5 Mart 2017 Pazar

Bir Bo Sahne Yapımı : Son Zenne

Oyunu, övgülerin yatışmasını bekledikten sonra seyrettim. Ben seyrettiğimde  Yarkın Ünsal'ın oyunculuğu ödüllere lâyık görülmüştü. Oyun hakkında pek çok yazı yazılmıştı. Oyun hakkında yazılanları okudum. Aynı coşku, yazanları büyülemişti sanki. Doğrusu oyundan çıktıktan sonra beni de coşturan duyguların yatışmasını bekledim bu yazıyı yazmadan önce.  Belki bu yazıyı yayımladığım zamanlarda iki yıldır sahnelerde olan oyun son gösterilerini yapmakta olacak. (Aslında devam etsin isterim.) Olsun bu oyunla ilgili benim de yazım kalsın geleceğe. Bazı yazıları, unutulmayan oyunlar unutulmaz yapar.


Oyunu Nilüfer Bıyıklı'nın hikâyesinden yola çıkarak Serdar Saatman yazmış(oyun metni, yazar ödülü almış) ve yönetmiş. Oyunda Levent Özdilek'in başından geçen olaylardan da esinlenilmiş. Oyun üç kişi arasında geçiyor. Zenne(Yarkın Ünsal), Nesime(Sevtap Özaltun)  ve Şahin(Cansu Fırıncı). Tipik bir yeşilçam hikâyesi akıyor sahnede. Kötü adam Şahin'in kapatması (kölesi demek daha doğru) Zenne ile zalim ailesinden kaçan Nesime, Zenne'nin bodrum katındaki sefil odasında(hücresinde) karşılaşıyor. Zenne'nin kaçma planları yaptığı bu odaya Nesime sığınmaya çalışıyor. Yaralarını birbirlerine tutunarak tedavi edeceklerini anlayınca yalnızlıklarını ve hayâllerini birbirlerine açıyorlar. Şahin, kendi planlarını bozan bu ilişkiden memnun olmuyor ve acımasız yüzünü gösteriyor. Kader ağlarını örüyor. Ben oyunun sonunda  Şahin'in çıkıp gelmesini  pek sevemedim ve oyun sonunda melodram dozunun fazla olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz kötüler ölmez.

Oyunun çarpıcı etkisi kuşkusuz ki Yarkın Ünsal'ın önce şok eden sonra kendine hayran bıraktıran oyunculuğundan kaynaklanıyor.  Bu oyunculuk düzeyinin arkasında aylar süren çalışma olduğu çok açık. Koreografinin(Uğur Can Arıkan) başarısını da vurgulamak gerekiyor. Abartıya kaçmadan, ayrıntıları ıskalamadan, başkalarının sözlerine aldırmadan, yüksek enerji isteyen bu rolü başaracak az oyuncumuz var.  Ancak mesleğinize olan olağanüstü tutkunuz bunu bu düzeyde yaptırabilir. Bu rolün bu düzeyde başarılmasının bir de kötü tarafı var elbette: Sıradaki rolün yaratacağı baskı. Dilerim Yarkın Ünsal  Olympos dağının zirvelerinden normal insanların arasına oksijenini kontrol ederek geri döner.  Eminim ki o önüne çıkacak yeni rollerde de aynı tutkuyu sahneye koyacaktır. Türk Tiyatrosu'nun böyle bir oyuncuya sahip olması şanstır.

Sevtap Özaltun ve Cansu Fırıncı, Yarkın Ünsal resitalinin altında kaybolmadan oynuyor. Zaten onların oyunculuğu bu kadar iyi olmasa Son Zenne bu kadar keyifli bir seyir olamazdı. Nesime ve Şahin, hikâyenin inandırıcılığını sağlayan karakterler olarak yorumlanmış.  



Ben oyunu CKM'de seyrettim. Oyunun özgün mekânı(dekor ve kostüm tasarımı: Oğuz Şahin)
 Bo Sahne'de nasıldır bilmiyorum. Gönül istiyor ki  sahnelerimiz turnedeki oyunlara özgün düzenlerini uygulama imkânı verecek şekilde olsun. Sanıyorum Bo Sahne(ve diğer topluluklar) dekor ve mizansenleri değişik mekanlardaki sahnelere göre yeniden düzenlemk zorunda kalıyor. Ben CKM'den edindiğim izlenim çerçevesinde oyunun mekânı daha farklı düzenlensin, Zenne'nin dans sahneleri seyirci arasına kurulsun isterdim. Bu seyirciyi oyunun içine alacaktır. O takdirde Zenne'nin odasının sığınak anlamı daha iyi vurgulanacaktır. Ayrıca Şahin ile Zenne arasında geçen son sahne görünür olacaktır. Zenne'nin gizli odasını bir perde saklıyor. Bunun Şahin'in saldırganlığı karşısında cılız kaldığını düşünüyorum. Döner platform üstünde kurulu bir kapısı olan duvarlı bir oda daha iyi olurdu.    
Oyunun müzikleri bir  tasarım sonucu çıkmamış anlaşılan. Son Zenne şarkısının Zümrüt Şahin'e ait olduğu, bir şarkının da Hümeyra'dan("Gidemediklerimiz") alındığı belirtilmiş. Müzik ihtiyaç gideriyor ama böyle bir oyuna bütüncül bir müzik tasarımı gerekirmiş diye düşünüyorum.

Işık (Onur Alagöz) seçilen sahne düzenine göre ön ve arka sahneyi ayırmış. Bunu da iyi yapmış. Kostümler en kısa yoldan karakterlerin çizilmesine yardım ediyor. Işık ve kostümde yapılanlara tasarım demek fazla olur.

Kafama takılan bir konu da oyunun ismi. Seyretmeden önce "Son Zenne"  ismi zihnimde  değişik çağrışımlara yol açmıştı. Seyrettikten sonra oyunun isminin, oyunu doğru yansıtmadığını söylemeliyim. Bo Sahne'nin  Son Zenne'si  "zenne" değil  ve "bu zenne" de bu dünyada "son" değil. Uluslararası tiyatrolarda da görülmüş ve  bizim  tiyatromuzun da geleneksel ögelerinden olan "zenne",  "kadın rolüne çıkan erkek oyuncu"dur. Aslına bakarsanız "son"lanmakta olan geleneksel tiyatromuzun "zenne"sidir. Bu ayrıntının oyunun seyir keyfini azaltacağını düşünmüyorum ama yeni nesiller için yanlış bir bilgiye neden olmaması için bu notun  düşülmesi gerekiyor.

Son Zenne'nin maddi imkânların sınırına takıldığını ve bu nedenle dar bir  ufuk içinde kaldığını  sanıyorum.  Oyunun uluslararası alan için daha büyük bir potansiyel taşıdığını görüyorum. Dileğim Son Zenne'nin daha çok daha çok seyredilmesi ve Bo Sahne'nin uluslararası için düşünmeye ve araştırmaya  başlamasıdır. Böyle bir oyunun sadece yerli seyirciye ulaşması yazıktır, Türk Tiyatrosu için kayıptır. Ey seyirci oyunu seyret.


Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder