12 Ocak 2010 Salı

O.B.E.B. - Altıdan Sonra Tiyatro - Yiğit Sertdemir

Sezon başında ilân edilen oyunlara bakarak bu sezonun “Shakespeare Sezonu” olacağını düşünmüştüm.
Şimdi ortaya çıkan durum ise şu : Yiğit Sertdemir , “Shakespeare Sezonu”na ortak oldu.
2008 ( 444), 2006 (Öldün Duydun mu ), 2005 ( Bekleme Salonu ), 2004 ( O.B.E.B.) tarihlerinde seyirci ile ilk kez buluşan oyunları ayni sezonda sahneleniyor .
Bunun seyirci için kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu düşünüyor ve tiyatroseverlere öneriyorum.
İ.B.B. Şehir Tiyatroları sahnelerinde oynanan Bekleme Salonu dışındakiler Altıdan Sonra Tiyatro’nun yarattığı Kumbaracı50 mekanında sahneleniyor.
Ülkemizde tiyatro yapma modelleri üzerine ayrı bir yazı ile görüşlerimi paylaşmak istiyorum. Ama yeri gelmişken başarılı bulduğum bir yazarın cömertçe ve fedakârane kendini ateşin ortasına atma zorunda kalışını kamunun takdirine ve bilgisine sunuyorum. Bir oyunu başka bir tiyatroda sahneleniyorken , 3 oyununu da ayni sezonda bir başka mekanda sergilemesinin stratejik olarak üzerinde düşünülmesi gereken bir durum olduğuna dikkat çekmek istiyorum.
Sertdemir’in,- Kumbaracı50’yi var etme/yaşatma ile ilgili bir savaş verirken- bu sezon 444, Kapıların Dışında, O.B.E.B. ve Mefisto ile sahneye çıktığını, ayrıca Genç Tiyatro kapsamında ders verdiğini düşünürsek ülkemizdeki tiyatro ortamının , yazarı/ sanatçıyı içine düşürdüğü durumu ; ondan beklediğimiz yeni eser yaratma olanağını nasıl bulacağını ve bu düzenin başarılı bir yazarı nasıl bir sarmala soktuğunu, kısaca ortamın nefes almayı zorlaştırdığını anlamamız zor olmayacaktır.
Ben çözümün öncelikle tiyatro dünyası tarafından üretilebileceğine inanıyorum .Önce “birlik” olmak gerek. Sanatçının önce “dik” durabilmesi gerek!
Her şeyden önce ilgili bölümlerde üniversitelerimiz, tiyatro modeli üzerinde durum saptaması ve çözüm önerileri üzerine düşünemezler mi ? Pazarın verileri sağlıklı bir şekilde toplanarak bir “data bank” oluşturulamazlar mı ? Bilet fiyatında , tiyatroya bakışta ,yardımda çözüm önerileri üretilemez mi? Medyada tiyatroya daha fazla yer ayrılması için salonlara gelip katarsis olan medyacılar “utandırılamaz” mı ? Kamunun 5TL’lik tiyatro biletinin gerçek maliyeti sorgulanamaz mı ?
Ben “akademik söylem ve saygınlık” oluşturulmadan ve bu yolla dünya tiyatrosu ile “entegre” olmadan sonuç alınamayacağına inanıyorum. Bu girişim “Düdük çalarak” sokaklarda yürümekten daha iyi sonuç verecektir.
O.B.E.B.
Yiğit Sertdemir’in en başarılı saydığım oyunu O.B.E.B. (Diğerleri başarısız demek değil bu!)
Her ne kadar her yerde , oyun, “70li yıllarda bir psikolog ve yardımcısı tarafından birbirinden farklı dört kadının psikodrama yöntemiyle ‘merkezce’ belirlenen hedeflere dönüştürülmesini anlatan,yakın geçmişimize dair bir kara mizah örneği” olarak tanıtılıyorsa da ben , oyunun en başta , mükemmel bir bürokrasi eleştirisi olduğunu düşünüyorum,hem de 70’li yıllarla ve o yılların etkin karakterleri ile sınırlanmadan. Her dönemde dünyanın her ülkesinde, oyunda anlatılanların benzeri olayların yaşanması muhtemeldir . Özellikle “kaderinin efendisi” olamamışların yazgısı bundan başka ne olabilir ki ! Oyundaki “Örnek tipler” de zamana ve yöreye göre değiştirilir.
Giriştiği işin neye yarayacağını değil, yapılmasını önemseyen ve bu nedenle “hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan”ların neler yaptıklarını tarih yazıyor.
Öte yandan toplumları kendi amaçları doğrultusunda “şekillendirmeye” çalışanların yarattıkları kaos ise korkutucu.
Ama en korkuncu neyin “ne”, kimin “kim” olduğunu bilememek.
“Farkında olmak” , “oyunu bozar”.
O.B.E.B. , bu farkındalığın sağlanması yolunda döşenmiş bir taştır.
O.B.E.B. de anlatılan “merkez” , “keyfi öyle istediği/işe yarayacağını düşündüğü/en doğrusunun o olduğuna inandığı” için bazı kadınların (kendince) belirlenen hedeflere dönüştürülmesini ister. Üretilecek “lider” , “aydın” , “savaşçı” ve “imrenilecek-seksi” kadınlar görev adamı haline getirilecektir.
Sertdemir , “Neden kadınlar?” sorusuna verdiği yanıtla ilk eleştirisini yapar: “Başarısız olunsa da kayıp büyük olmaz diye düşündüler herhalde”
Erkek egemen toplumda kadınların toplum içinde algılanmasına nasıl güncel bir vurgu(şamar) değil mi? (Kadınları kullanan bir oyunun kadınlara nasıl sahip çıktığını bazılarının anlaması için iyi bir örnek!)
“Zaten elimizde her modele talip kadın varken neden başka şeylere dönüştürerek işimizi zorlaştırıyoruz?” sorusunun yanıtı ise “Merkez , kimin nerede kullanılacağını bizden iyi bilir”
Bu hem yöneteni hem de itirazsız emir alan yönetileni bir cümle ile özetler. Yazar inandırıcı bir neden ile işe girişmiştir.
Yiğit Sertdemir , günleri baz alan dönüşümü zamanın tersine çalıştırarak çabaların anlamsızlığını vurgularken sanki gizli bir bürokrasi eleştirisi de yapmaktadır.
Ama esas çarpıcı sahneler oyunun sonundaki fondan gelen konuşmalarda ortaya çıkar.
Çok başarılı bulduğum Tomris İncer’in sesinin kullanılması ise dört dörtlük!
Yukarda sıralanan “ince” ayrıntılar ve 444,Öldün Duydun mu? Bekleme Odası ile O.B.E.B. oyunlarını birbirine bağlayan “Filifu” göndermesinde, Yiğit Sertdemir’in zeka ve espri gücünü ortaya koyan ve dünyanın büyük mimari yapıtlarında eser sahibinin gizli imzasına benzer bir tad var. (Kişisel bir zevk alma da tabii)
Bunlar “mühendis kafasının” izleridir. (“Mühendis”ten sanatçı olmaz diyenlere!) Sertdemir’in oyunlarındaki “matematiksel kurgu”da da etkisi vardır diye düşünüyorum.
Mükemmel bir oyunculuk , çok iyi ayarlanmış bir tempo , sakız olmamış zeki espriler ile zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorsunuz ama 135 dakikalık oyunun daha “compact(yoğun)” olması iyi olurdu gibime geliyor.
Her ne kadar afişlerinde var olsa da Dalton’lar ile ilgili bölümü kaldırışına ( çok yerinde buldum) bakarak oyunu gözden geçirdiğini düşündüğüm Yiğit Sertdemir’in oyununda bazı sahneleri de (1. Perdede yan hikayeler ve 2.perdede kadınlar girişi , alış-veriş gibi) yeniden ele alıp oyunu kısaltmasının iyi olacağını düşünüyorum.
Oyunun başındaki günlerin ve kişilerin isimlerinin panoya iğnelenmesi , olayın takibi açısından çok yararlı olmuş.
Oyun sonunda yazar ile fonda yapılan görüşme de oyunu “sarmal”layan çok zekice bir buluş.
Yiğit Sertdemir’in canlandırdığı karakterin kadınları değiştirmeye çabalarken her biri ile kendisinin de değişmesi (P.A. ile olduğu gibi git-gel yaşaması) olabilir miydi diye düşünmedim değil.(Kitaptan öğrenenin uygulamadaki beceriksizliği .)
Oyun 2005 yılında 5. Lions Ödülleri’nde , En Başarılı Oyun Yazarı (Yiğit Sertdemir) ve En Başarılı Kadın Oyuncusu (Küçük Salon) ( Aslı Can Kortan) ödülünü almış.
Ben tüm oyunculukları çok başarılı buldum . Ama illaki oyum istenirse değişimdeki yarattığı farka ve de yorumuna bakarak Ebru Gözdaşoğlu’nu (P.A.) öne çıkarırım.

Dileğim,umudum ve inancım, seyircinin Kumbaracı50’ye giderek destek olmasıdır.
Kumbaracı50’den beklentim ise emeklerin ve hayatların bu uğurda sonuna kadar bir anda “harcanması” yerine belli bir strateji ile uzun yılları garantiye alacak şekilde soluğunu “maraton”a göre ayarlamasıdır.

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme