22 Mayıs 2009 Cuma

Tiyatroda Günlük 22 Mayıs 2009

Bina Yıkılmasın İstersen…..
Meksika’daki başkanlık sarayını İspanyol Cortez yaptırmış 1500’lerde. Ama önemi Rivera’nın duvar resimlerinden geliyor. Diego Rivera, kendi yorumuyla Meksika tarihini resmetmiş duvarlara. Bugün belki de onunla ayni fikirde değiller ama resimler önemli. Binayı yıkmak istesen de yıkamazsın. Duvarlarında Diego kazılı…
Berlin Filarmoni’nin binası nispeten yeni.. 1960 larda açılmış.
Ama oradan Karajan geçmiş.
Yıkabilir misin?
Berlin Filarmoni’de kurslar düzenleniyor. Bir hüneri olan hünerini paylaşıyor ilgilenenlerle.
Bina herkesin yararlandığı bir mekan haline gelmiş.
Binayı yıkamazsın. Binanın koruyucusu o kadar çok ki.
İtalya-Siena’daki 700 yıllık opera binası Maria Callas ve Leyla Gencer ile anılıyor.
Binayı yıkamazsın. Bırakılan izler “derin ve değerli”….
Bina yıkılmasın istersen DERİN İZLER BIRAKACAKSIN yani…
Atatürk Kültür Merkezi’ni hatırladım da..
“Canımız Arkadaşımız Yaman”
34 kişi bir araya gelmiş gazeteye ilan vermişler. “Özleyeceğiz”
Biraz geç kalmadınız mı!
11 aydır işsizmiş rahmetli.
18 Mayıs 2009 Tiyatrocular Yürüyüşü
Yürüyüşe destek veren ve öncülük eden Nedim Saban’dı. Gülriz Sururi “davet” yazısını yazdı.
Yürüyüş günü tv’lerin seçtiği kişiler başkaları oldu.
Her zamanki gibi: “Praise and honours for non-participants!”
“Başkalarının” , hakkı teslim etmelerini beklerdim.
Sloganlar
Tiyatrocuların sloganları şunlarmış:
*YARGI SİYASALLAŞIYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*ÇAĞDAŞ EĞİTİM HERGÜN DARBE YİYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*ONLAR –BİZLER DİYE KUTUPLAŞTIRILIYORUZ. SEYİRCİ KALMAYIN!
*LAİK CUMHURİYET TEHLİKEDE. SEYİRCİ KALMAYIN!
*BİLİMİN IŞIĞI KARARTILIYOR. SEYİRCİ KALMAYIN!
*İNSAN ONURUNA SAYGI! BU HASRET BİZİM!
*ADALET! BU HASRET BİZİM!
*AYDINLIK YARINLAR! BU HASRET BİZİM!
*KUL DEĞİL YURTTAŞ! BU HASRET BİZİM!
*DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ! BU HASRET BİZİM!

Bu sloganlardan ne çok oyun yapılır..….!

Güç “Simsar”ları
Hürriyet 17 Mayıs 2009 da Pazar ekinde Kültürün 50 Güç Simsarı başlığı altında “kültür ve sanatta belli bir damarı tutan ,önemli bir turnikenin başında duran ,referansı kıymetli ,hatırı sayılır,kredisi sınırsız kişi” olarak seçtiği 50 kişiyi gündeme getirmiş. Bu isimleri kim ve nasıl seçmiş meçhul. “En iyi 10….” Serisinde en azından “jüri üyelerinin” adları veriliyordu. “Güncel sanat piyasasının %70 i onun elinde” gibi nasıl ölçüldüğü belirsiz saptamalara boş verip Tiyatro alanındaki isimlere bir bakalım:
Dikmen Gürün- “Tiyatronun en güçlü eleştirmeni”
Mustafa –Övül Avkıran-“Yabancı tiyatrocuların tez konusu”
Müjdat Gezen-“Piyasaya okumuş çocuk yetiştiriyor”
Murat-Özlem Daltaban- “Tiyatro akımı ithal ettiler”
Yıldız Kenter- “Hocaların Hocası”
Işıl Kasapoğlu- “Tiyatronun Yönetmeni”
Eminim ki bu kişiler isimlerinin böyle parlatılmasını hiç istemezlerdi. Kaldı ki bu tanımlar onların ilk tercihleri olmazdı. Onlara yazık olmuş.
Ama nasıl ki kendilerine verilen ödülleri reddediyorlar, bu haberi reddetmeliler.
(“Simsar-Komisyoncu,tellal,alışverişte aracılık yapan” - Ansiklopedik Türkçe Sözlük-K.Demiray-R.Alaylıoğlu)
Tiyatro Ne Öğretir?
Trabzon Tiyatro Festivali tv’de anlatılıyor. Küçük Kara Balık’ı seyretmiş küçük bir kız diyor ki :” Cesur olmayı öğrendim. Arkadaş olmayı öğrendim. Yeni yerler keşfetmeyi öğrendim”
Küçük Kara Balık ancak bu kadar özetlenebilirdi.
Bu sözleri ile o küçük kız bana neler öğretti ,bilmiyor !
Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü
Akademik hayatımızın yeni sayılabilecek bölümlerinden biri de Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü.
Ben bu bölümün adından rahatsızım.
Bazı yorum yazılarının altında , bu bölüm mezunlarının “Eleştirmen ve Dramaturg” şeklinde attıkları imzaları görüyorum.
Bu durumun uzun vadede öncelikle o imzayı atanları “sıkıştıracağını” düşünüyorum.
Eleştirmenlik hangi sektör olursa olsun “dış”tan bakmayı gerektiren bir iş. Tiyatroda dramaturji ise “iç”te yapılan bir iş. İşverenleri farklı. Dramaturg olarak iş yapıyorsanız o sektörün bir parçası olmuşsunuz demektir. Bir zamanlar özgürce eleştirdiğiniz bir yönetmene, tiyatro topluluğunda dramaturg olarak çalışma şansınız olabilir mi? Ya da ilerde dramaturg olarak da çalışabilirim diye düşündüğünüz bir tiyatroyu özgürce eleştirebilir misiniz?
Galiba tiyatro eğitiminde bahsedilen “eleştirmenlik” İngilizce “critic-critique” kelimesinin Türkçe karşılığının algısından kaynaklanıyor. “Critic” elinizdeki tiyatro metnini deşifre/analiz etmek anlamında kullanılıyor. Eleştirel bir bakışla metni incelemektir buradaki maksat.
Biz, her “eleştiri” yazısı yazana “eleştirmen” demeyi seviyoruz. Her “eleştiri” yazan da “eleştirmen” değildir.
Elbetteki dramaturji bilenlerin eleştirmenliği de farklı olur. Ancak “eleştirmenlik” onunla sınırlı da değildir. Teknik bilgi yanında , geniş bir dünya görüşü(perspektif) , vizyon( ufuk), yaşam bilgi ve görgüsü , bilgelik , sanat, tarih,din,mitoloji ve kültür alanlarında oturmuş bir algı vb gerektiren bir iştir. Bunlara sahipmiş gibi duranların yazdıklarına bir bakın. Yazdıklarından, tanımın güçlüğü ortaya çıkar.
Ama “eleştirmen” içinde bulunduğu sektörün bir “parça”sı olmamalıdır.
Birine bir unvan verdiniz mi geri de alamazsınız. Yapışır kalır. Tehlikeli olan , baş üstünde taşınanların “hem kel hem fodul” olmasıdır.
Gelin şu bölümün adını değiştirin. Bu mesleğin ve meslek erbabının saygınlığını arttırır.
Ayni anda hem “dramaturg” hem de “eleştirmen” olunmaz.
Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme