18 Ocak 2016 Pazartesi

Kaçırılmaması Gereken Bir Oyun : MEDET (YanEtki Sahne)

YanEtki Sahne'nin yeni oyunu Medet son zamanlarda(yıllarda bile desem yanlış olmaz) seyrettiğim sayısı az iyi oyunun içinde öne çıkan bir oyun oldu.  Öncelikle teksti çok başarılı buldum.  Oyunun rejisini  ve oyunculukları çok beğendim. Medet beni çok etkiledi.




Oyun Deniz Madanoğlu'na ait. Otuzlu yaşlarda genç bir yazar. Film ve dizi senaryoları  yazıyormuş. Daha önce Poz isimli oyunu sahnelenmiş, ben seyretmemiştim. Madanoğlu, Medet'te yerel bir konuyu iki kişilik bir ilişki çerçevesinde işlerken toplumsal sorunlara dikkat çekmiş,  yereli anlatırken evrensel dili yakalamış.  Metaforları derin.

Oyunun hikâyesini  anlatmak, seyircinin kendisinin keşfederek  yaşayacağı keyfi kaçırır diye düşünüyorum. Bu nedenle oyunun hikâyesini anlatmayacağım, ketum olacağım, oyunu kaba hatlarla vereceğim.  

Bugünde başlayan oyun geri dönüşlerle 1999 yılına gidiyor.  1999'da sevgili ve ortak gelecek hayâlleri olan Çiçek ve Durukan, yıllar sonra Durukan'ın muayenehanesinde bir araya gelir. Yaşadıkları büyük sarsıntı, hayatlarındaki fayları kırmış, onları farklı yönlere doğru savurmuş, farklı etik anlayışların ve hayatların öznesi yapmış. Şimdi  Çiçek'in yardıma ihtiyacı var. Ona ancak Durukan yardım edebilir.  Farklı ahlâki anlayışlar üzerine kurulmuş dünyalarında çıkışı nasıl bulacaklar? Geçmişleri onlara nasıl yardım edecek? Medet kimin elinde?  Çiçek'in hayatına ait gibi görünen düğüm noktalarında Durukan'ın payı ne? Bir kişinin düştüğü çaresizlik içinde aradığı 'medet' nasıl  'yardım'a dönüşecek?

Yazar, öncelikle toplumumuzda kadınların sarsıntılar altında nasıl kaldığını, toplumsal yapımızın onları nasıl birer kurban hâline getirdiğini anlatmış. Enkazın altında kalanlar öncelikle kadınlar ve onlar toplumun  yükünü taşıyor. Oyun bence matruşka bebeklere benziyor. Açtıkça yeni bir bebek ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan her yeni bebek  yeni bir durumu ortaya koyuyor.   Oyun Çiçek ve Durukan'ın hikâyesini anlatırken aslında toplumuzdaki kırılmaya da ışık tutuyor ki asıl başarısı da bu noktadan kaynaklanıyor. Farklılıklarımız bir ve beraber olmamıza engel değil. Fay kırıldı altında kaldık ama yaşadığımız o büyük  'sarsıntı'dan önce biz sevgiliydik.

Oyunun bu kadar etkili olmasında kuşkusuz rejinin ve iki oyuncunun rolü çok büyük. Yönetmen Serkan Üstüner  dekoru(Serkan Üstüner-Faruk Barman), ışığı(Ulaş Yatkın), müziği(Mert Carim), mekânları kullanışı ile hikâyeyi çok iyi kurmuş. Oyuncular da ona çok yardım etmiş. (Duyduğumu aktarmadan olmaz. Oyuncular rolü yorumlarken yazarın ve Serkan Keskin'in  katkılarını belirtti.) Mert Carim'in müzikleri çok güzel, Ali Atay'ın 'Kocaeli'sin Sen Bizim Canımız' şarkısı çok iyi bir seçim.  Özellikle Melike Güner'in incelikli Çiçek yorumu olağanüstü. Melike Güner karakteri sevmiş, içselleştirmiş âdeta. Üç farklı Çiçek ile ödüllük bir oyunculuk resitali veriyor.  Onu seyrederken boğazımın düğümlendiğini hissettim.  Onun oyunculuğunu öne çıkaran Faruk Barman'ın canlandırdığı Durukan karakterinin yorumunu vurgulamam gerekiyor.  İki oyuncu, oyunun bu kadar etkili olmasında inanılmazı başarıyor. Kısa rolünde Sinem Reyhan Kıroğlu'nun başarısını da unutmamam gerekli. Ekibin diğer üyeleri Serhat Bayraktar(fotoğraf), İsmail Hakkı Şahin, Emrecan Sancar, Dilara Ayata(Proje asistanları)'nın isimlerini anmadan geçmek istemedim. Oyunun afişine(Sinem Üstüner) oyundan önce ve sonra bakmayı sakın unutmayın. Size çok şey anlatacak.

Seyirci, oyunun her aşamasında yeni bir şey öğrendikçe savrulacak.  Kendi vicdanını tartacak.  Kendisiyle yüzleşecek.  Yaşayacağı gel gitlerle  algısının nasıl değiştiğini görecek.

Medet, kendini muhafazakâr  sayan seyirci için de derin bir yolculuk imkânı veren bir oyun.  Modern ile muhafakârlar bir arada bu oyunu seyredin. Çıkış mümkün ve çıkış sizin ellerinizde.


Melih Anık   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder