26 Mayıs 2009 Salı

Tiyatroda Günlük 26 Mayıs 2009

Kenter Tiyatrosu İlanı ve Tiyatronun Yönetimi
2 Mayıs 2009 Cumartesi günü , Hürriyet Keyf’de iki Kent Oyuncuları-Cimri ilanı çıktı, bir sayfa arayla.(3 Mayıs’da ayni ilanlar ayni sayfada alt alta yayımlandı.)
İlanlardan birinde “Bu sezon için Cimri oyununa yer kalmamıştır. Yeni sezonda görüşmek dileğiyle.İlginize teşekkür ederiz” yazıyordu. İlan 2 ve 3 Mayıs 2009 tarihlerindeki gösteriler için verilmişti.
İkinci ilan da ise Cimri oyunun 9 Mayıs 2009 da Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki gösterisini duyuruyordu.
Demek ki sezon bitmemişti. Oyun devam ediyordu. Ama neden “Bu sezon Cimri oyununa yer kalmamıştır”?
Dikkatle bakınca iki farklı ilanın nedenini anladım.
Birinci ilanı Kent Oyuncuları vermişti. Onlar kendi salonlarında sezonu kapattıklarını ilan ediyorlardı ama ilanda salonun ismi yoktu.
İkinci ilanı ise organizasyon şirketi vermişti.
İlanlardaki bilet satış şirketleri farklıydı.
Tiyatronun ilanında kendi özel sponsorunun logosu vardı. Her ikisinde de “T.C.Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın maddi katkılarıyla” ibaresi yer alıyordu.
Her sektörde olduğu gibi tiyatroda da kurumsal imaj önemli olmalıdır. Ancak tiyatromuzda çok da önemsenmediğini bu ilan örneği ile görmüş olduk. “Sezonu kapattığını” ilan eden tiyatro “gerçekten” kapatmış olmalıdır.
Bu durumun maddi , manevi , bürokratik bir çok mazereti mutlaka ortaya konacaktır. Ama tek bir ilanda çözülebilecek bir durumun iki ayrı ilan ile kafa karıştırmasını önlemek o kadar da zor olmasa gerek ? İlanı okuyan için tiyatronun kendisi ya da organizatörü ne fark eder?
Pek çok örnekte tiyatrolarımızın “yönetilmediğini” görmekteyiz.
Tiyatronun yönetimi, tiyatro salonuna kafe ilave ederek ya da sahneyi kiralayarak (paylaşarak) yeni kaynak yaratma çabaları ile sınırlı bir iş değildir.
Tiyatronun özellikle teknik altyapısının (elektrik , mekanik ihtiyaçlarının) korunması, bakımı ve yeni çağdaş olanaklarla donatılması ; yangın vb risklere karşı hem salonun hem de seyircinin korunması ; yangın,deprem gibi durumlar için panik tahliye planlarının hazırlanması ; gösteri sırasındaki acil sağlık yardımının önceden düşünülmesi vb gibi pek çok konunun dikkate alınması gerekir.
Berlin’de bir gösteri sırasında orta sırada fenalaşan bir kişiye nasıl yol açıldığını görerek şaşırmıştım. Sıra başına en yakın çıkış yönüne doğru oturanlar sessizce yerlerinden kalktılar, yolu açtılar ve duvar dibinde tek sıra oldular. O sırada salona sağlık memuru girdi ve kişiyi sessizce dışarı taşıdılar. Duvar dibinde sıralananlar ayni düzende sırayla yerlerine oturdular. Oyun arasında, kişinin salon dışında sağlık memurunun denetiminde takip edildiğini gördüm. Bunlar olurken gösteri devam etti.
Bu toplumun içine sinmiş (otomatikleşmiş) , öğretilmiş bir tepki biçimi idi.
Ayni gece, güvenlik ekibinin gösteri sırasında sessizce salonu kontrol ettiklerini gördüm.
Bu yazıyı tamamlarken Bursa’da hastane yangını haberi geldi. Tiyatrolarımızda da ayni tehlike var.
Levent Üzümcü bir tv programında sahne arkasında yaşanan bir kazayı anlattı. Korkuluksuz merdivenden düşen sanatçı(Güzin Özyağcılar) sakatlanmış,oyun da kalkmış. O merdiven hala korkuluksuzmuş.
Tiyatro binalarımızın çağdaş işletme anlayışı ile hazır tutulduğunu söylemek çok zor.
Belediyelerin , tiyatro yapılarına bu gözle bakmalarını ve ona göre ruhsat vermelerini umut ediyorum. Hatta tiyatro yöneticilerinin ehil insanlardan seçilmesi ve onlar için periyodik sertifika programlarının düzenlenmesi gerekiyor.
Ayrıca tiyatronun sanatsal vizyon ve imajının da şekillendirilmesi gerekir.
Ama “imaj” yapacağım diye çok da kasmamalı. Her “imaj” ülke gelenekleri ile “örülmeli.
(Almanya’da asırlık sanat binalarında oyun arasında fuayede toplanan seyirciler uzun kuyruklar bekleyerek bir bardak şarap, şampanya, bira,su her neyse içeceğini alıyordu. Fuayede sokaktan gelen brezel (alman simidi) satıcısı da taze “brezel” satıyordu. İçeceğin yanında “brezel” yemek bir gelenek olmuştu demek ki. Özenle giyinmiş -hatta bazılarında gece kıyafetleri vardı- seyirciler şampanya yanında brezel yiyorlardı.
AKM’nin içinde simit satıcısı hayal edebiliyor musunuz? (Hayal edememeniz, AKM’yi unutmuş olmanızdan kaynaklanıyor olmasın ! ))
Bizdeki “sanat hayranlığı” göstergesi de fuaye , salon duvarlarına karikatür asmak. (Şimdilerde kebapçı duvarlarında bile karikatür var) Sanata ait mekanlarda diğer sanat dallarına olan saygı bununla sınırlı kalmamalı. Resim,heykel vb diğer sanat ürünleri de sergilenmeli.
Tiyatronun vizyonu ise yurt dışına gidip gelenlerin gördükleri, bizzat duydukları ya da duyanlardan duydukları oyunları sezon programına almaktan ibaret bir uğraş değildir. "Ah..Tam sana göre oyun!" , "Bu oyun tutar" dan daha derin değerlendirmelerin yapılması gerekir.
Bazı tiyatrolarda, ya tiyatro yöneticisinin akrabasının ya da edebiyat fakültesi ya da tiyatro mezunlarının bu işlerle (tiyatro yönetimi , yer gösterme) görevlendirildiğini görüyoruz. Bizde özel –kamu fark etmez , tiyatro yöneticisi, üniversite mezunu da olsa “memur”.
Her şeyi bilen yönetmenler ve tiyatro yöneticileri yerine, bilmediğini bilen, bilene danışabilen , disiplinlerarası ortak çalışmalar ile “trend” yaratabilen tiyatro adamlarına gereksinim vardır.
Artık uluslar arası vizyonu ve yeterli derinliği olmayanlar ile dünya tiyatrosunun önemli bir parçası olmak mümkün değildir. Seyircinizi güldürürsünüz ama kendi kaderinizin efendisi olmak yerine yazılmasında ufacık da olsa katkınızın olmadığı bir oyunun aktörü olup verilen rolü oynarsınız o kadar.

Melih Anık

1 yorum:

  1. Elinize sağlık.
    Çok güzel bir yazınızı daha okumuş bulunuyorum. Adnan Tönel

    YanıtlayınSil