21 Eylül 2012 Cuma

Altıdan Sonra Tiyatro-Lokstoff Sunar : Yokuş Aşağı Emanetler


Anahtarcı,  Dudu,  Helga, Palyaço, Kibrit, Yusuf  ve 40 kişi bir gece Beyoğlu’nda bir sokaktan çıktı, bir caddeyi geçti, bir yokuştan aşağı indi, bir salona girdi. Sokak Gönül, cadde İstiklâl, yokuş Kumbaracı, salon Kumbaracı50. Altıdan Sonra Tiyatro ve Lokstoff  “gerçek bir yolculuk” yaptırdı, tiyatro oldu. Her kapı kapanırken bir replik düştü hayata. Anahtar oldu replikler, hayat kapılarını açan. Anahtarı ellerinden alınanlar geçmiş hayatlarını silinmez izlerle çaktı sokağa, caddeye, yokuşa, salona:

15 Eylül 2012 Cumartesi

Dest AR - Disko 5 No’lu ve Mîrza Metîn


Yıl 1975.. Bazılarının “sırça köşk” dediği Boğaziçi Üniversitesi’ndeyim. Terastan Boğaz’ı seyrediyoruz, Tevfik Fikret ile beraber. Orhan Veli henüz yok o zamanlar.

Yıl 1975.. Engin Ardıç’ın “devrim” ile ilgisinin kanıtı,  âşık olduğu kızın içine karıştığı sandık cinayeti 1972’de olmuştu. Faillerin çoğu Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenciydi.

Yıl 1975... 1971, 12 Mart’ında ben üniversitedeydim.

Yıl 1975… Sevgi Soysal, Erdal Öz, Hasan Hüseyin, Can Yücel’in (anı)kitapları yayımlanıyordu arka arkaya.. Mahpushane edebiyatı zengindi yani.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

“Tiyatro Ne La?” - Barzo ile Konserve ( Altıdan Sonra Tiyatro)


Kumbaracı50 Üçlemesi’nin birincisi Gerçek Hayattan Alınmıştır üçüncüsü  Dertsiz Oyun arasında Barzo ile Konserve bir geçiş oyunu. Bu “üçleme”nin sırası başka türlü olabilir miydi? Artık değil. Zira üç oyunun bu sıralamada olması önceden kararlaştırılmış.  Göndermeler ile üçüncü ikinciye, ikinci birinciye bağlanmış. Ama benim gördüğüm önemli bir matematik var ki bu tiyatro ile ilgili. Birincisi klâsik bir oyun, üçüncüsü ise avangart; arada geçişi sağlayan ise geleneksel. Sanki avangarda giden yol gelenekselden geçer gibi bir mesaj var.(Benim hüsn-ü kuruntum da olabilir!)

10 Ağustos 2012 Cuma

“Dertsiz Oyun”un Derdi - Yiğit Sertdemir - Altıdan Sonra Tiyatro

Son dönemin en başarılı oyun yazarı olarak kabul ettiğim Yiğit Sertdemir’in  yazdığı  üçlemenin üçüncü oyunu  Dertsiz Oyun’u ben ikinci sırada seyrettim. Oyunlar “Kumbaracı50 Üçlemesi” ismiyle sunuluyor. Size  oyunların “üçleme”nin parçaları olduğu söylenmese ve  siz her birini farklı zamanlarda ayrı ayrı seyretseniz bile her bir oyundan alacağınız keyif değişmez zira üçü de kendi başına bağımsız birer oyun. Hiç kuşkusuz önceden yapılan uyarı, ister istemez sizi bir beklentiye ve oyunları  özel bir dikkatle seyretmeye sevk ediyor. “Üçleme”yi bir arada düşündüğünüzde  ayrı bir (belki de birden fazla) mesaj ve kurgu olduğunu görüyor, anlıyorsunuz. Keşfiniz arttıkça keyfiniz de artıyor.


25 Temmuz 2012 Çarşamba

Shakespeare - Antonius ve Kleopatra’da “Kadın”


Antonius ve Kleopatra’nın içinde “wife” ve “wom-a/e-n” geçen repliklerinden yola çıkarak bir yazı yazma fikri  Fetna Ayt Sabbah’ın “İslam’ın Bilinçaltında Kadın” isimli kitabını okuduktan sonra aklıma geldi; hem dünün hem de bugünün dünyasında “kadın” algısına oyun üzerinden bakmama neden oldu. Bana ilginç gelen husus Shakespeare dönemi dünyasındaki bakış açısıyla İslam dünyasının kadına bakışı arasındaki benzerliklerdir.  

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Antonius ve Kleopatra’da Enobarbus’un Gerekliliği


 Oyun Atölyesi Antonius ve Kleopatra’yı(Shakespeare) sahneledi. Bu yazımda, ülkemizin yaşadığı türlü türlü sorun varken Oyun Atölyesi’nin  Antonius ve Kleopatra’yı âdeta hiçbir şeye dokunmama  çabası içinde sığ bir yorumla sahnelemesini (“artığına” bakarak bile); neden olduğu “ayıb”ı bir kenara bırakarak oyundaki bir karakterin (Enobarbus) çevresinde başka bir konuya değinmek istiyorum.

Antonius ile Kleopatra,  ilk 20-25 gösterisinde  Enobarbus’lu kadrosuyla ve reji ile oynanmış. Globe’daki gösterilerin ardından  30 Mayıs’tan sonraki Türkiye gösterilerinde oyundan Enobarbus ve ona ait sahneler çıkarılmış, oyun “o hâli” ile oynanmaya devam edilmiş.  Eleştiri, İlân ve reklâmların çıkardığı “ses”e bakarak  merak ettiğim oyunun  o hâlini seyretmek bana nasip(?) oldu.  Kendimi aldatılmış hissettiğimi ve oyunun “ayıplı” bir gösteri olduğunu yazdım. Seyrettiğim gösterinin bu hâli ile eleştirilmeye değer bir tarafı yok, ne olduğu belli olmayan, bütünlüğü kaybolmuş bir gösteri.  Zaten kendi eserini(?)  “doğrayan” bir tiyatroya ne desen boş!  Zerrin Tekindor’un “çok iyi”  Kleopatra yorumu  ve biraz da Mert Fırat’ın oyunun geneline göre “aykırı” duran ama iyi oyunculuğunu(Caesar) saymazsak benim seyrettiğim   tadı kaçmış bir “oyun”du. Bir seyirci olarak, Oyun Atölyesi’nin tutumunu kendime(ve seyirciye) yapılmış bir hakaret olarak algıladım. Bunu hak etmediğimi(zi),  yapılanı  etik açıdan doğru bulmadığımı belirtiyorum.


17 Temmuz 2012 Salı

Enver Aysever ile İskender Pala Söyleşti


CNNTürk’de Enver Aysever ile İskender Pala söyleşti. (16 Temmuz 2012)

İskender Pala ne dedi?

"'Muhafazakârların doğru dürüst bir sanat anlayışı ve gelişmiş bir estetik seviyeleri yoktur' yavesi, bir şeyleri yok saymak adına uydurulmuş ucuz ve haksız bir kasıt eseridir."

İBBŞT muhafazakârlara kapalı. Aslında bu dışlanmışlık toplumun her alanında var.

 İBBŞT’da muhafazakârları utandıracak oyunlar oynanıyor. Muhafazakâr seyirci o oyunlarda utancından sahneye bakamıyor, tavana bakıyor. Repertuvar bu oyunlardan oluşuyor. Çünkü tiyatroyu solcular işgal etti. Solcular “manevi değerlere önem vermiyor,  “Milli” değil, aralarına muhafazakâr sanatçıları almıyor.

Vergilerle ayakta duran bir kurum her istediği oyunu oynayamaz.