13 Ocak 2010 Çarşamba

İ.B.B. Şehir Tiyatroları'nda Nimet Hanım’ın “Düşüş”ü ve Nahid Sırrı Örik

İ.B.B. Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen , Nahid Sırrı Örik’in Sultan Hamid Düşerken(Abdülhamit Düşerken) isimli romanından Kemal Bekir tarafından uyarlanan Düşüş isimli oyunun bu defaki ilk gösterimi 6 Ocak 2010’da yapıldı.Oyun daha önce Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmişti. (1975-76)
Romanın Adı Ne?
Devlet Tiyatro’sunun oyuna ait rol dağılımında “Nahid Sırrı Örik’in Abdülhamit Düşerken adlı romanından oyunlaştıran Kemal Bekir” diye belirtilmiş.
Sander Yayınları tarafından 1976 yılında ikinci baskısı yapılan romanın ismi de “Abdülhamit Düşerken”.
Oyun, İ.B.B. Şehir Tiyatroları afişlerinde ve rol dağılımında “Nahid Sırrı Örik’in “Sultan Hamid Düşerken” Romanından Kemal Bekir” başlığı ile verilmiş. Romanın ismi üzerinde ortak bir anlayış yok gibi duruyor.
“Uyarlayan” , “Yazan” Ne?
Program Dergisinde “ Yazan : Kemal Bekir” başlığı hemen altında Oyunlar bölümünde “Hüseyin Rahmi’nin romanından aynı adla oyunlaştırdığı “Utanmaz Adam”…” denildiğine göre İ.B.B. Şehir Tiyatroları , “Yazan” ile “Oyunlaştıran /Uyarlayan” arasındaki farkı biliyor.
Ankara Sanatseverler Derneği’nin bu oyunla Kemal Bekir’e “En iyi Oyun Yazarı Ödülü”(1975-76) vermesine ve de İ.B.B.Şehir Tiyatroları’nın uygulamasına bakarak bir sonuca varacakken, son oyunun program dergisinde, Engin Gürmen : “…..Kemal Bekir tarafından tiyatroya uyarlanan…” ; Prof.Dr.Cevat Çapan : “…Düşüş adıyla uyarladığı oyun…”; Ali Gevgili : “Kemal Bekir’in uyarladığı Düşüş…” şeklindeki ifadeleri ile şaşırdım.
Dergideki İngilizce tercümede de “two adaptations”(iki uyarlama) başlığı altında veriliyor “Fall”(Düşüş).
Bunun önemi ne derseniz benim cevabım şudur : Uyarlamada “uyarlayan”, “roman”ın aracısıdır , “yazan”da “yazar”ın . Yani “sadakat”, birinde romana , diğerinde esas eserin yazarınadır.
Romanı okumuş biri olarak Kemal Bekir’in son sahne dışında romana bağlı kalmaya çalıştığı anlaşılmaktadır ki bundan hareketle benim kanım Düşüş’ün “uyarlama” Kemal Bekir’in “uyarlayan” olduğudur.
Dergilerdeki İngilizce
İ.B.B. Şehir Tiyatroları program dergilerinde başlattığı İngilizce tercümelere de dikkat etmeli.(Bununla neyin hedeflendiğini anlamış değilim. “Eksik” olan İngilizce bilen seyirci mi idi ? Özellikle söze dayanan bu tür oyunlarda yapılacaksa anında tercüme yapılsın bari.)
Türkçesinde “İttihat-Terakki’nin beceriksiz iktidar hırsı”, “the unqualified leadership of Union-Progress” şeklinde tercüme edilirken ne yapıldığının farkında olunmuştur umarım.
‘Düşüş’ün Nedeni Ne?
Yönetmen Engin Gürmen dergideki yazısında “İttihat-Terakki( Birlik ve İlerleme) Cemiyeti de , tutkuları yüzünden giderek koca bir imparatorluğun “Düşüş”ünün öncüleri olmuştur” diye saptama yapmış.
Nahid Sırrı Örik’in bile yapmadığı bu saptamanın nereden kaynaklanmış olduğunu anlamadım.
Tarihimizin en çok tartışılan konularından biri olan husus ile ilgili, Prof.Dr.Emre Kongar “Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı 20 aralık 1881’de gerçekleşir” demektedir.
Prof.Dr.Kongar “Muharrem Kararnamesi’nin yayınlanma tarihi olan 1881’den Birinci dünya Savaşı’nın sonu olan 1918’e kadar geçen 37 yıl boyunca Osmanlı’nın yaşamasının nedeni İngiltere,Fransa, Almanya ve Rusya arasında “Doğu Sorunu’nun” nasıl çözüleceği,yani imparatorluğun nasıl bölüneceği konusunda bir anlaşmaya varılamamış olmasıdır.” diyor.(Aslında “Osmanlı’yı bitiren kapitülasyonlar Fatih Sultan Mehmet’in Venedikliler’in ve Cenevizliler’in ticaret ayrıcalıklarını kabul ettiği tarihte başlar…….Haçlı seferlerine kadar da gider.”)
Emre Kongar “Osmanlı’nın kurtuluşunu Abdülhamit –İttihat Terakki ikilemi çerçevesindeki karşıtlıklarda aramanın dışında bir seçenek,bir düşünce yoktur o sıralarda; Mustafa Kemal Atatürk’ün dehası işte tam bu noktada ortaya çıkmaktadır : O ,mevcut yapının olanaklı kıldığı seçeneklerin ötesinde bir çözümü gerçekleştirmiştir” demektedir.
Tarihi yeniden okuduğumuzda, Sultan’ın ortadan kaldırılmasını önemsemiş ve perde arkasından onu “kukla” haline getirmiş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti , olsa olsa zaten inişe geçmiş bir imparatorluğun “Düşüş”ünü hızlandırmıştır ,”öncü” olmak yerine.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluşu 1889 dur. II.Abdülhamit’in saltanat dönemi (1876-1909) tarihleri arasındadır.
Nahid Sırrı Örik
“1894-1960 yılları arasında yaşamış olan Nahid Sırrı, yapıtlarını 1928 yılından sonra yayımlamaya başlamıştır. Eleştiri, gezi yazısı, oyun, öykü ve roman türlerinde yapıtlar veren Örik’in ilk romanı Kıskanmak 1946 yılında yayımlanır.” (Kıskanmak 2009 yılında filme alınmıştır.)
“Örik, ilk eğitimini evde özel öğretmenlerden alır. Daha sonra, Beşiktaş’ta Aftab-ı Maarif Rüştüyesi’ne girer ve buradan mezun olur.Meşrutiyetin ilânından sonra bazı yabancı okullara ve Galatasaray Lisesi’nedevam eder, ancak öğrenimini tamamlayamaz. Babasının ısrarıyla bir süre Berlin büyükelçiliğinde memur olarak çalışır. 1915-1928 yılları arasında Paris başta olmak üzere Avrupa’nın birçok büyük merkezinde yaşar. Nahid Sırrı, 1928 yılında, Cumhuriyet ilân edilip yeni kurumlar yerleşmeye başladıktan sonra yurda döner.”
“Yazarın son romanı olan Sultan Hamid Düşerken, 1957 yılında yayımlanır. Roman, İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra yaşanan siyasi bunalımları ve bu bunalımlar içinde iktidar hırsıyla hareket eden, kocasının daha iyi mevki edinmesine çalışan Nimet’in hayatını konu edinir. Örik’in Kıskanmak ve Sultan Hamid Düşerken adlı romanları güçlü dramatik kurguları ve başarılı karakter çizimleriyle dikkat çeker.” (Düşüş 2003 yılında filme alınmıştır.)
“Eleştirmenler, Örik’in hep kötü, olumsuz karakterler çizdiğini belirtirler. Oğuz Demiralp, “Yırtık Ev” adlı yazısında Örik’in “kadın merkezli bir yapıntı dünyası” olduğunu söyler ve şöyle devam eder: Örik’in bütün kadın kahramanlarını bir araya getirirsek bir cadılar müzesi oluşturabiliriz. Bu kadınların kötülüklerinin hedefi hem rakibeleri hem de sevgilileridir. Çoğu, cinsel dürtüleri güçlü olan kadınlardır. Kadının cinselliği ve kösnüllüğü genellikle olumsuz bir öğe olarak işlenir.”
“Yazarın kadın karakterleri şeytani olarak tanımlanır. Nahid Sırrı Örik’in yarattığı kadın ve erkek karakterlerde Örik’in anne ve babasıyla yaşadığı ilişkinin yansımaları görülür.”
“Sultan Hamid Düşerken’in baş kahramanı olan Nimet iktidar hırsıyla hareket eden bir kadın olarak çizilir. Bu hırsını doyurmak için Şefik adında bir subayla evlenir. Nimet, kendisine aşık olan Şefik’in bu zaafını siyasal güç elde etmek için kullanır. Nimet’in sözleriyle siyasal yaşamını belirleyen Şefik, romanın sonunda idam edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.”
“Nimet hep başkalarını sömürür. Hatta insanları sömürmekle kalmaz,onların kaderlerini de tayin eder. Erkeklerle ilişkilerinde de onları aşağılamaktan, onlar üzerinde egemenlik kurmaktan zevk alır.”
İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne akıl verecek kadar da cüretkârdır.
“Nahid Sırrı, kahramanların ruhsal durumlarını ayrıntılı şekilde betimler. Bu da bize romanlarını psikanalitik eleştiri yöntemiyle okuma ve eleştirme olanağı sağlamaktadır.”
Roman Nimet Hanım gibi bir karakteri hediye etmiştir edebiyata.
Gerçek tarihi kişiliklerin ve olayların bahsedildiği oyunda Mehmet Şehabettin Paşa , kızı Nimet ve Binbaşı Şefik , roman karakterleridir.
Oyun(Roman) II.Meşrutiyet’in ilanı (1908) ile başlar ve Hareket Ordusu’nun İstanbul’a doğru yürümesi (1909) ile sonlanır.
Romanda ((Şefik’in).muhakemesi daha sonra yapılmak üzere Ayastafanos’ta tutuklanıp hapsedildiğini yazıyor , karısının da İstanbul’dan kaçanlar arasında bulunduğunu haber veriyordu) diye anlatır Örik. Yani oyunda gösterilen İttihatçı arkadaşları tarafından darağacına çıkarılması, özgün bir son değil. Nimet Hanım’ın da Rus elçiliğine sığınmış olduğunu yazar Örik.
(Tırnak içi bilgiler Özge Soylu’nun tezinden derlenmiştir.)
Sahnedekiler
Oyunun iyi bir oyunculukla sunulduğunu söylemeliyim. Özellikle Defne Gürmen Üstün’ün(Nimet Hanım) performansı etkileyici.
Sahne Tasarımı( Ayhan Doğan) ve Kostüm Tasarımı( Nilgün Gürkan) öne çıkıyor. Özellikle Nimet Hanım’ın ruh durumuna göre değişen renklerdeki kostümleri çok yerinde. Oyunda Işık Tasarımı (Kemal Yiğitcan) önemli bir anlatım aracı olarak kullanılmış.
Oyun boyunca zaman zaman Osmanlı Arması arkasında kalsa da sahnede devamlı olarak yer alan Abdülhamid resmi , Yıldız Sarayı’nın “gölge”sini verirken konak duvarında da evlerin içine nasıl girdiğini (göz ve kulak olarak) de gösteriyor. Ama oyun boyunca zaman zaman “söndürülmesine” ihtiyaç var. Zira Nimet Hanım’ın “rengi” bazı sahnelerde Abdülhamid’den daha baskın.
Sanıyorum resmin yerleşmesi merdivenleri de dikleştirmiş . Merdivenleri kullanan oyuncuların hareketini de zorlaştırıyor.
Eleştirmenler tarafından çok vurgulandığından olacak, müzik (Efekt Tasarımı -Mustafa Emin Duman), Shakespeare oyunlarının etkisi altında. Oyunda kullanılan beni rahatsız etmedi ama ben dönemin Batı formundaki Osmanlı Müziğinin tınısı ile duyguların anlatılmasını tercih ederdim.
Sahnede “ölen” Mehmet Şehabettin Paşa’nın(Toron Karacaoğlu) selama çıkmamasını da normal (?) karşıladım.
Oyunun ilk replikleri bir anlamda günü özetliyor. Ama seyirci hazır olmadığı için bu ilk girişteki sözler “güme “gidiyor. Aralardaki iki oyuncu ile temsil edilen “koro”nun oyunu tamamlaması hususunda tereddütlerim var.
Sahnede Abdülhamit’i canlandıran Engin Gürmen, romanda “Düşmanlarımın iddia ettikleri gibi gaddar ve zalim olsaydım , bu herifi Yıldız’dan sağ salim dışarı çıkarmazdım” diye geçen sözleri “Eski halim olsaydı…” diye başlatırken dili mi sürçüyor acaba ?
Düşüş , sözü ,yorumuyla alışılmış tarihsel olaylardan farklı bir oyun . Keşke ana vurgu Nimet Hanım’ın Düşüş’ü olaydı .

Melih Anık

Kaynak
Emre Kongar - Tarihimizle Yüzleşmek -Remzi Kitapevi
Sina Akşin – İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele- Cem Yayınevi
Sina Akşin - Jön Türkler ve İttihat ve Terakki- Remzi Kitapevi
Tahsin Paşa’nın Yıldız Hatıraları Sultan Abdülhamid - Boğaziçi Yayınları
Prof.Dr.Osman Turan - Türkiye’de Siyasi Buhranın Kaynakları - Ötüken
Fazıl Ahmet- Kırpıntı - Arba Yayınları
Ahmed Rıza Bey’in Anıları - Arba yayınları
Ahmet Davudoğlu - Stratejik Derinlik - Küre Yayınları
Özge Soylu - Nahid Sırrı Örik, Kıskanmak ve Psikanaliz-Bilkent Üniversitesi Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Master Tezi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme