20 Şubat 2019 Çarşamba

Mâziyi Süsleyip Piyes Yapmak: Aşk Kalıcıdır ( Dilek Türker - Tiyatro Ayna)


Hakan Altıner ile birkaç oyun öncesi ayak üstü birkaç cümleyi geçmeyen sohbetlerimizin dışında bir yakınlığımız olmadı. O anlarda onun kelimeleri seçişinden, ifade tarzından nâzik ve mütevazı  bir insan olduğunu biliyorum. Onun hakkındaki görüşüm özgeçmişine, sözlü ve yazılı röportajlarına, seçtiği oyunlara ve oyunlardaki oyuncu seçimlerine ve de hakkında yazılanlara dayanıyor. Hakan Bey yıllardır ödül jürilerinin çok etkili isimlerine sahnesinde yer veriyor. Tiyatromuzun çınar isimleri onun sahnesinde yer alıyor. Ancak sanırım bu Hakan Bey’in aleyhine oluyor zira ödül jürileri belki de ‘torpil’ olarak anlaşılır falan diyerek Hakan Bey’in Türk Tiyatrosu’nda yaptıklarını ödüllendirmiyor. Sanki  ödüllerde ‘torpil’ yok! Çekinmeyin Hakan Altıner’e torpil yapın. Ona yaptığınız torpi, torpil olmaz. Nice dağıttığınız ödülden daha hak edilmiş bir ödül olur.  


17 Şubat 2019 Pazar

Reji Başarısı : Kosovalı Peer Gynt (İstanbul Devlet Tiyatrosu)


İstanbul Devlet Tiyatrosu Kosovalı yazar  Yeton Neziray’ın(1977) Kosovalı Peer Gynt oyununu Senem Cevher çevirisi ile  Saydam Yeniay yönetiminde sahneledi.
Kosovalı Peer Gynt, ülkesindeki savaştan kaçarak Avrupa’da bir ülkeye iltica etmek isteyen Peer Gynt’ün serüvenini anlatır. Oyunda savaş atmosferi var. Baba’nın sözlerinden içinde yaşanılan atmosferi anlamak mümkün: “….. evde yiyeceğimizin olmaması önemli değil. Bizim özgürlüğümüz yok. O yüzden bize köpek muamelesi yapıyorlar. Onun için çok kan dökülecek.” Baba’nın kinayeli sözlerinde Kosovalının serüvenine yapılan göndermeyi anlıyorsunuz:  Vatana yardım etmek, Avrupa caddelerinde dolaşmaktan daha iyidirPeer İsveç, İngiltere ve Almanya’ya iltica için  müracaat eder. Hepsinden de reddedilir. Yazarın Avrupa’daki sözde demokrasiye, ırkçılığa, önyargılı ve iki yüzlü tutuma eleştirel bir bakışı olduğunu anlıyoruz. Peer hep ‘kürkçü dükkânına’ iade edilir. Orada da savaş onu karşılar. Yıllar sonra(2014)  Peer, Stockholm’de oğluyla buluşur. Cebinde babası ile alay konusu olan soğan, yanında yapay bacaklarının yerine geçen  koltuk değnekleri vardır. Oğluna ‘zor zamanlar için soğanı’ verir.

12 Şubat 2019 Salı

‘Kutsal Canavar’ Ali Poyrazoğlu ve Tak Tak Takıntı


‘Usta’  peruğunu, küpelerini çıkardı, rolden çıktı kendisi oldu, yaldızlı yıldızları seyircilere üfledi,  dakikalardır onu alkışlayan seyircileri 'oyuncu'nun en yalın hâliyle selamladı. Diğer oyuncular onun yanında tek sıra oldu. O akşam da gemiyi limana sağ salim ulaştırmanın keyfiyle ve saygıyla eğilerek alkışlara teşekkür ettiler. Geriye doğru dönüp sahnede onlarla aynı platformda  onları izleyen bizleri  selamlamadan önce geçen on onbeş saniyelik anda yaşadığım hazzın zevki  ile tiyatroya teşekkür ettim.  Sanki ben de yüzümdeki makyajı silmiş en çıplak hâlimle sahne ışıklarının sıcaklığını yüzümde hissetmiş, salona yayılan yıldız tozlarından payımı almıştım. 


14 Ocak 2019 Pazartesi

Kendi Gök Kubbemiz- Yahya Kemal (İDT- Sönmez Atasoy)


İstanbul Devlet Tiyatrosu oyunu Kendi Gök Kubbemiz bence sezonun en önemli oyunlarından biri. Oyunu seyrettiğim günden bu yana epey bir zaman geçti. Bu süre içinde ben Yahya Kemal ile haşır neşirdim. Okudukça konu derinleşti, derinleştikçe yazmaktan korkmaya başladım. Neyi nasıl yazmalıydım? Öte yandan çok da keyifli bir yolculuk oldu ve devam ediyor.  


9 Ocak 2019 Çarşamba

Tiyatro Sezonu Açılırken İki Oyun(Batı ve Ruki) ve Oyun Önerilerim


Geçen sezon sonunda başlayan iki oyun Batı ve Ruki farklı görünse de aslında aynı konuya dokunuyor: Öteki(leştirme). Batı'nın yazarı Rémi De Vos(Fransız) Ruki'nin yazarı Rike Reiniger(Alman), Batılı.  Batı 2000'li yıllara ait bir hikâye, Ruki'nin geçtiği zaman 1930'lar. İkisinde de faşistler var. Aradaki 70 yılda dünyada değişen bir şey yok.
İki oyun da yönetmen başarısı ile öne çıkıyor öncelikle. Arzu Bigat Baril(Batı) ve Reha Özcan(Ruki) çok başarılı metin okuması yapmış, yalın, sade, titiz ve derin. Batı, Kirpi Tiyatro, Ruki DeepBleuIdeas (Ustaların Sahnesi) Yapımı.

Tiyatromuzda Avangard Örnekler: Araf(Kuzguncuk Sanat) ve Son(İBBŞT)



Avangard 1830'lardan itibaren önce siyaset sonra sanatın diline giriyor. Aslında askeri bir terimdir ve "birliğin öncü kolu" için kullanılır. Bu yolda yürüyen sanatçıların amacı "insanlığın hülyalarını, tarihin menzillerini canlandırıp, modernliğin fikir hayatını kurmaktır"("avangard kuramı" İletişim yayınları) "İlericilik" olarak anlaşılan avangard, "yabancılaşma"yı getirir. "Avangardın şok, skandal, şaşırtma gibi teknikleri medyanın ve eğlence dünyasının standart  trükleri arasına girer."(a.g.e.) "Trük"ler ortaya çıktıkça avangard da yoldan sapma eğilimi gösterir. "Öncü" olmaktan daha çok "şaşırtıcı olma, şok etme"  öne çıkmaya başlar. Türkiye sanatı da avangard akımlardan etkilenir. Bizdeki avangard dünyadaki gibi felsefi bir nitelikte değildir. Gerekçeleri, nedenleri de çok tartışmalıdır. Genellikle dünya ile iletişimi olan sanatçılar tarafından "ithal" edilir. Bir anlamda taklittir. Farklı sanatçıların algısına göre biz de avangardı kendimize göre algılamaya başlarız. Dünyada çıkışı ve gelişimi olayların dönemlerin felsefi değerlendirmelerine bağlıyken bizim avangardımız sonuçla ilgilenir ve şekilsel denemeler olarak ortaya çıkar. Meselâ "in-yr-face" böyle gelir yerleşir bizim sahnelerimize. Giderek "taklidin taklidi" olacak kadar da "derinleşiriz"(!) bu konuda. 

2 Ocak 2019 Çarşamba

Tiyatro Nok'tan Geriye Ne Kaldıysa



Tiyatro Nok hayatları aynı erkekle kesişen iki kadının hikâyesini Tufan Afşar rejisi ile oynuyor.  Erkeğin iki kadından da çocuğu var. Biri evlilik ilişkisinden diğeri evlilik dışı ilişkiden. Çocuklardan biri diğerinin iliğine muhtaç. Verici çocuğun annesinin  o erkek hakkındaki iddiaları bir süre önce mahkemece reddedilmiş. Kadın evlilik dışı ilişki yaşamış olduğu erkekle ilgili hesabı zihninde  kapatamamış. Ama ilik nakli için onun izni gerekiyor.  İki kadın geçmişin yükü ile karşılaşıyor. Biri kızını kurtarmak istiyor diğeri ise elindeki kozu kullanarak aşağılanmış olmanın bedelini ödetmek.