4 Ocak 2010 Pazartesi

İstanbul BB. Şehir Tiyatroları – Coriolanus - Boşuna Çaba !




Türk Tiyatrosu dergisinin 363.sayısının ortasında Coriolanus’un rol dağılımı verilmiş.
Derginin tarihine bakarak oyunu, 1965 yılının Temmuz –Ağustos aylarındaki Rumelihisar Gösterileri kapsamında seyrettiğimi hatırladım.
Kadroya baktım . Sanki Türk Tiyatrosu’nun tarihi . Hangisini yazayım? Anmadıklarıma haksızlık etmiş olurum korkusuyla isim isim anmak yerine , rol dağılımını koydum yazımın içine.
Kim tanıyor , hatırlıyor bu “çınar”ları ? İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları hangisine saygı duruşunda ? Vefa ! Sen nerdesin? Unutanlar da unutulacak ! Sahnedeki cansız bedenlerin önünden yana yatmış başlar geçecek ve de “sayıyla” göz yaşı dökülecek ! Hepsi o!
Önerim şudur: İBB Şehir Tiyatroları fuayelerinde yeniden sahnelenen her oyun ile ilgili bir sergi düzenlemelidir.
O Coriolanus’un üstüne 44 yaş günü kutlamışım .
Dergideki yazısında Muhsin Ertuğrul, önerdiği tiyatro mekanları ile ilgili yaşanılan bürokrasiyi anlatmış. (Salise , Rabia ve Tabhane Medreseleri ,Tekfur Sarayı , Yedikule Müzesi avlusunda tiyatro mekanı oluşturma ile yaptığı girişimleri ve neden başaramadığını anlatmış. Bu örnekler onun “ufku”nu anlamamıza yardım eder belki. )
M.Ertuğrul yazısını şöyle bitirmiş : “İstanbul’u hemşerilerimizi sevsek ,onları da kendimiz kadar düşünsek ,halka hizmette ortak bir amacımız olsa bu yukarda saydığım tiyatroları açmak kafalı bir insanın iki dudağı arasından çıkaracağı bir kelimeye bağlı! Evet yapalım demesine.”
Dergideki diğer bir yazı da Halide Edip Adıvar’a ait. Türk Edebiyatı’nın ünlü romancısı Adıvar, “Shakespeare tetkiklerinin ve seminerlerinin mesul bir profesörü sıfatıyla… bazı noktalar ilave etmeyi zaruri görmüş”
1965 yılında sahnelenen Coriolanus, “Edebiyat Fakültesi İngilizce Edebiyatı bölümünün Shakespeare Semineri” kapsamında Türkçe’ye çevrilmiş . Üniversite ile tiyatro arasındaki işbirliği için iyi bir örnek değil mi?
Adıvar’ın yazısından bazı tespitleri dikkatinize sunuyorum:
“Shakespeare, karakterlerini hiçbir zaman şu veyahut bu tezin doğruluğunu ispat etmek için ağızlarına söz konan veya arkadan ipleri çekilerek şu veya bu şekilde harekete getirilen edebî figüranlar haline sokmamıştır. Shakespeare’in(kendi siyasi kanaatleri ne olursa olsun) yarattığı karakterler, tipler olmaktan fazla fertlerdir ; bundan dolayı ,hiç biri dar bir sınıf veya ideoloji çerçevesine sığamaz.Demek ki Shakespeare için tarih boyunca doğru kalmış ve kalacak olan bu ölçüye göre bahse konu olan iki zıt yorumun (aristokratların veya halkın tutulmuş olması) ikisi de manasızdır.Coriolanus trajedisi belki bütün zaman için sona ermeyecek olan ve idare edenlerle idare edilenlerin birbiriyle çarpışan maddî ve mânevî menfaat mücadelelerine dayanır. Burada iyi veya kötü diye hiçbir tarafa kati bir damga basmak imkânı yoktur; çünkü iki tarafın da ahlâk ölçüleri birbirinden başkadır.”
“Yönetenler vatanın şeref ve haysiyetini müdafaaya muktedirler. Fakat içlerinden en büyüğünün şahsi gurur ve intikam saikiyle(güdü) düşmanla iş birliği yaptığını göz önünde tutarsak bu debdebeli vatanseverliğin çürük tarafını da anlarız”
“Halkın davası daha ziyade iktisadidir.Ne siyasi kanaatleri ne de sınıf bilinçleri vardır.Onlara temsil edilme hakkı verilmesi umumi bir kargaşalığın önünü almak içindir.”
“Halk temsilcileri halktan daha şuurlu ne istediklerini bilen ve ona varmak için her vasıtaya baş vuran adamlardır. Karşısındakilerin kudreti kendilerininkilerden çok daha büyük olduğu için her türlü hileye başvururlar. Kurnazdırlar.”
“Özet olarak piyes, bir ideolojinin leh veya aleyhinde değildir. Şahıs ve olaylar herhangi bir tezin savunması olmaktan ziyade çeşitli fertlerin bin bir cepheli hayat saiklerinin ve bu saiklerin mücadelesinden doğan bir takım realitelerdir.”
Yukarda yaptığım alıntılar son Coriolanus dergisinde ayni yazıdan yapılmış alıntılardan farklıdır. Galiba benim bakışım ile yönetmenin bakışı arasındaki esas fark da bundan kaynaklanıyor.
Shakespeare , Roma’dan yola çıkarak Elizabeth devri İngilteresinin aristokratları , Avam Kamarası temsilcilerini ve zanaat sahiplerinin,çıraklarının ve ayaktakımının hayatlarını anlatmıştır.
Coriolanus 1607-08 yıllarında yazılmıştır. Shakespeare, Britanya seçimlerinde yaşanan uzlaşmazlıklarla gönderme yapar. Bir yurttaş “çoğunluğun oyunun önemini” vurgular. Bir başkası ise “bireysel tercihlerin onurundan” söz eder.
Aufidius’un ağzından çıkan “Ateş ateşi söndürür,çivi çiviyi söker ;Haklar haklarla çiğnenir,kuvvet kuvvetle çöker”, Shakespeare’in nasıl bir siyaset analizi yaptığını da ortaya koyar.
Shakespeare , oyunun konusunu bir biyografi yazarı sayabileceğimiz Plutarch’ın “Hayatlar-Coriolanus-Alkibiades”indan almıştır.Adıvar’ın ifadesi ile “Shakespeare Plutarch’ı okurken piyesin muayyen anlarını Plutarch’dan daha iyi ifade edilemeyeceğini anlamış ve bazı sözleri aynen tekrarlamıştır” “Tarihi gerçekleri değiştirmeyecek kadar küçük ve önemsiz ,dramatik amaçlı değişiklikler yapmıştır”
İşte tüm bunlar Shakespeare’i anlamamıza yardım eden bulgulardır. Yönetmen’e ilham vermemiş ama bakarsınız yazarlarımıza yol gösterir.
Mefisto’nun ardından Coriolanus’u da seyrettikten sonra bir sonuca vardım : ya yönetmenler dramaturg’u dinlemiyorlar ya da dramaturglar çok etkisiz. (Yeterli olmadıklarını söyleyecek kadar yakından tanımıyorum) Ülkemizdeki bu “yönetmen-dramaturg ilişkisi” sorunlarla doluymuş gibi geliyor bana.
Yönetmen(Şükrü Türen) “Çok hızlı”bulduğu çağda “Hızı” , müziğin/efektin gereksiz temposunda ve oyuncuların sahne üzerinde arkadan öne önden arkaya koşuşturmasında yakalamaya çalışmış ama örneğin iki ağızdan anlatılan savaş sahnelerini bir de “görsel” olarak sunmak yerine tekrarlardan kurtularak oyunu “hızlandırmayı” sağlayamamış.
Sahne trafiği o kadar “sorunlu” ki sahnenin seyirciye göre sağından, çıkışlarla girişler üst üste. Neden olduğu anlaşılamayan, koşarak sahneye gelişler, çıkışlar , merdiven tırmanışlar,inişler seyirciyi bile yoruyor…
Sahnenin nerdeyse yarısını “işgal eden” köprünün çok kullanılan orta açıklığının yüksekliği oyuncuların boylarını hesaba katmadığı için altından geçen herkes başını eğmek zorunda kalıyor.
Sağ taraftaki girişteki elektrik panosunun “trifaze” lambaları oyunun “epik tarafı” herhalde.
Yorum zamana “oturtulabilse” kostümler de bu kadar gereksiz “ağır” olmayacaktı .
Yorum zamana “oturtulabilse” halkın elinde “sopalar” olmayacaktı.
Yorum zamana “oturtulabilse” savaş tamtamları ile asansör müziğinin karışması gerekmeyecekti.
Yorum zamana “oturtulabilse” aristokrat böyle “ağlak” halkın temsilcisi öyle “yumuşak” olmayacaktı.
Yorum zamana “oturtulabilse” Aufidius , Coriolanus ile köprü üzerinde sopa tokuşturmayacaktı.
Yorum zamana “oturtulabilse” halkın önündeki adam hem Roma’da hem Antium’da özürlü sandalyesinde koltuk değneklerini dolaştırmayacak; Coriolanus’u yok eden kalabalığın ardından gitmeyecekti.
Yorum zamana “oturtulabilse” Coriolanus seyirci arasından geçerek Roma’dan gitmeyecekti.
Yorum zamana “oturtulabilse”………………….
Zamanımız 8. Günah, “kibrin” ne demek olduğunu bilmiyor, anlamıyor, umursamıyor. Bazısına göre “Şeytan’ın özelliğidir kibir” . Hiç değilse oradan tut değil mi !
Odaktaki Coriolanus’un kişiliğinde ve çevresindeki davranışları anlamak zamane için olanaklı değil. Halkı küçümseyen bir “anti-hero”nun önce özür dilemekte direnmesi sonra zorla özür diler gibi yapması ; düşmanla iş birliği yaparak ülkesinden intikam almaya kalkışması ; duygusallıkla geri dönmesi ; kendi değerini bilen bir adamın halkın onayına ihtiyaç duymaması ; toplumsal görüşe aldırmayarak kişinin kendine değer ve anlam atfetmesi ; kendisi gibi olmamanın ne demek olduğunun tahayyül edilememesi ; yok edenin yok ettiğinin değerini vurgulaması vb zamanenin anlayacağı şeyler değil.(!) Hiç değilse halk ve temsilcilerinin , aristokratların çağdaş karşılıklarını , dönekleri , döneklikleri , gözümüzün içine sokulan “kanaat önderlerini”(?) "oyuna çıkararak" elle tutulur dişe dokunur bir eleştiri yap değil mi , o da yok !
Coriolanus “modernize” edilmeye uygun bir alt yapı sunan bir oyun. Ama bu “bakışla” değil.(Sahneye elektrikli- özürlü sandalyesinde halk lideri ; korkuluklarda kıvılcımlar çıkararak olacak şeyler değil bunlar.) “Sekiz ay” boşuna geçmiş.
Ne yazık ki “Coriolanus- 2009” , Shakespeare’in 17.yy da yapabildiklerini yapamamış ve oyunda ifade edilen olayları , zamanımızın, içinde yaşadığımız toplumun ruhu ile ve de cesaretle yakalayamamış , benzerlikleri ülkeden ve çağdan örneklerle gösterememiş ve bu nedenle de eseri seyirciye ulaştıramamıştır.
Niye yaptınız bu oyunu Allahaşkına!

Melih Anık


Kaynak
Park Honan-Shakespeare: Bir Yaşam - (YKY)
The CompleteWorks of William Shakespeare- (Hamlyn)
Terry Eagleton-William Shakespeare-(Boğaziçi Üniversitesi)
Stephen Greenblatt-Shakespeare-(Dost)
Hugh Grady- The Modernist Shakespeare- (Clarendon)
Türk Tiyatrosu- sayı 363- Temmuz-Ağustos 1965
Plutark- Yaşamlar -2 (İdea)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme