3 Nisan 2026 Cuma

Bir Kadının İç(ten) Monologu: LİSTE (Jennifer Tremblay)

 


Oyunun yönetmeni Ayşegül Hardern, rejisini beğendiğim bir tiyatrocu. Keşke Türkiye’de yönettiği daha çok oyunu seyretmek imkanım olsa. Hardern İngiltere’de yaşıyor. Tiyatro öğretiyor.  Liste’nin İstanbul’a gelmesi eski bir dosta kavuşmak gibi oldu. 

Oyunun sadece metnini değil rejisör metnini de okudum. Ders gibi incelediğim metin Hardern’in oyunu oya gibi işlediğini gösteriyordu. Yönetmen metni replik replik okumuştu. Ben zaten yönettiği oyunlarda o titizliği ve planı görüyordum ama metindeki notları gözlerimle görünce keşke genç tiyatrocular da bu tür çalışmaları görse ve öğrense diye geçirdim içimden.

İnci Türkay Türkiye’de tanınan ünlü bir oyuncu. O da İngiltere’de yaşıyor. Liste İngiltere’de doğmuş bir oyun.  Türkay’ı daha önce bir tiyatro oyununda seyrettiğimi hatırlıyorum. Hardern ile birlikteliğinden ortaya iyi bir şey çıkacağına inancım vardı. Oyun önce İngiltere’de oynandığında Türkiye’ye gelmeden ses getirdi bizim tiyatro âleminde ilgi uyandırdı.

Oyunun yazarı Kanadalı bir kadın yazar. Toplumda kadınlara her alanda yüklenen görev ve sorumlulukların ‘liste’sinden yola çıkarak  bu oyunu yazmış. Minimalist bir oyun. Hayatını kontrol altında tutmak istediği için iş listesi yapan ve atlamamaya çalışan bir kadın görüyoruz. Kadının bir günü ve genel olarak zamanı listeleri ‘tiklemek’ ve listeye yapılacak yeni yeni işler eklemekle geçiyor. İşler bitmiyor tükenmiyor. Ailede eşe ve çocuklara ev dışında  komşudan başlayarak topluma karşı sorumluluk ve  görevler kadının listesindeki maddeleri çoğaltıyor, kadını bunaltıyor. Kadının kendine ayırabileceği zaman çok kısıtlı.

Oyun koşuşmalar, çocuk başları görünen gölge oyunu ve sahnede çaprazlamasına yayılmış kırmızı örtünün sahne dışına çekilmesi ile başlıyor. O anda oyuncu üstünde lekeleri olan bir beyaz elbise ile ve heyecanla sahneye giriyor. Çok etkili ve merak uyandıran bir giriş bu. İlk repliklerden kadının üzgün olduğunu anlıyoruz. Bir olayı hikâye ediyor. Oyun başındaki geçmiş zaman, oyun sürdükçe şimdiki ve geniş zamana evriliyor ve oyun sonunda ilk başlanan yere dönülüyor. Sanki bir parantez açılmış ve kapanmış gibi. Başlangıçtaki gölgeler gene ortaya çıkıyor. Kadın şimdi kararlı. Oyunun özgün hâli böyle ama baştaki üzüntülü sahnenin arkasına şimdiki zamanda neşeli anekdotların gelmesi beni düşündürdü. Oyun sonuna kadar kadın ona yüklenen görev ve sorumluluklardan şikayetçi ama üzüntülü değil hatta gülerek anlatıyor. Hoş anılar. Bu girişteki suçluluk duygusuna ters.  Bir zaman kırılması var. Ayrıca oyunda üzüntülü olayı vurgulamak oyunun adı olan ‘liste’yi bir başka olay ile örten bir mizansen. Tekstin amacı ne? Kadının listesinin yoğunluğu. Kadın, yaptığı onca listeye rağmen listede arkalarda kalan sırası gelmeyen kaybolan ve yerine getiremediği bir sorumluluğun vicdan azabını çekiyor. Ortada bir suç yok.  Ah o listeler… Onca listeye rağmen kadının listesindeki bir maddeyi atlamasının hayatını kontrol eden omuzlarına yüklenen ağırlıktan kaynaklandığının altını çizmek gerekiyor.  Ayrıca kadını katil gibi göstermek bir oyun girişi için çarpıcı seyirciyi konsantre edici olabilir ama bence fazla. Ben ilk girişi sona alır ‘liste’nin vurgulanmasını sağlardım. Ama bu oyunun değerini düşürmez. (Siz bana bakmayın.)

   


Ayşegül Hardern beni yanıltmadı. Metni aşırı yüklemelerle zenginleştirmeye çalışırken boğabilirdi. Hardern metnin psikolojik derinliğini ortaya çıkarmış. Reji metninde oyuncunun duygusal, dekor ışık ve müziğin fiziksel değişim notlarını okudum. Tekstte yaptığı ayrıntılı çalışmayı sahnede gördüm. Dekor  minimalist ama sahne dolu. Fazlalık yok ama her şey tamam. Video, ışık, müzik yerinde ve kıvamında. Kostüm uygun. Her şey düzenli ve ‘temiz’.  Rejiyi unutmadığımız ama başımıza kakmayan estetik bir reji gördüm. Dramatik aksiyonu sınrlı olan bir tekst  sıkıcı bir atmosfer yaratabilirdi ama Hardern ve Türkay birlikte bunun üstesinden gelmişler. İnci Türkay rolü giyinmiş . Tek kişilik oyunlar oyuncuya çok yük yükler. Türkay bu yükü iyi taşıyor. Kontrollü bir oyunculuk sergiliyor. Psikolojik katmanlar içinde kaybolmuyor. Seyirci ile birlikte salonda, seyirci de onunla birlikte sahnede. Bu rol onunla anılacak. 

Oyun ekibi oyuna enerji yüklemiş sanki.Su gibi akan bir oyun seyrettim. Liste’yi iyi ki seyrettim.

Melih Anık

 

Not: Oyunun hakkı olan bu dekorla oynanması için ona uygun fiziksel sahneler lazım.  Oyunun İngiltere’de çıkarılması ve aynı formda Türkiye’ye getirilmesi  beni   düşündürdü. İngiltere’de böyle bir oyun için salon bulmak sorun değil. Oyunu Türkiye’ye getirenler de oyunu hak ettiği sahnelerde oynayacaklarını düşünmüş ve ona göre mekanlar seçmiş. Bizim tek kişilik oyunları düşündüm de üzüldüm doğrusu Nerelerde ne oyunlar seyrediyoruz. Bu bizdeki tiyatro yapıcının büyük sorunu. Türkiye’de tiyatro yapıcılar bulacakları sahneyi de düşünmek zorunda. Bu engel de hayali engelliyor.

 

Liste

Yazan Jennifer Tremblay

Çeviren Lal Selin Atakay

Yöneten Ayşegül Hardern

Işık Tasarımı Ayşe Sedef Ayter

Ses Tasarımı Cem Tuncer

Hareket Koçu Stephan Rahman Hughes

Dekor Konsept Tasarımı Ayşegül Hardern

Dekor Uygulama Gülfem Özdoğan

Kostüm Uygulama Wonder Kostüm

Poster&Video Tasarım Baran Gündüzalp

1 Nisan 2026 Çarşamba

Kadının Dostu da Düşmanı da Kendidir: Şakkadanak(Burcu Reşit)

 


Al bakalım ben bu oyunu nasıl yazacağım?

Seyircinin oyunu en sonda anlaması isteniyor. Şimdi ben nasıl yazayım da seyircinin keyfi kaçmasın?

Siz de bana yardımcı olun ey yazar yönetmen.

Oyun kadının toplumdaki meselelerini anlatıyor. Toplumda kadının yeri, ona yüklenen sorumluluklar, kadına biçilen rol, ona verilen kıymet… Hem de bunlar taaa çocukluktan başlıyor aile içinde..  Aile de toplumun eseri değil mi? Ama giderek bu kadının zihninde bir sansüre dönüşüyor. Kadın kendi kendinin sansürcüsü oluyor. Kadın hem kendini kandırır hem de gerçekle yüzleşir. Her bir adımda bin kere düşünmek sürekli kontrol edilmek uyarılmak aileyi arkadaşı eşi üzer miyim diye düşünmek acaba yanlış mı yapıyorum diye düşünmek kadının üstündeki baskılardır.  Kadının zihninde onlarca kişi yaşar. O nedenle kadın erkekten daha duygusal ve zengindir. Tüm bunlar bir günde şakkadanak olmaz  zaman alır.

Yazar Burcu Reşit iyi bir fikir yakalamış, kalemi ile iyi kurgulamış oyunu ama birkaç önerim olacak. Seyirci de eğer beni okursa ve kulağını gözünü iyi açarsa oyunu anlamak için taa sona kadar beklemez. O zaman daha keyifli bir seyir olacak. Tiyatroda seyirci sözcüğünü bu nedenle çok seviyorum. Tiyatro ‘seyretmek’tir. Yani ‘seyir etmek’tir, yolculuktur.  Seyir etmek için bakmak görmek lâzım.    

Sahnede bir kadın bir erkek oyuncu var. Nazan ve Mehmet. Aynı kostümü giymişler. Neden? Düşün seyirci düşün. Oyun başında mesajı(sırrı) veriyor yazar yönetmen.

 Yazar yönetmene önerilerim şunlar:

Mehmet kahve, şarap koymasın, içmesin. Nazan ile dans etmesin. Nazan’ın giyimine yardım etmesin. Oyunun en son sahnesi( Nazan: ‘Ben çok net hatırlıyorum repliğinden sonra)  farklı bir mizansen gerekli. Yakalanmış fikir netleşmeli ve seyirciyi vurmalı. Seyirciye geçmesini güçlendirmek için bir şeyler yapmak gerek. Şimdilik net ve güçlü değil. Oyunda ışık daha işlevsel olabilirdi. Işıkla yapılacak daha çok iş var.  Kostümleri yadırgadım. Doğal ve gündelik kostümler olsa iyi olur.

İki genç  Cansu Tekoluk ve Sercan Er iyi oynuyorlar.  Takip edilecek kalitede oyuncular. Umarım ve dilerim tiyatro camiası onların farkına varır.

Oyun bu sezonun özel oyunlarından biri. 

Melih Anık

 

Not: Oyunu Kadıköy İkinci Kat’da seyrettim. Eyüp Emre Uçaray güzel bir mekân oluşturmuş. Küçük kadrolu topluluk oyunları için ideal. Mekanın yeri de kolay ulaşılabilir nitelikte.

 Afiş çok başarılı. 

Şakkadanak

Yazan ve Yöneten:  Burcu Reşit

Süpervizör:  Özgür Erkekli

Oyuncular: Cansu Tekoluk ve Sercan Er  

Dekor Tasarımı: Selahattin Doğramacı

Müzik:  Eren Coşan

Kostüm tasarım: Gülşah Çalışkan

Işık Tasarım: Eyüp Emre Uçaray

Koreografi: Can Sipahi

Oyuncak Tasarımı: Nazlı Öztürk

Lojistik: Can Dutlar

Yaratıcı Ajans: Isırgan Creative

Fotoğraf: Aykut Bozan

Video: Eser Tokaş

AI Görsel Tasarım :  H.Mücahit Pehlivan

Özel teşekkür: Emre Kayalar, Ayşe İpek

25 Mart 2026 Çarşamba

Bir Bulvar Komedisi: Kendime Kıyamam (Eskişehir BB Şehir Tiyatrosu)




Bulvar Komedisi eskiden daha çok kullanılırdı. Sonraları fars, vodvil, sitkom gibi isimlendirilen aslında aynı türün çeşitleri ile hayatımıza girdi. Hepsinin ortak tarafı seyirciyi eğlendirmektir. Fiziksel mizah, saçmalık, olasılık dışı işler, yanlış anlaşılmalar, hızlı tempo bu tür oyunların özellikleridir. Siyasi, toplumsal hicivden kaçınılır. Amaç seyirciye iyi vakit geçirtmektir. Soap opera da bu türün operadaki karşılığıdır. Yâni sabun köpüğü gibi  etkisi kısa sürer. Patlar ve unutulur. Ülkemizde  televizyon ekranlarında skeçlerden oluşan ‘bir demet tiyatro’ ile başlayan bir furya çıktı. Hatta bazısı hem de üniversite gençliği tarafından ‘en iyi tiyatro’ ödülü ile ödüllendirildi.  Halk televizyonda gördüğünü tiyatro sandı. Bu uygulamalar  kötü etki yaptı,  tiyatro hakkında kötü izlenim bırakıyor. Bu  türün tiyatro sahnesinde canlı oynanan versiyonunun  iyi tarafı seyirciyi tiyatroya, bir tiyatro salonuna girip tiyatro seyretmeye alıştırmasıdır. Her tiyatro topluluğu bu tür oyunları seçer. Zira halk bu oyunları sever. Gişe gelirini arttırmak gerekir. Ödenekli tiyatrolarda ise bu tür  yöneticiyi kapalı gişe ve doluluk oranı ile övündürtür. Burada hassas bir  nokta var: Bazı sahnelemeler işin suyunu çıkarır bazıları ise tiyatro kuralları içinde oynanır.  Bu türün yönetmenliği ve  oyunculuğu da farklıdır. İşte Eskişehir BB Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenen Kendime Kıyamam türün tiyatro kuralları içinde oynanan başarılı bir örneğidir..   

Kısaca  Kendime Kıyamam evlilik karşıtı bir nikâh memurunun yaptığı işle çelişkisinden kaynaklanan  yanlışlıkların doğurduğu ilişkilerin komedisi. Memurun yaptığı işle yüzleşmesi yâni.

Yazar Curth Flatow tekstin başında  uyarılar yapmış.

Dekor hızlı değişmeli

Döner sahne olsa iyidir.

En güzeli mi en hızlıyı mı seçmeniz gerekiyor? En güzel olan en hızlıyı seçin.’

Bir not da replikler ile ilgili:

 Berlin’deki oyunda baş rolü oynamış oyuncu  kısa boylu idi. Sizin oyuncunuz uzun boylu ise birinci sahnenin sonundaki ‘… sendeki kısa bacaklarla…’yı çıkarın. ‘…sendeki bu uzun kollarla…’ veya ‘ ….sende bu maymun kolları varken….’ gibi değiştirebilirsiniz.”  

Oyunda seri kostüm değişiklikleri var. Ama yazar o konuda da çok hassas:  ‘Oyunu ona göre kurdum’ demiş. Onuncu sahnede ‘pantolon içine pijama giyse iyi olur’ demiş. On ikinci sahnede izdivaç teklif ederken ‘sırtında bir yağmurluk olduğundan sadece yağmurluğu pantolonu ayakkabıları ve çorabı çıkartarak seyircinin şaşkınlığı içinde yatakta  olmalı’ demiş. Yazarın tiyatro sahibine de bir notu var: Böyle masraflı bir oyun yazdığı için özür diliyor ve bir dahaki sefere tek dekorlu bir oyun yazma sözü veriyor.  Ve son not: ‘Lütfen hızlı olun. Seyirci karanlıkta yerini aramaktan kaçınmaz ama yerine oturduktan sonra karanlıkta kalmak istemez.’

 

Çok titiz ve vesveseli bir yazar ile karşı karşıyız. Bunları bir yönetmen kendisi bulabilir. Yazar hangi yönetmenleri hayal etmiş acaba? Yazarın oyunu yazdığı yıl kaç yaşında olduğunu merak ettim. Ben bu kadar yönetmene karışan, akıl veren  bir yazar okumadım daha önce. Yönetmen ne yapacağını bilmez mi! Curth Flatow 1920-2011 yılları arasında yaşamış bir yazar. Daha çok senaryolar yazmış. !966  yılında yazdığı oyun 1979-80  yılında Kent Oyuncuları tarafından Bodrumdaki Pencere adıyla oynanmış. Kenter’ler yazarı ve oyunu keşfetmiş ve Türk Tiyatrosu repertuarına sokmuş.  Kendime Kıyamam (Der Mann der sich nicht trout) 1973 tarihli.  Oyun Almanya’da film yapılmış(1976). Ülkemizde 2005-06’da  Ankara Devlet Tiyatrosu, 2018 de Sivas Devlet Tiyatrosu oynamış. Oyunun ismi Kendime Kıyamam bence çok doğru bir seçim. Özgün anlamı korkan adam cesaret edemeyen adam olarak çevrilebilecek bir oyuna Kendime Kıyamam ismini vermek çok yerinde. İşi nikah ‘kıymak’ olan  bir nikah memurunun kendine nikah kıymaya cesaret edememesi fikrinden  yola çıkarak ‘kıyamam’ın ikili anlamını kullanmak çok akıllıca.  Çevirmen Hale Kuntay’ı saygıyla anıyorum..

 

Yönetmen Murat Aksu ki bu oyunda daha önce nikah memurunu oynamış ne yaptığını biliyor . Sahneye döner bir platform yapmış. Bu şeklide yazarın istediği hız sağlanmış . Tipler abartılarak oyuna karikatür havası verilmiş. Oyuncuların oyunun başarısında katkıları çok büyük. Oyunculukta üslub birliğini yakalamışlar. Oyunu elbirliği ile taşıyorlar. Her biri kendi rolünü çok iyi çalışmış ve çok iyi karakterler ‘çıkarmış’  Abartılı roller oyuna çok yakışmış. Bu arada seçilmiş müzikler de oyun temposuna çok hizmet ediyor. Kostüm özenli. Işık sadece aydınlatma değil işlevsel. Yukarıda dediğim gibi tiyatro bilen yönetmen ve oyuncular türün ve oyunun hakkını vermiş. Ortaya seyretmesi çok keyifli bir oyun çıkmış.  

Tüm oyuncular çok iyi oynuyor . Eminim ki her seyircinin zihninde bir rol kalacak. Benim zihnimde hepsi var ama ilk aklıma gelen  hemşireyi oynayan Emel Alnady. Hani derler ya küçük rol yoktur diye. Emel Alnady bunu ispatladı.   

 

Bu tür oyunlar farklı yeni bir şey yapmaya imkan tanımaz. Önemli olan tekstin hakkını vermektir. Oyuna ait başka oyunlardan videolar sosyal medyada var. Oyun onlardan geri kalmamış.  Seyretmesi neşeli bir oyun yapılmış. Yazımı bir soru ile bitireyim:Bu oyun uyarlanamaz mıydı? Bence uyarlanırdı. Seyirciniz bol olsun.

Melih Anık

 

Yönetime not: Lütfen fuayede ve oyun kitabında isimlerinin yanına  oyuncuların oynadıkları rolleri de yazın. Ayrıca oyuncuların oyundaki rolleri ile fotoğraflarını paylaşın. Seyirci fuayedeki panonun önünde bulmaca çözmesin..

 

Oyunun Künyesi:


Yazan: Curth FLATOW
Çeviren: Hale KUNTAY(Küntay değil)
Rejisör: Murat ATAK
Yönetmen Yardımcısı: Tolga TÜMER, Ecren Can SERİM
Kostüm Tasarım: Tülay KALE
Işık Tasarım: Soner ERDOĞMUŞ

Realizatörler: Nejdet Metin, Filiz Çankaya Uzun, EkaterinaAleksdrownaDunaeva

Sahne Amiri: Berna Kafkas

Afiş Broşür Tasarım : İlkay AzizleroğluÖncü,Necla Yıldırım

Fotoğraf Rahime Emekçi

Ses Kumanda Enes Turhan

Işık Kumanda Anıl Elma

Dekor Yapım: Yener Özolak, Ercan Akbayır, Gazi Güngör

Giydirici Terziler: Gülnur Gece, Gülcan Demiral, Aysun Altaş

Sahne Makinistleri: Sinan Yeşil, Tarkan Genç, Ali Doğru, Erkan Emir

 

OYUNCULAR

Korel CEZAYİRLİ
Çiğdem ALTUĞ
Başak Boran OKSAL
Serkan SEZGİN
Sinan AKTEZCAN
İsa Can DİNÇ
Birsu METİN
Emel ALNADY
Onur BİRGİ
Yağmur Sena KAYAR 

23 Mart 2026 Pazartesi

Bir Hafıza Oyunu: Unutmak (Eskişehir BB Şehir Tiyatrosu)

 



Eskişehir doğduğum şehir. Annemin memleketi. Doğal olarak şehre sempatimin temel kaynağı bunlar. Ama Eskişehir’e koşarak gitmemin sebeplerinden biri  Eskişehir BB Şehir Tiyatrosu. (Orada Şehir Tiyatroları diyorlar. Dilimizde ‘tiyatro’ hem mekâna hem de yapılan sanata deniyor. Eskişehir’de ‘tiyatrolar’ derken birden fazla mekânı kastediyorlar sanırım. Oysa kurum tek. Neyse.) Repertuvarı takip ediyorum. Sanatçı arkadaş ve kardeşlerim var. Son zamanlarda bir podcast izledim. Eskişehir BB Şehir Tiyatrosu 25 yılını tamamlamış. Daha önce Eskişehir’e defalarca  gittim. Hem Eskişehir’de hem İstanbul’a geldiklerinde oyunlarını seyrettim. Kurumun 25 yılı değilse bile en az 15 yılını biliyorum. Geçen zamanı değerlendirebiliyorum. Podcast’de kurumla ilgili sıkıntılardan bahsedildi ama ben seyirci olarak tiyatro sanatı açısından bir sıkıntı fark etmedim.Bu zaman içinde yeni mekânlar yaratıldı. İyi repertuvar, iyi rejisör, iyi oyuncular ve titiz bir teknik alt yapı kurumu öne çıkardı. Geleneksel tiyatroya verilen önem, kukla çalışmaları, düzenlenen atölyeler tiyatroya verilen önemin göstergeleri. Kurum yıllardır istikrarlı yapısını koruyor. Yaklaşık bir milyon nüfuslu üniversiteler şehri Eskişehir’de TİYATRO VAR.. Her seferinde tanığı olduğum salonların doluluğu ve konuştuğum kişiler seyircinin de kurumdan memnun olduğunu gösteriyor. Eskişehir tiyatro izleme kültürü olan bir şehir.  Haftanın 6 günü oyun oynayan bir yapı. Sezonda 350 gösteri. 100’ü aşkın sanatçı/teknik kadro, 100 bin civarı seyirci, bugüne kadar 5000+ temsil rakamlarla kurumun özeti. Bu gidişimde dikkatimi çocuk oyunları çekti. Şu anda yedi yetişkin oyunu yanında 3 de çocuk oyunu var. Turgut Özakman Sahnesi, Ergin Orbey Sahnesi, Haldun Dormen Sahnesi ve Genco Erkal Sahnesi vefa duygularının yansıması. Ekibe yol açıklığı diliyorum.

 Bu yazı Eskişehir'de seyrettiğim iki oyundan(diğeri Kendime Kıyamam) biri olan Unutmak üzerine. Unutmak daha önce başka topluluklar tarafından oynanmış bir oyun. Ben daha önce seyretmemiştim. Seyretmeden önce metni okuduğumda bana ilginç geldi.

İngiliz Tristan Bernays titiz bir yazar. Metnin ilk başında yazdığı notta uyarılar ve öneriler yapmış. Hatta metnin içinde geçişleri koyu renkle belirtmiş. Bir de önerisi var: ‘Geçişler çok keskin olmamalı ve seyirciye çok fazla hissettirilmemeli’ demiş.

Geçişler ne? (Nasıl anlatacağım? Oyunun keyfini de kaçırmak istemem. Zira oyundaki kurguyu idrak etmek seyirci açısından büyük keyif. Gerçi oyunu özetleyen yazılarda temadan bahsediliyor. Olsun ben bahsetmeyeceğim.) Oyun bir hafıza oyunudur. Hafıza acımasızır. Kendi hafızanızın atlamalarını düşünün aynen öyle. Hafıza daldan dala atlar. Zamanda ileri geri gider. Olmadık bir kelime cümle sizi nerelere götürür şaşırırsınız. Andan koparır dağıtır. Oyunda zaman ve  mekân atlamaları  var. Oyun düz bir çizgide akmıyor. Hızlı geçişler odaklanma ister. Oyuna kendini vermeyen seyirci kaybolabilir. Rejisöre ve oyunculara da seyircinin kaybolmasına sebep olmamak gibi bir görev düşüyor.

Oyunda bir erkek(Tom) bir kadın(Viv) iki oyuncu var. Oyun boyunca Tom aynı kişi ama Viv Tom’un değişik yaşlarda hayatına giren karşı cins. Kadın ile erkek tanışırlar ve… Hikaye bir ömür sürer. Beraberliklerinin  iyi kötü günlerini yaşarlar. Biz de geçişlerle onların hayatını izleriz. Geçişler çağrışım yapan kelimelerle cümlelerle oluyor. Oyundan bahseden yazılarda hafıza ile ilgili tema belirtilmiş ama ben yazmak istemiyorum. Seyirci kendi algılasın, yorumlasın. İşte bu noktada benim bahsetmekten dikkatle sakındığım şeyin rejisör tarafından ön oyun ile verilmesinin önceden konuyu okuyan bilen seyirciyi koşullandırdığını düşünüyorum. Seyrederken ve seyrettikten sonra oyundaki her sahnenin o algıyla yorumlanacağı kanısındayım ki ben buna karşıyım.(Dolayısıyla ön oyuna da karşıyım.) Oyunda kafama takılan ikinci husus da oyunun İngilizce bir şarkı ile sona ermesi. Şarkı güzel ama genel olarak  seyircinin İngilizce bilmediği açık. İngilizce şarkı oyun genelinde anlaşılır olmayı hedeflediği belli olan rejiye uymamış.. Yabancı sözlü müziğe karşı değilim ancak şarkı sözü anlatıma yardımcı olarak seçilmişse bence Türkçe olmalı.

Bir başka notum da dekorla ilgili. Oyun bir yükselti üzerinde oynanıyor. Uzaktan ve yüksekten çekilmiş fotoğraflar algıya yardım ediyor(yukardaki fotoğraf)  ama göz hizasında algı kayboluyor. Mizansen açısından işlevini anlayamadım. Arkadaki çerçevelerle mi bütünleniyor? Gerçi bu, oyunu seyretmenizde sıkıntı yaratmıyor(zira oyuncular genellikle sahne önünde) ama sahnede sarkan çerçevelerin boş ve dolu olması metaforları ile ki bence çok yerinde bir yorum,  uyum içinde olduğunu düşünmüyorum. Geçişlerin karartma ile yapılması yazarın notuna karşı ama bence bizim seyirci için gerekli. Bu arada ışık ve sesin doğru zamanlaması güç bir işin başarılması anlamına geliyor. Teknik tempo kusursuz işliyor, geçişler berrak. Süreklilik esas alınmış. Kostümün oyuna katkısı olabilir miydi diye düşündüm. 


Oyunun tartışmasız en güzel ve başarılı yönü oyunculuk. Ben hayran kaldım. Duygu yaşanmıyor, gösteriliyor. Kırılma hissedilmiyor, temsil ediliyor.  Oyuncuların kimyası  ve tonları tutmuş. (Eda Eğilmez Emre Basalak’ın öğrencisi imiş.) Oyunda duygu değişimleri seri bir oyunculuk ister. Emre Basalak Türkiye’de tanınan ünlü bir oyuncu.  Oyun içinde kısa anlarda  farklı yaşlara farklı ruh hallerine hem de ileri geri atlayarak  geçmeyi verebilmek ancak çok iyi oyunculara mahsus bir özellik ki Basalak çok başarılı. Rol arkadaşı Eda Eğilmez genç bir oyuncu. Rol için çok yerinde bir seçim.  Yaşları farklı değişik kişileri canlandırmasındaki başarı, yeteneğini gösteriyor. Bence geleceği çok parlak

 Unutmak doğru oynanan bir oyun. Ayrıca  tiyatro sanatı açısından Eskişehir  seyircisine sunulabilecek iyi bir seçim. Oyunculuklar ödüllük. Seyreden memnun. Benden söylemesi.

Melih Anık 

 Not: 

Ne oyunları İstanbul'a

 getirip ödül adayı yaptılar. 

Bu oyun HAK EDİYOR. Hadi.. 


Yazan Tristan Bernays

Çeviren Taner Tunçay

Yöneten Emre Basalak

Yönetmen Yardımcıları Eda Eğilmez, Sinan Aktezcan

Dekor Kostüm Tasarım Nur Sinem, Mete Güler

Işık Tasarım Ali Rıza Tekin

Reji Asistanı Birsu Metin

Oyuncular Emre Basalak, Eda Eğilmez

Sahne Amiri Berna Kafkas

Afiş Broşür Tasarım İlkay Azizleroğlu Öncü, Necla Güzel

Ses Kumanda Enes Turhan

Işık Kumanda Anıl Elma

Dekor Realizasyon Yener Özsolak, Ercan Akbayır, Gazi Güngör

Giydirici Terzi Gülnur Gece

Kuaförler Serkan Kalkan, Hatice Tanış

Sahne Makinistleri Ali Doğru, Erkan Demir

 


 

 

20 Mart 2026 Cuma

Bir 'Audition' Hikayesi: Call Back (Ozan Ağaç- İstanbul Devlet Tiyatrosu)


Ozan Ağaç uzun yıllardan beri tanıdığım oyunlarını okuduğum  seyrettiğim yazdığım bir yazar. Ağaç aynı zamanda dizi senaryoları da yazıyor. Bazıları çekildi.  Ozan Ağaç’ın öncelikle hayata ve olaylara  bakışını beğeniyorum. Tabii ki bu bakışın bir sahne dili olması gerekli ki Ağaç kendi üslubunu oluşturdu. Call Back bu özellikleri göreceğiniz bir oyun.

 Oyunculuk sektöründe ‘audition’ (seçme süreci) aşamalarını yaşamış olanlar için anlamı çok açık olan ‘call back’  projeye uygun olabilecek oyuncuların rejisör ile görüşmeye davet edilmesidir. Tabii ki o aşamaya gelmiş bir oyuncu için umut içeren bir çağrıdır ama gerilimlidir de. Oyuncuların rol bulma mücadelesi, tanınma arzusu, çağrılmanın meslek tarafından kabul edilmesi olarak yorumlanması sinir bozucu olabilir, Ben işin içinde olmadığım için ülkemizde ‘call back’in sancılı sinir bozucu aşamalarını bilmem. Ama oyuncu seçimlerinde oyuncunun  yeteneğinden çok ‘rating’in önemli olduğunu bilirim. İşin içinde dönen pek çok ‘numara’, adaletsizlik, ‘manipülasyon’  pek çok umudun hayal kırıklığına ve nefrete dönüşmesine yol açabilir. Call Back oyunu ‘call back’in işleyişindeki bu ince noktalara odaklanır. . Call Back, oyunculuk dünyasının görünmeyen taraflarını ve sanat piyasasındaki rekabeti konu alan bir metin olarak dikkat çeker. Sektörde olanların bilmelerine rağmen ‘damgalanmamak’ için sustukları bir ortamda böyle bir oyun yazmak yönetmek ve oynamak cesaret ister.    

 

Oyun hakkında detay vermek istemem siz kendiniz  görün. Ufak bir ipucu vereyim. Hayalleri için mücadele eden genç bir kadın, bir bodrum katı ve bir adam var. Bir rejisör ile bir oyuncu karşı karşıya gelir özel bir ‘audition’  yaşanır. 

 

Call Back teorik olarak yüksek gerilim üretebilecek bir dramatik potansiyele sahip. Çünkü seçilme arzusu, mesleki rekabet ve sanat piyasasının görünmez baskıları tiyatro için verimli malzemelerdir.  Seyirci karakterlerin  ruh hâllerini izler. Oyun bir gözlem metni gibi görünür. Call Back  oyunculara çok iyi bir performans alanı sunar. Bu noktada  başarı yönetmenin ritim kurma becerisine oyuncuların sahne enerjisine ve yaratılan atmosfere bağlıdır ki bu oldukça iyi halledilmiştir.

 Ozan Ağaç metinde güncel, doğal ve gündelik bir dil kullanır. Karakterlerin iç gerilimleri iyi kurulmuştur. Diyaloglar oldukça gerçekçi ve konuşma diline yakındır. Yer yer ironik ve kara mizah hissedilir. Oyunculuk psikolojisini iyi yakalaması oyunun başarısında önemlidir. Oyunun düzleşmesi  oyunculukla önlenmiştir. Oyun, anlatılanın  yalnızca oyuncuların hikâyesi olmadığını aynı zamanda tiyatro sistemine yönelik bir eleştiri taşıdığını düşündürür. Sesini duyduğumuz ama kendini görmediğimiz karakter oyun metninin kurgusunda çok iyi kullanılmıştır. 


 Rejisör(Zuhal Acar) oyunun hissiyatını ve düşünsel yapısını son derece iyi bir reji ile vermiş. Oyuncular (Zuhal Acar ve Eray Cezayirlioğlu) çok iyi oynuyor. Dekor sade ama işlevsel. Sahnede kullanılan kamera ve görüntülerin yansıtıldığı ekran  bir ‘audition’ atmosferi yaratıyor ki oyun içinde oyun fikri öne çıkıyor. Işık ve müzik oyunu bütünlüyor. Kostüm hikayedeki karakterlere ve duruma uygun. 

Call Back tiyatro tadı ve keyfi veriyor.  Seyrederseniz salondan mutlu ayrılırsınız. Şunu da bilin: Call Back benim ödül listemde.

 Melih Anık

 

 

CALLBACK - İSTANBUL DT

1 Perde - 1 saat 10 dakika

Süpervizör: Kubilay Karslıoğlu
Yazan: Ozan Ağaç
Yöneten: Zuhal Acar

OYUNCULAR:

Seren:  Zuhal Acar
Nadir: Eray Cezayirlioğlu
Anneanne:  Aslı Büşra Sarınç

Dekor Tasarımı Aytuğ Dereli
Kostüm Tasarımı Ceren Karahan
Işık Tasarımı Serdar Yaman
Müzik Vehbi Can Uyaroğlu
Şarkı Sözü Burçak Dilekli
Yönetmen Yardımcısı Burçak Dilekli
Asistan Abdurrahman Merallı                               

Sahne Amiri Adem Bayrak
Kondüvit Erhan Kösüre
Işık Kumanda Atakan Talaş
Dekor Sorumlusu Salim Kabadayı       
Aksesuar Sorumlusu Hüseyin Baş
Kadın Terzi Fadime Öztür Baş
Erkek Terzi Kadir Metin
Perukacı Zeynep Bolkısık Bağ

31 Ocak 2026 Cumartesi

Hayatları Değiştiren Oyun: Geç Kalanlar (Sanat Organizasyon39)

 Başlık bana ait değil. 9 yıl önce(2016) İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda 4 sezon 252 kez kapalı gişe oynayan oyun hakkında Beyaz Masa’ya ve İBBŞT’na gelen, sosyal medyada paylaşılan görüşlerin ortak vurgusu. İnsanlar oyunda kendilerini bulabilir, sorgulayabilir ve de bir terapist karşısında olduklarını düşünebilir. Öyle de olmuş gibi görünüyor. Bir bakıma oyun bir tür psikodrama. Bu noktadan yola çıktığımda oyun Forum Tiyatro olabilme ihtimal ve olanaklarını taşıyor. Bu benim aklımdan geçen bir fikirdir. Bundan sonra oynayacaklar için öneri olabilir. 

Yazının hemen başında oyunda rol alan oyuncuları (Çiçek Dilligil, Ece Özdikici, Ümit Erlim, Tuba Oral) alkışlamak istiyorum. Bana çok keyifli bir akşam verdiler. Çok iyi oynadılar ve ben tiyatro seyretmenin keyfini yaşadım. Seyrettiğim akşam onlar uzun bir turneden dönmüştü. Normal bir insan için yorucu olan bir yaşam tiyatroya gönül vermiş oyuncular için hem keyif hem fedakarlık. Onların kıymetini bilelim.

 Oyunun yönetmeni Nihat Alpteki işini ciddiye alan, düşünen,  soran sorgulayan duygu ile düşünceyi bir potada eriten  bir yönetmen. Oyunu dikkatle seyrederseniz ayrıntılardaki hassasiyetini göreceksiniz.

 

Oyun özet olarak insan ilişkileri, ânı yaşamak, ruhsal derinlikler üzerine.. Oyunun ismi (geç kalmamak) de zaten mesajı içeriyor.

 

“Geç Kalanlar”, seyirciyi büyük olaylarla değil,  küçük ama derin kırılmalarla yakalayan bir oyun. Merkezine “geç kalmışlık” duygusunu alan metinde zaman doğrusal değil parçalı, iç içe geçmiş bir düzlemde ele alıyor. Bu bir imkan olduğu kadar risk de. Ölümle yaşam aynı sahnede. Oyunun sürprizini bozmamak için açık vermemeye çalışacağım. Kurgunun içinde önemli bir ayrıntı ile seyirci kendisi karşılaşsın.

 Karakterler isimlerden çok toplumda tarif edilen şekilde tanımlanıyor. Bu oyunu soyutlaştırsa da meselesini genelleştirmekte. Genç kadın, bugünde kalmış bir vicdan; genç adam, geçmişte kalmış bir pişmanlık; kadın ise bir tarafta 'olabilirdi' bir tarafta  'olmadı' bir yerde gibi duruyor. Bu soyutlama, oyunu evrensel kılıyor. Seyirci karakterleri değil, kendi hayatındaki gecikmeleri ve pişmanlıkları izliyormuş gibi hissedebilir. İç monologların seyirciyi oyundan koparması olası. Oyun seyircinin sahne ile birlikte düşünmesi için yazılmış bir oyun. Oyundan çıkan seyirci ben neye geç kalıyorum demişse oyun mesajını vermiş ve amacına ulaşmış demektir. Ama oyunculara çok iş düşüyor. Jest mimikler ve ses tonu çok önemli. İçtenlik ve doğallık gerekiyor. Rol yapıldığı belli olmamalı. Oyuncular da başarıyor.

 Oyundan çıkan bir seyirciye ‘Kadın kimdi?’ diye sorarsanız çok karışık cevaplar almanız olasıdır. Bence oyunun en can alıcı noktası da budur: Kadın kim? Ben de ona takıldım.

 Kadın hem Genç Erkek ile hem de Genç Kadın ile konuşuyor. Karmaşıklık da o noktada başlıyor. Mevcut haliyle Genç Erkek’in  Kadın ile konuşması ile Kadın’ın Genç Kadın ile konuşması farklı anlamlar içeriyor ve farklı nitelikte ki bu oyunun dengesi ile ilgili bir karışıklık yaratıyor.  İlkinde sanki bir tür itiraf günah çıkarma var. İkincisinde ise pişmanlık. Geleceği bilmiyoruz ama düşünürsek  hayat  bize yol gösterir. O zaman yaşarken daha dikkatli olur yapılması gerekenleri zamanında yapar geç kalmaz  hayatımızın ellerimizden kaçmasına izin vermezdik.  Her zaman yaptığım gibi ben olsam ne yapar(d)ım diye düşündüm. Ben Kadın’ı Genç Erkek ile konuşurken Erkek, Genç Kadın ile konuşurken Kadın yapardım. Oyunda Anne rolüne de yer vermezdim. Böylelikle Genç Erkek ve Genç Kadın kendi gelecekleri ile konuşurdu. Yaşadıkları geç kalma duygusu ve pişmanlık daha çok ortaya çıkardı diye düşünüyorum.  Bu oyuna denge getirirdi. Ama yazımın başında bahsettiğim Forum Tiyatrosu bu oyun için çok geçerlidir diye düşünüyorum. Seyircinin oyuna katılması interaktif olacak ve seyircilerde bir katarsis yaratacaktır.   Öte yandan Kadın geçmiş, şimdi ve geleceğin ortasında duruyor. O bir fiziksel değil bir seçimdir bir motiftir.  Bu da karışıklığı çoğaltıyor. Gerçek mi hayal mi soruları arasında seyircinin zihni puslanıyor.

 

Dekorda soyut somut dengesi aranmış ama yeterli değil gibi geldi bana. Aynı şekilde ışık için de benzer şeyleri söyleyebilirim ama turnelerdeki farklı salonları ve olanakları ve de taşınma/taşıma güçlüklerini düşününce tiyatromuzda bu konularda fazla bir beklenti içine girmemek gerekir, göçebeliğe razı olunur.

 Günümüz Türkiye’sinde gelecek kaygısı ekonomik ve ruhsal sıkışmışlık ‘yarın'ı kaybetme hali düşünüldüğünde, oyun bugünün insanının ruhu ve dilidir diye düşünüyorum.  Geç Kalanlar  seyirciye ayna tutan bir  tiyatro atmosferi oluşturur tiyatroyu bir kaçış değil, bir yüzleşme alanı yapar ama  yeterli olduğunu söyleyemem.

Seçici seyirci  Geç Kalanlar oyununda içsel farkındalık yaratılmasını bekleyebilir. Yolu açık olsun.

 Melih Anık

 

Oyun Künyesi:

Yazan: Pervin Ünalp

Yöneten: Nihat Alpteki 

Dramaturg: Özge Ökten Sahne ve Kostüm Tasarımı: Emra Albayrak Şahin. Müzik: Deniz Noyan

Işık Tasarım: Murat Selçuk.Efekt Tasarım: Metin Küçükyılmaz.Proje Tasarım: Mustafa İri 

Yönetmen Yard.: Pınar PamukDekor ve Uygulama: TRN SAHNE DEKOR Afiş Fotoğraf: Emrah Yağızm Afiş Tasarım: Galip Aksularn Yapımcı: Erdem Doğan

***

Oynayanlar: Çiçek Dilligil, Ece Özdikici, Ümit Erlim, Tuba Oral