Eskişehir doğduğum şehir. Annemin memleketi. Doğal olarak şehre sempatimin temel kaynağı bunlar. Ama Eskişehir’e koşarak gitmemin sebeplerinden biri Eskişehir BB Şehir Tiyatrosu. (Orada Şehir Tiyatroları diyorlar. Dilimizde ‘tiyatro’ hem mekâna hem de yapılan sanata deniyor. Eskişehir’de ‘tiyatrolar’ derken birden fazla mekânı kastediyorlar sanırım. Oysa kurum tek. Neyse.) Repertuvarı takip ediyorum. Sanatçı arkadaş ve kardeşlerim var. Son zamanlarda bir podcast izledim. Eskişehir BB Şehir Tiyatrosu 25 yılını tamamlamış. Daha önce Eskişehir’e defalarca gittim. Hem Eskişehir’de hem İstanbul’a geldiklerinde oyunlarını seyrettim. Kurumun 25 yılı değilse bile en az 15 yılını biliyorum. Geçen zamanı değerlendirebiliyorum. Podcast’de kurumla ilgili sıkıntılardan bahsedildi ama ben seyirci olarak tiyatro sanatı açısından bir sıkıntı fark etmedim.Bu zaman içinde yeni mekânlar yaratıldı. İyi repertuvar, iyi rejisör, iyi oyuncular ve titiz bir teknik alt yapı kurumu öne çıkardı. Geleneksel tiyatroya verilen önem, kukla çalışmaları, düzenlenen atölyeler tiyatroya verilen önemin göstergeleri. Kurum yıllardır istikrarlı yapısını koruyor. Yaklaşık bir milyon nüfuslu üniversiteler şehri Eskişehir’de TİYATRO VAR.. Her seferinde tanığı olduğum salonların doluluğu ve konuştuğum kişiler seyircinin de kurumdan memnun olduğunu gösteriyor. Eskişehir tiyatro izleme kültürü olan bir şehir. Haftanın 6 günü oyun oynayan bir yapı. Sezonda 350 gösteri. 100’ü aşkın sanatçı/teknik kadro, 100 bin civarı seyirci, bugüne kadar 5000+ temsil rakamlarla kurumun özeti. Bu gidişimde dikkatimi çocuk oyunları çekti. Şu anda yedi yetişkin oyunu yanında 3 de çocuk oyunu var. Turgut Özakman Sahnesi, Ergin Orbey Sahnesi, Haldun Dormen Sahnesi ve Genco Erkal Sahnesi vefa duygularının yansıması. Ekibe yol açıklığı diliyorum.
İngiliz Tristan Bernays titiz bir yazar. Metnin ilk
başında yazdığı notta uyarılar ve öneriler yapmış. Hatta metnin içinde
geçişleri koyu renkle belirtmiş. Bir de önerisi var: ‘Geçişler çok keskin olmamalı ve seyirciye çok fazla hissettirilmemeli’
demiş.
Geçişler ne? (Nasıl anlatacağım? Oyunun keyfini de
kaçırmak istemem. Zira oyundaki kurguyu idrak etmek seyirci açısından büyük
keyif. Gerçi oyunu özetleyen yazılarda temadan bahsediliyor. Olsun ben
bahsetmeyeceğim.) Oyun bir hafıza oyunudur. Hafıza acımasızır. Kendi
hafızanızın atlamalarını düşünün aynen öyle. Hafıza daldan dala atlar. Zamanda ileri geri gider. Olmadık
bir kelime cümle sizi nerelere götürür şaşırırsınız. Andan koparır dağıtır. Oyunda zaman
ve mekân atlamaları var. Oyun düz bir çizgide akmıyor. Hızlı
geçişler odaklanma ister. Oyuna kendini vermeyen seyirci kaybolabilir. Rejisöre ve oyunculara da seyircinin kaybolmasına sebep olmamak gibi bir görev düşüyor.
Oyunda bir erkek(Tom) bir kadın(Viv) iki oyuncu var. Oyun boyunca Tom aynı kişi ama Viv Tom’un değişik yaşlarda hayatına giren karşı cins. Kadın ile erkek tanışırlar ve… Hikaye bir ömür sürer. Beraberliklerinin iyi kötü günlerini yaşarlar. Biz de geçişlerle onların hayatını izleriz. Geçişler çağrışım yapan kelimelerle cümlelerle oluyor. Oyundan bahseden yazılarda hafıza ile ilgili tema belirtilmiş ama ben yazmak istemiyorum. Seyirci kendi algılasın, yorumlasın. İşte bu noktada benim bahsetmekten dikkatle sakındığım şeyin rejisör tarafından ön oyun ile verilmesinin önceden konuyu okuyan bilen seyirciyi koşullandırdığını düşünüyorum. Seyrederken ve seyrettikten sonra oyundaki her sahnenin o algıyla yorumlanacağı kanısındayım ki ben buna karşıyım.(Dolayısıyla ön oyuna da karşıyım.) Oyunda kafama takılan ikinci husus da oyunun İngilizce bir şarkı ile sona ermesi. Şarkı güzel ama genel olarak seyircinin İngilizce bilmediği açık. İngilizce şarkı oyun genelinde anlaşılır olmayı hedeflediği belli olan rejiye uymamış.. Yabancı sözlü müziğe karşı değilim ancak şarkı sözü anlatıma yardımcı olarak seçilmişse bence Türkçe olmalı.
Bir başka notum da dekorla ilgili. Oyun bir yükselti
üzerinde oynanıyor. Uzaktan ve yüksekten çekilmiş fotoğraflar algıya yardım ediyor(yukardaki fotoğraf) ama göz hizasında algı kayboluyor. Mizansen açısından işlevini anlayamadım. Arkadaki çerçevelerle mi bütünleniyor? Gerçi bu, oyunu seyretmenizde sıkıntı yaratmıyor(zira oyuncular genellikle sahne önünde)
ama sahnede sarkan çerçevelerin boş ve dolu olması metaforları ile ki bence çok
yerinde bir yorum, uyum içinde olduğunu
düşünmüyorum. Geçişlerin karartma ile yapılması yazarın notuna karşı ama bence
bizim seyirci için gerekli. Bu arada ışık ve sesin doğru zamanlaması güç bir
işin başarılması anlamına geliyor. Teknik tempo kusursuz işliyor, geçişler
berrak. Süreklilik esas alınmış. Kostümün oyuna katkısı olabilir miydi diye düşündüm.
Oyunun tartışmasız en güzel ve başarılı yönü oyunculuk. Ben hayran kaldım. Duygu yaşanmıyor, gösteriliyor. Kırılma hissedilmiyor, temsil ediliyor. Oyuncuların kimyası ve tonları tutmuş. (Eda Eğilmez Emre Basalak’ın öğrencisi imiş.) Oyunda duygu değişimleri seri bir oyunculuk ister. Emre Basalak Türkiye’de tanınan ünlü bir oyuncu. Oyun içinde kısa anlarda farklı yaşlara farklı ruh hallerine hem de ileri geri atlayarak geçmeyi verebilmek ancak çok iyi oyunculara mahsus bir özellik ki Basalak çok başarılı. Rol arkadaşı Eda Eğilmez genç bir oyuncu. Rol için çok yerinde bir seçim. Yaşları farklı değişik kişileri canlandırmasındaki başarı, yeteneğini gösteriyor. Bence geleceği çok parlak
|
|




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder