7 Kasım 2009 Cumartesi

Antalya Devlet Tiyatrosu’nda Kadeş Gelini- Hüseyin Erdoğan ; Veeee Orhan Alkaya!

Özet
Yeni bir yazarı ve yerli oyunu tanımak için seyredilir.
Ellerinden gelenin en iyisini vermek için tüm gayretleri ile ekip oyunu çıkaran kadro için seyredilebilir.
Bu toprakların derinlerden gelen tarihine bir kapı açmak için seyredilir.
Oyunun yönetmeni Orhan Alkaya. Tekrar “reji masasına dönen” Alkaya’nın yönetmenliğini izlemek ilginç olabilir. Ama Antalya’lılar Orhan Alkaya’nın İBŞB Şehir Tiyatroları geçmişini ne kadar biliyorlar acaba? Onları bilmeden zevk alabilirler mi?
Tiyatro severim diyen ise mutlaka seyretmelidir.
Yazar ve Eseri
Yazar Hüseyin Erdoğan , 1960 doğumlu. Ankara Ü.DTCF Tiyatro Bölümünü 1984 yılında bitirmiş. 1988 yılından beri Devlet Tiyatroları’nda kondüvit olarak çalışıyor.
Gül Güzeli adlı çocuk oyunuyla Kültür Bakanlığının 2005 yılında açtığı yarışmada 1 lik ödülü almış. Gül Güzeli Antalya Devlet Tiyatrosunda 2007-2008-2009 yıllarında oynandı.
Kadeş Gelini , 2007 yılında Devlet Tiyatroları Edebi Kurulu tarafından genel oyun havuzuna alınmış.
Devlet Tiyatroları’nın “60 ıncı yılda 60 yeni oyun projesi” kapsamında 2009 sezonu için Antalya Devlet Tiyatrosu, repertuarına almış. 1 Ekim 2009 Günü Dünya prömiyeri yapılmış.
Devlet Tiyatroları’nın bu girişimine sevinmek ve umutlanmak lazım . 60.yılda Türkiye’de 60 Dünya Prömiyeri girişimi yeni oyunları ve yazarları gündemimize getirecek. Demek ki repertuarında sayısız oyun var. Bu girişim bir anlamda “havuzu boşaltmak” diye de adlandırılabilir. Şimdi bu havuzdan kaç yerli ve yeni yazar çıkacak sorusunun cevabını merak ediyorum.
Yerli oyun yazımının teşvik edilmesi oyunları sahnede sınamak ile olur. Oyun olarak bana eksik gelen yanlarına rağmen Devlet Tiyatrosu’nun bu oyunu sahneleyişini olumlu buluyorum. Darısı daha nice oyuna ve yazara.
Öte yandan Kadeş Gelini , ayakları bu topraklara basan, hikayesini tarihten alan bir oyun. Bu nedenle de benim için daha önceki bir yazımda (www.melihanik.blogspot.com-“ 2009-2010 Tiyatro Dünyası - Hayallerim / Merak Ettiklerim”) bahsettiğim hayallerimden birinin gerçekleşmesi açısından da önemli.
Ama 1960 doğumlu bir yazarın , yaşadığı topraklar ile ilgili “farkındalığı” ve de tiyatronun(yer yer yerel) geniş söylem gücünü ve ufkunu kullanması daha da önemli. Kadeş Gelini bu anlamda üzerinde dikkatle durulması gereken bir eser.
Metnin Didiklenmesi
Hitit kraliçesi Puduhepa, Kadeş Antlaşması'ndan sonra iki ülke arasındaki barışı pekiştirmek için Hitit prensesini , Mısır Firavunu Ramses'e gelin olarak gönderecektir. Prensesin yanında Şausga isimli tapınak rahibesini de göndermek ister. Şausga sözlüdür. Ama Kraliçeye karşı çıkmak da ölümü göze almak demektir.
Puduhepa gücünü sağlamlaştırma çabasını ülkeye korku ve ölüm salarak sürdürmektedir . Puduhepa, kocası Hattuşili’nin hastalığı sırasında ülke yönetiminde iktidarı için bütün değerleri alt üst etmekte, elinden bırakmadığı hem tanrısal hem devlet gücü birbirine karıştırarak hükmünü sürdürmeye çalışmaktadır.
“Kadeş Gelini” , Firavuna , Hattuşili’nin kızının yanında gönderilecek tapınak rahibesi Şausga ve onun sözlüsü Mirza’ya odaklanmış. Bu nedenle daha oyunun ismi ile başlayan bir karışıklık var. (Hattuşili’nin Kızı da oyun boyunca çarkın tepesinde bağdaş kurmuş “vitrinlik” oturuyor.O da oyunun ismine bir saygı herhalde. Çark onun üzerine dönüyor ya!!!)
Ama yazarın dilinden , Kadeş’ten Mısır’a gelin gitmesi hikayesi ile sınırlı olmayan bir cevheri hissettim.
Ancak oyunun tiyatro dünyasındaki, önceki örneklere öykünen söyleminden gelen bir karışıklık var gibi. Bu eserden mi yönetmenden mi kaynaklanıyor bilemem.(Eseri okumak istedim ama piyasada bulamadım)
Klasik eserlerin kurgusu karakterlerin sembolize edildiği insanlık durumları ile tarihe mal olmuştur. Hamlet’in şahsında kararsızlık , Makbet’teki iktidar hırsı vb. gibi. Bu tür oyunları tek cümle hatta tamlamayla özetlemek mümkündür.
Tarihte tanrısal ve devlet egemenliklerinin birbiri ile karıştığı, çarpıştığı, uzlaştığı pek çok örnek görmek mümkündür. Onlar arasındaki ilişki, eylemi, trajediyi,dramı doğurur. Sahnedeki Puduhepa’nın hangi duygularla ”Makbet”leştirilmeye çalıştığını anlamakta zorlandım. Puduhepa oyunun genelinde kadınsal duygularının esiri olarak dolaşan “kıskanç zorba” gibi görünüyor. Bu nedenle oyunun sembolleştirildiği ve zorlanan devlet ve tanrısal erklerin kullanılması vurgulaması anlaşılamamaktadır.
Ama esas itibari ile eksik kalan , “insanlık durumu”na örnek gösterilebilecek bir karakterin yokluğudur.
Eserdeki :
“Hattuşalının dili çözülmüş..Hatti Tanrıları benim ağzımdan ses verir olmuş.”
“İnsan böyledir işte.İsterse hemen öğrenir.”
“Sağı tanrı solu yasa..”
“Halk duysun yasalar arkadan gelir.”
“Asurlu tüccarlar kapıları zorluyor zaten…”
gibi söylemler, Alkaya’nın oyunun genel yorumu ile yapmak istediği vurgu nedeniyle “ özdeyiş antolojisi”nden çıkmış gibi durmakta, oyunu bütünlüğe ulaştırmamaktadır.
Oyunda Puduhepa ile birlikte Rahip ve Mirza karakterleri dengeyi kurmaya çalışıyor. Puduhepa’nın Rahip ile tanrısal gücün paylaşılması , Mirza ile sevginin paylaşılması sorunu var. Ama her iki karakter ve ilişkiler de oyunun dramatik yapısını yaratacak kadar güçlü değil.
Halkın “korosu” yetmemiş olacak ki ayrıca sahnenin her iki yanındaki lastik şeritlerden kafalarını çıkarıp “ ah KAM kesen” Ak Kam ve Kara Kam var. Seyirci Ak Kam ile tanıştıktan sonra ayni oyuncunun köyün doğruları konuşan delisi şeklinde halkın arasında dolaşmasını görmek de tüyleri diken diken ediyor. Neden hep delilere doğruları söyletirler? (“Deli değil! Apdal!”)
Ak Kam ve Kara Kam’ın sözleri kendi içlerinde “bütün” değil. Bu nedenle de kimin/neyin “ağzı” oldukları meçhul.
Bu anlamda dağınıklık söz konusu. Tüm kurgu, anlatıcı,hüküm verici olarak halk korosunda toplanmış olsa daha derli toplu ve de tutarlı bir dramatik yapı sağlanabilir gibime geliyor.
İkinci perdenin başındaki çalgıcı-oyuncular tablosu ve oyunu , ister istemez Shakespare’i hatırlattı. Oyunun tümündeki oynanış stiline de ters düşen bu “boya katılmış” sahnelerin gerekliliğini de sorgulamak lazım. Shakespeare’e göre bu gülünç olsun halkın hoşuna gitsin diye “palyaço”lara oynatılmış bir sahne ! Bu sunum oyunun genel diline ve de anlatılan hikayeye ters.
Yönetim
Orhan Alkaya çok özenmiş. “Reji masasını” özlemiş desek daha doğru. Sahnede tiyatro tarihinin her türlü rengi var.
Oyun metni Shakespeare’i, Sophokles’i hatırlatıyor .
Eski bir konunun güne getirilmesi çabaları yanında klasik tiyatronun “ oyun içinde oyunu” , korosu, çalgıcıları, söylemi , rengi var. ”Horozların ötüşü” de yerini almış.
Alkaya eklemelerle zenginleştirmeye çalışmış. Biraz da kendi için “oynamış”!
Dönen platformlar..Kuzgun Acar taklidi dekor,mask ve tiplemeler . İnsan, çekiç vb aletlerle yapılan ritmik ses çeşitlemeleri . Sahnenin iki yanındaki lastik şeritten yapılma panolar.
Ben ikinci perdenin başındaki çalgıcı-oyuncuların Orhan Alkaya eklemesi/çarpıtması olmasından kuşkuluyum.
Oyun sonunda “68 kuşağı bir yönetmen metni böyle okur” diye de düşündüğümü itiraf ediyorum.
Alkaya Genel Sanat Yönetmeni iken yönetmenlerinden neler beklermiş onu bu vesileyle anlamak da mümkün.
Teknik
Sahne ortasında birbiri içine girmiş her iki yöne dönebilen platform üzerinde yükselen çark ( oyunda ima olduğu için ben de öyle adlandırdım. Demeseler anlaşılmaz) gibi inşa edilmiş mekanlar iyi bir fikir. Ama düzenin hakimi Kraliçe Puduhepa’nın döndürmeye uğraştığı devlet(“kendi”?) çarkı ile halkın çarkının çekişmesi yeterince açık ve düzenli bir kurguda/vurguda değil. Özellikle oyun sonunda halkın hareketi kendi çarkının düzenini egemen kılmak yerine Puduhepa’nın çarkına çomak sokuluyor gibi yansıyor.
Dekor oyunu sahneye mıhlamış. Şimdi sahnenin önü , yanları , üstü kullanılıyor diyecekler olabilir.İyi de o kullanımlar “çok ortada kaldık biraz da açılalım” diye bağırıp duruyor.
Adında devlet olan bir tiyatronun bu kadar “ucuz” kostüm yapmasını çözemedim. Hele muhafızların suni deri “namaz takkelerine”(Yahudi kepi de denebilir) lastik ile tutturulmuş demir görünüşlü yüz koruyucuları çok komik.
Ayaklardaki yemeniler de Antalya bedesteninden mi? O dönem modası da çok renkli imiş anlaşılan. Önerim ayakkabıları sahne üzerine yan yana dizin ve resmini çekin ve sonra resme bakarak düşünün.
Kostümler ayakkabılardan daha tutarlı. Ama bir türlü Makbet kırmızısından kurtulamıyoruz.
(“O Makbet değil! İktidar ve tutkunun rengi!!” Peki! Peki!)
Aydınlatma Işıkçının sorunu değil… Sorun salonda…Daha doğrusu salonun inşaatı sırasındaki “kontrol amiri”nde.
Antalya’da Devlet Tiyatroları
Antalya 1 milyon nüfuslu turistik bir şehir. Turist sayısı 10 milyon.. Salon açısından diğer büyük şehirlerimizden daha şanslı. Şu sıralarda sokaklarında Rus turistler geziniyor.Bu açıdan bakıldığında Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin gösterileri yabancıların ilgisini çekmekte.(Bizim seyrettiğimiz akşam Carmen’i izlemeye gelen çok sayıda yabancı vardı salonda. Laf arasında Gürcü Yönetmenlerin Carmen kareografisi çok çarpıcı.)
Yeni yapıldığı söylenen Devlet Opera’sı (nam-ı diğer Haşim İşcan Kültür Merkezi), binanın üstündeki neonlarla yazılmış ismi ile de “ağırlığını” ortaya koymuş. Haşim İşcan’ın ismi de kaybolmuş gitmiş. Salt yol tabelalarında ve de haritalarda var. Bina da eskimeye başlamış zaten. Bir 10 yıl sonra AKM’ye döner… Yıkılması gerekir. Yanında alışveriş merkezi de hazır.
Antalya Devlet Tiyatrosu da bu binaya “besleme” olarak sıkıştırılmış. İsmi bina içine yazılmış. Kullandığı salonun olanaksızlıkları girer girmez belli oluyor. (Fuaye mekanı , sahnenin boyutları , sofita , akustik vb özellikler)
Aslına bakarsanız bina, tipik bir kamu ihalesi ile yapıldığını “haykırıyor”. Dışardan görkemli olmasına uğraşılmış ama inanın eski komünist rejim tariflerindekilere uyan bir yapı. (Haksızlık olmasın, Rusya’da, Doğu Almanya’daki komünist dönem tiyatro , opera binalarının görkemi kelimelere sığmaz.)
Ben en çok kadın ve erkek tuvaletlerin kapılarının önüne konmuş panolara bayıldım(!) Çok fonksiyonel. Onları koymazsanız içerisi görünüyor da ondan. Bir de salon merdivenlerindeki salkım saçak kablolar hoşuma gitti(!) Ya duvar kaplamaları? Hele hele opera salonundaki sahne ve orkestra çukuru ? Opera salonuna çıkmak için tırmanmak, tiyatroya inmek için sürünmek gerekiyor. Ne hoş buluşlar canım(!!!!!!)
Adres
Antalya’da adres ararken tiyatro/opera nerede diye sormayın “Real” nerede diye sorun. Tiyatro/Opera da “Real Alışveriş Merkezi’nin yanında” zaten… Belki de “otopark”ında. Antalyalı buna alışkın…Hadrian kapısına, “3 kapılar” ; saat kulesine ”Kale Kapısı” diyor zaten…
Antalya’da Tiyatro
Antalya’da ayrıca 1983 yılında kurulmuş Antalya Belediye Tiyatrosu(ABT) var. ABT,bu sene, Dario Fo’nun ‘Ödenmeyecek Ödemiyoruz’ ve Haldun Taner’in ‘Vatan Kurtaran Şaban’ adlı oyunlarıyla perdelerini açıyor.
Antalya Devlet Tiyatrosu(ADT) ise 1993 yılında kurulmuş. ADT, duvarlarına bakılırsa geçmişte iyi işler yapmış.
Her ikisi de kendi salonlarında seyirci ile buluşuyorlar.
Ayrıca Antalya Sanat Tiyatrosu, Avangard , 5. Sokak , Ol Tiyatro gibi özel tiyatro oluşumları varmış.
Bu tiyatroların seyirci sayısı nedir bilmiyorum. (Bilen var mı?) Aralarında iş birliği yaparlar mı? Birbirlerini tamamlarlar mı? Turne ile çevreyi dolaşırlar mı? Aslına bakarsanız bu gibi şehirlerimizde tiyatroyu organize edecek bir kuruma ihtiyaç var.
Ama Carmen’i seyrettiğim gece o gecenin kadrosunun yazılı olması gereken programını bana arattıran ( olmadığını anlayana kadar karşılaştığım durumları anlatmak traji-komik olabilir) “yönetim kafası”nı düşününce ve de bir inşaat mühendisi olarak binaya bakınca umutsuzluğa düşüyorum.

Melih Anık

Notlar:
1-Öneri : Antalya Devlet Tiyatrosu ! Sesiniz yüksek çıksın ki Antalya’da olduğunuz duyulsun.
2-Kadeş Gelini’ni Antalya ile “sınırlamayın” lütfen . Turneye çıkarın!
3-Ben biletlerimi internet üzerinden aldım. Aldığımda yanılmıyorsam tiyatroda 6. , operada 10. koltuk idim . Ama gösterilerde salonlar yarısına kadar dolu idi. Antalyalı son dakikada bilet alıyormuş.
4-Kadeş Anlaşması’nın örijinali İstanbul Arkeoloji Müzesinde. Gençler , bir zahmet gidin ve görün!

4 yorum:

  1. melih bey şimdi biz bu oyunu izleyelim mi izlemeyelim mi? ülkemizde tiyatro kapatılmak istenirken üzerine bir de siz mi tuz biber ekiyorsunuz? anlamadım doğrusu.yaptığınız eleştiri yapıcımı yıkıcımı ? ilk defa böyle bir eleştiri yazısına tanık oldum ki , emin olun sizin kadar bende iyi bir izleyiciyim sadece de türkiyede değil dünya sahnelerinde..

    YanıtlayınSil
  2. Madem ki iyi bir izleyicisiniz , siz oyunu mutlaka seyredin..
    İyi de kötü de olsa tiyatrolar siz seyrettiğinizde kapanmayacak , ben övdüğümde değil.

    YanıtlayınSil
  3. aslında bana da biraz karışık geldi ama izlemeden ön yargılı davranamam...:D

    YanıtlayınSil
  4. Tuba Hanım,
    Seyrettikten sonra düşüncenizi paylaşırsanız sevinirim.

    YanıtlayınSil