1 Kasım 2009 Pazar

Kişi İsimli Kurum Stampası - İBŞB Şehir Tiyatrolarında “Rütbeler” - “Dengeler” - “ Özerklik”

Kişi isimli şirketleri biliriz. Bunlardan en bilindik olanları “Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları” ve “Ali Muhiddin Hacı Bekir”dir. Onlar kadar eski bir sanat kurumunun ismi ve döneme göre değişen bir kişinin ismi ayrılmaz bir bütün olarak kurum stampasını oluşturuyor.
Bu asırlık kurum İBŞB Şehir Tiyatroları…
Kurumun isim stampası ile genel sanat yönetmeninin isim stampası alt alta basıldığı için tek bir stampa görünümü de veriyor olabilir. Kurum ile ilgili olan basılı her evrakın üzerinde bu ayrılmaz beraberliği gördüğümüz için tek bir stampa sanıyor da olabiliriz.
Bu ticari şirketlerde görülmeyen bir özellik. Ticari şirketlerde genel sanat yönetmeninin isminin geldiği yere genellikle kurumun sermayesi yazılıdır. Bu bakış açısıyla , sanat kurumu, sermayesinin Genel Sanat Yönetmeni olduğunu söylüyor sonucunu çıkarmak olası.
Ticari şirketlerde evrak altına , şirket genel müdürü önce ismini yazar altına da çalıştığı kurum ismi ve ünvanı yazılır. Şehir Tiyatrolarında ise bunun tam tersi yapılmış.
Kurumdaki genel sanat yönetmeni o kadar sık değişiyor ki ne neye ait takip etmek güçleştiği için basılı evrak üzerindeki bu damgalarla dönemleri izlemek kolaylaşıyor.
Örneğin bu sene Cabaret’nin Kabare şeklinde yazılmasının kimin tarafından yapıldığını anladık. Bu, biz seyircilere, politikaların nasıl değiştiğinin ip ucunu da verdi. (www.melihanik.blogspot.com/Müzikal Oyuncusu Olmayan “Müzikal”(?) Oyun : Kabare (Yoksa “Cabaret” mi?)-İBŞB Şehir Tiyatroları)
Ama daha ilginç bir kayda Çıkmaz Sokak isimli oyunun program dergisinde rastladım. “Aysel Doğan’ın kostüm tasarımı” başlığı taşıyan sayfadaki oyuncu kostüm eskiz sayfası üzerinde de bu ayrılmaz ikili (yani kurum ismi ve hemen altında Genel Sanat Yönetmeni ismi) birlikte yer almıştı. Altında da bir imza vardı. İmzanın kime ait olduğunu çıkaramadım ama tahminim ve görünüşün doğal sonucu Genel Sanat Yönetmeni’ne ait olduğu yolunda.
Şimdi “iyi de bundan bize ne diyorsunuz” sanırım. Anlatıyorum.
Sayfanın üzerinde oyunun yönetmeni Mazlum Kiper’in 21.08.2009 tarihli imzası açıkça okunuyor.
Bu kamu kuruluşunda silsile-i meratip (rütbe dereceleri) şöyle çalışıyor herhalde. Önce kostüm tasarımcısı eskizini hazırlıyor. Yönetmen imzası ile onayını veriyor ve en sonunda da Genel Sanat Yönetmeni imzası ile belgeyi tarih, muhasebe vb (ne derseniz deyin) nezdinde kayıt altına alıyor.
Bu muhtemelen oyunun muhasebeleştirilmesi aşamasında kullanılan bir kanıt belge. İç tüzük vesaire bunu emrediyor olmalı.
Çok güzel ! Bu düzene hayran kaldım. Ama bir soru sormadan da edemiyorum.
Yönetmen tamam da Genel Sanat Yönetmeni’nin “gölge eden” onayına neden ihtiyaç var ?
Muhasebe açısından baktığımızda herhalde yönetmen oyun onayını alırken bir de bütçe onayı alıyor olmalı. O bütçe içinde kalmak kaydı ile hangi oyuncunun ne giyeceğine de o karar vermez mi ? İlla Genel Sanat Yönetmeni de görmeli mi?
“Aslında görmüyor prosedür gereği o damgayı vuruyoruz” mu diyorsunuz? O zaman ayrılmaz ikiliyi birbirinden ayırıp sadece kurum damgasını basın. (Çok isterseniz yetkili başka biri de imzalasın/paraf etsin.) Kurumun hukuki prosedürü o şekilde de tamamlanmış olmaz mı?
Tüm oyunlarda her kostüm, her dekor(ve parçası) vb Genel Sanat Yönetmeni stampası mı taşıyor?
“Taşısın ne olur yaaanii” diyenler vardır mutlaka.
İşte her şey o noktada başlıyor.
Bu kadar satırı o nokta için yazdım.
O nokta “Özerklik”………..
Hani şu “tepeden tırnağa,köşeden bucağa İstanbul Şehir Tiyatrosu”nda (Bu da Yücel Erten’in yarattığı tanım) hep gündemde kalan ÖZERKLİK !
Olmazsa olmaz denilen Özerklik!
Olursa her şey düzelecek denilen Özerklik!
O sihirli sözcük yani.
İyi de “Yönetmen’in Özerkliği” ne olacak?
Yönetmen eskiz sayfalarını dosyalayıp genel sanat yönetmenine götürüp imzasını alıyorsa onun “Özerkliği” nerede kalıyor? (Zor beğenenler buna da “Yönetmen götürmüyor, geçerken bırakır ya da gönderir. Yönetmen ile Genel sanat Yönetmeni birbirini görmez bile” diyenler de olabilir. Soru değişir mi?)
Çıkmaz Sokak ile ilgili bir başka konu var ki yeri gelmişken onun da altını çizeyim.
Çıkmaz Sokak oyunu Orhan Alkaya döneminde İBŞB Şehir Tiyatroları repertuvarına alınmış. Ocak 2009 da Bakırköy Sanat Merkezi’nde ayni anda sahnelenmesine karşı çıkmamış (sakınca görmemiş) Alkaya. (http://www.tiyatrodunyasi.com/haberdetay.asp?haberno=2630 tarih 13 Ocak 2009) Tuncer Cücenoğlu , Alkaya ile Temmuz’da görüştüğünü ve Mazlum Kiper’in Ekim’de provalara başlayacağını belirtmiş. Yazının ve gelişmelerin gösterdiğine göre bahsedilen Temmuz ve Ekim , 2008 yılı olmalı. Ama oyun İBŞB Şehir Tiyatroları’nda ayni sezon (2008-2009) sahnelenmemiş. Oyun Bakırköy Sanat Merkezi’nde seyirci ile buluşmuş.(Sorunuz varsa sorun! Bana değil tabi.)
Ayşe Nil Şamlıoğlu 29 Mayıs 2009 da göreve getirildi. Anlaşılan Şamlıoğlu, Ekim 2009'da başlayan yeni sezon için “eldekileri” değerlendirmiş (!)
Göreve yeni gelen Genel Sanat Yönetmeni , 4 ay sonra başlayacak sezon için kendi repertuvarını yapamamış ve de Bakırköy Sanat Tiyatrosu’nda 9 ay önce sahnelenen bir oyunu yeniden sahneye çıkarmakta sakınca görmemiş. Ya da “dengeleri” (?) dengelemekte dikkatli.
Bu durum stampa kadar önemli değil mi?
Bu konulara “ayrıntı” diyorsanız unutun gitsin. Demiyorsanız şu stampalara, “silsile-i meratib”e, “mevzuat”a ve “dengelere” bir dokunun.
Bu stampadan başlıyor ve değiştirilmesi kolay bir iş! Önce onu değiştirin sonra…
Sonra “Özerlik… Özerklik…” diyorsanız deyin!

Melih Anık

Ek Bilgi:
isim (ısta'mpa) İtalyanca stampa
1 . Ağaç, metal vb. üzerine oyulduktan sonra bir yere basılan biçim.
2 . Bu tür biçim veya resimleri basmaya yarayan kalıp, damga, mühür.
3 . İçinde, mühür, damga vb.ni mürekkeplemeye yarayan çuha bulunan kutu:
"Sol elinin başparmağını ıstampada mürekkepleyip pulun üstüne bastırdılar."- N. Cumalı.
http://www.msxlabs.org/forum/x-sozluk/136411-istampa-istampa-nedir-istampa-hakkinda.html
Stampanın bloke etmek tahdit etmek diye bir anlamı da var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme