17 Temmuz 2012 Salı

Enver Aysever ile İskender Pala Söyleşti


CNNTürk’de Enver Aysever ile İskender Pala söyleşti. (16 Temmuz 2012)

İskender Pala ne dedi?

"'Muhafazakârların doğru dürüst bir sanat anlayışı ve gelişmiş bir estetik seviyeleri yoktur' yavesi, bir şeyleri yok saymak adına uydurulmuş ucuz ve haksız bir kasıt eseridir."

İBBŞT muhafazakârlara kapalı. Aslında bu dışlanmışlık toplumun her alanında var.

 İBBŞT’da muhafazakârları utandıracak oyunlar oynanıyor. Muhafazakâr seyirci o oyunlarda utancından sahneye bakamıyor, tavana bakıyor. Repertuvar bu oyunlardan oluşuyor. Çünkü tiyatroyu solcular işgal etti. Solcular “manevi değerlere önem vermiyor,  “Milli” değil, aralarına muhafazakâr sanatçıları almıyor.

Vergilerle ayakta duran bir kurum her istediği oyunu oynayamaz.

18 Haziran 2012 Pazartesi

TEB Başkanı’ndan Othello’dan Hamlet’e Unutuş’un Tiradı


TEB Başkanı Üstün Akmen’in benim yazıma cevabını (http://www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=2102 )okuyunca Galeano’yu hatırladım:

Kucaklaşmanın Kitabı’nda, ziyaretine gelen misyonerlerin uzun uzun konuşmalarından sonra Paraguay’daki Chaco’lu Kızılderili reisin şunları söylediğini aktarır: “Sözleriniz kaşıyor, iyi kaşıyor, hem de çok iyi kaşıyor. Ne var ki kaşınmayan yeri kaşıyor!”

TEB Başkanı Üstün Akmen de  cevabında, ilgisiz yerleri kaşıyor! Onun bilinçli yarattığı karışıklığı deşifre etmek  için madde madde anlatayım.

8 Haziran 2012 Cuma

Y.Ö.Gülan ve Yeni “Proje”si: Yola Çıktığım Gün Sakin ve Serin Bir Sabahtı


Yeşim Özsoy Gülan, “Karnaval”, “Mağdur” ve Türkiye
Oyunun yazarı Yeşim Özsoy Gülan, 1972 yılı doğumlu genç bir kadın; Türk Tiyatrosu’nda benzeri az olan  “girişimci”  tiyatrocularımızdan biri. Bir süredir yaptıklarını takip ediyordum, bazısını internetten bazısını yerinde seyrettim, yazdıklarını okudum. En son birlikte kahve içme fırsatım oldu. Onun iyi eğitim almış, hızlı düşünen, kelimelerini seçen, ülke sorunlarını dert edinen ve devamlı “proje” düşünen biri olduğu izlenimi edindim. Zaten hemen aklıma gelen Ve Diğer Şeyler Topluluğu, Görünürlük Projesi, Galata Perform, Çağdaş Gösteri Sanatları Derneği onun kendini “paraladığı” satır başları. Eminim paylaşmadığı daha nice “proje”si var. Tiyatroyu ve “business”i bir araya getiren bir kişilik gördüm onda. Neyi niçin yaptığını bilen bir genç kadın. Ama ben, oyunlarında ona “proje”yi değil “hayâl”i daha çok yakıştırıyorum. Öte yandan çizdiği Türkiye tablosunun karamsarlığına bakınca ve de onun gibi gençlerin hiç de az olmadığını düşündüğümde içim acıdı.

31 Mayıs 2012 Perşembe

İbrahimbekov’un Arkadaş Arıyorum'u Oyuncular Tiyatro Grubu’nda


Rüstem İbrahimbekov
Özgün adı “Arada bir Buluşmak İçin Partner Arıyorum” olan oyunun yazarı Rüstem İbrahimbekov(1939 Baku, Azerbaijan) 1990 dan itibaren film yönetmeni Nikita Mikhalkov ile çalışmaya başlamış. Birlikte yarattıkları ve Kuzey Amerika’da  "Close to Eden" ismi ile vizyona çıkan film "Urga", 1991 Venedik Film  Festivali Altın Aslan Ödülü’nü , 1993 Berlin Felix  En İyi Avrupa Filmi ödülünü almış; 1992 En iyi Yabancı Dilde En İyi Film dalında  Oscar’a adayı olmuş. Senaryo yazarı olduğu,  Nikita Mikhalkov’un yönettiği  “Burnt by the Sun”(Güneş Yanığı) 1994’de 47. Cannes Uluslararası Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü; 1995’de 67.Oscar Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü’nü almış.  “The Barber of Siberia” 1997 yılında Avrupa’nın en pahalı filmi olmuş. 1999 da,  Fransız yönetmen Régis Wargnier'nin  filmi "East/West"in senaryo yazarları Ibragimbekov  ve Sergei Bodrov .  Film 1999’da Altın Küre ve Oscar ödülü almış.

25 Mayıs 2012 Cuma

Mekan Artı’da “Hayatımın Performansı”


Bu akşam “hayatımın performansı” ile Mekan Artı’dan geçtim. Bu özel gösteri için bir bilet parasına kendi kendimin sponsoru oldum. Performansımın  63 DAKİKA 36 SANİYELİK kısmına 30 kişiyi ortak ettim. Salondakiler içinde yaşı yaşıma yakın bir kadın vardı sadece. Galiba en yaşlı bendim. Diğerleri GENÇTİ, çok GENÇTİ.  Her birimizin ZAMANı farklıydı.


Salonun DIŞINDA çevreme baktım.

18 Mayıs 2012 Cuma

Eskişehir’de Bir Hafta Sonu-2 (Eskişehir BB Şehir Tiyatroları)


12. sezona yol alan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları bu yıl 7.Uluslararası Eskişehir Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’ni düzenliyor, Liselerarası Tiyatro Şenliğine de ev sahipliği yapıyor. Ayrıca tiyatro turneleri ile yarattıklarını Eskişehir dışına götürüyor.  Önümüzdeki yılın projeleri arasında  bunların yanı sıra çocuklara yaratıcı drama ve yetişkinlere tiyatro kursları, Tır Tiyatrosu, Tiyatro Okulları Buluşması  planlanıyor.  

Şu günlerde gelecek yılın repertuvarı üzerinde heyecanla çalışıyorlar.  Gelecek sezonu beklemeden açıklayacaklar.  Ben Eskişehir BB Şehir Tiyatroları’nın üzerinde çalıştığı repertuvar hakkında biraz bilgi sahibiyim ama onlar açıklamadan benim söylemem doğru gelmiyor bana. Ama şunu söylemeliyim ki oyunlar gündeme “dokunacak”, ses getirecek. Dilerim yaratılan bir vaha özelleştirme ile yok edilmez.

Esas amacım oyun seyretmekti. Bir süredir oynanan Mehmet Ergen’in yönettiği Bay Kolpert ile Münir Canar’ın yönettiği Kanlı Nigâr’ın prömiyeri, programıma denk düştü. Bu meyanda Eskişehir BB Şehir Tiyatroları’nın tiyatro salonlarını gezdim, yöneticilerini, oyuncularını tanıdım, onların tiyatro heyecanına tanık oldum.

Seyrettiğim oyunlara gelince …

17 Mayıs 2012 Perşembe

Eskişehir’de Bir Hafta Sonu-1 (Prof.Dr.Yılmaz Büyükerşen)


Eskişehir, doğduğum ama uzun bir süredir yolumun düşmediği “annemin şehri”.  Eskişehir Büyükşehir Belediyesi(BB)  Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Basri Albayrak ile tanışmam, düşündüğüm seyahati öne aldırdı. Eskişehir seyahat programımızı, oyun seyretme amaçlı alarak yaptık.

Eskişehir’in gecesini gündüzünü yaşadık; parklarında yürüdük; sokaklarını âdeta adımladık; Kurşunlu Külliyesi avlusunda sessizliğe kendimizi bıraktık; Porsuk’un iki yanındaki kafelerde gençliğin canlılığına ortak olduk; termal kaynakları ile zengin Eskişehir’in şelalesinin, fıskiyeli havuzlarının yanında ruhumuzu su sesi ile dinlendirdik; Balaban’ını, çiböreğini tattık, Kalabak suyu içtik; lületaşı atölyelerini gezdik.  Bir sanatçı, ufak dokunuşlarla şehri değiştiriyor, sokakları evlerin devamı haline getiriyor, insanlar sanki kendi  bahçelerine çıkıyormuş gibi şehrin parklarında, meydanlarında toplanıp hayatı paylaşıyor,  birlikte olmanın keyfini yaşıyordu. “Sokak” ve insan ve sanat barışmıştı.  Şehre “dokunan” eli görmedik ama şehrin “yönetildiğini” anladık.