19 Ocak 2010 Salı

Kumbaracı50 de Altıdan Sonra Tiyatro - Yiğit Sertdemir - “Öldün, Duydun mu?”- Mitos Boyut

“Öldün Duydun mu?” , 15 gün içinde seyrettiğim üçüncü Yiğit Sertdemir oyunu. Böylelikle 444 ile başlayan tanışıklık artık iyice bir “Sertdemir takipçisi” olma yolunda.
Yiğit Sertdemir’in son kitabı Mitos-Boyut Yayınları’nın “ 500.Tiyatro Kitap”ı olmuş.
Herşeyden önce Mitos-Boyut’ un yıllardır sürdürdüğü bu sabırlı ve inatçı çabaya tiyatrosever olarak teşekkür ederim . Bugün kitapçılarda tiyatro kitapları diye bir bölüm varsa bunda , Mitos-Boyut’un önemli bir katkısı vardır. Mitos-Boyut ayrıca oyun yazma yarışmaları ile tiyatro dünyasında önemli bir işleve sahip.
‘500.Kitap’ın Yiğit Sertdemir’e rast gelmesini de çok anlamlı buluyorum. Tiyatromuza kazandırdığı eserler ile Sertdemir tiyatromuzun son dönemi için özel bir isimdir. Onun şahsında yaratıcı , içinde yaşadığı topluma ve topraklara duyarlı , küresel olanın farkında , çoklu okumaya uygun ince mizahın, sürprizli söylemin ve de genç yazarların ödüllendirildiğini düşünüyorum. Kendisini tebrik ederim .
Öldün Duydun mu?
Bazı isimler daha kapaktayken kitabı özetler. Önce oyunun ismi etkiledi beni .
“Öldün Duydun mu? “ içinde ince bir mizah taşıyor. “Canlı cenaze”lere bir gönderme . 100 ok yemiş bir kahramanın surlara bayrağı dikmeye koşarken yolda geçirdiği sinematografik bir panorama. “Komik ama ciddi” bir uyarı. İçinde yaşadığı toplumda “ölüp de ağlayanı olmayanlara” , arkasından “anası ağlayanlara” bir taş. “Ummandan habersiz katre”leri şefkatli bir okşayış.
Ama oyun , ismin çağrıştıklarında olmayan bir şıkkı (z-hiçbiri) önünüze koyup şaşırtıyor.
Öldün Duydun mu? da Anadolu’yu var eden kültürün izlerini görmek olanaklı :
“Varlığın sırları saklı senden benden /bir düğüm var ki ne sen çözebilirsin ne ben/ Bizimki perde arkasında dedikodu/ Bir indi mi perde ne sen kalırsın ne ben” ( Hayyam-S.Eyüboğlu)
“Bir tek ,hakikat var.Yeryüzü satranç biz de/Sarhoş piyonlarıyız!Tanrı dilediği gibi / Oynar bizimle.sonra yokluk kuyusuna/Fırlatıp/Atar” (Hayyam-Kenan Sarıalioğlu)
“Manada var solukta yok nedir bu?/Pınarda var olukta yok nedir bu?/Dünya varlığıdır dünyada yoktur/Varlıkta yok,yoklukta yok nedir bu?”(Mevlana-Kenan Sarıalioğlu)
“Yok olmadan var olmanın yolu yok/Kendin gibi seni arayan çok/Hiç şaşırmaz kaderden attığın ok/Sevdiğini aşka nişan edersin”(Neyzen Tevfik)
“Gölgemiz burada kendimiz değil/Görünenin ardındadır dünyamız”(Mevlana-Kenan Sarıalioğlu)
“Zavallı,insan!seni kuşatan gizleri ne zaman bileceksin!/Dinlerin sana vaat ettiği cennet yaratıldığın / Bu toprağın üstündedir belki de / Ötesi yok”(Hayyam-Kenan Sarıalioğlu)
Oyunda ince bir batı mizahının da izleri var :
“Needleman a göre biricik Varlık’a ancak hafta sonları o da bir araba aracılığıyla ulaşılabilirdi. İnsanın kendi varlığını gözlemlemesi için önce onunla hiç ilgilenmiyormuş gibi yapması ardından bulunduğu mekanın diğer köşesine seğirtivermesi ve oradan kendisine bakmaya çalışması gerekirdi” (WoodyAllen)
“İnsan öldükten sonra biri kalkın sabah oldu diye ünlediğinde terlikleri bulması zor oluyor.” (Woody Allen)
Yiğit Sertdemir’in mizahı kırıcı değil şefkatli ve zeki . Ben yukarda sıraladıklarımın bir sentezini buldum oyunda.

Yiğit Sertdemir’in matematik kurguya verdiği önem her oyunda bir daha ortaya çıkıyor. Öldün Duydun mu? da bu titizlik devam ediyor.
Sertdemir, oyunda “soyut görünümlü ama çok da somut” bir evren kurmuş . Bu nedenle özellikle oyun sonuna doğru bazı tanıdık kelimeleri tersine çeviriyor. Buna hazırlık olarak da oyun başında intihar kelimesini ters yüz ediyor. Ama “Kabuk” da ,“Kabuk da ev oluyor” da bu söyleme ters.
“Adam” dışında , cinsiyetin vurgulanması çok da şart değil.(Gerekli de değil) Bu nedenle “Erkek olsam çoktan kopartırdım kıyameti” , “Ben olsam…” diye başlayabilir. Diğer bazı replikler de değiştirilebilir. Bu kapsamda “Ebe” çağrışımı ufku sınırlıyor. Bence “Ebe”, pek çok görünümü olan “Herhangi BİRİ”.
Bu “pek çok görünümü olma” fikri oyuna görsel anlamda zenginlik katar. “Saniyelik hareketlerle giysi değiştirme” , oyuna dahil edilebilir. Ebe , “rüzgar, ağaç vb” olabilir , sesi fondan gelebilir,seyirci arasında dolaştırılabilir. Böylelikle ufku geniş olan oyunun “çoklu okumalar” için önümüze koyduğu seçenekler değerlendirilebilir.
Bu sahnelemede söz , görselliğe göre “fazla” gelmiş . Bu nedenle yukarda sıraladıklarım bu anlamda katkı yapar diye düşünüyorum.
Metindeki “ayağın küvetten çıkarılıp tekrar yerine konması”nın oyundan çıkarılması iyi olmuş.
Seçilmiş müzikte beklediğim “bütün”lüğü bulamadım.
Yönetmen, Yazar’a danışarak yukarıdaki değişiklikleri yapabilecekken yapmamış !!!.

Kostüm Tasarımı bu oynanış için yeterli ve sempatik.
Işık özellikle ilk sahnelerde yeteri aydınlıkta değil . Çok gölge bırakıyor.( Ebe girdikten sonra bile)
Küvetin,uzaktan kumandalı dönen bir platformda olmasını hayal ettim .
Oyunculuklarını beğendiğim Aslı Can Kortan ve Gülhan Kadim’i heyecanlı gördüm . Birkaç replik ile ama tüm oyun boyunca sahnede var olan Erkan Kortan’ı ise çok beğendim . Ne demek istediğimi görünce anlarsınız.
Çevresel oturma düzeni ile salonun bu kullanımı çok daha iyi.

Yiğit Sertdemir oyunlarının gizli kahramanı FİLİFU , bu oyunda yeniden karşımıza çıkıyor.
Filifu için ben de bir Redd şarkısı söylemek istiyorum :
"Manzaraya daldım ses çıkarma / Gerçek can sıkar beni uyandırma / Ben böyle güzelim falan filan / Ben burda güzelim falan filan”

Sertdemir’in oyunları çok konuşmaya “gelmez”(!). Seyretmekle alacağınız keyfi kaçırmamak için düşüncelerimi sınırlı olarak anlatıyorum. İlk seyrettiğiniz zaman alacağınız keyf başka olacak. Ama emin olun daha sonra okumak ve bir süre sonra da yeniden seyretmek isteyeceksiniz.
Oyunun sonlarına doğru sizi peşine takıp sürüklediği bir an var ki işte o anın duygusunu da hiç unutmayacaksınız. O da ancak seyrederken anlaşılır , ”okunmaz” ve anlatılmaz..

Yiğit Sertdemir oyunları bu sezon “Dördü bir Yerde”.
Seyretmelisiniz.

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme