31 Ocak 2026 Cumartesi

Hayatları Değiştiren Oyun: Geç Kalanlar (Sanat Organizasyon39)

 Başlık bana ait değil. 9 yıl önce(2016) İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda 4 sezon 252 kez kapalı gişe oynayan oyun hakkında Beyaz Masa’ya ve İBBŞT’na gelen, sosyal medyada paylaşılan görüşlerin ortak vurgusu. İnsanlar oyunda kendilerini bulabilir, sorgulayabilir ve de bir terapist karşısında olduklarını düşünebilir. Öyle de olmuş gibi görünüyor. Bir bakıma oyun bir tür psikodrama. Bu noktadan yola çıktığımda oyun Forum Tiyatro olabilme ihtimal ve olanaklarını taşıyor. Bu benim aklımdan geçen bir fikirdir. Bundan sonra oynayacaklar için öneri olabilir. 

Yazının hemen başında oyunda rol alan oyuncuları (Çiçek Dilligil, Ece Özdikici, Ümit Erlim, Tuba Oral) alkışlamak istiyorum. Bana çok keyifli bir akşam verdiler. Çok iyi oynadılar ve ben tiyatro seyretmenin keyfini yaşadım. Seyrettiğim akşam onlar uzun bir turneden dönmüştü. Normal bir insan için yorucu olan bir yaşam tiyatroya gönül vermiş oyuncular için hem keyif hem fedakarlık. Onların kıymetini bilelim.

 Oyunun yönetmeni Nihat Alpteki işini ciddiye alan, düşünen,  soran sorgulayan duygu ile düşünceyi bir potada eriten  bir yönetmen. Oyunu dikkatle seyrederseniz ayrıntılardaki hassasiyetini göreceksiniz.

 

Oyun özet olarak insan ilişkileri, ânı yaşamak, ruhsal derinlikler üzerine.. Oyunun ismi (geç kalmamak) de zaten mesajı içeriyor.

 

“Geç Kalanlar”, seyirciyi büyük olaylarla değil,  küçük ama derin kırılmalarla yakalayan bir oyun. Merkezine “geç kalmışlık” duygusunu alan metinde zaman doğrusal değil parçalı, iç içe geçmiş bir düzlemde ele alıyor. Bu bir imkan olduğu kadar risk de. Ölümle yaşam aynı sahnede. Oyunun sürprizini bozmamak için açık vermemeye çalışacağım. Kurgunun içinde önemli bir ayrıntı ile seyirci kendisi karşılaşsın.

 Karakterler isimlerden çok toplumda tarif edilen şekilde tanımlanıyor. Bu oyunu soyutlaştırsa da meselesini genelleştirmekte. Genç kadın, bugünde kalmış bir vicdan; genç adam, geçmişte kalmış bir pişmanlık; kadın ise bir tarafta 'olabilirdi' bir tarafta  'olmadı' bir yerde gibi duruyor. Bu soyutlama, oyunu evrensel kılıyor. Seyirci karakterleri değil, kendi hayatındaki gecikmeleri ve pişmanlıkları izliyormuş gibi hissedebilir. İç monologların seyirciyi oyundan koparması olası. Oyun seyircinin sahne ile birlikte düşünmesi için yazılmış bir oyun. Oyundan çıkan seyirci ben neye geç kalıyorum demişse oyun mesajını vermiş ve amacına ulaşmış demektir. Ama oyunculara çok iş düşüyor. Jest mimikler ve ses tonu çok önemli. İçtenlik ve doğallık gerekiyor. Rol yapıldığı belli olmamalı. Oyuncular da başarıyor.

 Oyundan çıkan bir seyirciye ‘Kadın kimdi?’ diye sorarsanız çok karışık cevaplar almanız olasıdır. Bence oyunun en can alıcı noktası da budur: Kadın kim? Ben de ona takıldım.

 Kadın hem Genç Erkek ile hem de Genç Kadın ile konuşuyor. Karmaşıklık da o noktada başlıyor. Mevcut haliyle Genç Erkek’in  Kadın ile konuşması ile Kadın’ın Genç Kadın ile konuşması farklı anlamlar içeriyor ve farklı nitelikte ki bu oyunun dengesi ile ilgili bir karışıklık yaratıyor.  İlkinde sanki bir tür itiraf günah çıkarma var. İkincisinde ise pişmanlık. Geleceği bilmiyoruz ama düşünürsek  hayat  bize yol gösterir. O zaman yaşarken daha dikkatli olur yapılması gerekenleri zamanında yapar geç kalmaz  hayatımızın ellerimizden kaçmasına izin vermezdik.  Her zaman yaptığım gibi ben olsam ne yapar(d)ım diye düşündüm. Ben Kadın’ı Genç Erkek ile konuşurken Erkek, Genç Kadın ile konuşurken Kadın yapardım. Oyunda Anne rolüne de yer vermezdim. Böylelikle Genç Erkek ve Genç Kadın kendi gelecekleri ile konuşurdu. Yaşadıkları geç kalma duygusu ve pişmanlık daha çok ortaya çıkardı diye düşünüyorum.  Bu oyuna denge getirirdi. Ama yazımın başında bahsettiğim Forum Tiyatrosu bu oyun için çok geçerlidir diye düşünüyorum. Seyircinin oyuna katılması interaktif olacak ve seyircilerde bir katarsis yaratacaktır.   Öte yandan Kadın geçmiş, şimdi ve geleceğin ortasında duruyor. O bir fiziksel değil bir seçimdir bir motiftir.  Bu da karışıklığı çoğaltıyor. Gerçek mi hayal mi soruları arasında seyircinin zihni puslanıyor.

 

Dekorda soyut somut dengesi aranmış ama yeterli değil gibi geldi bana. Aynı şekilde ışık için de benzer şeyleri söyleyebilirim ama turnelerdeki farklı salonları ve olanakları ve de taşınma/taşıma güçlüklerini düşününce tiyatromuzda bu konularda fazla bir beklenti içine girmemek gerekir, göçebeliğe razı olunur.

 Günümüz Türkiye’sinde gelecek kaygısı ekonomik ve ruhsal sıkışmışlık ‘yarın'ı kaybetme hali düşünüldüğünde, oyun bugünün insanının ruhu ve dilidir diye düşünüyorum.  Geç Kalanlar  seyirciye ayna tutan bir  tiyatro atmosferi oluşturur tiyatroyu bir kaçış değil, bir yüzleşme alanı yapar ama  yeterli olduğunu söyleyemem.

Seçici seyirci  Geç Kalanlar oyununda içsel farkındalık yaratılmasını bekleyebilir. Yolu açık olsun.

 Melih Anık

 

Oyun Künyesi:

Yazan: Pervin Ünalp

Yöneten: Nihat Alpteki 

Dramaturg: Özge Ökten Sahne ve Kostüm Tasarımı: Emra Albayrak Şahin. Müzik: Deniz Noyan

Işık Tasarım: Murat Selçuk.Efekt Tasarım: Metin Küçükyılmaz.Proje Tasarım: Mustafa İri 

Yönetmen Yard.: Pınar PamukDekor ve Uygulama: TRN SAHNE DEKOR Afiş Fotoğraf: Emrah Yağızm Afiş Tasarım: Galip Aksularn Yapımcı: Erdem Doğan

***

Oynayanlar: Çiçek Dilligil, Ece Özdikici, Ümit Erlim, Tuba Oral

27 Ocak 2026 Salı

Yoldan Çıkmış Hayatlara Yoldan Çıkan Oyun(İBBŞT)

 Beni tanıyanlar bilir: Ben bir oyun seyredeceksem önceden teksti okurum. Bu oyunu okumadım. YouTube’da birden fazla videosu var. Birine baktınızmı ne olduğunu anlıyorsunuz. Ben pek çoğuna azar azar ve atlayarak baktım. Oyun hakkında fikrim oldu. Aslına bakarsanız o videolardan birini bile tamamen izleyemedim. Oyun bana göre değildi. Tekstte okunacak bir şey de yoktu. Amatör bir tiyatro topluluğu bir cinayet oyunu sahnelemektedir. Oyun başlar başlamaz talihsizlikler yanlış giden olaylar karşısında oyuncular doğaçlama yaparak oyunu kurtarmaya çalışır ama ellerine yüzlerine bulaştırır, sakarlıklar yanlışlıklar birbirini kovalar oyun yoldan çıkar. ‘Fiziksel komedi ile absurd harmanlanır.’(Oyun dergisinden)

Bu noktada duralım. Amatör tiyatro yapan biri olarak oyunun amatörlerin beceriksizliğine bağlanmasını sevmedim. İnanın bana amatörlerden çok iyi oyunlar seyrettim. Bizim yaptığımız amatör tiyatro pek çok profesyonel tiyatroya tiyatro öğretir. Oyuna ‘absurd’ etiketinin yapıştırılması bana bir kaçış gibi geldi. Mantıksız akla uygun olmayan şeyin savunması ‘saçma’ kelimesi ile yapılır. Bu oyunda da ‘absurd’, mizahın bir savunması olmuş. Absurd’ün çok güzel örnekleri var tiyatroda. (Beckett’i Ionesco’yu düşünün) Oyun fiziksel komediye dayanıyor. Sirklerde palyaçolar yapar. Onun için oyun bana sirk gösterisi gibi geldi.

 Oyun gıdıklasa bile beni güldüremezdi güldürmedi de. Oyun sırasında eşimle birbirimize baktık ara sıra neye geldik bitse de gitsek dercesine. Ama seyirciler çok beğenmiş. İlk oynanışında 3 sezon kapalı gişe olmuş. Şimdi de biletleri hemen tükeniyor.  Seyirciyi anlamak için seyredeyim istedim. Bizimkiler ne yapmış merak ettim doğrusu. Gerçekten de salonda koltuğumun yanına düşen hanım oyunu ikinci defa seyretmeye gelmişti. Yanındakilerle konuşmasına kulak verdim.  Oyunu çok sevmiş. Bir daha bile gelirmiş. Yâni üçüncü defa seyredebilecek. Oyun boyunca onun kahkahalarını duydum. Evet gene gelecek sanırım. Yâni dostlar, seyirci oyunu çok seviyor. Siz bana bakmayın.

Oyunu üç arkadaş yazmış. Oyunun West End’de(Londra) çıkış tarihi 2012. Üçlünün ilk oyunu. Çok da ödül kazanmışlar. Sanırım o hızla Yoldan Çıkan Peter Pan’ı yazmışlar. O da çok beğenilmiş. BBC için filme alınmış yılbaşı gecesi BBC’de yayınlanmış. 2017’de tekrar davet edilmişler. Ne için biliyor musunuz? Kaos yaratmak için. (Oyun dergisinden) Yoldan Çıkan Bir Noel Şarkısı BBC’de yayınlanmış. Herhalde kendilerini  durduramamışlar   Bir Banka Soygunu Komedisi yazmışlar. Oyun ödül adaylığı kazanmış. İngilizlere de şaşırdım.

Orada olur da bizde olmaz mı? Londra tiyatro piyasası Mehmet Ergen’den sorulur. Oyunu çevirmiş ve bizim tiyatro âlemimize sokmuş.

Oyun sıcağı sıcağına 2015-2016 sezonunda Afife Ödülleri’nde  o yıl ilk defa konulan En İyi Komedi dalında verilen  Haldun Dormen Özel Ödülü’nü almış. 2017’de üçüncü sezonu yaşamış. 2018’de Mehmet Ergen’in  Talimhane  Tiyatrosu’nda 12 defa oynanmış. 2022-23 sezonunda Kocaeli Şehir Tiyatroları sahnelemiş oyunu. Yıl 2025 oyun gene sahnede. Bilet bulabilirseniz şanslı sayılırsınız. Bazı oyunlar da  şanslıdırJ))

Oyunun yönetmeni Lerzan Pamir. Pamir 2010 yılında Mehmet Ergen’in Talimhane Tiyatrosu’nda yönetmen olarak başlamış. Mehmet Ergen’in çevirdiği ve 3 sezon oynanan Yoldan Çıkan Oyun’un yönetmeni Lerzan Pamir. Pamir Londralı kafadarların yazdığı Mehmet Ergen tarafından çevrilen ve BKM’de sahnelenen Bir Banka Soygunu Komedisi’nin de yönetmeni. Mehmet Ergen ve Lerzan Pamir iş birliği İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Tiyatrosu’nda da devam ediyor.

YouTube’daki videolara bakarsanız farklı yapımlarda dekorun aynı/benzer olduğunu görürsünüz. Bu alışılmadık bir durum değil. Yıllar önce Evita müzikali bizde oynandığında özgün oyunun  sahibi ve yapımcısı rejiye bağlı kalınmasını istemiş demişlerdi. Yâni bazı oyunlar rejisi ve mizanseni ile birlikte gelir, yayılır. Bu bazen oyundan da kaynaklanır. Başka türlüsünü yapamazsınız. Bazen reji çalınır. Bu kez reji çalınmamış tekst zorlamış. Yıllar önce Fikret Otyam ile yaptığımız sohbet aklıma  geldi. Bir gün bir kadın sergiyi gezerken Otyam’a gelmiş ve ondan bir resim istemiş. İçinde at olsun, kara gözlü bir kadın olsun, her ikisinin de başında boynunda süsler nazar boncukları olsun fonda kar olsun diye Otyam’a yapmasını istediği resmi tarif etmiş. Otyam kadına ben böyle tarifle resim yapmam elimden ne çıkar onu da bilmem. Çıkana bakarsın beğenirsen alırsın demiş. Ben  böyle tarifeli ve aynen tekrar eden rejileri sevmem. Kızım yönetmen olsa ona tavsiye etmem. Zira yönettim denilen oyun tarifle çizilen resme benzer sanat değil zanaat olur ve kişinin yaratıcılığını körleştirir  gelişmesini önler. Hele oyunu yeniden sahnelemek ise ezber tekrarı gibi gelir ki yapılmasından hoşlanmam. (Bizde aynı oyunu defalarca tekrarlayan ‘duayen’ yönetmenler var.) Ezberlediğimiz şiir bile her okuyuşumuzda farklıdır. Şimdi ben yönetmenin nesini eleştireyim!

Oyuncular kendilerini vererek oynuyor. İyi de oynuyorlar. Başta Tarık Köksal olmak üzere koydukları  fiziksel efora hayran kaldım. Ama aynı zamanda üzüldüm de. Oyun bana sirki hatırlattı. İçini de boş buldum.

Bir söz de İBBŞT yönetimine: 2015’den beri hayatımızı işgal eden  yerinde ağır  bence bizim için ‘boş’ olan bir oyunu neden seçersiniz? Seyirci sever salon dolar yeterli bir açıklama olur mu? Ben bunu kendime hakaret sayarım. Sevgilerimle.

Melih Anık     

Oyunun Kadrosu

Yazan: Henry LEWİS, Jonathan SAYER, Henry SHİELDS

Çeviren: Mehmet ERGEN

Yöneten: Lerzan PAMİR

Dekor Tasarımı: Behlüldane TOR

Kostüm Tasarımı: Ahsen Nur YAMAN

Işık Tasarımı: Mustafa TÜRKOĞLU

Efekt Tasarımı: Metin KÜÇÜKYILMAZ

Hareket Düzeni: Yasemin GEZGİN YAVUZCAN

Suflör: Özer KÖSE

Yardımcı Yönetmen: Onur DEMİRCAN

Yönetmen Yardımcıları: Gülsün ODABAŞ, Kamer KARABEKTAŞ, Osman KABA

Oyuncular:

Berfu Doğan

Hasip Tuz

Hüseyin Tuncel

Onur Demircan

Selen Nur Sarıyer

Serdar Orçin

Tarık Köksal

Volkan Öztürk

 

Oyun tanıtımı:

Bol ödüllü komedi oyunu Yoldan Çıkan Oyun, tiyatro sahnesinde yaşanabilecek en büyük aksilikleri, bol kahkaha ve sürprizlerle seyirciye sunuyor! Amatör bir tiyatro topluluğu, büyük bir hevesle klasik bir cinayet oyununu sahnelemeye hazırlanır. Ancak daha perde açıldığı anda yanlış giden olaylar zinciri durdurulamaz hale gelir. Dekor çöker, aksesuarlar kaybolur, oyuncular repliklerini unutunca doğaçlamaya başlar… Ama ne olursa olsun, oyun devam etmelidir!

Londra’dan Broadway’e uzanan bu muhteşem yapım, fiziksel komediyle absürd mizahı ustalıkla harmanlıyor. Tiyatro sanatıyla ilgili tüm klişeleri ters yüz eden Yoldan Çıkan Oyun, seyirciyi kahkahaya boğmaya hazırlanıyor. Yoldan Çıkan Oyun'da, her şeyin ters gitmesinden dolayı çok memnun olacaksınız. (Oyun dergisinden)

23 Ocak 2026 Cuma

Yarın Bir Hedef Değil 'Şimdi' den Kaçış: Yarın Çok Uzak (TiyatRomans)

 
Oyunu Kadıköy’de Kılçık Sahne’de seyrettim. Küçük bir salon. Normal zamanlarda bar kafe olarak işletiliyor. Bir ucuna yapılan yükselti sahne olmuş. Tiyatro yapmanın fedakarlık olduğunu gösteren bir atmosfer. Ben  bu yazıda, seyrettiğim o versiyonu yazdım. Ancak oyun sonradan değişti.



Bir tv ekranı izlenimi veren bir çerçeve içinde kadın oyuncu, dışında ise bir yanda ekran karşısında daktilosu ile yazan öte yanda rahat bir koltukta zaman zaman dinlenen(hayal kuran, esin bekleyen) bir erkek oyuncu tarafından oynanıyordu oyun. Erkek dizi senaristi gibiydi. Oyunu yazıyor, yazdıklarını da kadın oyuncu oynuyordu sanki. Sanki bir tv dizisi idi.  Kadın oyuncu umutsuzdu, karamsardı, hayata pamuk ipliği ile bağlıydı, yorgundu, hayatta kalmaya çalışıyor(çalışmış? Bu soruya dikkat edin) kendisiyle hesaplaşıyordu sanki. ‘Şimdi’ ile baş edemeyen bir insan. Hamartiası(trajik hata) ile yüzleşmek istiyor. Bazı insanlar için ‘yarın’ bir umut değil kaçıştır.. Hayalindeki bir erkeğe söylüyordu söyleniyordu kadın. Bir ara kadın oyuncu tv ekranından çıkıp salona, aramıza geldiğinde ben daha derin anlamlar aradım. Erkek toplumu temsil ediyor, toplumun kadına yüklediği imajı bizler tv ekranlarından yansıyan dizilerde görmüyor muyuz? Ben bu düşüncemde yanıldığımı anladım. O kurgudan vaz geçtim. Yeni versiyona ait gördüğüm fotoğraflarda tv ekranı yoktu sanırım. Oyunda başka ne değişikler olmuş bilmiyorum. Oyun sonunda yazar ve kadın oyuncuya tekstin bana tiyatro oyunu gibi gelmediğini daha ziyade uzun bir şiir olarak hissettiğimi oyunun bir dramaturg ile tiyatro haline sokulabilme olasılığından bahsettim.  Oyunun yönetmeni de olan  erkek oyuncunun oyundan ayrıldığını öğrendim sonradan. Yazar yönetmen olmuştu.

Oyun sonu seyircilerle yapılan röportajlardan seyircinin çok keyif aldığını duydum. Demek ki bir duygu geçmiş ama ne? Seyirci ne hissetmiş, duymuş? Şunların farkında mı?

Mesela:

 ‘Hayatla taşak geçen binlerce yıllık çürümüşlüğe meydan okuyan bir yürüyüşle’ kadının yanına gelen kim?

‘Ambulans gibi içimde titreşen umarsızlığın son vagonu’ Nasıl yani?

‘Sevişilmemiş bir orgazm şiddetinde hikaye anlatacak biri var mı aranızda?’ Var mı?

Kadın ‘milyonlarca yıl anlattım’ ya da ‘sustum’ derken kadınlığın hangi sorununa parmak basıyor?

Ve şiirsel ifadeler:

‘Susarak avaz avaz bağırmak’

‘Gözleri kamaştıran çöl’

‘Güneşi sağmak’

‘Sıkıntı sevişmenin perçemidir’

‘Patlayan bir yanardağ ile sigara yakmak’

Tekstin içinden Sartre, Simon de Beauvoir, Edip Cansever, Beety Blue, Camille Claudel, La Traviata,  Anna Karanina, Humpfrey Bogart, Orhan Veli, Maria Callas ve Nilgün geçiyor. Evet işte bu:  Nilgün Marmara… Genç yaşında intihar eden şair. Onu yakalarsanız kadını da anlarsınız.

Oyunun yazarı obua sanatçısı bir şair. Tekst bir tiyatro oyunundan daha çok şiir. Metaforları karmaşık, göndermeleri edebi. “Yarın”ı bir hedef olmaktan çok, sürekli ertelenen bir ihtimal olarak ele alıyor. Uzak yarın bir teselli midir yoksa bir avuntu mu? Teksten tiyatro çıkarmak zor. Benim gördüğüm ne şiirdi ne tiyatro. Tiyatro olmaya gayret eden bir şiir belki.  Oysa bence somuttan çok soyuttan beslenen bir reji gerekli. Teksti didik didik etmezseniz oyunculuk başarısı görürsünüz yalnız ama eksik kalır ve seyirciye ne kalır bilmiyorum. Şiirsel tekste de yazık olur.  

 

Melih Anık

 

Kendime not: Kılçık gibi mekanlarda oyuncu, seyirci arasında dizelere vurgu yaparak şiire can verse nasıl olur?

Künye:

Yazar: Çavlan Gençer

Yöneten: Volkan Özubut / İkinci versiyon: Çavlan Gençer

Oyuncular:

Zeynep Gönenç

Volkan Özubut (ikinci versiyonda yok)

Reji Asistanı : Ayça İrem Türkeş

Afiş Tasarım: Seza Anet

İkinci versiyon afiş resmi:  Fügen Kıvılcımer