16 Mayıs 2020 Cumartesi

Berber Hikâyeleri ve Mehmet Ergen



adresindeki blogumda  National Theatre ve Berber Hikâyeleri başlığı ile bir yazı yazdım. Yazının içindeki aşağıdaki paragraf Mehmet Ergen’i rahatsız etmiş olmalı ki instagramda yaptığım paylaşımın altına düşüncelerini yazmış. Mehmet Ergen’in yazdıklarını instagramdaki sayfamda bulabilirsiniz. 


 Dedim ki:

Ülkemizde National Theatre çok tartışılır, gündeme gelir. Bu oyunu(Berber Hikâyeleri)  izlemenizi ve düşünmenizi dilerim. National Theatre ülkenin ‘kenarındaki’lerle ortak bir tiyatro yapıyor. Aldığı yardımların hakkını veriyor borcunu ödüyor. Evet National Theatre bizim Devlet Tiyatroları’mız, İBB Şehir Tiyatroları’mız gibi değil. Ama topluma kattığı değerler, farkındalık ile bizimkilerin örnek almasını dilediğim bir kuruluş. Dün akşam oyunu izlerken Muhsin Ertuğrul’a rahmet ettim. Zira bu oyunda o da vardı fikirleiyle çabaları ile. Maalesef kurduğu Darülbedayi onun izinden çok uzakta. Bilinçsiz bir savrulma içinde. Başta da ‘her şey çok güzel olacak’ diyen ama o ‘güzel’in sanat alanındaki yansımalarının ne olacağını bilmeyen bir başkan ve ekibi var. Genel Sanat Yönetmeni’nin Londra’da sahnesi var ama o da orada kaldığı yıllar boyunca bir Berber Hikâyeleri  oyunu yapmamış. Böyle bir bilinç Türkiye’de tiyatronun ufkunu mu açacak? Gülerim. Devlet Tiyatroları da şehirlerde sahne açmakla tiyatro götürmekle övünüyor ama bir Berber Hikâyeleri yapmamış bugüne kadar. Berber Hikâyeleri hisseden insanların başına düşen balyozdur.

Daha sonra sabaha karşı instagramda mesajlaştık.  O İngiltere’de yaptıklarını birikimini yazdı. Benim onu tanımadığımı sanıyor fikirlerini bilmediğimi, bu yüzden ‘önyargılı’ olduğumu söylüyor ama benim onu tanıdığım kadar beni tanıdığını sanmıyorum.  Ben yazılarımla varım sadece. Mehmet Ergen röportajları, oyunları, makamı, haberleri ile medyada yer alıyor. Onu takip ediyorum. Rejisini yaptığı oyunları seyrettim. Bugün bir arkadaşım hatırlattı. DT’da Yaban onun rejisiymiş. O tarihten beri takip ediyorum demek ki.

Mehmet Ergen benim ‘diyalog kurmayı beceremediğimi’ söylüyor. Çok kişiyle diyalog kurabiliyorum. Diyalog iki taraflı bir eylem. Benim tek başıma yapabileceğim bir şey değil. Mehmet Ergen kendisine de bakmalı. Tiyatro câmiasından diyalog kurduğum arkadaşlarım var. Anlaşamasak da saygı sınırları içinde kalıyoruz. Diyalog isteyen Mehmet Ergen  çevresindeki kişilerden benim telefonumu bulabilir(di). Onun hakkında yazdığım eleştirilerle ilgili olarak benimle diyalog kurabilirdi. Bir hatırlatma yapayım: Benim yazdığım ilk yazılardan biri Şeylerin Şekli Mehmet Ergen rejisi. Ardından pek çok yazı yazdım onun oyunlarını eleştiren. Ben Patronum dışında çoğunu beğendim. Beğendiğim yazılarla ilgili olarak bile beni aramadı. Aramamasını normal karşılıyorum. Ama  Ben Partonum ile ilgili polemik yaşadık. Bizi Talimhane Tiyatrosu kapısında beklettiği zaman yazdığım yazıya verdiği tepki maalesef arkamdan konuşmak ve alay etmek. Oysa o zamanlarda beni  arayıp(diyalog kurup) yanlışlık varsa düzeltebilir fikirlerini paylaşabilirdi. Sizi yok sayan birisi ile nasıl diyalog kurabilirsiniz ki!

Mehmet Ergen hakkımdaki alışılmış şeyi tekrar ediyor: ‘İçindeki yersiz kin ve hırs bitmeli’ demiş. Tiyatro câmiasında bunu diyenler var.  Ağızdan ağıza yayılan anlamsız bir söylem. Mesela benim post kapmak gibi bir hırsım yok. Yazılarım çok okunsun diye bir hırsım yok. Galalara davet edileyim diye bir hırsım yok. Alkış takdir beklemiyorum. Kişisel beklentilerim çok mütevazı. Mehmet Ergen benim kinimi (!) muhtemelen yazılarımdan çıkarıyor. Yaptıklarını beğenmediğim insanlar kendilerini benim kinimle(!)savunuyor.  Kini var ondan öyle yazmış abi..’  Ülkemizde beğenmezseniz kinli, düşman falan oluyorsunuz.  Ergen’in beğendiğim oyunlarını yazarken kinli değildim de beğenmediklerimi yazarken mi kinli oldum? Yazdıklarımda onun kendisini eleştirmesi gereken hususlar yok mu? Öz eleştiri yapmış mı? Yoksa Kemal Aydoğan’ın Mahir Günşiray’ın yazdıkları  gibi bana  Sen kimsin mi?’ diyor.  Başka yönetmen ve oyuncuların oyunları hakkında yazdığım yazılardan örnek vereyim.  Engin Alkan, Kemal Aydoğan meselâ. Sert polemiklerden sonra seyrettiğim oyunlarını takdir eden yazılar yazdım. Kin besleseydim düşmanlık etmek isteseydim  öyle över miydim?

Mehmet Ergen’i kasdederek ‘Londra’da sahnesi var ama bir Berber Dükkanı oyunu yapamamış’ dedim. Bana cevap olarak bahsettiğim oyunun yazarının bir başka oyunla  Arcola’da sahneye çıktığından, yazar ile yakın ilişkilerinden ve Arcola’da yapılan diğer oyunlardan, opera festivalinden falan bahsediyor. Sanırım bu noktada açıklamak gerekiyor: Berber Hikâyeleri  oyunu nedir ve ben ne kasdediyorum?

Oyunu yazımda şöyle tanıttım:

Oyun 1960’lı yıllara tarihlenmiş, ulusal kimlik, dil, din, seks, beyaz adam-siyah adam çatışmalarına, evsizlik, göçmenlik, kültür, nesiller arasındaki anlaşmazlıklara değinirken Londra’da İngilizlere de İngilizce ve İngiliz humoru ile çuvaldız batırıyor. ‘Kreol’ gibi ‘pidgin’ dili gündeme geliyor. Politik tartışmalar yapılıyor oyunda. Mugabe, Mandela ve devrik liderler de paylarını alıyor. Korkularından endişelerinden kurtulmak isteyen insanların(erkekler) isyanlarına, hüzünlerine tanık oluyorsunuz. Bir yaşlı berberin genç bir babaya söylediği ‘Çocuğunu dinle, sana doğru dili o öğretecek’ sözleri kulağınıza çakılıyor. Bu arada Chelsea Barcelona maçı da fonda sürekli olarak varlığını hissettiriyor ve futbolun sadece futbol olmadığını anlatıyor.

Kısaca İngiltere’de yaşayan Afrikalılar kendi ülkelerini ve geldikleri bu ülkedeki hayatlarını anlatıyor.

Bir Türk için Berber Hikayesi yapmanın anlamı ise çok açık. Dünyanın bir yerinde konuşlanmış ve kökeni Türkiye olan bir tiyatro insanı bulunduğu ülkedeki aynı kökeni paylaştığı insanların  meselelerini sorunlarını anlatan bir Berber Hikayesi yapmalı. (Ben olsam yapardım.) Bu o insanların öncelikle orada yaşayan Türklerin(örneğimizde  Afrikalılar) kendilerini iyi hissetmelerine, yaşadıkları toplum tarafından kabul edilmelerine o toplum ile  iyi ve barışçıl ilişkiler kurmalarına yarar. Ayrıca milli bir tarafı da var bu oyunların. Dile hizmet ediyor.  Yurt dışından hatırladığım bizden bazı Berber Hikâyeleri örnekleri var. Ama pek çoğu kendi ülkesine düşmanca bakan bir duruş içinde. Sonuç o ülkeye ‘yaranmak’ gibi sonuçsuz ve kişiliksiz bir çaba içinde. Afrikalıların Berber Hikâyesi çok insanca, esprili bir dil kullanıyor. Öz eleştiri yapabiliyor. Shakespeare’yen tiyatro dili var. Oyuncular Afrika kökenli.  ‘O yazar benim sahnemde çıktı’ demek benim yazdığıma cevap olmadığı gibi Berber Hikayesi yaptım demek de olmuyor. Afrikalı yerel topluluklar ile National Theatre birlikte bir oyun yapmış. Arcola’nın National Theatre(veya başkası) ile berber hikâyesi var mı? Ben berberde geçen hikâye demedim Türkiye’ye ve onu oluşturan kültürlere ait hikâyeleri ima ettim. Benim için Berber Hikayesi’nin anlamı o.  Soruyu açık koyayım: Arcola’da oynanan Türkiye konulu bir ‘berber hikayesi’ var mı?

Beni onun 10 yıl önceden bildiği bir yazarı yeni öğrenmekle küçümsüyor. Herhangi bir ‘Yazarı 10 yıl sonra tanımış olmak’ da benim adıma bir kusur değil. İngiltere’de yaşayıp bilmesem kusur olabilirdi belki. Mehmet Ergen’in Türkiye’de tanımadığı yazarlar yok mu?

Sultangazi ve Kağıthane’yi ‘fakir mahallelere’ örnek gösterip oralarda oyun yazarlığı projesi başlatmak ile övünmek kendi tehlikesini içinde taşıyor.  Türkiye’deki aydın kesimin en büyük yanılgılarından biri bu. Fakirin ayağına gitmek, onu kurtarmaya kalkışmak YANLIŞ ÇOK YANLIŞ. Bu her şeyden önce kendini ‘BİR YERE KOYMAK’ anlamına geliyor ki amaçladığınız diyalog baştan eşitsizlikle başlıyor. Bine yakın müracaat olmuş. Hepsini kabul etmişler.  Bu baş edilebilecek bir sayı mıdır? İBBŞT bunun altından lâyıkıyla kalkabilir mi? Tüm kadrosu bu işle uğraşsa kendi oyunlarını çıkaramazlar. Dostlar alış verişte görsün yâni.  Ne olacak? Zaman içinde kendi kendine elenmeler olacak. Bu bir gönül kırıklığı yaratmayacak mı? Ben oyun yazma projesine karşıyım. Mehmet Ergen’in oyun atölyesinden çıkan ve bence kötü olan Ben Patronum düşüncemi güçlendiren en güzel örnektir. Mehmet Ergen’e İstanbul Halk Tiyatrosu’nun Alevli Günleri’ni incelemesini tavsiye ederim. İHT genç bir yazarın eserine nasıl değer katmış görülmesini isterim. Yâni yazarın yazdığı oyun İHL gibi profesyonellerin ve tiyatroyu iyi bilenlerin elinde işlenecek yazar da oyun da gelişecek. Bu bir anlamda meslek içi uygulamalı eğitim. Kötü bir örneği İBBŞT’dan vereyim. Türkiye Kayası İBBŞT’ndaki dramaturglar elinde parça parça edildi ve oyun tüm esprisini kaybetti. Zira o örnekte dramaturglar genç yazarın fikrine değer vermediler. Yazar da telif alacağım diye memnun olur gibi yaptı. Bu işler aynı zamanda etik düşünceyi de ilgilendiriyor. Salt oyun yazmayı değil. Oyun yazmak oyun yazmak değil sadece.

Ben ödenekli tiyatroların genç(örneğin 30 yaş altı) yazarlar arasında  oyun yazma yarışması yapmasını ve derece almış oyunların sahnelenmesini tercih ederim. (Nilüfer Belediyesi) Aynı şekilde ödenekli tiyatrolarda oyunculuk kursları açılmasını da uygun bulmuyorum. Hele ödenekli tiyatroların yapmasını hiç doğru bulmuyorum. Bu iki konu ciddi eğitimler ve yapılanmalar gerektiren konular. O kadar akademi ve üniversite niye var? Merak ettiğim bir şey var. Wikipediye baktım.   Oyun yazmaya çok meraklı olan Mehmet Ergen kendi kariyerinde yazılmasına ön ayak olduğu kaç oyun(u) sahnele(n)di ya da Mehmet Ergen’in yurt içinde ve dışında yönettiği oyunlar listesinde yer alan Türk yazarlarının oyunları kaç adet?

Bence esas soru şu:

İBBŞT ülkemiz içinde bir Berber Hikâyesi yapacak mı? Yâni ülkemizdeki Kürtler, Yahudi, Ermeni vb etnik gruplar ile ortak  o kültürleri yaşatacak biçimlerle tiyatro projeleri yapacak mı onlara destek verecek mi? Tiyatroya gelmeyenlerin ayağına tiyatro götürecek mi? Semt tiyatroları kuracak mı? Tiyatroyu semtlere yayacak mı? Berber Hikâyesi'nin ufkunun içinde bunlar var. 

Sanıyorum bu sorular Mehmet Ergen’in kişisel geçmişinden ve birikiminden daha önemli. İş(in)e bakalım.

Melih Anık

NOT: Yazdıklarıma 'tek sıkımlık sosyal medya yorumları' demiş Mehmet Ergen.  Yazdığım yazıların sayısı bin beş yüze ulaştı. Beş altı bin sayfa oluyor yaklaşık. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme