3 Eylül 2018 Pazartesi

Sezonun İyi Oyunlarından Biri : Torun İstiyorum (Moda Sahnesi)


Bu sezonun kayda değer oyunlarından biri Moda Sahnesi'nde oynanıyor. Yazarı Thomas Jonigk. Sibel Arslan Yeşilay tercüme etmiş Kemal Aydoğan yönetmiş.
Alman tiyatrosunun genç yazarları, Sibel Arslan Yeşilay'ın tercümeleri ile dilimize kazandırıldı. Böylelikle Alman tiyatrosunun dinamik yapısını ve  Alman genç yazarlarının kaleminden, yerelden yola çıkarak uluslararası alana seslenen oyun örnekleri tanıdık. Bizim genç yazarlarımız için ufuk açıcı, yol gösterici pek çok oyun dilimizde yeniden hayat buldu. Yeşilay tercüme etmekle kalmadı bazı oyunların okuma tiyatrosu olarak sahnelenmesine de ön ayak oldu.  Mitos Boyut yayınevi, dramaturg ve eleştirmen Sibel Arslan Yeşilay'ın imzası bulunun külliyatı yayımlayarak tiyatromuza önemli bir katkı sağladı. Bu vesile ile İstanbul Goethe Institute'un Alman yazarlarının tanınması için yaptığı katkıları da belirtmeden geçmeyelim.    



Jonigk, 1966 doğumlu. Torun İstiyorum yazarın  28 yaşında yazdığı üç oyundan biri. Oyun 1994 tarihinde ilk kez sahnelenmiş. Sibel Arslan Yeşilay'ın da belirttiği gibi her üç oyunda da "Bizi küçük burjuva ailesinin oturma odasına sürüklüyor. Devletin, vahşetin her türlü toplumsal baskının, iktidar savaşlarının yapıldığı mobilyalı bir savaş meydanına." Jonigk "Oyunlarımda genel toplum düzenini ele almaktan çekindiğim için aileyi ele alıyorum. Devletin çekirdeği olarak aileyi. Ailede dünya hâla düzenlidir. Erkekler istilâ eder ve kızlık bozar, kadınlar kendilerini doğurganlık güçlerine göre tanımlar, kilise güçlülerin yanında yer alır ve çocuklar da olan biteni kabullenir. Konforlarından vazgeçmeyen, isyan etmeyen, otoriteye bağlı, uyuşuk refah cesetleri bunlar." demiş.  Yazarın ve çevirmenin sözlerinden nasıl bir oyun olduğu anlaşılmıştır sanırım. Torun İstiyorum, torun sahibi olmak için eşcinsel  oğlunu ikna etmeye çalışan  annenin çabalarını odağa almış. Jonigk "Cinsel  rolleri ele alan bir oyun" diye nitelemiş oyunu. Sadece o kadar mı? Değil.  Oyunu seyrederken  oturma odasının duvarlarının ortadan kalktığını toplum düzeninin tam da göbeğine düştüğünüzü anlıyorsunuz. Farklılıklara aldırmayan, kendi düşüncesini tutturan annenin şahsında baskıcı devlet düzeninin ip uçları var. ("Hayat verdiğim kişinin yolunu da ben çizerim.")  Anne, üzerindeki toplumsal baskıyı şu sözlerle ifade ediyor: "Ben soyumu devam ettirme sözleşmesinin koşullarını senin yüzünden tam olarak yerine getiremedim. İşte bu yüzden torun istiyorum senden." Seyrettiğiniz artık sadece aile içindeki ilişkiler değil göndermeleri ile toplumsal düzenin ta kendisi. Yazar kiliseyi de oyunun merkezine alarak devlet, din, aile üçgeninde oluşan düzeni  suflözü de ekleyerek  fevkalade anlatmış. Suflöz oyunun oynanması gerektiği gibi(!) oynanmasının bekçisi.  Aile metaforu ile toplumsal düzeni  seyrederken bir başka yumurta-tavuk meselesi ile başbaşa kalıyorsunuz: Aile mi toplumsal düzenden yoksa toplumsal düzen mi aileden çıkar? Seyirciler bu hususta farklı düşüncelere sahiptir/olacaktır. Sahneleme bu hususta bir temel oluşturmuş. Seyirci, oyunun Hitler döneminde geçtiğini hissederek seyredecek oyunu. Aslında oyun tekstinde bunu hatırlatan doğrudan bir ima yok.  Yazar bugüne ait bir oturma odası dekoru yazmış. Tarifin içindeki "Belki bir heykelin kaidesi ve bacakları görünür" ifadesi  oyunun sahnelendiği çevreyi hazırlamaya  uygun bir imkân veriyor. Reji, oturma odasının dışını, duvarlara çizilen  bir kaç simge ile somutlaştırmış ki bu da bize Hitler faşizmini  hatırlatıyor. Türk Tiyatrosu'nda çok kullanılan metaforlar,  soyutlayarak anlatma imkânı veriyor ama öte yandan seyirciyi içinde yaşadığı gerçeklikten  uzaklaştırıyor, duruma  yabancılaştırıyor. Seyirci seyrederken "aşka geliyor", seyrettikten sonra dışarıdan bakıyor  ve kendi evinde(ülkesinde) bunlar olmuyormuş gibi günlük hayatına geri dönüyor, öz eleştiri  ve "görme" ortadan kalkıyor. Ben bizim toplumumuzda "olabildiğince" somut olunmasını, çağrışımlardaki soyutluğa bir çözüm bulunmasını bekliyor ve umuyorum. Bu hâle itirazım yok ama oyunların daha "dokunur" olmasını tercih ediyorum. Zira Torun İstiyorum, dünü değil bugünü, başkasını değil bizi anlatan bir oyun.


Yönetmen(Kemal Aydoğan) yazarın diline uygun  başarılı bir metin okuması yapmış.  Oyun diliyle çizilen karikatürün  görselleştirilmesindeki başarı dikkate değer. Mizansen, oyunculuk, dekor(Bengi Günay), koreografi(Yeşim Coşkun), ışık(İrfan Varlı), kostüm bu dille bir bütünlük içinde.  Yazarın dili çok özel, basit ama anlaşılabilir bir karmaşıklık içeriyor; akıllı bir saçmalık, bulanık bir netlik, zeki bir mizah var içinde. Jonigk, "Tiyatro, bedene ve duygulara dayalı bir sanat, bu yüzden zamanın peşinden koşmasına gerek yok. Gerçek anların içinde yatar." demiş. Alışılmışın dışında yapılan benzetmeler, çağrışımlar,abartılı hareketler  oyunun eğlendiriciliğine katkı sağlarken yarattığı "an"larla seyirciyi sahnedeki dünyaya bağlıyor.


Oyunun başarısının en önemli ögesi  birbiri ile uyumlu ve  dengeli  oyunculuk gösterisi. Münircan Cindoruk, Caner Cindoruk, Aslı Samat, Hülya Gülşen, Bülent Çolak, Ahsen Özercan'ın iyi , özellikle Nazan Kesal'ın ödüllük oyunculuğunu görmenizi tavsiye ederim.
Torun İstiyorum bence kaçırılmaması gereken bir oyun. Jonigk'in sözüyle bitireyim yazımı: "Tiyatro toplumu belki doğrudan değiştirmez ama bazı konularda gözünü açabilir."


Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme