8 Ocak 2018 Pazartesi

Cef Tiyatro'dan Zamanımıza Tutulan Ayna: Plastik Aşklar (Ali Cüneyd Kılcıoğlu)

Yazar ile başlamak istiyorum. Ali Cüneyd Kılcıoğlu'nun  (muhtemelen kendi kaleminden) özyaşam öyküsünün girişi şöyle: "1976 Denizli doğumlu. İlkokulu Amerika Birleşik Devletleri’nde, Ortaokul ve Liseyi Diyarbakır’da okudu." Ben bu cümleyi okuduğumda durdum ve düşündüm. Denizli, Amerika ve Diyarbakır. Yaklaşık on yıl içinde yaşanan bu çevre değişimi insanı nasıl etkiler? Bence gözlem gücünü tetikler. Emin değilim ama anlatma ihtiyacı öne çıkar. Gözlem gücü ve anlatma ihtiyacı da insanı yazmaya iter. İşte Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu Ali Cüneyd Kılcıoğlu "tadaaaa.."


2016'da yaklaşık on yıldır oyun yazmakta olduğunu belirtmiş. Yâni otuz yaşında başlamış yazmaya. On(bu arada artmış olabilir)  oyunu Devlet Tiyatroları repertuvarına girmiş.Televizyon Cumhuriyeti, Dilek Ağacı, İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı, Komşum Hitler, Çıplaklar Plajı, Nefertiti'nin Longplay'i, sahnelenen oyunları(bu arada artmış olabilir). Oyunları ile çeşitli ödüller  almış(bu arada artmış olabilir). Ben on bir yılda yazdığı oyun sayısını 16 olarak saydım. Belki şu sıralarda da bir oyun yazmaktadır. Özgeçmişini güncellemek zor bir iş anlayacağınız. Neredeyse her ay değişiyor(tadaaa..)

Okuduğum beş oyununa bakarak Ali Cüneyd Kılcıoğlu'nun dönemi yansıtan oyunlar yazmakta olduğunu söyleyebilirim. Bazı yorumlarda oyunlarının belgesel gibi olduğu ima edilmiş.  İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı böyle bir oyun meselâ. "Gözden çıkarılan emek" yazarın ilgi alanı içine girmiş ve 2001'den başlayarak değişen Türkiye'nin yarattığı işsizlik sorununa dokunmuş. Kendi ifadesi ile oyunda "bire bir yaşanan deneyimleri yansıtmış sahneye". Komşum Hitler ile "sanal tehlike"ye dikkat çekmiş. Plastik Aşklar da bu serinin bir oyunu. Oyun, sanal yaşanan dünyada sahteleşen aşklara, ilişkilere, dostluklara,  arkadaşlıklara dokunan bir oyun. "İlişki denen şey tek kişilik hayatların birlikte vakit geçirme isteğine dönüşmüş." Modernizmin yarattığı yeni bir mutluluk var artık. Sahici gibi görünen "sahte", hayatlarımızı çalıyor. 

Aynı erkek ile biri bitmiş diğeri yeni başlamış ilişki yaşayan farklı yaşlardaki(nesil?)  iki kadın merak, kıskançlık, öfke, hırs, intikam duyguları ile bir araya geliyor. Birbirlerini acıtmak niyetindeler. O kadınların kullandıkları dil ve yaşam şekillerinde, değişen(plastikleşen) nesilleri ve ilişkileri görüyoruz. Biri yeniye alışmaya çalışıyor diğeri eskiyi bilmemenin eksikliğini duymuyor.  "Ölümcül" başlayan ilişki, insanın insana dokunması sonucu (tek çözüm yolu) sevgiyle açan, umut dolu bir çiçeğe dönüşüyor. Hıdrellez, öykünün iç ısıtan yanı ama yeterince işlendiğini düşünmüyorum. Hıdrellez, baharı beklemenin, umudun metoforu gibi saklanmış öykünün içine. Sanal dünyanın metafizik dünya ile buluşması gibi. Keşke daha ince dokunuşlar yapsaydı Ali Cüneyd Kılcıoğlu. O Hıdrellizi bir hoşluk bir güzellik gibi alıp müstehzi, zekâ, bilgiye dayalı diyaloglarla akıcı, enerjik sahnelerin arka arkaya eklendiği bir oyun yazmış. Ancak diğer oyunlarında da rastlanan bir kusuru var. Çok yazıyor. Kendini durduramıyor belli ki. Ben onu masanın başında  oyun bitene kadar yazıyor gibi hayâl ediyorum.(Masanın başından kalkıyor mu?) Atmaya kıyamıyor, silgi kullanmıyor. Belki de aklındakilerin kaybolmasından korkuyor. Oyununu budamak da kolay değil. Zira Ali Cüneyd Kılcıoğlu bu ihtimale karşı çözemesinler diye olay akışını birbirine düğümlüyor (sanki). Dikkatli sökmeniz gerek.  Plastik Aşkları yöneten Burak Karaman bence iyi bir şey yapmış, oyunu yapabildiğince budamış. Mona Lisa'yı çıkarmış. Oyunun ikinci perdesinde birdenbire karşımıza çıkan "seyirciyi oyuna dahil etme (epik)" sahnelerini kaldırmış. Tarifi verilen  dekoru biraz hafifletmiş, kısacık işlevi olan evden görünen dış mekânı yok etmiş. Ufak değişiklikler yapmış. (Alev'in baş sallaması yerine bayılmayı koymuş.) Fonda yansıtılacağı yazılmış sahneleri 'laptop'tan izlemeye çevirmiş. Oyunun içine biraz şarkı biraz dans katmış. Oyuna hız kazandırmak istemiş besbelli. (Ancak  belirtmeliyim ki Türk kahvesi de o kadar çabuk pişmez.)


Bence bir şey daha yapsın. Oyunun oynandığı platformları kaldırsın.(Dekor: Behlüldane Tor) Hem çok ses yapıyor hem de turne yapan tiyatronun sahiplerini düşünsün. (Dekor taşıma ucuz değil.) Hatta ben arkadaki panoları da kaldırsın yerine perde koysun diyeceğim ama artık o kadarını patron bilir.  

Oyunun iki oyuncusu var. Öykü Gürman ve Füruzan Asena Ongan. Her ikisi de beni şaşırttı. Öykü Gürman'ın iyi şarkı söylediğini biliyordum da ondan bu iyi oyunculuğu beklemiyordum.  Çok iyi bir oyunculuk temeli olduğu belli olan Füruzan Asena Ongan daha önceleri neredeydi diye düşündüm.  Çok harekete dayanan, hızlı bir oyunda tempoyu tesis etmek ve sürdürmek zor bir iş. İki genç soluk soluğa, birbirleriyle uyumlu bir oyunculuk gösteriyor. Sık oynadıkça çok daha iyi olacaklarını düşünüyorum. Oyunun  üçüncü oyuncusunun(Adem Türker) sesini duyuyoruz sadece. Bence oyuna renk katmış. Rolü "ses" ile "çizmiş".


Plastik Aşklar, seyircisini saatine baktırmayan, eğlendiren, akıcı, enerjik, hoş bir oyun. Ali Cüneyd Kılcıoğlu'nun oyuna kattığı zekâ dolu sözler, ayrıntılar da seyircinin hoşuna gidecektir. Yaşadığımız  dünyanın sahtelikleri içinde sahnede önünüze konulan sahte dünya, yüzünüze acıtmayan bir dokunuş olarak gelecek. Seveceksiniz.

Melih Anık      





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme