21 Haziran 2014 Cumartesi

Tiyatro Stüdyosu: ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’ (Jez Butterworth- Ahmet Levendoğlu)

Jez Butterworth’ü Nehir isimli oyunu ile tanıdım. Oyunda bulduğum derinlik beni çok etkiledi. Benim bulduğumu tiyatro camiası bulamadı ki oyunun üstünde çok durulmadı. Bunun haksızlık olduğunu düşünüyorum hâlâ.  19.İstanbul Tiyatro Festivali programında ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’i görünce heyecanlandım. Oyun Tiyatro Stüdyosu tarafından Ahmet Levendoğlu çevirisi ve rejisi ile sunulacaktı. Hemen not aldım ama festival programındaki günlerde İstanbul dışına çıktığım için seyredemedim. Haziran ayında sayılı sayıda oynanacağını öğrenince yeni sezona kadar bekleyemedim.

Ahmet Levendoğlu çok takdir ettiğim bir tiyatrocu. İsmi, Butterworth ile bir araya gelince ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’in önemi  benim için daha da arttı. Levendoğlu neyi yapacağını çok iyi bilen bir tiyatrocu. Oyunu o gözle seyrettim.

Metni, oyunu seyretmeden önce hızlı bir okumayla okudum. Ayrıntılı okumayı seyir sonrasına bıraktım. Ahmet Levendoğlu rejisinin bana göstereceklerine emin olarak gittim. Metin daha bir güzelleşti zihnimde, kendimce sırlarını çözdüm. Bu arada ‘keşke’ ile başlayan cümleler kurdum. Bu yazı zihnimde açan çiçekler ve ‘keşke’lerim üzerine.

Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’in anlatmaktan daha çok hissettirmek üzerine kurulu olduğunu düşündüm. Olaylar ve konuşmalar, oyun sonunda zihninizde takılı kalmış bir düşünce, kalbinizde isimlendiremediğiniz bir his yaratmak için aracı. Gerçek, düş, hayâl içinde gidip gelen bir ‘şey’ yaşıyorsunuz. Nasıl bir dünya bu? Dönüşen(?) kentler, yıkımlar ile/ve yitirdiklerimiz.. Görmediğimiz için yitirdik sandıklarımız. Muhafaza etmek için uğraşırken kaybettiklerimiz…  Kendimizi iyi hissettirecek diye yaptığımız sabah sporları, hep ‘yarın sabah başladığımız’ dietler..  İçinde yeniden doğacağımıza inandırıldığımız birbirine benzeyen evler.. Farketmediğimiz kapılar.. Fabrikasyon mobilyalarla kurduğumuz yalancı cennetler.. Gitgide artan korkularımız, kuşkularımız.. Tekrarlamaktan yorulmadığımız ‘mantra’lar.. Düşlerimizi şekillendiren reklâmlar.. Beynimizi kuşatan klişe sloganlar.. ‘Reality show’lar.. Mucize ilaçlar, formüller..  Kurbağanın haşlanması?  Akıp giden nehrin(Nehir?) içinde aradığımız tutunacak dallar.. Elimizde kalanları yitirmenin farkındalığı ama bir şey yapamamanın telâşı..   Sanal dünya,sanal gerçek, sanal aşk.. Yapay, yapmacık, taklit.. Hatta evlilik,  komşuluk ve arkadaşlıklar da.. ‘İnsan yalnız bir ormandır.’ Başka bir dünya kurulurken güvenilmezlikler içinde sürüklenen hayatların çaresizliği... ‘Her şeyin yok olduğunu’ görmenin tedirginliği..

Oyunu orijinal adı ‘Parlour Song’.  ‘Parlour music’,”Amatör şarkıcılar ve piyanistler tarafından, orta sınıf evlerinin ‘parlour’unda(oturma odası) icra edilen popüler müziğe”’ verilen bir isim. 19.yy’da tasarrufları ile evlerine müzik aleti satın alan orta sınıfın, evlerinde yaptıkları amatör müzik. (http://en.m.wikipedia.org/wiki/Parlour_music )  Jez Butterworth orta sınıfa dokunuyor.  Orta sınıf, yâni kendi kaderini tayin edemeyen sınıf. Bir örnek inşa edilmiş evlerinin bahçelerine kurdukları kuş havuzlarına geri gelen kuşlarla hayatlarını anlamlandırmaya çalışan;  ‘Ikea’dan aldıkları mobilyaları ailece monte ederek (u)mutlanan ve yaşadıkları hayatın sanallığını ‘gerçek’ sanan insanlar. Ya da bir zamanlar orman olan yerlere inşa edilen evlerde oturan ama çevre duyarlığı çok(!) olan insanlar. Ben İstanbul’daki Göksu Evleri’ni hatırladım birden. Orada oturan bir arkadaşım İstanbul’da ormanların katledildiğinden yakınır hep. Oturduğu evden karşı tepelere bakıyormuş, bir zamanlar yemyeşil olan tepelerde şimdi beton yığınları varmış.  İşte o hissin oyunu ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’. Başka nasıl anlatayım?

Ben son yıkımlardan sonra  Taksim’e ilk çıktığımda Gezi Parkı’nın altındaki dükkânların yıkılmış o alanın bomboş olduğunu görünce tuhaf bir şeyler hissetmiştim. Beynimin radar dalgaları şaşırmıştı sanırım. İşte o hissin oyunu ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’. Başka nasıl anlatayım?

Çevrenin dengesini bozduğunuzda hayatların da dengesi bozulur. Aradığınızı bulamazsınız, eksilirsiniz. O çevre ile yeni dengeleri kurmak, gençseniz yıllar alır, yaşlı iseniz imkânsızdır. İşte o hissin oyunu ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’. Başka nasıl anlatayım?

Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’ bir tür ‘imsonia’nın(uykusuzluk) oyunu. Belki de uyur gezerliğin size yaptığı bir oyun. Uyuduğunuzu bilmiyorsunuz belki de. Kalbinizle kafanızın, vicdanınızla ahlâkınız arasında kalmanızın oyunu.  İşte o hissin oyunu ‘Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’. Başka nasıl anlatayım?

Ben rejinin ‘uyur gezerliği’ esas almasını bekledim. Karanlık içinde aydınlanan insanlar, kendine mi yoksa karşısındakine mi konuşuyor anlaşılmıyor; orada birlikteler mi yoksa herkes kendi dünyasında mı? Akan bir nehir içinde zamanın durduğu anlar vardır. O nehrin akışına kapılmış balık ne yapar?   Bunlar, oyunu çok karmaşık hâle getirecekti eminim. Bunun için Ahmet Levendoğlu  tiyatral oyunlardan kaçınarak hikâyeyi doğrudan anlatmış. Ben sahnede, tv’lerde gördüğüm mal pazarlama programları tonu hissettim, hayatlar pazarlanıyordu (sanki).  İçinde siz de varsınız!  Tüketim toplumu vurgusuna dikkat çekilmiş gibi geldi bana. Bugünün seyircileri olan tüketicilere bu tarzda bir anlatımı çok da yanlış bulmuyorum. Bu açık  anlatım düzeni. Levendoğlu, hem doğrudan(düz) anlatarak hem de sahneyi çok ışıklı yaparak (Işık tasarım: F.Kemal Yiğitcan) bence  hikâyeyi ‘çok aydınlatmış’. Oysa metnin içinde gölgeler gördüm, siyah beyaz arasında grinin onlarca tonunu gördüm. Zengin bir kadın biliyorum, müze yaptığı evde eşyaların gölgeleri kaybolacak diye duvarlara, tavanlara, döşemelere  o eşyaların gölgelerini çizdirmiş. Ben oyunda dekora sinmiş gölgeleri görmek istedim. Seyirci olarak bana, kendi kendime tamamlayabileceğim bir şey kalmadığını düşündüm. Bence  metnin özelliği, gizemli kalmasında ortaya çıkıyor. Bazen aklımızdan geçenleri yaşadım sanırız ya ben öyle ‘okudum’ bu metni.   

Oyunun dili, kitabî geldi bana. (Günlük konuşma dilini tercih ederim.) Ama ilişkilerin yapaylaştığı bir dünyayı düşünerek kabul ettim. O düşünceyle baktığımda zaman zaman Şerif Erol çok yumuşak kaldı. Ziya Kürküt oyun boyunca aynı çizgiyi sürdürdü. Şebnem Sönmez’i ilk perdede çok sert buldum ikinci perdede yumuşadı. Genel olarak oyunculukların Ahmet Levendoğlu’nun rejisi ile uyumlu olduğunu düşünüyorum.  

Videolar çok başarılı. Dekor(tasarım: Taciser Sevinç) yeterli ama bazı sahnelerde ışık oyunu ile ‘kaybolması’nı tercih ederim. Sahnenin iki yanındaki yeşillikler bence gereksiz. (Zira kimse bir yere gitmiyor(?) Bence bakmak ve hayâl etmek üzerine kurulu oyun.) Arka fonun aydınlanması iyi bir düşünce ama benim kafamdakine uymuyor. (Bu kadar söyleyebiliyorum) Ama Levendoğlu rejisinde ‘öyle’ olması gerektiğine katılıyorum.

Her Yıl Kuşlar Geri Gelir’i seyrettiğime memnun olarak eve döndüm. Ertesi sabah duvara bakan arka penceremin önüne bir kuş havuzu koydum. Kuşları bekliyorum.


Melih Anık

2 yorum:

  1. Şiir gibi anlatmışsınız...
    Gitmek, görmek, hissetmek vacip oldu bana :)
    Teşekkürler ...

    YanıtlayınSil
  2. Oyunu dün akşam seyrettim. Bir oyun ancak bu kadar güzel anlatılır. Bir oyun hakkında ancak bu kadar keyifle okunan bir yazı yazılır. Teşekkürler. M.Ali Doğançay

    YanıtlayınSil