Başlık bana ait değil. 9 yıl önce(2016) İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda 4 sezon 252 kez kapalı gişe oynayan oyun hakkında Beyaz Masa’ya ve İBBŞT’na gelen, sosyal medyada paylaşılan görüşlerin ortak vurgusu. İnsanlar oyunda kendilerini bulabilir, sorgulayabilir ve de bir terapist karşısında olduklarını düşünebilir. Öyle de olmuş gibi görünüyor. Bir bakıma oyun bir tür psikodrama. Bu noktadan yola çıktığımda oyun Forum Tiyatro olabilme ihtimal ve olanaklarını taşıyor. Bu benim aklımdan geçen bir fikirdir. Bundan sonra oynayacaklar için öneri olabilir.
Yazının hemen başında oyunda rol alan
oyuncuları (Çiçek Dilligil, Ece Özdikici, Ümit Erlim, Tuba Oral) alkışlamak
istiyorum. Bana çok keyifli bir akşam verdiler. Çok iyi oynadılar ve ben tiyatro
seyretmenin keyfini yaşadım. Seyrettiğim akşam onlar uzun bir turneden
dönmüştü. Normal bir insan için yorucu olan bir yaşam tiyatroya gönül vermiş
oyuncular için hem keyif hem fedakarlık. Onların kıymetini bilelim.
Oyun özet olarak insan ilişkileri, ânı
yaşamak, ruhsal derinlikler üzerine.. Oyunun ismi (geç kalmamak) de zaten
mesajı içeriyor.
“Geç Kalanlar”, seyirciyi büyük olaylarla değil, küçük ama derin kırılmalarla yakalayan bir oyun. Merkezine “geç kalmışlık” duygusunu alan metinde zaman doğrusal değil parçalı, iç içe geçmiş bir düzlemde ele alıyor. Bu bir imkan olduğu kadar risk de. Ölümle yaşam aynı sahnede. Oyunun sürprizini bozmamak için açık vermemeye çalışacağım. Kurgunun içinde önemli bir ayrıntı ile seyirci kendisi karşılaşsın.
Karakterler isimlerden çok toplumda tarif edilen şekilde
tanımlanıyor. Bu oyunu soyutlaştırsa da meselesini genelleştirmekte. Genç
kadın, bugünde kalmış bir vicdan; genç adam, geçmişte kalmış bir pişmanlık;
kadın ise bir tarafta 'olabilirdi' bir tarafta 'olmadı' bir yerde gibi duruyor. Bu soyutlama, oyunu
evrensel kılıyor. Seyirci karakterleri değil, kendi hayatındaki gecikmeleri ve
pişmanlıkları izliyormuş gibi hissedebilir. İç monologların seyirciyi oyundan koparması olası. Oyun seyircinin sahne ile birlikte düşünmesi için
yazılmış bir oyun. Oyundan çıkan seyirci ben neye geç kalıyorum demişse oyun
mesajını vermiş ve amacına ulaşmış demektir. Ama oyunculara çok iş düşüyor. Jest
mimikler ve ses tonu çok önemli. İçtenlik ve doğallık gerekiyor. Rol yapıldığı
belli olmamalı. Oyuncular da başarıyor.
Dekorda soyut somut dengesi aranmış ama yeterli değil
gibi geldi bana. Aynı şekilde ışık için de benzer şeyleri söyleyebilirim ama
turnelerdeki farklı salonları ve olanakları ve de taşınma/taşıma güçlüklerini
düşününce tiyatromuzda bu konularda fazla bir beklenti içine girmemek gerekir,
göçebeliğe razı olunur.
Melih Anık
Oyun Künyesi:
Yazan: Pervin Ünalp
Yöneten: Nihat Alpteki
Dramaturg: Özge Ökten Sahne ve Kostüm
Tasarımı: Emra Albayrak Şahin. Müzik: Deniz Noyan
Işık Tasarım: Murat Selçuk.Efekt
Tasarım: Metin Küçükyılmaz.Proje Tasarım: Mustafa İri
Yönetmen Yard.: Pınar PamukDekor ve
Uygulama: TRN SAHNE DEKOR Afiş Fotoğraf: Emrah Yağızm Afiş Tasarım: Galip
Aksularn Yapımcı: Erdem Doğan
***
Oynayanlar: Çiçek Dilligil, Ece
Özdikici, Ümit Erlim, Tuba Oral


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder