeye bu duyguyla karar verdim.

29 Nisan 2014 Salı

Kötü Bir Oyun : Rain Man (Tiyatro Keyfi)

Google’a  rain man’i sorarsanız  449 milyon sonuç geliyor. Aramayı daraltıp  ‘rain man’i sorarsanız bir milyon yüz seksen bin sonuç alıyorsunuz. ‘rain man tiyatro keyfi’nin sonucu ise yirmi bin iki yüz. (29 Nisan 2014) Ben 20200 sonuçluk Rain Man’i seyrettim bu yazıyı yazdım. 449 milyon ile 20200 arasında ne kadar fark varsa, Rain Man ile Tiyatro Keyfi’nin Rain Man'i arasında o kadar fark var.

28 Nisan 2014 Pazartesi

“Ya Tutarsa”- Ali Erdoğan Kabare Dev Aynası'ndan Halk Tiyatrosu

Ali Erdoğan’ın oyununu seyretmek için Akatlar Kültür Merkezi’ne gittiğimde ünlü bir tiyatro ödül jürimizin ünlü iki üyesini gördüm fuayede. Hani her oyuna gitmiyorlar deniyor ya ben İKİ jüri üyesi gördüm, vallahi gördüm. O iki jüri üyesi oyunu sonuna kadar seyretti. Ama oyunu o ödül jürisinden seyreden başkaları olmamıştır. Seyredenler seyretmeyenlere anlatmışlardır. Dokuz kişiye de gerek kalmamıştır. Biz buna “dostlar alışverişte görsün” diyoruz.

21 Nisan 2014 Pazartesi

“Yuvaya Dönmek - Babam İçin” İBBŞT’na Nasıl Düştü?

“Yuvaya Dönmek - Babam İçin”  İBBŞT’na nasıl düştü sorusunu kendime sordum önce. “Düştü”ye bir ön takı bulmalıyım ki yanlış anlaşılmasın. Zira salt “düştü” aşağılama gibi anlaşılacak, “gökten düştü” desem övgü gibi olacak. Yıllardır repertuar kuruluna bile gelmeden arşivde bekleyen oyunlar olduğu söyleniyor, o oyunların yanında iki yıl içinde bu oyun repertuara nasıl alındı sorusunun karşılığı bence “düştü”. Bu yazı da ilgililere “nasıl düştü?”yü sormak için.

19 Nisan 2014 Cumartesi

“5 Fasılda Tükenmek” – KaST(Kadıköy Sanat Tiyatrosu)

Kadıköy Sanat Tiyatrosu’nu(KaST) Striptiz isimli oyunla tanıdım. Mehmet Avdan’ın rejisi için gitmiştim, iki oyuncu (Salih Usta ve Serdar M.Bakioğlu) tanıdım. Sahne üstünde işlerini son derece ciddiyetle yapan ve kendilerine hayranlıkla baktıran bu iki genç sahneden indiklerinde sanki hayatı umursamaz gibi görünüyorlardı. Salih Usta’nın hep bir telaş içindeymiş izlenimi veren hareketleri, içinin mahremini saklayan gülüşleri, gözlerindeki pırıltıya sinmiş samimiyeti; Serdar Bakioğlu’nun sizi dinlerken aklından onlarca şeyi geçirdiği izlenimi veren bakışları ama sonra söylediğinize verdiği cevaplar ve şimdilerde çok da üstüne gitmediği blogundaki sıra dışı yazıları, bu iki genci gözümde farklı bir yere oturttu. Yaptıklarını paylaşmak istiyorlardı ama kimseden de bir şey beklemiyorlardı. Bana yaptıklarını daima  duyurdular ama ne yazarsam ne söylesem hiç “alınmadı”lar, bildikleri yolda devam ettiler.  Başlangıçta KaST olarak açtıkları salon şimdi KaST Salon olarak devam ediyor.Yapmak istediklerini kendi sitelerinde açıklamışlar:

16 Nisan 2014 Çarşamba

Bu TAŞ (Tiyatro Tek Ağaç) Bize de Dokunuyor

Sibel Arslan Yeşilay çok önemli bir iş yapıyor. Genç Alman yazarların oyunlarını tercüme ederek tanımamızı sağlıyor. Çevirdiği oyunlar  okuma tiyatrosu olarak sunuluyor.  Kendi sitesinde (http://www.sibelarslanyesilay.com/ ) 2002 yılında Goethe Enstitüsü'nün katkılarıyla İBBŞT’da dört oyunun okuma tiyatrosu olarak sunulduğunu  gördüm. Oyunların yazarları da Türkiye’ye gelmiş, söyleşiler yapmış. Sibel Arslan Yeşilay bu geleneği sürdürüyor. Ben bir süre önce Yeşilay’ın yönettiği onun son tercümelerinden birini, Marianna Salzman tarafından yazılan  Sarı Çıyan Müziği’nin okuma tiyatrosu ve söyleşisini izlemiştim. Çok başarılı bulduğum bir gösteri idi. Yeşilay’ın tercüme ettiği, okuma tiyatrosu da yapılan Almanya doğumlu Hakan Savaş Mican’ın oyunu “Mezbaha Kuğuları”nı da okudum.

15 Nisan 2014 Salı

“Tek Oyunculu” Hamlet (İstanbul Devlet Tiyatrosu)

Ülkemde  Işıl Kasapoğlu’nu ve Bülent Emin Yarar’ı seven çok. Bu sınırsız bir hayranlığa dönüşmüş. (Yanlış anlaşılmasın ben de severim onları ama sınırsız değil.) Kasapoğlu ve Yarar belki de bundan ama eminim arkadaşlıklarından ve de tiyatro dünyasındaki yerlerinden güç alarak orijinalinde  24  kişilik olan Hamlet’i beş kişiye indirmişler. (Bu “proje”yi başkası önerse kabul olmaz, başkası yapsa salon boş kalır(dı).) Ama "proje"yi önerenler ve kabul edenler haklı baksanıza  Afife jürisi  bunun dördünü onaylamış,  “Yılın En Başarılı Yönetmeni(Işıl Kasapoğlu), “Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu”(Bülent Emin Yarar), “Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı”(Hakan Dündar), “Yılın En Başarılı Işık Tasarımı”(Cem Yılmazer) dallarında aday yapmış. Oyunun dekorunu yapan kostümü de yaptığı için geriye beğenilmeyen bir tek müzik kalmış. Oyunun künyesinde yazsaydı müzik de aday olurdu ama müziğin iki kişilik orkestrası(Yasemin Taş ve Cansın Bezircilioğlu) var ama tasarımcısı yok. Şu andaki durumuyla oyun “Yılın En iyi Prodüksiyonu”na da aday olma potansiyeline sahip ama aday değil. (Hiç değilse bu noktada Afife jürisi ile aynı fikirdeyiz.) Kabahat müzikte (herhalde). Künyesinde yazan her şeyi beğenilen bir oyun neden “Yılın En iyi Prodüksiyonu”na aday değil? Fazlası var eksiği yok, neyi eksik aday olanlardan? Nedeni metin olabilir mi? Öyle ya bir de “metin” var. Yâni bu oyunun esasını belirleyen metnin dramaturgu(Zeynep Avcı) var da dramaturglara ödül verilmiyor. İstanbul Devlet Tiyatrosu da Zeynep Avcı’nın ne yaptığına da karar veremedi bir türlü. İlk duyurduklarında  Zeynep Avcı, “oyunlaştıran”dı. (Beni uyaran Ege Küçükkiper oldu) Ben çok şaşırmadım. Zira Zeynep Avcı’nın Shakespeare tercümeleri “farklı”, uyarlama, yeniden oyunlaştırıyor zaten. Fazla bulduğunu kaldırıyor. (Bknz: Venedik Taciri) Sonra “uyarlayan“ oldu. En sonunda “dramaturg” olmasına karar verilmiş ki oyunun künyesinde bu unvan ile anılıyor. Afife jürisi de “arada kaldı” herhalde, ”Hangi Zeynep Avcı’ya ödül vereceğiz” diye. Bu hususun önemli olduğunu düşünüyorum. Zira “tek kişilik”(?) Hamlet bu durumdan “alınmış”(!), ben “neyim?” diye şaşırmış kalmış. Yeni bir oyun mu, uyarlama mı, dramaturjik çalışma mı? Çünkü ortada karmakarışık bir şey var.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı (Tiyatro Adam)

18.Afife Tiyatro Ödülleri’nde(2014)  “Yılın En Başarılı Prodüksiyonu”, “Yılın En Başarılı Yönetmeni”, “Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu”, “Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı”, “Yılın En Başarılı Giysi Tasarımı”, “Yılın En Başarılı Sahne Müziği”, “Yılın En Başarılı Işık Tasarımı” olmak üzere tam yedi dalda aday gösterilen bir oyunla karşı karşıyayız. Görünüşe göre Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı bu yılın çok ödüllü oyunu olacak. Bu ilginin oyunun “tiyatro” niteliğinden geldiğinden çok kuşkuluyum. Bence politika yapılıyor.

13 Nisan 2014 Pazar

Sezonun En Önemli Oyunlarından Biri: "Nehir" (Oyun Atölyesi)

Oyun Atölyesi’nin Nehir isimli oyununu seyrettiğimde hissettiğim şey “farklı” bir oyunla karşı karşıya olduğumdu. Görünen şu: Bir Adam iki Kadın bir kulübede.. "Çapkın"(?) Adam nehir kıyısındaki kulübesine "attığı"(?) Kadın'larla yaşadığı sıradan ilişkileri hatırlıyor. Eşimle oyunu konuşarak eve geldik. Ertesi sabah kahvaltıda gene konuştuk. Girişteki şarkı, oyunda okunan şiir, elde tutulan kitap (Ted Hughes- “River”), sözü edilen Virginia Woolf’un kitabı (“Fenere Doğru”), iki kadının aynı anda bulunduğu tek sahne, tavana çarpıp düşen kuş, kuğular “farkı” ima ediyordu ama “adını koyamadık”.

7 Nisan 2014 Pazartesi

Yıllara Damgasını Vuran Oyun: Bir Delinin Hatıra Defteri (Ankara DT- Gogol)

Bir Delinin Hatıra Defteri’ni daha önce seyretmiştim. Dostlar Tiyatrosu’nun sitesine baktım. Oyun 1992-93 sezonuna kaydedilmiş. “Yok o kadar geç değildi” dedim kendime. Genco Erkal ile yapılan bir röportaja rastladım. O da 1965 yılından bahsediyor. O da olmaz. Oyun dergileri arşivimi indirdim. Bir Delinin Hatıra Defteri’nin oyun dergisini buldum. Allahtan dergilerin içine not atıyormuşum o zamanlar. “14 Şubat 1969 Elhamra”. (Elhamra da yok oldu biliyorsunuz değil mi?) Derginin orta sayfasında kadro verilmiş:
“Nicolay Gogol’ün hikâyesinden oyunlaştıranlar: Sylvie Luneau- Roger Coggio
Çeviren: Coşkun Tunçtan
Yöneten: Genco Erkal”

6 Nisan 2014 Pazar

Tiyatro Öteki Hayatlar’ın “Üç Yapraklı Yonca”sı

Tiyatro Öteki Hayatlar’ın “Üç Yapraklı Yonca” isimli piyesini seyrettim. Oyunu seyretmiş olmaktan dolayı memnunum. Eda Erman ve Ufuk Karagöz’ün oyunculuklarını beğendim. Özellikle Eda Erman’ın sahnede âdeta başka bir kişi olmasını sahnenin büyüsü ile açıklayabildim. Elbette onun tiyatroyu sevmesinin rolü var(herhalde). Her iki oyuncunun güzel oyunculukları oyunu sıkılmadan seyretmemi sağladı. Ancak oyun daha kısa olabilir miydi diye de düşündüm.

14 Mart 2014 Cuma

Oyun Atölyesi'nde “Kim Korkar Hain Kurttan?”

Edward Albee(1928) denilince ilk önce “Kim Korkar Hain Kurttan?”(1962) akla gelir. Yazarın ilk oyunu değil ama “Kim Korkar Hain Kurttan?”, 1963 yılında jürinin ödüle değer bulduğu halde danışma kurulunun “drama” dalında ödül verilmesini  iptal ettiği için Albee’ye verilmeyen Pulitzer Ödülü’nün sahibi olmuş. Tabulara karşı çıkan, müstehcen bulunan oyun dili ‘60’lı yıllara “çok” gelmiş. (Bu nedenle drama dalında Pulitzer Ödülü’nün o yıl verilmediği belirtiliyor.) Ama oyunun etkisi o kadar büyük olmuş ki oyunun kazandığı popülariteden alınan güçle, 1967 yılında Edward F.Albee Vakfı kurulmuş. Edward Albee "oyunun 35 yıldır süren başarısı bana kariyerimi istediğim gibi sürdürme özgürlüğünü sağladı" diyor. Albee sonradan Pulitzer Ödülü’nü üç kez daha almış. Pulitzer Ödülü genellikle Amerikan hayatını anlatan ve kaynağını ondan alan  özgün eserlere veriliyor. Bu hususun Albee’nin tiyatrosu hakkında fikir verdiğini sanıyorum. Galiba dünyanın “Amerikanlaşması” yayıldıkça, oyun, tüm dünyada ilgi görmüş. Okuduklarımdan öğrendiklerimden derlediğim “Kim Korkar Hain Kurttan?” oyununun içerdiği özellikleri paylaşarak yazıma başlamak isterim. Oyunu seyredenler/seyredecekler  –yazımı okursa- oyuna daha farklı bakar diye düşündüm.

2 Mart 2014 Pazar

TÜSAK : Bir Yazıma Yapılan Yorumlardan Çıkan Tartışma

Eleştirmen , yazar,  Andante Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bali “TÜSAK Yasa Taslağı'nın Bazı Maddeleri ile İlgili Görüşlerim” başlıklı yazımın ‘link’ini (http://melihanik.blogspot.com.tr/2014/02/tusak-yasa-taslagnn-baz-maddeleri-ile.html) ‘facebook’daki sayfasında paylaştı. Yazımla ilgili bazı yorumlar yapıldı, ben de yorumlara yorumlar yazdım. Ben kendi yorumlarımı aşağıda topladım.  Gerek yazım gerekse yorumlarım benim düşüncelerimi özetliyor:

28 Şubat 2014 Cuma

TÜSAK Yasa Taslağı'nın Bazı Maddeleri ile İlgili Görüşlerim

Kültür Sanat Sen Çalıştayı'nda bazı kurum temsilcileri bu yasa taslağının tartışılacak bir yanı olmadığını söyledi ve üzerinde konuşulmaya bile değmeyeceği ifade edildi. Ancak çoğunluğun böyle bir kuruma ihtiyaç olduğu üzerine bir görüş birliğinde olduğunu hissettim. O nedenle bu taslak üzerinde görüşlerimi belirterek yapılması zorunlu olan bir başka taslağa da katkıda bulunmayı istedim. 3 Mart 2014'de bir toplantı çağrısı yapıldığından  hızlı bir okuma ve değerlendirme yaptığımının bilinmesini isterim.

TÜSAK Yasa Taslağı'nın bazı maddeleri ile ilgili görüş ve düşüncelerimi ilgili maddenin altına mavi renk ile paylaştım. Görüşlerimi eklemediğim hususlarla ilgili olarak itirazımın olmadığı anlaşılmamalıdır. Hem zaman ihtiyacı olduğundan  hem de araştırma yapılması gerektiğinden kendimce önemli gördüğüm hususlara öncelik verdim. Katkı sağlayabilirsem memnun olurum. Ancak bazı konuları tartışmaya açmak da benim için yeterlidir.

Kültür Sanat Sen toplantılarında özellikle 657 sayılı kanun kapsamında önemli bulduğum tartışmalar yaşandı. O konularla ilgili olarak konuya daha hâkim olan kurum, kuruluş ve kişilerin görüşlerini paylaşacaklarını sanıyorum.  

Kanun taslağına aşağıdaki adresten ulaştım:  
http://www.tkss.org.tr/turkiye-sanat-kurumu-kurulmasi-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-taslagi-2/

25 Şubat 2014 Salı

Emek Sahnesi, Küskün Müzikal ve Engin Alkan ve SEVGİ

Oyunu görmemişler yazının 1.Bölüm’ünü atlasın. (Ben de çok iyimserim. Sanki okuyan var da..)














23 Şubat 2014 Pazar

Nostaljik Oyunların Yorumlanması : Ocak, Para ve Yolcu (İBBŞT)

Turgut Özakman’ın Ocak, Necip Fazıl Kısakürek’in Para ve Nâzım Hikmet’in Yolcu isimli oyunları bu yıl İBBŞT’nın repertuvarında bir arada. Ben kısa aralıklarla üç oyunu da seyrettim. Seyrettiğim oyunları tek tek yazmak yerine onları birleştiren özellikler üzerine düşüncelerimi paylaşmak istedim, bu yazı ortaya çıktı.

Üç oyundan ikisinin(Ocak ve Yolcu) yönetmeni aynı, Yıldırım Fikret Urağ.  Para’nın yönetmeni Engin Gürmen. Ocak, geçen sezondan kalan bir oyun,  diğerleri ise yeni sezonun repertuvarına dahil  edilmiş. Bu sezon “bir Necip Fazıl oyunu yanına bir Nâzım Hikmet oyunu konulması” (ya da tersi) yıllardır süren dengeleme gayretini de gösteriyor sanırım. Ülkemizde küçük ayrıntılar vardır. Bu cümleyi nasıl kurduğunuz da bir göstergedir.

Ocak 1961, Para 1941 Yolcu 1941 tarihli. Oyunlar bu nedenle 90 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin de 70 yılının belgesi durumunda.

11 Şubat 2014 Salı

El-Bohem “Fikret Mualla” (Tiyatro Dor)

Tiyatro ve seslendirme sanatçısı Murat Şen ne yazık ki az tiyatro yapmış. Türkiye’de daha çok “ses” olarak tanınmış. “Yazık” olduğunu El Bohem’deki Fikret Mualla karakterini yorumlayışını seyrederken anlıyorsunuz. Murat Şen’in tiyatrocu kimliği, yazdığı metinde ortaya çıkıyor zaten. Hayatı bir “efsane” olmuş bir ressamın sadece hayatını değil ruhunu anlatıyor.

26 Ocak 2014 Pazar

Tiyatro Yanetki’den Tavşan Deliği ve Paralel Evrenler

Tavşan deliği denince akıllara önce  Alice Hârikalar Diyarında  ve aceleci tavşanı gelir. Tavşan sürekli saatine bakar ve hep bir telaş içindedir; “Geç kaldım geç kaldım” diye koşuşturur. Alice, tavşanın peşinden deliğe girer ve hârikalar diyarına çıkar. Eser 1865 yılında Lutwidge Dodgson(Lewis Carroll) tarafından yazılan kurgu romandır.  Dodgson yazar, matematikçi, mantıkçı, din adamı ve fotoğrafçıdır.

12 Ocak 2014 Pazar

İhtiyar Balıkçı ve Deniz(İstanbul Halk Tiyatrosu) Üzerine İzlenimlerim

Salona girdiğimde sahneye baktım. Unutmamak için arkadaşımdan rica ettim, fotoğrafını çekti.  Şimdi o karanlık çıkmış fotoğrafa bakıyorum. Solda bir gemi pruvası iskeleti, yanında bir inşaat iskelesine benzer yükselti. Ortada iki yükselti, altta yanlarındaki lastiklere bakarak tahta iskele olduğunu zannettiğim hafif eğri bir platform, üstteki düzlük  güverte (sanki).. Sonra bir boşluk.. Sağda, soldaki pruva ise bu da pupa denecek bir bölüm. Boşlukta gemi direği, arkasında yan yatmış bir deniz feneri..  Sahnenin iki yanında arkada sofitadan sallandırılmış iki balık ağı.. Sahne önüne balık ağları serilmiş. Sahnenin sağında ve solunda yan yatmış ikişer iskele babasından sahne önüne halatlar iniyor. Pruvadan aşağıya bir çapa sarkıtılmış. Tekne ortadan darbe yemiş gibi, aynı hatta durmuyor seyirciye doğru ortadan açılmış. Sahnede en “göze batan” yuvarlak bir mavi deniz aydınlanması, sürekli hareketli, video görüntüsü.. Lumbozdan dışarıya bakış sanki. Sahnedeki boyutlar gerçek değil.. Birbirleri ile uyum aranmamış.  Eğreti kurulmuş bir çocuk oyuncak setinden alınmış gibi.

10 Ocak 2014 Cuma

Başarılı Bir Fars : Arapsaçı - Tiyatro Dünyası Oyuncuları

Oyunu geçen sene seyretmiştim. Oyunla ilgili yazımı yazmış yayımlayacaktım ki Sera Tokdemir’in kadrodan ayrıldığını okudum.  Onun oynadığı role Eylem Şenkal hazırlanıyordu. Baş rolde yapılan bu değişiklik benim yazımı da geçersiz kıldı. Yazımı yayımlamadım. Ben ekibe inanırım. Kadrodan bir oyuncuyu oynattığınızda  sahneleme için yeniden prova  yapmanız gerekir.  Haklı olduğumu oyunu ikinci sefer  yeni kadrodan seyrettiğimde anladım. Eylem Şenkal’in kadroya katılımı oyuna yeni bir soluk getirmiş. Bu arada kadronun diğer elemanları Ümmühan Kıldiş hariç oyunun türüne daha bir ısınmışlar. Ümmühan Kıldiş’i ayrı tuttum zira o, bu ekip içinde baştan beri  bu türü en iyi bilen ve  oynayan oyuncu bana göre. Tevfik Gelenbe Tiyatrosu’ndaki tecrübesinin yabana atılamayacağını onu seyredince anlıyorsunuz.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Kötü Karakter İyi Rol : Aktör Kean

Aktör Kean çok katmanlı bir metne sahip bir oyun.  Ben şöyle gördüm:

Yazar(Raymund FitzSimons) kendini anlatan Aktör Kean’i anlatmış. Yani Aktör Kean aslında anlatırken anlatılmış.

Piyes içinde birden fazla Kean var: Yurttaş Kean, Aktör Kean, Shakespeare karakterlerinin “hizmetinde olan” Kean.

Bunların da iki safhası var: Yükseliş dönemi ve düşüş dönemi.