26 Şubat 2019 Salı

İBB Şehir Tiyatroları’nda II.Abdülhamid'in Hafiyesi: Amanvermez Avni


Amanvermez Avni serisi Ebussüreyya Sami tarafından yazılıp 1913-1914 yılları arasında 10 kitap halinde yayımlanmış.


Ebussüreyya Sami’nin bu serinin dışında  Abdülhamid’in Kayguları (1914) ve Amasya Sonbaharı (1930) isimli iki kitabı daha var.

Hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz Ebussüreyya Sami Bey bir gazetecidir.1910-1911 yılları arası 89 sayı neşredilmiş olan Hayâl-i Cedîd gazetesi, devrinin siyasi, içtimai ve edebî durumuna âyinedârlık yapmış bir mizah gazetesidir. II. Abdülhamit’in hâl edilmesinin akabinde yayın hayatına başlayan gazetede mizah, etkili bir ifade vasıtası olarak kullanılmıştır. Gerek başyazarı olan Ebussüreyyâ Sâmi’nin gerekse sâhib-i imtiyâzı olan Mehmet Raûf’un Bâb-ı Âlî’nin tecrübeli ve yetkin yazarlarından oluşu gazeteye gözle görülür bir kalite kazandırmıştır.”(Mehmet Raûf’un Yayıncılık Faaliyetleri ve Hayâl-i Cedîd Gazetesi - Muhammet Koç)

Ebussüreyya Sami döneme göre  ‘ileri’ düşünceleri olan bir yazardır.  “’Bizde Kadın Zihniyeti’ başlıklı yazısında, Osmanlı kadını alışılmış kalıplardan kurtulmadıkça, kadınlığı ev işlerinden ve çocuklarına iş hazırlamaktan ibaret saymaktan vazgeçmedikçe, kadının sosyal statüsünde bir ilerleme kaydedilemeyeceğini ifade eder  ‘Öncelikle, kadınların mevkilerini tayinden bahsedileceğine, fikri ilerlemeden, zihniyet değişikliğinden bahsedilmeli ve zihinleri aydınlatmaya çalışmalıdır. Bu zihniyet değişmezse, kadınların batılı anlamda bir kadın statüsü kazanmaları daha sonraki dönemlere ertelenecektir’” der. (1914 Yılında Yayınlanan Kadın Gazetelerinden ‘Kadınlık’a Göre Kadın Yrd. Doç. Dr. Besim Yıldırım- Doç. Dr. Salih Seyhan)

‘Türklerin Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni serisinde, II. Meşrutiyet öncesi istibdat
dönemindeki devlet yönetimine yönelik ciddi bir toplumsal eleştiri vardır. Kara Katil, Sessiz Tabanca ve İskeletler Arasında hikâyelerinde Amanvermez Avni’nin, Saray’a gelen bazı jurnalleri araştırmak üzere görevlendirildiğini görürüz. Bu üç hikâye, dönemin padişahı olan II. Abdülhamid’in evhamlı bir kişi olduğuna gönderme yapar ve hikâyelerin sonunda bu evhamın yersizliği gösterilerek, II.Abdülhamid’e yönelik örtük bir eleştiri ortaya konur.’ (Türklerin Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni(Tez)- Ayşe Altınbaş Balcı)

Amanvermez Avni aynı zamanda Türk edebiyatında polisiye romanın tarihi üzerine bugünün
okuyucusu için bir kapı aralar.

‘Türk edebiyatında ilk polisiye roman çevirisi 1858 yılında yapılmış, ilk telif polisiye roman da 1884 yılında yazılmıştır. Polisiye roman özellikle II. Meşrutiyet’in ilân edildiği 1908’den sonra halk arasında ilgi görmüş ve Sir Arthur Conan Doyle’un Baskerville Tazısı isimli romanı, İngiltere’de 1891-1892 yıllarında seri olarak yayınlanmasından 8 yıl sonra Türk okuyucusuyla buluşmuştur. Türklerin Sherlock Holmes’ü Amanvermez Avni serisinin etkisi uzun yıllar sürmüş ve ileriki yıllarda bu seriye öykünen yeni seriler yazılmıştır. 1928 yılında yayınlanan Amanvermez Sabri ve 1944 yılında yayınlanan Amanvermez Ali serileri bu öykünmeye örnek olarak gösterilebilir.’(a.g.e.)

Öte yandan, Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’in polisiye romanlara düşkün olduğu ve Sherlock Holmes hikâyelerini çok sevdiği bilinmektedir. II. Abdülhamid Batı basınını ve Batı’da yayınlanan romanları takip etmek için bir tercüme bürosu kurdurmuş ve burada kendisi için çok sayıda polisiye roman tercüme ettirmiştir. Hüseyin Cahit Yalçın ’Abdülhamid’in cinayet romanlarına çok merakı varmış. Geceleri yatağa yattığında, birisi roman okurken bunları dinleye dinleye uykuya daldığını söylerlerdi.’ demiş. Bu polisiye roman çevirileri 1909  yılındaki 31 Mart Vakası’ndan sonra Saray Kütüphanesi’nin yağmalanması sonucunda kaybolmuşlarsa da, bunlardan bazıları daha sonra ortaya çıkarak yayınlanmışlardır’”(a.g.e.)

Ebussüreyya Sami Bey serinin ilk kitabı olan Yanmış Adam’ın başında Amanvermez Avni’yi tanıtır:

Amanvermez Avni’nin, halkın güvendiği, suçluların ise korktuğu ünlü bir polis olduğuna işaret edilmektedir. Hikâyelerde, Amanvermez Avni’ye duyulan bu güvenin izlerine, bazı kişilerin Zabtiye Nezareti’ne başvurmak yerine Avni’ye gelip yardım istemelerinde rastlıyoruz.” (a.g.e.)

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen Amanvermez Avni yazarın birinci(Yanmış Adam) ve beşinci(Körebe) hikâyelerinin bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmış bir oyundur. Oyun kitapçığında hikâyelerin Erol Üyepazarcı tarafından ‘çevrilmiş’ olduğu yazılı. Bu yazı içinde verdiğim kitap kapaklarında Erol Üyepazarcı'nın hikayeleri 'hazırladığı' görülüyor. Ebussüreyya Sami Bey’in Fransızca ve Arapça bildiğini biliyoruz. ‘Çeviri’, hikâyelerin Türkçeden başka bir dilde yazılmış olduğu algısına yol açıyor. Oysa hikâyeler ‘günümüz Türkçesine çevrilmiş’. İlk basım kitap kapakları hikâyelerin Arapça alfabesi ile yazıldığını gösteriyor.  Sanırım hikâyeler dönemin Türkçesi ile yazılmış. Diğer bir husus yazarın ismi ile ilgili. Kitapçıkta yazarın ismi ‘Ebu’s Süreyya Sami’ şeklinde yazılmış. Arapçada Ebu ‘baba’ demek ama deyimlerde kullanılınca farklı anlamlara gelebiliyor. Baba adam, mafya babası gibi. Süreyya’nın sözlük anlamı  ‘Ülker yıldızı’dır. Güzel bir yıldız kümesine verilen isimdir.  ‘Ebu’s Süreyya’ Süreyya’nın babası demek de olabilir parlaklığı öne çıkarılan bir yazar için övgü de. Erol Üyepazarcı tarafından yayımlanan kitap kapaklarında, yazım içinde kullandığım  tezde ve iki makalede ‘Ebussüreyya Sami’ kullanılmış. Bence Ebussüreyya ismine bağlı kalmak doğru olacaktır. Bir diğer husus da ‘Amanvermez’ ile ilgili. Kitapçığın 1 nolu sayfasına ‘AMAN VERMEZ AVNİ’ yazılı. Sanırım kitapçığın genelinde kullanılmış ‘Amanvermez Avni’ doğrudur. Öte yandan oyuna verilen ismin daha sonra yapılabilecek oyunlar için bir ayak bağı olduğunu düşünüyorum. Sahneye getirdiği iki hikâye ile Amanvermez Avni ismi kalan sekiz hikâyenin önünü tıkamış. Keşke oyunun ismi Yanmış Adam ve Körebe hikâyelerinden yapıldığını belirten bir isim olsaydı.  Tüm bu hususların ‘ayrıntı’ olduğunu söyleyecekler olabilir. Ancak günümüze getirilmesinden memnunluk duyduğum eser ile ilgili ayrıntılara da dikkat edilmesinden yanayım. Bir ödenekli tiyatro bu ayrıntılara dikkat etmelidir diye düşünüyorum. Kurumsal yapılarda bilgiler arşive doğru kaydedilmelidir.

Bir ödenekli tiyatronun Amanvermez Avni gibi bir oyunu repertuarına alması ve oyunu sahnesine taşıması doğru bir seçim. Ayrıca bir görevdir de.  Amanvermez Avni’nin II.Abdülhamid dönemi hafiyelerinden biri olması ve  Osmanlı’da hafiyelik konusu ile birlikte II.Abdülhamid’in akla gelmesi nedeniyle II.Abdülhamid’in oyuna katılması hoş bir renk olmuş. (Tabii ki İBBŞT’da II.Abdülhamid eleştirisi beklemiyorum.)

Oyunda iç içe geçirilmiş iki hikâyenin konuları şöyle:

Körebe hikâyesinde hayatından endişe eden bir ebe Avni’ye gelir ve yaşadığı bir olayı anlatır. 
Kim olduğunu bilmediği bir adam onu gözü kapalı olarak bir eve götürmüş ve ebe burada yüzü peçeli bir kadına doğum yaptırmıştır. Sağlıklı doğan çocuğu götüren adam, bir süre sonra geri dönerek çocuğun ölmüş olduğunu söylemiştir. Avni, elde ettiği ipuçları ile olayı çözmeyi başarır, suçluları yakalar.

Yanmış Adam hikâyesinde İstanbul’da Kumkapı sahilinde yanmış bir ceset bulunur. Olayın çözülmesi için  Amanvermez Avni ve yardımcısı Arif görevlendirilir. Birkaç gün sonra gelen bir genç günlerdir Büyükada’daki akrabasından haber alamadığını söyler. Avni ve Arif kendilerine ait usüllerle olayın peşine düşer, çeşitli tehlikelere maruz kalır, buldukları delillerin izini sürerek cinayeti çözerler.

Oyun Körebe hikâyesi ile başlar. Bir aşamaya gelindiğinde Yanmış Adam hikâyesi de devreye girer. Körebe olayı çözüldükten sonra yanmış adam olayı ağırlık kazanır. Oyun yanmış adam cinayetinin çözülmesi ve II.Abdülhamid’in Avni’yi mükâfatlandırması ile sona erer. Oyunun kurgusu iyi. Oyunlaştırmanın(Selçuk Yüksel ve dramaturg Dilek Tekintaş) başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Selçuk Yüksel’in orta oyunu, gölge tiyatrosu kokan ve tekstin mizah özellikleri öne çıkarılmış rejisi tekste çok uygun. İkinci perdenin temposu ve akışı ilk perdedeki durağanlık yanında daha iyi. Dilerim ilk perde sonunda oyundan gidenler çok olmaz.


 Sahnenin üçe bölünmesi ve dekor içinden yeni mekânların çıkması reji dilinin oluşmasına çok katkı yapmış. Dekor gölge oyunu motiflerinden esinlenerek tasarlanmış. Ayrıca sahne geçişlerindeki açılıp kapanmalar, ışığın da yerinde kullanımı ile oyundan gölge oyunu hissi yansıyor. Dekor matematiği iyi işliyor. Ancak sahne geçişlerinde yapılan yansıtma fotoğraflar çok karanlık ve anlaşılmaktan uzak. Oyuncuların hikayeleri okur gibi ve de  sanki onları başkası konuşuyormuş gibi oynamaları da rejiyi bütünlemiş. Bu Ebussüreyya Sami Bey’in kitaplarında yaptığı gibi yazarın müdahalesi ile ortaya çıkan epik dil ile de uyum içinde. Kostüm tasarımı özenli ve dönemini iyi anlatıyor. Müzikteki polisiye tınısını sevdim. Müzikte biraz daha geleneksel sesler duymak isterdim. Dekor(Kerem Çetinel), kostüm(Janset Kaplan), ışık(Kemal Yiğitcan), müzik(Orhan Enes Kuzu), hareket(Senem Oluz) ve  efekt(Kadir Arlı) tasarımlarını başarılı buldum.
 

Oyunculukta bir ekip birlikteliği var. Burak Davutoğlu, Defne Gürmen, Can Alibeyoğlu, Neslihan Ayşe Öztürk, Ozan Gözel, Özgür Atkın, Pınar Aygün, Emre Şen, Volkan Ayhan, Cihan Kurtaran, Gülce Çakır, Murat Üzen, Burhan Yeşilyurt’tan oluşan kadro iyi iş çıkarmış. Oyunun zevkle seyredilmesinde iyi ve bilinçli oyunculuğun katkısı çok.


 Oyunun künyesinde anlamadığım bir şey var: ‘Yardımcı Yönetmenler’(Onur Demircan, Musa Arslanali) ile ‘Yönetmen Yardımcıları’(Deran Özgen, Gülce Çakır) arasındaki farkı bana anlatır mısınız lütfen? Benim tahminim ‘yönetmen yardımcıları’ yönetmene asistanlık yapmışlar, ‘yardımcı yönetmenler’ ise oyunun rejisine katkı yapmışlar. Eğer anladığım doğruysa bundan böyle ‘Yönetmen Yardımcısı’ yönetmenin sekreteri gibi anlaşılacak.


Amanvermez Avni bir ödenekli tiyatro(İBBŞT) için yerinde bir seçim. Vakit geçirmeye gelen seyirci için keyifli, meraklı seyirci için de bilgilendirici ve ufuk açıcı bir oyun. Umarım ve dilerim ki Amanvermez Avni’nin gündeme gelişi yazımın içindeki hususların da konuşulmasına vesile olur.

Melih Anık   


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme