17 Eylül 2011 Cumartesi

Paektu Dağının İnsanları : KORE’ler ve “… İZM”ler


Güney Kore’ye herkes gidiyor da 24 milyon nüfuslu Kuzey’ine giden az. Yerel rehberin söylediğine göre yılda 4000 yabancı turist geliyormuş Kuzey Kore’ye. “Dost” ülkelerden(Çin,Rusya vb) gelenler de 25000 kişi.. Bir zamanlar yılda iki milyon sayıya ulaşan Güney Kore’lileri “yabancı”dan saymıyor Kuzey Kore. Geçmişte yaşanan bir olay nedeniyle şimdi onlar da gelmiyormuş.
Güney Kore’de Kuzey Kore’nin 70 km yakınına gidip de sınırı oluşturan “askerden arındırılmış bölge”yi geçemediğiniz için bir saatlik yolu bir günde alarak Pekin üzerinden Kuzey Kore’nin başkenti Pyongyang’a gidiyorsunuz. Yani iki Kore, o kadar yakın ama o kadar uzak.
Güney’in tüm renklerine rağmen esas “renkli” olan taraf Kuzey. Ayrıca satın aldığım ve  okudukça bana Brecht’i hatırlatan halk hikâyelerindeki akıl ve duygunun buluşması da beni oraya yönlendiriyor, kalbimi orada bırakıyorum.
Bir gezgin için koşullar kolay değil Kuzey Kore’de. Ama Güney’ini görmenin anlamı Kuzey’ini görünce anlaşılıyor. Kişi başı GSMH’sı 30000 Amerikan Dolar olan ve de “açılıp saçılmış” bir ülkeden “ailenin” diğer yarısı ama “kapalı” ve GSMH’sı 1800 Amerikan Dolar olanına geçtiğinizde yaşayıp hissettiklerinizin anlatılması o kadar da kolay değil.
Kore’lerin hikâyesi ve bugün içinde bulundukları durum öğretici.
Seoul havaalanında bagajlar otobüse yerleştirilirken iki kadın bir erkeğin iki ellerini havaya kaldırmış, gözlerini kapatmış durduklarını gördük. Batılı bir gezgin için bu görüntü cazip. Yaklaşık 20-25 dakika  sürdü bu hareketsiz duruş.  “Sokakta meditasyon” görmek, gezgin için  beklenen bir şey.  İlk heyecanla en güzel kareleri çekmek arzusu bitince çevrede gördükleriniz olaya başka bir anlam katıyor.  Anladık ki Güney Kore Çin’e çok kızıyor. Onların insan haklarını ihlâl ettiklerini gösteren resimli afişler önünde meditasyon yapıyor Güney Koreli. Asıl dikkati çekmek istediği konu bu. Benim gibi tiyatroya meraklı biri için güzel bir başlangıç. “Sahne”, “hedef şaşırtıyor”. 
Güney Kore küçük Amerika gibi. TV programları bize çok benziyor. Yetenek yarışmaları. “Sen de yeteneklisin, sen de yapabilirsin” diye kışkırtılan insanlar. “Buzda Dans”, “Dans Dans Dans” vb programlar özgün formatlarla sergileniyor. “Kazan ve köşeyi dön” toplumu demek haksızlık olacak zira Güney Kore’nin dünya çapında markaları var:  Kia, Samsung, Hyundai.. Belki sizin de arabanız Kia ya da Hyundai, bilgisayarınız Samsung. TV’deki ile dünya arenasındaki görüntüler çok farklı.
Güney Kore’deki Kore Savaşı Şehitliği görmeye değer. Savaşta bir taraftan ölenler “şehit” sayılıyor Birleşmiş Milletler’e göre. O nedenle ittifakın askerlerine ait (bulunabilen) kemikler gömülmüş bu “şehitlik”te. En dikkat çeken Türklere ayrılan kısım. Türk  tarafından 1000 kayıp var ama 400 ünün ismi yazılı mezar taşı var.
Aslında “Koreler”, Kore Savaşı’ndaki  Türkler üzerinde çok durmuyorlar  ve de bizim dilimizden düşmeyen  “Kunuri”yi de bilmiyorlar. K.Kore’de, “Herşeyin efendisi insandır ve her şey onun kararı ile olur” üstüne oturmuş  “juche” felsefesi ile sosyalizm ve komünizmi yeniden yorumlamanın adı “Kimilsungism”i duyunca Kore’liler Kunuri’yi bilmeseler de bizi tanıyorlar diye geçirdim içimden.
 Kuzey Kore’nin  varı yoğu Birleşmiş Milletler “elbisesi” içindeki “esas düşman”, USA.  Güney Kore de Çin’i düşman bellemiş. K.Kore’deki Savaş Müzesi’nde bilimsel olarak hazırlanmış duvar panolarında tek düşman(USA) ve onun kötülükleri sergilenmiş. (O sergilemeden yola çıkarak bir oyun bile tasarladım) Pyongyang’dan ayrılırken uçakta yan yana düştüğüm USA’lı kadın gezgin, gurup olarak  8 gün kaldıkları Kuzey Kore’de hiç de rahatsız edilmediklerini  anlattı ve  “Bizden nefret ediyorlar” dedi  bana, gülümsüyordu. 
Güney Kore’de 8 şeritli yollarda trafik azabı var, Güney Kore’deki hızlı tren Fransız yapımı. Kuzey Kore’de yol var araba yok, benzin istasyonu yok. İnsanlar yürüyor. Yollarda tek tük lüks arabaya rastlamak mümkün. Barajı kendi kaynakları ile yapmış olduklarını övünerek söylüyorlar. Asker iş gücü kullanılmış. Aslında her K.Koreli asker ! (disiplini içinde yaşıyor)
Kuzey Kore’de 2 yerel, 2 Çin, 1 Japon kanalı ve BBC World gördük oteldeki odamızdaki tv’de . Daha önce gidenlere göre bu bir lüks, zira eskiden 1 kanal varmış. Yerel kanalda marşlar ve Başkan’ın çalışmaları var, temel atışlar, açılışlar, yollarda biriken halk, çiçek veren çocuklar, Başkan sinema salonuna koltuk seçerken.. Hele fondaki duygulu, gururlu ses.  Başkan sinemaya tutkun. Hatta bir yönetmeni (Shin Sang-ok)ve karısını kaçırmış, ağırlamış ve filmler çektirmiş. Başkan’ın sosyalist sinema üzerine kitapları da var. Yani “sanatçı” ruhlu bir Başkan’ı var Kuzey Kore’nin. (Bizimki Devlet’i “okuyor”du değil mi!)
Kuzey Kore’de dini mekân yok gibi. Ama en çarpıcı mezarı Kuzey Kore’de gördük : Bir tepenin üstündeki Kral Kongmin ve karısına ait mezar anıtı.  Güneyde ise Budizm ağırlıklı. Bizdeki “ölünün kırkı” gibi bir ölünün ardından yedinci haftada yapılan bir dini törene rastladık. Kenarda bir ofiste insanlar para ödeyerek o tapınakta ibadet etme hakkı satın alıyordu. Tapınağı takipçileri yaşatıyor yani. İnançsızlık da var tabi. K.Koredeki rehberimiz bu çalışma koşullarında insanların dini düşünecek zamanları kalmadığını söylüyor. G.Kore’deki rehber ise “I’m a free thinker” diyor kendisi için ve yakılmayı mı gömülmeyi mi vasiyet edeceğine henüz karar vermediğini söylüyor.
K.Kore’de otobüs duraklarından uzun kuyruklar gördük. Rehberimiz anlattı, aslında metro var onunla da giderlermiş ama bu insanlar hızlı servis istedikleri için otobüs bekliyormuş. Sonradan anladık ki metro şehrin bir kısmında var. İnsanlar şehrin dışına gitmek için otobüs bekliyorlar. Rehber hep bir “makul”(!) neden buluyor ! Metro istasyonları Moskova’dakilere çok benziyor. Süslü..
Her iki tarafta da okullara giriş için “çok çalışmak lazım çookkk”.. Giriş sınavları ile yarış büyük. G.Kore’de bir ailenin sınavlara hazırlık için çektiklerini anlatan bir belgesel seyretmiştim. Kuzey Kore’de 7-17 yaş çocukları için yapılmış “Çocuk Sarayları” var. Pyongyang’dakini oda oda  gezerken gördük ki sıkı çalışıyor çocuklar, sanat ve sporda. Haftada iki gün geziliyormuş bu saraylar. Gezi bir saatlik bir gösteri ile bitiyor.  Amaç rejimin insana verdiği önemi göstermek gibi geldi bana.  Bu arada şunu belirtmem gerek ki çocuklar çok yetenekli. Enstrümanı çalmayı öğrenmeden önce pozları öğreniyorlar. Yaptıklarından zevk alan insan pozları, yüzler gülüyor, bedenler ritm ile sarhoş(?)  Eğitilen yetenekleri görünce ben rehbere, “dünya çapında tanınmış birkaç isim ver” dedim, sayamadı.
K.Kore’de yurt dışına çıkılıyormuş ama izin almak gerekmiş. Genellikle “dost” ülkelere gidiş daha kolay. Pekin’e birlikte indiğimiz K.Koreli gençler ülkelerinde göğüslerinden çıkarmadıkları Kim İl Song rozetlerini çıkarmışlardı. Saçlar jölelenmişti.
Kuzey Kore’de mezarlık görmedik. Bizim yolumuz üstünde değilmiş. (Kaynak: Yerel rehber)
Kuzey Kore’de cola, pizza vb batı yemekleri var. En çok bira içiliyor. Parası olan için yabancı her marka içkiyi bulmak da mümkün. Her iki Kore’de de masanızdaki yiyecekler üç aşağı beş yukarı aynı. Masada barbekü, masanızdaki ocağın üstünde kaynayan suda haşlama(şabu şabu) yapmak. Her iki Kore de “Benim pirincim iyidir” diyor. Ama insam(ginseng) alacaksanız K.Kore’den alın.
Kuzey Kore’de turist ancak yabancı parayla alışveriş yapabiliyor. Her şey devletin. Yol üstünde rastladığımız armut, elma satan kadın satıştan elde ettiği gelir için defter tutup, kazancı devletine veriyormuş. Devlet de ona maaş veriyor. Küçük işletme mi dersiniz? Kooperatifçilik övünç kaynağı, Fiat ile ortak kurulan otomobil fabrikası da varmış.
Kuzey Kore’ye girerken “tuhaf” oluyor insan. Tüm telefonlar toplanıp bir kutuya konulup emanete bırakılıyor. Odanızdan dünyayı aramak teorik olarak mümkün ama nedense sistem işlemiyor. Odadaki rehberde Türkiye’nin kodu 90 Ankara’nın 4 olarak verilmiş. Çevir sesi var bağlantı mümkün değil.  Ama  otel lobisindeki odadan telefon etmenize müsaade ediliyor.”TÖRKİY” demeyin anlamıyorlar “Turkiyye” derseniz tanıyan çıkıyor.  Posta kartı atmak da serbest.  Attık henüz gelmedi. G.Koreden attıklarımız biz dönmeden gelmişti. K.Kore’de Telefon sistemini Mısırlılar yapmış ama şimdi yeni bir şirket ile anlaşma yapılacakmış. Biliyorsunuz Mısır bu teknolojinin dünyada bir numarası (!)
Otobüste otele giderken otele kaydınız yapılmış oluyor rehber oda anahtarlarını veriyor. Çıkarken de resepsiyona değil rehbere teslim ediyorsunuz anahtarları.  Girer girmez ilk uyarı rehberden geliyor. Askerin fotoğrafını  çekmek yasak. Bu askeri bölge, kişi hatta gölgesi bile olabilir. Kamera askere doğrultulursa silah oluyor(!) çünkü. Çalışanların fotoğrafının da çekilmesine izin verilmiyor. Nedeni siyasi değil(?), insanlar o durumda yorgun yüz ifadeleri ile çekilmek istemiyorlarmış(?) Kameraların profesyonel ve  gezginin de gazeteci olmaması lazım. Bilgisayar bağlantıları da kesiliyor.
Kuzey Kore’de insanların göğüsleri üzerinde taşıdıkları liderleri Kim İl Song resimli  rozetlerdeki farklı şekilleri çözebilmek, sabahtan başlayarak sokaklarda, metroda zaman zaman duyduğunuz  askeri marşları, Kim İl Song’un mozelesini ziyarette dörtlü kol asker  yürüyüşlerinizi, mozelede sessiz durulacak, mozelenin çevresinde dört kez saygıyla eğinilecek anları, çok yavaş hızda hareket eden “yürüyen yol”daki sessiz bekleyişi,  elinize tutturulan mp3 çaları kulağınıza tutarak dinlemeyi  anlamak, anlatmak kolay değil. Uçaktan paraşütsüz atlamış gibi oluyor insan! Ama dışarı çıktığınızda bahçede liderlerini ziyarete gelmek için en özenli  rengarenk giysileri içindeki insanlar, çektirdikleri fotoğraflara girmek isterseniz sizi hemen kucaklıyorlar.  Kuzey Kore’liler  sempatik ama içe kapatılmış bir halk. Müzikte ve sporda çok disiplinli ve yetenekliler.  Çalışkan, sabırlı, dayanıklı ve ülkelerini seven insanlar yaşıyor orada. Arirang tüm bu özelliklerin göstergesi.  K.Kore’ye sadece Arirang  için bile gidilir. Arirang başlı başına bir olay. Yüzbin kişi tarafından yüzellibin kişilik stadyumda sunulan gösteri inanılmaz bir şölen. Hele çocuklar ve onların gösterileri! Umutla yarına bakan, enstrümanı çalmayı öğrenmeden mutluluğun “poz”unu öğrenen o çocuklar gözlerinizi yaşartır eminim. Arirang geceleri, şehrin aydınlığını arttıran stattan yayılan ışık. Genelde karanlık bir şehir Pyonyang. Ülkede enerji sıkıntısı varmış.
Kuzey çoğunlukla “Kore” diyor yön belirtmeden  ve anıtları, gösterileri ile Güney ile ayrı olmadıklarını gösteriyorlar, kucaklaşacakları günün beklentisi içindeler sanki. Güney’in böyle bir şeyi dert edindiği izlenimini edinmedim.
Dönüş yolunda Pekin’e uğradık bir günlüğüne. Tiananmen Meydanı’nı gezdim. Yaklaşık 5 yıl önce 15 günlük  Çin gezimin  ilk durağı idi. Yeni görüntüsü ile hayâllerim yıkıldı. Bu meydan tankın önüne dikilen öğrenci fotoğrafı ile direnişin meydanı idi zihinlerimizde.  Meydana yer altı geçitlerinden polis kontrolü ile giriyorsunuz şimdi. Meydanı ikiye bölen iki duvar inşa etmişler ortadaki Halk Kahramanları Anıtı’nın yanına,  Çin’i tanıtan reklam filmi dönüyor. Anıtın dört tarafında duvarlardaki enfes dekorasyonlu panoları önünde nöbet bekleyen polisler nedeniyle 30 metreden fotoğraflayabiliyorsunuz ancak. Yasak Kent’te onarım var.  Cephedeki Mao halâ yerinde ama bir gün kaldırılır gibi bakıyordu Mao. Önünde korumaya alınmış bir alan içinde iki polis nöbet bekliyor.  Mao’nun mozelesinin  etrafında dikilen  ağaçlar binayı  görüntülemeyi güçleştiriyor. Meydanın üç ayrı yerinde çiçekli bölümler oluşturulmuş. Eskiden meydanın bir köşesinde durduğunuzda gözünüzün önündeki meydanı algılamak olanaklı idi. Bir milyon kişi alan meydanın 5 yıl önceki görkemi kalmamış.  Mozelenin önündeki sıraları düzenleyen Çin motifli pirinçten  ayırıcı panoların yanında şimdi alüminyumdan apartman korkuluğu gibi kişiliksiz ayırıcılar, meydanın başına geleni apaçık anlatıyor. Caddelerdeki eski binalar yıkılmış, yerine gökdelenler, marketler, ışıklı reklam panoları “department store”lar, marka malın satıldığı “avm”ler yükseliyor.  Şimdi bambaşka bir Pekin var. Bu Pekin’de “global” dünyanın egemenliği hüküm sürüyor. Halâ emek ucuz ama marka toplumu oluşmuş. (Evinizdeki Çin malında ucuz emeğin çektikleri var, unutmayın.)  Sanki New York olmuş Pekin..
Kuzey Kore’nin “dost”u Çin yeni bir dünyaya koşuyor ve Amerikanlaşıyor ama Kuzey Kore komünizme sarılmış. Amerika dünya  imparatorluğunun yeni sahibi ama “dost”u Güney Kore  bir USA taklidi olma yolunda.
Dışardan baktığınızda bir ülkenin bölünerek akrabaların birbirine yabancılaşmasının nedeni Rusya, Çin ve  Amerika, kendi hesaplarının bir parçası olarak Kore’leri kendi kaleleri, stratejik alanları olarak kullanıyorlar. Çin Amerikanlaşma yolunda, Amerika zaten “İmparatorluk”, olan Korelilere oluyor
Biz onları eleştirirken en ilginç tespiti otobüsümüzün arkasında oturan (sivil polis?)rehber  yaptı: “Topraklarının %90’ı Asya’da olan Türkiye, Avrupalı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor” Türkiye’nin dıştan görünüşü de bu!
Doğrusunu isterseniz Halk Devrimi üzerine iyice düşünmek lazım. Yıllar önce Libya’ya ilk gittiğimde Libya, İtalyanlardan henüz kurtulmuştu. Halk Kaddafi’yi omuzlarında taşıyor, gurur duyuyordu. “Milliyetçi”lik girişten itibaren vuruyordu yüzünüze. Bugün aynı halk Kaddafi’den kurtulduk diye seviniyor, onu yerden yere vuruyor. (Irak’da da benzer değişimi gördüm.  Saddam’ı sırtında taşımış halk heykelini parçalarken çok gayretliydi. Mallarını satmak için Saddam’a ve adamlarına  gülücükler saçıyordu Batılı kapital!) Sosyal medyada gittikçe yaygınlaşan BOT’ları düşünürseniz dünyayı sanal bir el yönetmeye başladı bile. “Halk istiyor” denilen halkın istediğimi mi yoksa halka “istetilen” mi?  Halka, o seçmiş gibi yapılıyor sanki. Kitleleri yöneten bir el var ve o el ne zaman ne isterse oluyor gibi. (Benim için bir “halk devrimi” var, o da Atatürk’ün liderliğinde  Türkiye’yi yaratmış olandır.)
Tuzlu suyu tatlı sudan ayıran barajı inşa ederek kaynakları ve doğayı kontrol etmede gösterdikleri akılcılığı birleşmede de göstereceklerini;  Kuzey ve Güney’in, kutsal saydıkları Pektu Dağının eteklerinde buluşacaklarını hayâl ediyorum.
Keşke üzerlerine oynanan oyunları fark etseler ve sadece gönüllerini dinleyerek o topraklar üzerindeki ortak geçmişten aldıkları güç ile  yeniden bir arada yaşamanın onların çıkarına olduğunu anlayabilse  “KORE”ler..
Melih Anık

1 yorum: