30 Ağustos 2010 Pazartesi

Aydın , Sanatçı , Tiyatrocu

Her aydın , sanatçı değildir ama her sanatçı “aydınlık” olmak zorundadır. (İstisnalar kaideyi bozmaz! İstisna gibi görünenler pek çok olsa da..) Kimi sanatçı “akıl” ile kimisi “gönül” gözü ile “görür”. İkisi ile birden “aydınlanan” ne kadar şanslıdır!

Sanat yaratma işidir , “Sanatçı”  yaratıcıdır . Yaratıcılık yalnız olmayı gerektirir . Yaratıcılık  “öncü ve önce” olmayı sağlar/gerektirir.

Kalabalıklar içinde herkesten “önce” ,  gür ve farklı “ses” veren  bir aydın , “Yalnız olmayı” mı  seçmiştir ? “Yalnız olmayı” seçmiş bir aydın , sanatçı sayılabilir mi ?

Sanatçının birilerinin suyuna gitme zorunluluğu  yoktur. İşi , inandığı “Hakikatı” seslendirmektir.(İnandığı hakikatın peşinde koşmaktır) Aydın , gerçek ve gerçekçi olmalıdır.

Sanatçı  , “birey”dir .  Aydın, camianın “adamı” olabilir.

Sanatçı , güzelliği kavrayarak hakikate  giden yolu seçer ; “ruhunun örsünde soyunun yaratılmamış vicdanını döver”(Joyce); “varlığını yaratarak ifade eder” (Rollo May) Aydın , akkor demiri döverek  yararlı hale getiren  demircidir.

Aydın için “toplumsal çıkar” önce gelir. Sanatçı “yıkanmak istemeyen çocuk”tur.

Sanatçı  “vicdan”ı yaratır/besler , aydın “vicdanı duyar”.

Aydın ile sanatçının ortak olduğu yer bağımsızlıktır. Ama “bağımsızlıkları” farklıdır . Aydın arkasından gelenlere “bağlı”dır ; sanatçı , yürüdüğü yola …

Aydın “çoban”dır ; sanatçı , “kara balık”…  

Aydın ve sanatçı “cesaret”li olmak zorundadır. Ama “cesaret”leri de farklıdır. Sanatçı , umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisine sahiptir  (Rollo) ; aydın umuda yürümek zorundadır.  Aydının cesareti kahramanlık ile ;  sanatçının cesareti  erdem ile arkadaştır.

Sanatçının  “yokluğu” , “boşluk” doldurur . Aydının “yok”luğu ise “boşluk”tur.

Aydın “anlatır” , sanatçı “anlaşılır”.

Sanatçı duyduğu kuşkuya rağmen kendini adar ;  aydın kuşkuyu ortadan kaldırır ve kendini adar.

 Sanatçı “farkındalığı” ile dünyayı etkiler , aydın “farklı” olmak zorundadır.

Sanatçı statükoyu tehdit eder , aydın statükoyla yaşayabilir.

Sanatçı ortaya koyar , aydın ikna eder.
………………………….
 “Tiyatrocu” ,  kendini “aydınlığa” adamış “estet” bir “oyuncu”dur. ( “İstisnalar kaideyi bozmaz!” İstisna gibi görünen pek çok olsa da!)

 “Aydınlık” tarafı , bir bildirinin altında “imza”  ;  “estet”  tarafı  “güldüren”  olan tiyatrocu ,  “oyuncu”  tarafıyla sahnede , “hayâl perdesi”nde  kalan “suret”ten  mi ibarettir ?  

Onların “estet  aydınlığını” ararken “taklit”leriyle mi avunacağız ?

 Melih Anık

Not:
Nasreddin Hoca’nın “18.Deve” hikâyesi , aydının mı sanatçının mı “çözüm”ünü anlatır ?

Esinlendiğim /Yararlandığım Kaynaklar:
Entelektüel- Edward Said-Tuncay Birkan- Ayrıntı
Vatandaş-Tahsin Yücel-Bilgi
Kim Var imiş Biz Burada Yoğ İken-Cemal Kafadar- Metis
Hasan Âli Yücel ve Türk Aydınlanması- A.M.C.Şengör-Tübitak
Yaratma Cesareti-Rollo May-Alper Oysal- Metis
Kendime Düşünceler- Marcus Aurelius-Furkan Akderin- Alfa
Yalnızlık Kederi- Fazıl Say- Doğan
Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım- Ünsal Oskay-YKY
Aptallık Ansiklopedisi-M.van Boxsel-Gül Özlen-Ayrıntı
Asya Mektupları-Niyazi Berkes-YKY
Başkalarının Acısına Bakmak-Susan Sontag-Osman Akınhay-Agora

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme