17 Mayıs 2012 Perşembe

Eskişehir’de Bir Hafta Sonu-1 (Prof.Dr.Yılmaz Büyükerşen)


Eskişehir, doğduğum ama uzun bir süredir yolumun düşmediği “annemin şehri”.  Eskişehir Büyükşehir Belediyesi(BB)  Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Basri Albayrak ile tanışmam, düşündüğüm seyahati öne aldırdı. Eskişehir seyahat programımızı, oyun seyretme amaçlı alarak yaptık.

Eskişehir’in gecesini gündüzünü yaşadık; parklarında yürüdük; sokaklarını âdeta adımladık; Kurşunlu Külliyesi avlusunda sessizliğe kendimizi bıraktık; Porsuk’un iki yanındaki kafelerde gençliğin canlılığına ortak olduk; termal kaynakları ile zengin Eskişehir’in şelalesinin, fıskiyeli havuzlarının yanında ruhumuzu su sesi ile dinlendirdik; Balaban’ını, çiböreğini tattık, Kalabak suyu içtik; lületaşı atölyelerini gezdik.  Bir sanatçı, ufak dokunuşlarla şehri değiştiriyor, sokakları evlerin devamı haline getiriyor, insanlar sanki kendi  bahçelerine çıkıyormuş gibi şehrin parklarında, meydanlarında toplanıp hayatı paylaşıyor,  birlikte olmanın keyfini yaşıyordu. “Sokak” ve insan ve sanat barışmıştı.  Şehre “dokunan” eli görmedik ama şehrin “yönetildiğini” anladık. 

Seyahatim ödenekli tiyatroların özelleştirilmesi  ile ilgili tartışmaların başladığı günlere rastladı. Bu nedenle Eskişehir’e “bakarken” aklımda hep o vardı, o düşünceyle Eskişehir’e baktım.  Bu yazıya nereden başlasam diye uzun uzun düşünmedim, Prof.Dr. Yılmaz Büyükerşen ile başlamanın gerektiği çok açıktı. Zira Eskişehir için BÖ ve BS var. Yani Büyükerşen’den “Önce ve Sonra”. Eskişehir denince akla ilk gelenin  Büyükerşen olması da bunu kanıtı. Büyükerşen’i anlatmadan Eskişehir’i anlatmak imkânsız. Çünkü onun vizyonu şehrin her köşesine çakılmış durumda. Aydınlatan “aydın” örneği için sanırım ilk akla gelen isimdir Büyükerşen. Eskişehir’de yaşanan büyük değişimi gerçekleştiren Büyükerşen’in tiyatro ve sanata  verdiği önem, örnek alınacak kadar anlamlı ve öğretici. Onun hayat hikâyesini okudukça tarifi imkânsız duygular içinde kaldım. Unutmuş olan “bazıları” için de yararlı bir hatırlatma olur diye yazımın birinci bölümünü ona ayırdım. Onun yaşam hikâyesinden öğrenilecek çok şey var.

Prof.Dr.Yılmaz Büyükerşen

1936 yılında Eskişehir'de dünyaya geldi. 1962 yılında Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinin ilk mezunları arasında yer aldı. Öğrencilik yıllarında çeşitli gazetelerde muhabirlik, yazarlık, karikatüristlik ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Öğrenci arkadaşları ile birlikte kan bankasına kan satarak elde edilen başlangıç sermayesi ve topladıkları aynî yardımlar ile Oda tiyatrosunun ve onu takiben ilk Belediye tiyatrosunun(1963-1966)  kuruluşunu sağladı. 

Mezuniyetini takiben aynı yıl Akademinin Maliye Kürsüsü’ne asistan oldu.

1966 yılında Doktor, 1968 yılında Doçent oldu. Aynı yıl akademi Başkan Yardımcılığına getirilen Büyükerşen, 1973 yılında Profesör’lüğe yükseltildi. 1976 yılında Eskişehir İktisadi ve İdari İlimler Akademisi Başkanlığına seçildi. Başkanlık süresinin bitimi olan 1980 yılında yapılan seçimlerle yeniden Akademi Başkanlığına getirildi.

Radyo ve Televizyonun eğitim ve kültür hayatında kullanılması için yaptığı çalışmalarla Ankara'daki TRT yayınlarının İstanbul'dan sonra  İzmir’le birlikte Eskişehir'den izlenmesi için önce Akademi’de TV verici istasyonu ile siyah-beyaz eğitim stüdyolarını, daha sonra da Türkiye'de ilk renkli TV stüdyo ve yayın sistemini Eskişehir'de kurdu.

 Akademi Başkanlığı sırasında, öğrencilerin kültürel donanımları için kurduğu atölye, stüdyo ve kulüplerde, heykel, grafik, resim, müzik, folklor, film ve fotoğraf çalışmalarına bizzat katılan ve yöneten Büyükerşen, 1970’li yıllarda Türkiye'nin diploma veren ilk "Sinema ve Televizyon Yüksek Okulu”nun kuruluşunu da yine Eskişehir'de gerçekleştirdi.

1982 yılında Yükseköğretim Kanunu ile üniversitelerin yeniden düzenlenmesini takiben, Cumhurbaşkanı tarafından Anadolu Üniversitesi rektörlüğüne getirilen Prof.Dr.Yılmaz Büyükerşen’in 1971'de, üniversite kontenjanları dışında kalan gençlere yüksek öğretimde imkân ve fırsat eşitliği sağlamak için, iletişim teknolojisinin eğitimde kullanılmasına ve uzaktan öğretim ile buna ilişkin yöntemlerin, açıköğretim modeli şeklinde, Türk Eğitim sisteminde yer alması konusunda başlattığı çalışmalar ve 1973 yılında eğitimin yaygınlaştırılması amacıyla hazırladığı "Türkiye için Açıköğretim Modeli" projesi 1982’de Açıköğretim Fakültesi olarak, ülke çapında ve Batı Avrupa'nın 6 ülkesi (Almanya, Avusturya, Belçika, Hollanda, Fransa)  ile Kuzey Kıbrıs'taki Türkler için uygulamaya konuldu.

Döneminin bitiminde 1987 yılında tekrar, ikinci kez, Cumhurbaşkanı tarafından Rektörlüğe atandı. Bu görevinin yanı sıra, 1985 yılından 1993 yılı sonuna kadar "Radyo ve Televizyon Yüksek Kurulu" üyeliği ve kurulun başkanlığını yaptı.

1992 yılında yapılan rektörlük aday adayı seçiminde en yüksek oyu alması sonucu  Cumhurbaşkanı tarafından rektörlüğe tekrar atanan Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in bu görevi, YÖK Kanununa ilâve edilen "iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz" hükmü nedeniyle sona erdirildi.

Akademi Başkanlığı ile Rektörlüğü sırasında çeşitli eğitim, öğretim, araştırma ve yayın kurumlarının kuruluşunu sağlayan, Anadolu Üniversitesi’ni, bünyesinden dört yeni üniversite daha çıkacak kadar büyüten, çeşitli kitap ve makaleleri olan ve 1993 yılı sonunda rektörlükten ayrıldıktan sonra, Anadolu Üniversitesi Uzaktan Öğretim Anabilim Dalı Başkanlığı’nın yanı sıra İletişim Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü görevinde de bulunan Büyükerşen, kurucuları arasında yer aldığı "Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı"nın dört yıl süreyle Yönetim Kurulu Başkanlığını yapmış olup, bütün Türkiye'de "Çağdaş Halkevleri ve Köy Enstitüleri Modeli" diye nitelendirilen "Eğitim Parkları" ve "Semt Eğitim Birimleri"nin kuruluş çalışmalarını sürdürmüştür.

Büyükerşen, 1999’da Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Türk Delegasyonu Başkanlığı’na getirildi ve 2004 yılı Mayıs ayına kadar bu görevini sürdürdü.

Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Eskişehir’de “Kentsel Gelişim Projeleri” paketini uygulamaya koyan Büyükerşen, Porsuk Çayı sulama kanallarının ıslahı ile içinde “Türkiye’de ilk kez akarsudan botlarla kentiçi ulaşımda yararlanılması projesine” başlanması, taşıt ve yaya köprülerinin yenilenerek afet riskinin azaltılması, kentiçi ulaşımında Hafif Raylı Sistemin kurulması, tarihi Odunpazarı Evlerinin yeniden düzenlenmesi ve restorasyonu, Kalabak Menba Suyunun 45 km’lik isale hattı ve depolarının modernize edilip, şişeleme fabrikası kurularak yurtiçi ve yurtdışı satışının sağlanması, Kapalı Pazar Marketlerin başlatılması, Büyük Park ve Kent Parklarının yapılıp, şehrin heykellerle donatılması, Beton Malzeme Üretim Fabrikası ile Akıllı Kartla Su Sayaçları Üretim Tesisleri, Ekmek Fabrikası ve çeşitli konularda mal ve hizmet üretimi yapan Belediye Şirketlerinin, kadınlar ve çocuklar için beceri kursları veren eğitim merkezlerinin kurulması gibi hizmetleri gerçekleştirilmiştir.

Anıtkabir Müzesi’nde Mustafa Kemal Atatürk'ün birebir boyutlardaki balmumu heykeli, Prof.Dr. Büyükerşen tarafından yapılmıştır. Büyükerşen Anadolu Üniversitesi’nde açtığı okulla duyma engelliler için umut kaynağı olmuştur. Kent Park ve içindeki “deniz”, Sazova Park ve içindeki kanyon, masal şatosu, açık hava sahnesi engin bir hayâl gücünün ve sanatçı duyarlılığının ürünleridir.  Büyükerşen tarafından kültür merkezine çevrilen Haller Gençlik Merkezi de Kentsel Dönüşüm için  “örnek” gösterilebilecek bir projedir.

Büyükerşen, 1999’da Eskişehir BB Başkanı oldu. 2004 ve 2009 seçimlerinde oyları  artarak yeniden Başkan seçildi. Büyükerşen, insana saygının öne çıktığı bir hayat görüşü ile hayâllerini  gerçekleştirmek için çalışmış/çalışmakta.  Eskişehirliler de onun samimiyetine ve kendileri için en iyisini yapacağına inandıkları  için onu  bırakmamış.

Açıkça ifade etmeliyim ki ben onun yaptıklarında  Atatürk’ü, Muhsin Ertuğrul’u gördüm: Cumhuriyeti kuran irade, insanına olan inanç, sevgi ve şefkat. Dilerim Eskişehir halkı aynı anlayışı sürdürür.  Zira yaratılan eserleri aynı anlayışla korumak ve sürdürmek gerekiyor. Eskişehir modelinin başarısında  sanatçı bir Başkan’ın kararlılığı ve azmi var. Dilerim Türkiye onun gibileri bulur ve seçer.

Prof .Dr. Yılmaz Büyükerşen’in Tiyatro Hamlesi

Eskişehir, Büyükerşen ile yeni salonlara ve de Şehir Tiyatrosu’na kavuştu. Bu bir anlamda 1963’de kuruluşunu sağladığı ama sonradan etkin olamayan Şehir Tiyatrosu’nun yeniden dirilmesi diye de alınabilir. Anlaşılan, ona gelinceye kadar “tiyatrosuz, operasız  şehir” hiçbir belediye başkanına  rahatsızlık vermemiş, halk da ihtiyaç duymamış ki istememiş. Şimdi halkın sahip olduğundan, elde ettiği bu kazançtan vazgeçeceğini düşünmüyorum.

Ama daha da önemlisi konuya son günlerdeki tartışmaların penceresinden bakarak görünendir. Hani  “ödenekli tiyatroları özelleştirelim halka sanatı özel tiyatrolar götürsün” deniyor ya,  ödenekli tiyatrosu olmayan Eskişehir’de Büyükerşen Şehir Tiyatroları’nı var etmeden önce sürekli perde açan bir (özel) tiyatro yok.  Şimdi ise haftanın her günü bir sanat olayı var, perdeler açılıyor ve biletleri çıkar çıkmaz biten gösterilerin sürekli seyircileri var. Hatta şehir dışından gösterileri takip etmeye gelenler oluyor. Seyrettiğim oyunlarda gözlediğim seyircinin sosyal yelpazesi çok geniş. Öğrencilerden ev hanımlarına, bürokratlara, gençlerden yaşlılara her sınıftan ve her anlayıştan insan var salonlarda, başı bağlısı bağsızı. Bir konuya da dikkat çekmek isterim.  1990’larda nüfusu 1.400.000 olan Eskişehir’in  2010 sayımına göre nüfusu 764.584. Yani azalan nüfusa rağmen artan seyirci var Eskişehir’de. İnsanların buluşma noktalarından biri tiyatro ve sanat. Sosyalleşmenin başladığı yerlerin başında tiyatro salonları geliyor. Sanatın kurduğu bağ çok kuvvetlidir.

Büyükerşen ile başlayan kültür ve sanat “hamle”sinin Eskişehir’e kazandırdıkları şunlar:

Haller Gençlik Merkezi  Tepebaşı Sahnesi (Açılış Tarihi 27 Mart 2001, 202 Kişilik)              
Büyükşehir Sanat Merkezi Turgut Özakman Sahnesi (8 Nisan 2002, 178 kişilik)
Sanat ve Kültür Sarayı Tiyatro Sahnesi (30 Nisan 2004 567 kişilik)
Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Çocuk Sahnesi (11 Şubat 2009, 120 kişilik)
Büyükşehir Sanat Merkezi Ergin Orbey Sahnesi  (28 Şubat 2009, 168 kişilik)
Sultandere Kültür Merkezi Tiyatro Sahnesi (27 Mart 2011, 175 kişilik)

Büyükerşen’in imzası olan Eskişehir’in sanat etkinlik takviminde ise şunlar var:

Şehir Operası, opera ve balenin en seçkin örneklerini düzenli olarak Eskişehir halkıyla buluşturuyor.

11. sezona giren Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası konserleri  halkın vazgeçilmezleri arasında.

Eskişehir Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali bu yıl yedincisini 22-26 Mayıs tarihleri arasında yapacak.

Eskişehir’de Liselerarası Tiyatro Şenliği düzenleniyor.

İlk kez 1995 yılında yapılan Uluslararası Eskişehir Festivali,  2001 yılından beri Zeytinoğlu Vakfı ile Eskişehir Kentsel Gelişim Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirmekte.

Anadolu Üniversitesi Uluslararası Film Festivali’nin ondördüncüsü bu yıl yapıldı.

 Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı bünyesinden çıkan Tiyatro Anadolu ve Anadolu Senfoni Orkestrası düzenli gösteri ve konserlerle şehrin kültür ve sanat  hayatına katkı sağlıyor.

Tepebaşı Belediyesi tarafından bu yıl ikincisi  gerçekleştirilen Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması bir başka etkinlik.

 Odunpazarı Belediyesi, Gösteri ve Sahne Sanatları Merkezi’nde müzik, tiyatro ve halk dansları olmak üzere akademik eğitim veriyor. Oyunculuk alanında verilen  2 yıllık eğitim süresinin sonunda öğrencilere Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika verilmekte. 2007–2008 tiyatro sezonundan itibaren her perşembe büyük oyunu ve çarşamba günleri çocuk oyunları ile perde açan Gösteri ve Sahne Sanatları Tiyatrosu Eskişehir’in üçüncü profesyonel tiyatrosu. Odun Pazarı Belediyesi’nce işletilen Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi , 434 koltuk kapasitesi  ile Eskişehir’in önemli kültür ve sanat merkezlerinden biri. (Tiyatro konusunda bu kadar girişken olan Odunpazarı Belediyesi’nin  Akparti’li olduğunu belirtmem gerek.)

Eskişehir’deki Atatürk Kültür Müzesi, Etnoğrafya Müzesi , Bor Müzesi, Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi,  Cumhuriyet Tarihi Müzesi , Çağdaş Cam Sanatları Müzesi,  Lületaşı Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Büyükşehir ve İlçe Belediyelerinin girişimleriyle kurulmuş.

Büyükerşen’in  vizyonu sayesinde  değişen Eskişehir pek çok yönden öğretici örnekle dolu. Uygar kent sanatsız, operasız, tiyatrosuz olmaz. Büyükerşen demiş ki: “Tiyatrosu, senfoni orkestrası olmayan şehirler büyüyebilir ama kültür, sanat, düşünce ve ufuk açısından gelişemez.(y.n. “ülkeler de”) Tiyatro, sahne ve müzik sanatları, plastik ile görsel sanatlar bir toplumun kendi renklerini, kendi zaaflarını, kendi üstün yönlerini görebileceği sanat dallarıdır.”  Büyükerşen bir de hedef koymuş: “Yakın gelecekte kendi kadrolu belediye operası olan ilk kent olma ünvanı da kentimize ait olacaktır.”

Prof.Dr. Yılmaz Büyükerşen gibi düşünen devlet adamlarına sahip olmak şanstır, umuttur. İnanıyorum ki tarih onları haklı çıkaracaktır.
(devam edecek)

Melih Anık

İlgi:
Prof.Dr.Yılmaz Büyükerşen’in hayatı ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme