25 Mayıs 2009 Pazartesi

Anı : 'Ay Işığında Çalışkur' Hikayesinin "Hikayesi"

Haldun Taner’in Ay Işığında Çalışkur hikayesinden yapılan oyunun kitabında, Prof.Dr. Ayşegül Yüksel, Haldun Taner’den sağlanan yayımlanmamış sahne yazısını ilgi göstererek oyunun ilk kez , 1977 yılında İBB Şehir Tiyatrosu tarafından , Zihni Küçümen yönetiminde ve Mehmet Abut’un müzikleri ile oynandığını belirtiyor.
Ay Işığında Çalışkur hikayesinden yapılan oyun , 25-26-27 Nisan 1974 tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları tarafından ilk kez oynandı.
Nerden baktığınıza bağlı olarak Prof.Dr.Yüksel’in verdiği bilgi de doğru kabul edilebilir. İBB Şehir tiyatrosunda oynanan , Haldun Taner uyarlaması . İsmi de Ayışığında Şamata..
Ay Işığında Çalışkur hikayesi, ilk kez tarafımızdan uyarlanmıştır.
Galiba , geçmişi hatırlatmanın yararı var.
Hikayeyi 1973-74 yılı sezonuna hazırlamak için çalışmaya başlamıştım. Okuldan(Boğaziçi Üniversitesi) mezuniyet yılımın(1974) getirdiği yoğun program nedeniyle uyarlama gecikiyordu. Bu dönemde arkadaşım Haluk Görgün’ün yüreklendirmesi (ittirmesi) ile uyarlamayı tamamladım , oyuncu seçmelerini yaptım ve oyunu yönettim. Oyunda anlatıcıyı oynadım. Oyun 1974 yılının Nisan ayında seyirci ile buluştu.
Çalışmalarım sırasında Haluk Görgün’den gördüğüm destek nedeniyle, ona olan manevi borcumu oyunun program sayfasına onun ismini kendi ismimin yanında uyarlayan ve yöneten olarak koyarak ödemeye çalıştım. Oyunun afişinin bastırılmasından Haluk sorumlu olduğu için, o da oyunun afişinde uyarlayan olarak sadece benim ismimi yazdırmıştı. Yani o günlerin atmosferinde dostluk ve karşılıklı iyiniyetli jestler hakimdi.
Haluk Görgün daha sonraki yıllarda Sabancı suikastında katledildi. Sanatsever , aydın bir insan toprak oldu. Anısını, sevgisini ve de unutulmaz acısını kalbimde hala taşıyorum.(Haluk ile o olaydan 2 gün önce bir araya gelmiş ve o gün buluşmak için sözleşmiştik. Ölüm haberi geldi.)
Bilindiği gibi Haldun Taner , hikayeyi büyük bir zeka ile kurgulamıştır . 5 kat ve bir annexe’den oluşan Çalışkur apartmanı çerçevesinde Türkiye’nin toplumsal çeşitliliğini resmetmiş , farklılıklara sevgi ile bakmıştır. Haldun Taner seyirci, toplum üzerine yaptığı gözlemi zeka dolu bir ironi ile önümüze koyarken hikayenin biçiminde de bir deneme yapmış. Yazdığı hikayeye gelen hayali okuyucu tepkilerini kendisi kaleme almış , okuyucu tepkilerine göre hikayeyi ayni sırayla yeniden yazmış. Hatta kitapta sol tarafta hikayenin ilk, sağ tarafta ikinci halini vererek görsel olarak da iki yazılış arasındaki farkları vurgulamıştır. Ayni olayların farklı yazılmasından kaynaklanan komediyi ortaya çıkarmıştır.
Benim uyarlamamda bir sahne oynandıktan sonra , o anda salonda bizden ve seyirci arasında oturmakta olan seyirci-oyuncular oyuna müdahale ediyor, eleştirilerini sıralıyor ve ayni sahne sıcağı sıcağına seyirci eleştirilerine göre (yani Haldun Taner’in yazdığı ikinci biçimiyle) yeniden oynanıyordu. Bu 1974 yılında, oyuna seyircinin interaktif katılımı sahnede deneniyordu. Oyuna , o günün okul ve İstanbul gündemine uygun bir ön oyun da eklemiştim. Oyun, Haldun Taner’in hikayesindeki Epilog ile bitiyordu.
Haldun Taner, uyarlamasında ilk perdeyi tümüyle hikayenin ilk biçimine ikinci perdeyi de ikinci biçimine ayırmıştı. Seyirci eleştirileri iki perde arasında bir ara oyun ile veriliyordu.
Boğaziçi Üniversitesi'ndeki oyunun 27 Nisan 1974 tarihli gösterisine Haldun Taner önceden çiçek göndermiş ve yanında Gülriz Sururi ve Engin Cezzar olmak üzere izlemeye gelmişti.
Takdir edersiniz ki amatör tiyatro gurubu olarak elimiz ayağımıza karışmıştı. Heyecanımızın bir sebebi de oyunu sahneye çıkarırken yazardan izin almamış olmamızdı. O gece için oyuna bir ön oyun daha ilave ettik. Sahnede Haldun Taner’in hikayesine ek olarak yazdığı hayali kahraman Oğuz N.Başak’ın mektubuna benzer “Biz rolleri dağıttık,hatta provamsı bir şey de yaptık.Sizi biraz geç haberdar ettiğimiz için özür diler esirgemeyeceğinizden emin olduğumuz müsaadeniz için şimdiden teşekkürlerimizi sunarız.Derin saygılarımızla.” diye bir mektup yazarak en ön sırada oturan Haldun Taner’e sunmuş ve böylelikle yaptığımız hatayı(?) herkesin gözü önünde onun da hoşgörüsüne sığınarak kapatmaya çalışmıştık. Haldun Taner de bu davranışımızı gülerek ve anlayışla karşılamıştı. Belli ki Haldun Taner bu hikayeden bir oyun çıkarılabileceğini, amatörlerin de böyle “utanmazlıklar”(!) yapacağını da çok önceden düşünmüştü.
Bizim utanmazlığımızda(!), biraz gençlik biraz da oyunda rol alan bir arkadaşımızın ,Âli Yalaz’ın yeğeni olmasından duyduğumuz güvenin de rolü vardı. Âli Yalaz, Devekuşu Kabare’nin ve de Türk Tiyatro ve sinemasının ünlü aktörlerinden biriydi. Yanılmıyorsam Haldun Taner’i oyuna davet etmemizde bize yardımcı olan da Âli Yalaz’dı.
O akşamki gösteride Engin Cezzar’ın bize güven vermek için attığı abartılı kahkahaları ve salonu peşinde sürüklemesini hiç unutmadım.
Oyun sonunda Haldun Taner sahnede hepimizi tek tek tebrik etti ve “Macarlar bu oyunu sahneye uyarlamak istediler. Ama senin bulduğun yöntemi bulamamışlardı. Çok iyi olmuş” diyerek beni yüreklendirmek nezaketini gösterdi.
Takip eden günlerde beni Divan otelinde yemeğe davet etti. Bir amatörü destekleme, cesaretlendirme niyetini anlamıştım.
Haldun Taner,daha sonraki oyunlarımız için yaptığımız davetleri reddetmedi . “Akşam Erken İner Mahpushaneye” ve “Şeyh Bedrettin Destanı” isimli deneysel oyunlarımızı seyretmeye geldi. Nazik bir şekilde yazmam için bana cesaret verdi.
Ben mühendislik ile tiyatro arasında kalmıştım. Bu kararsızlık inşaat mühendisliğinde yüksek lisans eğitimim sona erene kadar devam etti.
1977 yılında İBB Şehir Tiyatroları, oyunu oynamaya karar verdiğinde, Haldun Taner, beni buldu. Üsküdar Şehir Tiyatrosunun fuayesinde yapılacak oyunun ilk okumasına davet etti. Askerlik görevimi yapıyordum. O zaman nişanlım olan eşimle gittik.
Meğer Haldun Taner oyunlarının ilk okumasını yapmaktan büyük keyif alırmış. Heyecanla ve gözleri parlayarak oyunu okuyor , “Burada şu müzik giriyor” diyerek yerinden kalkıyor beraberinde getirdiği müziklerle(galiba plaklar idi) kumanda odasına gidiyor, çaldırıyordu. Büyük bir enerjisi ve çocuksu bir heyecanı vardı. Ay Işığı sonatını hala hatırlarım.
Bizden başka Zihni Küçümen ve Tijen Par (galiba Engin Uludağ da) vardı. O gün yaşadığımız “profesyonel”(?) tiyatro tecrübesinin bize göre olmadığını düşünüp,hissettiğimiz için Haldun Taner’in oyun içinde bir görev almam yolunda yaptığı teklifi nazikçe reddetmek zorunda kalmıştım.
Yıllar sonra, Ergin Orbey yönetiminde Ankara Devlet Tiyatrosu, oyunu repertuvarına aldı. Orbey , 19 Ekim 1987 tarihinde televizyonda, Günaydın Türkiye programında oyunun daha önce Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları tarafından sahnelendiğini belirtti. Ben de ona kadirbilirliği için teşekkür faksı(21 Ekim 1987) gönderdim.
2004 yılında Prof.Dr.Ayşegül Yüksel’e Ay Işığında Çalışkur’un hikayesini anlatan bir faksı (29 Aralık 2004)Haldun Taner’in bize yazdığı teşekkür mektubunun kopyası ile birlikte gönderdim. Faksı göndermeden Sayın Yüksel ile telefonda da görüştüm. Bana faksı aldıktan sonra gerekirse , ilerdeki kitap baskılarında düzeltme yapabileceğinden bahsetti.
Şimdi kitapçı raflarında Ayışığında Şamata’nın yeni baskılarını gördükçe geçmişte yaşadıklarımı hatırlıyorum.
Haldun Taner’in uyarlamasında ufacık da olsa katkım olduğunu düşünerek mutlu oluyorum.

Melih Anık

Not: 30 Nisan 1974 tarihinde büo adına Haldun Taner'e bir mektup yazarak amatör tiyatrolara verdiği destek için teşekkür ettim ve de oyun nedeniyle gördüğümüz ilginin onun hikayesinin mükemmelliğinden kaynaklandığını belirttim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme