21 Nisan 2014 Pazartesi

“Yuvaya Dönmek - Babam İçin” İBBŞT’na Nasıl Düştü?

“Yuvaya Dönmek - Babam İçin”  İBBŞT’na nasıl düştü sorusunu kendime sordum önce. “Düştü”ye bir ön takı bulmalıyım ki yanlış anlaşılmasın. Zira salt “düştü” aşağılama gibi anlaşılacak, “gökten düştü” desem övgü gibi olacak. Yıllardır repertuar kuruluna bile gelmeden arşivde bekleyen oyunlar olduğu söyleniyor, o oyunların yanında iki yıl içinde bu oyun repertuara nasıl alındı sorusunun karşılığı bence “düştü”. Bu yazı da ilgililere “nasıl düştü?”yü sormak için.

Bir röportaj yapılmış, “İstanbul’un Ruhunda Evrilen Beden- Alessandra Paoletti”. Ben o röportajdan öğrendim: “Geçtiğimiz kış İstanbul’a tatile geldiğinde bu şehirden çok etkileniyor ve burada bir şeyler yapmak istiyor. İtalyan Kültür Merkezi’ne bu isteğini ilettiğinde bir şekilde Emre Koyuncuoğlu ile tanışıyor ve böylece İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Çağdaş Gösteri Sanatları Proje Geliştirme ve Uygulama Merkezi’nde 24 Ekim-4 Kasım 2011 tarihleri arasında doğaçlama atölye çalışması gerçekleştiriyor.” Sanırım her şey o çalışmayla başladı. Yâni taraflar birbirini tanıdı. O atölye çalışmasından sonra da bu gösterinin fikri doğdu ve gösteri sahneye çıktı.

Öncelikle oyundan bahsederken Emre Koyuncuoğlu’nu hatırlamamız gerektiğini düşünüyorum. Alessandra Paoletti(Proje tasarımı, yazan, yöneten), “dilini” konuşan ve anlayan Emre Koyuncuoğlu’nun sahip olduğu ufuk ve özelliklere sahip birini karşısında bulmasaydı o atölye de yapılmazdı, bu oyun da çıkmazdı sahneye. Ama Emre Koyuncuoğlu’nun  ekipte olması gösteriye başka bir boyut katardı. Şu sıralarda İBBŞT, Çağdaş Gösteri Sanatları Proje Geliştirme ve Uygulama Merkezi’ni sürdürüyor mu bilmiyorum. Çağın gereklerine göre yönetilmeyen bir kurumda, sürdürülse ne olur ki!

Bu gösteriden önce dokunulması gereken bir husus var ki bence çok önemli. Oyun dergisinde kime ait olduğu belli olmayan bir yazı var “Proje” başlığını taşıyor ve Başak Erzi ve Selim Can Yalçın tarafından tercüme edilmiş, “Farklı kökenlerden, dillerden ve sanatsal altyapılardan gelen bir grup insan İstanbul’da burada buluştular, Batı ve Doğu arasındaki sınırda.” diye başlıyor.

İstanbul’u Batı ve Doğu arasındaki sınır kabul etmişler, “o” kişiler. Kim onlar? 

Bu hikâyenin çıkış noktası, 1923 yılında Lozan Antlaşması ile kabul edilen, Yunanistan ve Türkiye arasındaki mübadeledir. Modern hassasiyetler tarafından bakıldığında, Lozan Antlaşması’nın din ve etnik kökeni dışlama kriteri olarak kullanılması kabul edilemez.

“Her şeye hassas” İBBŞT yönetimi “modern hassasiyet” için ne diyor? “Din ve etnik kökeni dışlama kriteri” gibi bir ifade hakkında ne düşünüyor?  Mümkünse bu oyunla ilgili repertuar kurulu raporunu paylaşmalarını da rica ederim.

Gösteri şöyle başlıyor:

1912’de dağlık bir vadide bir Rum topluluğunda doğmuşum. Temmuz’da Trabzon dayanılmaz sıcak ve nemli olur ama dağlarımızda yazın hava şarap kokardı.Müslümanlaşmış bazı diğer Yunan aileler dışında hepimiz Hristiyandık. Osmanlı’da yaşayan Yunanlılar’a eskiden denildiği gibi Rum diyorlardı bize.” Oyun dergisinde var, daha uzun ama alıntıladığım kısım olayı özetliyor. Trabzon’dan Yunanistan’a göç eden bir ailenin hikâyesi anlatılıyor. Oyunu görenler  “Ama rollerin isimleri Emre, Yasemin, Çınar, Arzu değil miydi?” diyeceklerdir mutlaka. Nasıl ve neye yorarsanız yorun. Gizli Müslüman oldukları için isimleri de değişmiş de diyebilirsiniz, sanatsal zorlamayla “Aslında biz her iki tarafı oyun alanında birleştirdik, meselâ oyunda Agape de var” diyebilirsiniz. Ama Trabzon’dan başlayan hikâyenin seyirci algısında Rum’ların Yunanistan’a göç edişlerini yok edemezsiniz. (Temel’in hamsi hikâyesini bilenler vardır mutlaka. ‘Hamsi sarı olur mu?’ diyene ‘Ben boyadım’ demiş ya onun gibi.) (Benzer konuya ben Bakhalar oyunuyla ilgili olarak da dokunmuştum. İBBŞT’da repertuar kurulu neyi onayladığını bilmiyor mu?)     (http://melihanik.blogspot.com.tr/2010/02/salyangoz-tuccar-romenden-bakhalar-ibb.html)

  Ben “her şeye hassas” İBBŞT yönetiminin gösteri hakkındaki düşüncesini merak ediyorum. Mümkünse bu oyunla ilgili repertuar kurulu raporunu paylaşmalarını da rica ederim.

“Ne var bunda?” diyenleriniz vardır mutlaka. Mübadele konusu açılınca Anadolu’dan Yunanistan’a yapılan göçlerin önce akla gelmesi nasıl bir rastlantıdır?  (Çağan Irmak’ın  “Dedemin İnsanları” bir istisna olarak durmakta.) Benim anlamadığım “İstanbul’da buluşan kökenleri farklı insanların” çalışıp, aynı rastlantıyı ortaya çıkarmalarıdır. Bunu da İBBŞT “laboratuvarı”nı kullanarak yapmaktalar.

“Her şeye hassas” İBBŞT yönetimi bu “rastlantı”yı nasıl açıklar acaba? Mümkünse bu oyunla ilgili repertuar kurulu raporunu paylaşmalarını da rica ederim.

Çeviren ve yapılan müziğin ortaklarından biri (diğeri Bruno Franceschini) olan Selim Can Yalçın’ı ayrı tutarsak, gösterinin proje tasarım, yazar, yönetim, koreografi, sahne astarımı ve müzik ekibi  uluslar arası deneyimi olan yabancı sanatçılardan oluşuyor. Projeye destek veren Heloise İnşaat’a teşekkür edilmiş. Oyun dergisinde İBBŞT damgası var. Demek ki yapımcı İBBŞT. Derginin içinde Fatih Reşat Nuri Sahnesi teknik ekibine; projeyi destekleyen ve ev sahipliği yapan tiyatronun Genel Sanat Yönetmeni’ne, müdürüne teşekkür edildiğini görüyorum. Teşekkür eden kim? “Ev sahipliğini yapmak” ne demek?

 “Her şeye hassas” İBBŞT yönetimi, “desteği”, “ev sahipliğini” kendi birimi olan “Fatih Reşat Nuri Sahnesi teknik ekibine teşekkürü”,  “Heloise İnşaat’ı” açıklasa da bilsek. Bu yeni bir çalışma yöntemi mi? Arkası nasıl gelecek?  HERKESE aynı şansı vermeyi düşünüyor mu?  Mümkünse bu oyunla ilgili repertuar kurulu raporunu paylaşmalarını da rica ederim.

Oyunun adı “Yuvaya Dönmek -‘Babam İçin’” “Babam İçin” bir “ithaf” mı? Bahsedilen kimin “babası?”

Yuvaya Dönmek herkesin kolaylıkla içine giremeyeceği post-modern bir çalışma. Parçalı, “gösterim metni” üzerinden yürüyen, dramaturjik çalışması çok da titiz olmayan, uzamı yaratmada estetik olarak dağınık görünen, performatif sanat algısı veren bir çalışma.  Gösteri  türü olarak bizde alışılmamış ama dünya sanıyorum buraları çoktan  geçti. Sahne tasarımı (Alessandra Paoletti, Marta Montevecchi) toplama parçalardan oluşuyor ki bu da göze “batıyor”(diken gibi).  Işık tasarımı(Murat Selçuk) gösterinin hareketliliğini yakalamaya çalışmış. Müziğin Akdeniz üzerinden Yunanistan’a dokunması da kulaklardan kaçmayacaktır sanırım.  Beni şaşırtan, oyunculuk performansları oldu. Her ne kadar Pina Baush rahlesinden geçmiş koreograflar(Julie Anne Stanzak, Damiano Ottavio Bigi) “tâlimi” o kadar yüksek tutmamışlarsa da başta Selim Can Yalçın olmak üzere gösteride rol alan oyuncular (Emre Narcı, Esin Umulu, Işıl Zeynep Tangör, Ömer Barış Bakova, Özgür Kaymak Tanık ve Semah Tuğsel) yabancıların ellerinde kendilerini aşmış. Stilize edilmiş horon birinci perde sonunda sıkılan seyirciye ödül gibi geldi. Ama görüldü ki gösteri devam edecek daha ikinci perde var, oyunu seyretmeye gelmiş  jüri üyesi dahil gösteriden çıkanlar oldu. 

İBBŞT’nı “kendileştirmek” isteyenlerin olduğunu biliyoruz. Mutfak Söyleşileri, Zengin Mutfağı, Günlük Müstehcen Sırlar’da ortaya çıkmışlardı. Onlar bu gösteri hakkında düşündüklerini açıklamadı. İBBŞT’nın “emin ellerde” olduğunu mu düşünüyorlar acaba?

Melih Anık

Not:
1.Emre Koyuncuoğlu’nun Hedda Gabler’ine tahammül edemeyenler Yuvaya Dönmek için bir şey demedi.
2.Röportaj: “İstanbul’un Ruhunda Evrilen Beden-Alessandra Paoletti”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme