Yazılarımı keyif alarak yazmak isterim. Yazmak benim için
eğitici bir yolculuktur. Bu yazıyı sıkılarak yazıyorum. Muhatap bırakıldığım seviyesi düşük bir yazıya cevap vermek için değil tarihe not düşmek için
yazıyorum. Ben benim hakkımda yazan Yücel Erten’in ve ona yorum(?) yazan
müritlerinin seviyesinde değilim. O nedenle yazarken zorlanıyorum. Aslında
onların anladığı dilde cevabım iki
kelimeden ibaret. Ben o cevabı kendi içimde verdim. Şimdi o cevabı süsleyerek
bu zavallı güruhu tarihe kaydetmeye sıra geldi.
Bu güruh isimleri ve titrlerine göre çok aşağı bir seviyede.
Vereceğim örneklerden anlayacaksınız zaten. Hakaret ve küfür çaresizlik
ifadesidir. Hakaret ve küfür eden kendini tarif eder, bir acz ifadesidir. Acz
Kubbealtı lugatine göre insan ve hayvanın gerisi kıç sağrı demek. Acz aynı
zamanda güçsüzlük düşkünlük demek. Bu nedenle hakkımda hakaret ve küfürler
kişileri tanımama yardım ediyor. Kişilikleri
ortaya koyuyor. Bilirsiniz kötü söz sahibine aittir. Bu güruh en terbiyeli
ifademle, düşkün.
Gökhan Akçura bir Yücel Erten güzellemesi yazdı. Ben de
altına şunları yazdım:
Onlarca oyun değil 8
oyun vardı repertuvarında. Hepsi de sandıktan cıkmış gibi naftalin kokuyordu.
Tekrar rejilerdi. Bütçesi özerk olmayan özerk olur mu? Kendisi bile şikayet
etti kurum içindeki karar mekanizmasından. Yücel Erten sanatsal özerklik diye
bir şey uydurdu. 8 oyunun 5'ini kendisi yönetti. Özerklik isteyen ekibine özerklik
vermez mi? Kendi atadığı yönetim kurulunun kendisini atama yolunu açtı. Oyuncu
seçimi davalık oldu. Davayı kaybetti. Bazı oyuncular mobbingden sikayet etti.
Bazı oyuncuları kurumdan attılar. İzmir Şehir Tiyatrosu daha önce de kurulmuştu
ama yaşayamadı. Yücel Erten kendine kurucu diyerek sanki ilk o başlatmış gibi
tarihi silmeye çalıştı. Bu arada büyük gayretleri olan Özdemir Nutku'nun
çabalarını görmezden geldi.
Dikkat isterim: Ben Yücel Erten’i muhatap almadım Beni görsün diye etiketlemedim. Gökhan
Akçura’nın paylaşımına cevap yazdım. Yücel Erten kendi hakkında olumsuz
yazanları bulup cezalandırmak olumlu yazanları da mükafatlandırmak istiyor. Bir tür giderayak hayata not bırakmak istiyor. Bırak o notları başkaları yazsın hakkında. Senin hakkında yazılanlar ruhunu rahat bırakmayacak hâle geldi. Yücel cevabını benim Gökhan Akçura’nın yazısı altındaki yorumumun altına
yazmamış. Benim yorumumun fotoğrafını çekmiş kendi facebook sayfasında benim
her cümleme(Benim yorumum 16 cümleden oluşuyor.) cevap vermiş. Amacı belli: Kendi ‘evinde’ kendi müritlerini
kışkırtmak. Onlar da kışkırtılmaya hazır. Yücel yazınca onlar da akılları ve dilleri
yettiğince yazıyor. Yazdıklarını hocalarına beğendirme çabası var.
Bilmeyenler için özet yapayım. Yücel Erten kendini İzmir BB
Şehir Tiyatrosu’na genel sanat yönetmeni seçtirtti.(Bilgehan Oğuz’un
açıklamasını okuyun) Sözleşmesine göre
görev süresi üç yıldı. Üç yılın sonunda İzmir BB Başkanı Yücel Erten ile
çalışmayacağını belirtti. ‘Ben kurucuyum ben sanat yönetmeniyim ben özerkim’
falan demesine aldırmadı Yücel’i kapının
önüne koydu. Yücel bunu hazmedemedi. Başkanın bu kararına ve bu kararı bir bürokratı vasıtasıyla ileterek kendisini
muhatap almamasına içerledi. Yücel maaşını İzbeton’dan alıyormuş. Yâni ilgisiz
bir şirketten para kazanıyormuş. Sanatsal özerk(!) ama maaşını almaya gelince
verene bakmıyor. Başkan’ın işine son vermesine neden içerledi anlamadım. Hem de
üç yıl süresini Yücel’in kendisi koymuşken. Kazık mı çakacaktın? Kendini hint
kumaşı mı sandın? Tapusunu mu aldın koltuğun? Sen gidersin başkası gelir. Geldi
de. Sen kendi saygınlığını kendin kazanabilirdin ama kaybettin. Öyle yükseklerden
atmanın yararı yok. Bak bir Başkan’ın iki dudağı arasında kaderin. Ne o öyle
sanatsal özerklik falan? Çalıştı mı? Şimdi neredesin? Facebook’da. Özerlik
laboratuvarı kurmuşsun. Ne oldu laboratuvara? Bu yazdıklarımdan özerkliğe
karşıymışım gibi bir şey çıkmasın. Evet sanat özerk olmalı. Nasıl olacak? Genel
Sanat Yönetmenini başkan tayin ediyor. Bizim ülkede Başkan atayacağı kişiyi de
kendisi fısıldar o kişi önüne gelir. Seni
istemedi mi işten çıkarma yetkisi de onda. Üç yıllık sözleşmem var deme Başkan’ın
istediği zaman gidersin. Finans kaynağını belirleyen de Başkan, senin maaşını
belirlediği ve temin ettiği gibi. Tiyatro beğenilmezse Başkan suçlanır genel
sanat yönetmeni değil. Tiyatro bölümleri birer müdürlük aslında. Bürokrasi
çarkları işliyor. Ben istediğim oyunu seçtiğim için özerkim falan da deme. Özerlik
idari finans ve sanatsal koşulları ile bir bütün. Bu nedenle herkes oyun seçerken dikkat eder. Yâni yazılı olmayan kuralları herkes
tarafından bilinen bir oyun oynanıyor. Rahatsız etmezsen seni rahatsız etmezler.
Yerinde kalmak için Başkan’ı da koruyacaksın kendini de. Yücel’in repertuvarına bakın bakalım. Bunları
bilmeyen bir genel sanat yönetmeni hayal kuruyordur. Yücel özerlik havarisi
geçiniyor ama ülkeyi de bilmiyormuş meğerse. Azizname yerine Madımak yangınını,
altın madenlerinde oynanan oyunları, İzmir depremini, kentsel dönüşümü anlatan
bir oyunu oynasaydın da özerkliğini görebilseydik. (Hazır oyun bulamadınsa ısmarlasaydın.
Muhsin Ertuğrul öyle yapmamış mı? Müritlerine göre sen de onunla eşitisiniz ya. :)) Metaforlara sığınarak tiyatro yapmayı herkes
becerir. İzmir’de akademisyen tiyatrocu gençler var. Ben okudum bazı tezleri. Hangisine
imkân tanıdın? Seyirci eğittin mi? Kurs yaptın mı? Şimdi kahramanlığa soyunuyorsun. Kendinden bir
tiyatro savaşçısı çıkarma telaşındasın. Süslü laflarla bu işler olmuyor. Sadece
kendini ve müritlerini kandırırsın. Repertuvarına bak. Üç yılda tiyatro adına
yaptıklarına bak. Oyun sahnelemek en kolay iş. Bunu birkaç senelik tiyatrocu da
yapar. Senin felsefen neydi? İzmir’de tiyatroyu geliştirmek için gerekeni
yapmadın. Gündem olan konulara dokunamadın. 4 milyonluk İzmir’de 35 bin bilet sattın diye
tiyatro devrimi mi yaptın sanıyorsun? En önemli mesele saygınlığını paspas etmeden tiyatroda özerklik meselesine kalıcı bir çivi çakabilmektir. Sen paslı çiviyi yıkılacak duvara çaktın. Yaptırmadılar falan gibi mazeret ve bahanelere sığınma. Sen tiyatro camiasını ikiye böldün. Oysa toparlayıcı olman gerekiyordu.
Yücel beklediğini bulamayınca kişisel bir travma içine
girdi. Bu hem kendi hayallerinin kendine vehmettiği gücün palavra çıkması ile
ilgili olduğu kadar ona hocam diyen müritlerinin gözünde de prestij kaybına
uğramanın yarattığı şoktu. Yücel temper tantrum(öfke nöbeti) içine girdi.
Temper tantrum çocuklar için yapılan bir tanımlama. Çocuk istediğini alamazsa
kendini yerlere atar bağırır öfke krizine girer. Duygularla başa çıkamama
durumudur. Yücel Erten 80’ine merdiven dayadı. Yaşlılık da bir çocukluktur. Bir
fark var. O kendini yerlere atmıyor facebook’a atıyor. Orada tepiniyor. Saldırıyor
hakaret ediyor. 80 yaşında birine yakışır mı? İşten ayrılan bir tek o mu var?
Ülkede binlerce kişi işten atılıyor. Meslektaşlarına saldırıyorsun. Ayıp değil
mi? Onurunla köşene çekilmen gerekirdi. Sen kendini orta malı yaptın. Bir sonraki aşama kafayı duvarlara vurma. O da
yakındır.
Yücel’in bana cevabını burada verecek değilim. Arayan bulur.
Bence palavra ama inananlara da ne diyebilirim ki. Yücel’in huyu böyle: Yüksek sesle bağırınca haklı
oldum sanıyor. Ağzından çıkanı kulakları da duymuyor. Hani duymamak için yüksek
sesle bağırırlar ya öyle kulaklarını tıkayıp abuk sabuk bağırıyor. Tenekenin de sesi çok çıkıyor ama
teneke. Ben bana yazdığı cevabındaki kelime ve ifadeleri vereyim:
Ezik, kafası karışık, psikolojisi yırtık, yeteneksiz bir
heveskar, çarpık çurpuk bir yorum, ağzının payını vereyim, sayı saymayı
bilmiyor, sahte kadı, vicdanına biraz naftalin serpse de güveler yemese, hadsiz,
kulaktan dolma papağan ezberi, salla kazan oynuyor, adıma yalan uyduruyor, abuk
demogoji, cehaletin ve gericiliğin odaklarında, bikbik, ‘entellektüel’(nasıl
yazılır bilmeyen bir gsy) pozlarında,
okuması yazması yok, köstebek tabiatlı, septik çukura çadır kurmuş,
‘fosseptik’(Doğrusu foseptik. Bunu da bilmeyen bir gsy) çukurunda, utanması
yok, kavruk acemi, intikam ateşiyle yanan kindar, karanlık ve kıskanç ruhunun
çöplüğünden üretilmiş çarpıtmalar, kurusıkı..
Bunlar Türk Tiyatrosu’nda önemli pozisyonlarda bulunmuş
birinin sözleri. Ağzı ve beyni foseptik olmuş. Yaratıcılığı da çok düzeysiz. Ben
yazılarımın üstünde bir gece uyurum. Sanırım Yücel kendi hakkında yazılanı
görür görmez klavyenin başına geçiyor aklına eseni yazıyor. Kendini kontrol mekanizması da yok olmuş. Ben
özellikle tiyatroda ne dediğini bilmeyen kontrolsüz tiplerin yaptığı oyunları
da seyretmek istemem. Yücel işte bu durumda.
Şu cümlesine özellikle dikkat edin:
CEHALETİN VE GERİCİLİĞİN DORUKLARINDA! BU LAFI İÇİN
TİYATROCULARDAN ÇOK DAYAK YİYECEĞİNİ
TAHMİN ETMEK ZOR DEĞİL BENDEN SÖYLEMESİ
Adamın bulduğu çözüm dayak. Müritlerine de yol gösteriyor. O
öyle dediği için onu izleyen müritleri de eylem kuşanıyor. Bakın İBBŞT’da
yönetmenden ‘sayılan’ Yıldırım Fikret
Urağ ne yazmış:
“Merihli alıkların 8 maddelik Hayatları:
1- Dikkat çekmek için kıvranırlar. Ağız ishali
olmuşluklarından gayrı dikkat çekici hiçbir meziyete sahip değillerdir.
2- Yazıyı değil, sadece başlığını okuyup, sazan gibi atlar
ve avlanırlar.
3- Okumadıkları yazılar hakkında “hüküm” veren bu alıklar,
izlemedikleri oyunlar hakkında da “çızıktırmaktan” hiç utanç duymazlar.
4- Dayak yedikçe mutlu olurlar, ne de olsa birileri onu
görmüştür. Siz vurdukça onlar haz duyar. Dayak arsızıdırlar.
5- Yazmaları, çizmeleri, konuşmaları boş teneke
tıngırtısıdır. Ama bunu hiç dert etmezler. Bomboş hayatlarını tüketip gidene
kadar, tıngırdamaktan başka yapabilecekleri hiçbir iş yoktur.
6- Bu merihli alıklar, bu satırları okurken bile haz içinde
“yarabbi şükür” iniltilerini tekrarlaya tekrarlaya kendilerinden geçerler.
7- Dönmekten başı dönen “uçan daireleri” infilak ettiği için
aramızda yaşamaya devam edecek, ait oldukları gezegene hiçbir zaman geri
dönemeyecek ve bu yüzden de gerektikçe bir iki “patak”la berhava
edileceklerdir.
8-Geriye kalan en küçük kırıntılarından yeniden doğabilmek
gibi bir özellikleri olduğu için, bölünemez hale gelene kadar bu döngünün
içinde, ayak topu gibi ordan oraya “şutlanıp” duracaklar.”
Yazdıklarını hocası beğenmiş. Aferin Fikret geç otur sıfır.
Aklınca yaratıcılık(!) yapmış Melih Anık’dan aldığı ilham
ile ‘Merihli alıklar’ demiş.
Yaratıcılığı bu kadar. Bir de süslü cümleler kurmaya metaforlar yaratmaya çalışıyor. İki lafın
birinde dayak patak var. Adamın anladığı şey bu. Bu satırların adiliği ve seviye düşüklüğü
adamı rahatsız etmiyor. Bu İBBŞT’da ‘yönetmen’. Hocası(!) ne yazarsa bu altına
yanına bir şeyler yazıyor. Eksik kalmıyor yâni. ‘Hocası’nın avukatlığına
soyunmuş. Hocası da buna ‘aferin’ diyor. Odun kesicinin hınk deyicisi o kadar.
Benim yeteneksiz bulduğum bir yönetmen. Bu satırlar zaten adamın seviyesini
gösteriyor. İzmir BB Şehir Tiyatroları meselesine bir atlayışı var sanırsınız
bu İBBŞT’da devrimler yaratmış. Maaşını aldığı kurumda etkisiz eleman İzmir’e
akıl yetiştirmeye çalışıyor. Hocası bana dayak tehdidi yapınca bu da topa
girmiş. Benim için dayak arsızı, patakla berhava edilir diye yol gösteriyor. Sen
body guard mısın?
Yücel Erten bu işte. Kendisi düşman
bellediği insanları berhava etmek için müritlerini kışkırtıyor. Benim başıma
bir şey gelirse bu ikisi sorumludur.
Baktılar pabuç pahalı(tehditin iki yıl yatarı var) Yücel
Erten ‘Mecaz yaptım’ Yıldırım Fikret Urağ da ‘Kelime oyunu yaptım’ diye tevil
yoluna saptı. Yücel ‘mecazı bilmeyen nesle aşina değiliz’ demiş. Ben mi mecazı anlamayan nesildenim yoksa onun yaptığı
tehditi herkes mecaz diye mi anlar? Kaldı ki sen, Yücel şimdi kaçamak yapıyorsun.
Tehditi mecaz diye kılıflamaya çalışıyorsun. Yaşlarımız birbirine yakın. Ben çok
iyi edebiyat okudum. Mecazı çok iyi bilirim ve tanırım da Yücel’i okuyan
müritlerinden kaçının mecazdan haberi var? Baksana Yıldırım Fikret Urağ’a. Adam
senin yazdıklarını genişletmiş. Ona anlat mecazı anlatabilirsen. Zaten kendi ağzınla
mecazı bilmeyen nesli tanımadığını söylüyorsun. O tanımadığın nesil senin
sözünle beni döverse kışkırttığın için suçlusu sen olmayacak mısın? Diğeri
de(Yıldırım Fikret) hem beni ‘dayak arsızı’
yapıyor hem de ‘gerektikçe(bir kere de değil) patak ile berhava ediyor’ hem de bana yazdığı mesajın altına ‘sağlıkla’ yazabiliyor. Komik ve ciddiyetsiz. Korku dağları bekliyor yâni.
Bu arada Yücel’in bir alkışçısı da sayılı eleştirmen. Yazdığı
oyunları saydığı için sayılı, yoksa saygınlıktan dolayı değil. İzmire gidip hocasının oyunlarını seyretmiş
ve yazmış. Hocası bunu ağırlamış herhalde. Eee yenilen hurmalar…. Kervana o da
katılmış benim hakkımda yazmaktan eksik kalmamış:
‘Bana da zamanında epeyce saldırısı oldu bu zat-ı şahanenin!
Hiç bir vakit, olanı yazmaz, kafasında kurduğu hayali yazıya döker. Ciddiye
alıp cevap vermek ciddi zaman kaybı, değmez.’
Beni ilk gördüğü Maya
Sahnesi’nde yanıma gelip ceketinin düğmelerini ilikleyip benim yazdığım
eleştirileri çok beğendiğini söylemişti. O günlerde ‘İyi ki ben vardım.’ Sonraki zamanlarda yazdıklarım ona dokundu.
Engin Alkan’ın tayfası oldu ve bana saldırmaya başladı. Arkasından gülündüğünü
bilmiyor zavallı. ‘Amaaaan Yaşam işte’ denir arkasından. Kendisi ciddiye
alınmadığı için herkes için en ağır(!) eleştirisi ciddiyet ile ilgilidir. Bununla Harbiye Muhsin Ertuğrul'da bir oyunda
yan yana düştük. Oyun boyunca telefonunu kurcaladı mesajlarına baktı. Oyunu
seyretmekten çok telefonu ile meşguldü. Bunun eleştirileri köpük gibidir. Bunu
okuyarak oyun seçmem. Onu eleştirmenden saymam. Yani ciddiye almam.
Ben bu yazıyı yazdığımda Yücel’in yazdıkları altına 42 yorum
yazılmıştı. Geri kalanları tanımıyorum. Hepsi bana sallamış. Beklediğim şey:
Bunlar hareket edebilen her organını sallar. En çok da başlarını sallar. Hocalarının arkasından gider bu cahil sürüsü. Zira hocalarından öyle örnek alıyorlar. Hoca
dediğin olgun olur hazmetmiş olur saygı değer olur. Yücel bunları kaybetti.
Geçmişini de karaladı. Zamanın onu karanlığa götürdüğünün de farkında değil.
Bunlar yaptıkları işten de feyz almıyorlar. Kaba güç eksik
uzuvları ikame eder. Sizin işiniz barbarlık, saldırı ve insanları sindirme. Bak Cyrano’ya. Ama
sizde ne gezer o incelik zerafet zeka. ‘Olsaydı
biraz nükte biraz malumatınız / Karşıma geçip bunları sayardınız / Ne yazık ki
Cenabı Hak ihsan buyurmamışlar’
Not:
Ey Yücel Erten,
1-Yazdığımı beğenmemişsin ama yazılanları da anlamadığın
için(ne zaman ve hangi kafayla okuyorsun?) laf yetiştirmeye, tehditle ağız kapatmaya
çalışıyorsun. Yazdıklarım senin hayat hikâyende kalacak. Muhtemelen şimdiye
kadar yazılmayanlar da çıkacak ortaya. (Bak Bilgehan Oğuz) Bundan kaçışın yok. Yazdıklarıma verdiğin cevaplar saldrıgan,
seviyesiz ve kaçamak. Üslubun düzeysiz.
Beni tehdit ediyorsun. Sana yakışır mı diyemiyorum zira son aylarda seni daha
yakından tanıdım. SANA YAKIŞIR. Bu yazım burada dursun. Bir gün işe yarar.
2- Yönettiğin Hırçın Kız’ı yazdım. O zaman eleştirmendim
şimdi değilim öyle mi?
3- Meslektaşlarının gaz yediği Emek Pera’da prova yaptın.
Seni uyardım. Senin prensiplerin kişisel çıkarlarının başladığı yerde bitiyor.
4- Pandemide zor durumda kalan tiyatrocu gençlere tiyatro
yapmanız şart mı diye akıl verdin. Sen mi gençlere yol göstereceksin?
5- Genel Sanat
Yönetmenliği için aday olanlara sataştın. Sen kendini kgsy seçtirirken de haklarını yemiştin. Yeni Genel Sanat Yönetmeni’ni yerden
yere vuruyorsun. Seni tiyatronun duayenlerinden biri olarak sayanlar var.
Muhsin Ertuğrul ile eş tutan şaşkınlar var. Sen kimsin ki! Görüldü ki Muhsin Ertuğrul’un
tırnağı olamazsın. Sen gidince tiyatro
olmayacak mı? Bu ne hırs bu ne öfke!!!
6- İzmir BB Şehir Tiyatrosu’nda oynanan oyunların tekstleri
bana geldi. Haberin yok tabii. İsim vermeyeyim. Çocuklara düşman olursun. Yâni
beni ciddiye alanlar var. Değer verdiğim insanlar beni ciddiye alsın bu bana
yeter. Sizlerin beni ciddiye almamanız benim için kayıp değildir.
7- Oyunlarını seyretmeme gerek yok. Benim gibi biri,
paylaşılan videolardan anlar ne yapıldığını. Repertuvardaki tüm oyunları okudum. Tüm repertuvarının kısa videolarını izledim. Bazı oyunları
daha önce seyretmiştim.Yerinde
seyrettiğim Deli Dumrul senin ‘bitmiş’ yönetmenliğinin yüz karasıdır. İstanbul’da
seyrettiğim Hırçın Kız da tekrar reji idi. Yıllar içinde kendini
yenileyememiştin. Mesela Azizname’yi bir daha seyretmem gereksiz. Seni
tanıyorum. Azizname’yi sakız yaptın. İnsan daha önce 6 kere sahnelediği oyunu
zaman içinde yenilemez mi? Hem Genco Erkal’dan sonra ilk kez onun yaptığı Azizname
oyununa Azizname’95 ismini koyarken utanmadın mı? İzmir’de ‘95’i de atmışsın Azizname yapmışsın oyunu. Bir
başka meslektaşın tarafından Türk Tiyatrosu’na kazandırılmış bir oyuna aynı
isimle sahip çıkmaktan utanmıyor musun?
8- Geçmişini lekeledin. Giderayak Türk Tiyatrosu’na iyi
örnek olamadın.
9- Çık şu temper tantrumdan. Yeter bu edepsizlik ve
terbiyesizlik.
Melih Anık