25 Ekim 2015 Pazar

Lysistrata Düşleri (Tatavla Tiyatro)

Merak ettiğim oyunlardan biriydi. Cumartesi akşamı için oyun ararken önüme çıkanların arasından Lysistrata Düşleri için tercihimi kullandım. Çok uzatmadan yazayım: 'Benim için hayâl kırıklığı oldu.' Bu yazıyı kırıklığımı anlatmak için yazdım.




Oyunu merak ediyordum çünkü Aristophanes'ti her şeyden önce. Barış isteyen bir oyundu. Geçen sezon seyrettiğim İstanbul Aydın Üniversitesi tiyatro bölümü öğrencilerinden Ayşenil Şamlıoğlu rejisiyle seyrettiğim Lysistrata'nın tadı hâlâ damağımdaydı. Tatavla Tiyatro'da oyunu Ömer Akgüllü yönetmişti. Geçmişte Akgüllü ile ayak üstü bir sohbet yapmıştık. Bana Petersburg'da tiyatro okuduğundan bahsetmişti. Kaç kişiye nasip olur? Farklı reji yapacağını düşünmüştüm.

Aristophanes, kocalarının savaşmasından bıkan kadınların Lysistrata önderliğinde ayaklanmasını ve erkekleri seks yapmamak ile tehdit ederek yola getirmelerini ve sonunda 'barış savaşı'nı kazanmalarını anlatır.

Ömer Akgüllü ise erkeklerin(baba dahil) egemenliği altında her alanda ezilen kadınların, bardağın taştığı noktada birer savaşçı olup erkekleri alt ederek onlara kadın çamaşırı giydirmelerini anlatmış.

Akgüllü'nün bu konuyu anlatmak için neden Aristophanes'i ve Lysistrata'yı 'harcadığını' anlamış değilim. Ama harcanan sadece onlar değil oyunu bu isimlerin gölgesinde anons ederseniz bu arada seyirci de benim gibi 'kim-vurdu'ya gidiyor. Bence Akgüllü de durumun farkında onun için 'Lysistrata Düşleri' demiş oyuna. Dikkat edin 'Lysistrata'nın düşleri' değil. Zira Lysistrata'nın düşleri Aristophanes'in Lysistratası'nın düşleri olacak ki bu esere yakın olacağım demek. 'Lysistrata düşleri' ise başka şeyler ima ediyor olabilir. Lysistrata kelime olarak  'ordunun tasfiyesi' anlamına geliyormuş. Böyle okursak  'Orduların tasfiye edilmesi üzerine bir düş' gibi de anlamak mümkün. Bir 'açık kapı' daha var o da Aristophanes'in kadın kahramanı Lysistrata böyle düşler görüyor olabilir mi diye de 'çeşitleme' yapmak da mümkün. Yâni 'ben öyle hayâl ettim' kaçamağına hazırlık.  Ama Ömer Akgüllü'nün oyunu bunların hiçbiri değil. Zaten sorun da burada başlıyor ya da başlamış ve hemen bitmiş. 

Oyunun masa başında tamamlanmış bir dramaturjik çalışması yok. 'Ne söylemek istiyorum?' 'Nasıl söylemeliyim?' soruları üzerinde fazla düşünülmemiş. Akla gelen hoşluklar eklenmiş. Ortaya 'eklektik' bir yapı çıkmış. Sıralama bozuk diyeceğim ama sıralananlar da klişe. Arada bir sahneye gelen 'antik karakter' de hani anlamadıysanız size ne olduğunu anlatıyor. Bol bol birbirinden ilgisiz müzik parçası var. Onların eşliğinde bir sahne canlandırılıyor. Müziğin konu ile ilgisi ise 'olduğu kadar'. Kalaşnikof şarkısı çalarken kadının kalaşnikofla erkeği tehdit etmesi gibi bence ucuz ve sıradan. Sanki sahnede klip çekiliyor. Bunun bir anlatım biçimi olup olmadığı üzerinde iyi niyetle düşündüm. Parçaların uyumuna kafamı takmayayım bütüne bakayım dedim. Ancak genel resim de anlamsız. Kale nöbetindeki askerleri ayartmak için  birbirine üzüm yedirirken bacaklarını açan kadınlar ve onların karşısında 'eriyen' askerler, Türkan öğretmen, hamile kızın babalarına(dört baba var) gidişi, erkeğin etrafını saran kadınlar(hoşt) sahneleri benim tüylerimi diken diken etti. Ben Türk seyircinin de bunları hak ettiğini düşünmüyorum. Kızın 'ben hamileyim' dediği sahne, 'Komando' sahnesindeki  'Amerikan çavuş', eski Amerikan müzikallerinden çıkmış üç kadının erkekleri ayartan dansları çok eskimiş, modası geçmiş eleştiriler. Bunlar,  yönetmenin Rusya'da eğitim almasından mı kaynaklanıyor diye düşündüm. Rusya'da bile kalmadı artık bu eleştiriler. (Yergi olduğundan bile emin değilim) 'Imagine' şarkısına bağlanan mayın sahnesinin seyircileri güldürmesine rağmen beni çok gerdiğini söylemeliyim. Hangi aklın ürünü olduğunu da merak ediyorum doğrusu. Post-modernizm gençlerin aklını da karıştırdı sanırım. Yıkmak adına yapılan şeyler bazen saçmalamaya kadar varıyor.       

Oyunculara bir tavsiyem var. Evinize bir boy aynası alın ve kendinizi seyredin. Kendinizi videoda  seyretme olanağınız da var. Videonuza bakın. Bu hâlinizle sadece Türkiye'de oyunculuk yapabilirsiniz. O da kısa bir süre. Ama bu kadar ritim duygusundan uzak ve dans edemeyen bir grupla kendinde müzikli ve danslı bir oyun yapma cesareti bulanlara da pes diyorum.   

Oyunla ilgili beni en çok rahatsız eden husus ise oyunun fikir anlamında 'sığ' oluşu. Buna oyunun estetik yoksunluğunu da katarsanız üzüntü verici bir durum ortaya çıkıyor.  

Tuttuğum notlarıma bakıyorum, bu yazıya eklenecek çok ayrıntı var. Ama bu kadarını yazarken bile içime darlık geldi. Bir  Cumartesi akşamı başka seçenekler varken tercihimi Lysistrata Düşleri'nden yana kullandığım için zaman kaybettim.


Melih Anık

Not:

Yazının bu kısmı bence daha önemli. Oyun çıkışı Eraslan Sağlam'a düşüncelerimi söyledim. Beni dinlerken gösterdiği olgunluğu övgüyle belirtmek isterim. Twitter'da paylaştığım düşüncelerimi de RT'lemiş. Ben bu tür davranışlara alışık değilim. :))  Kendisine teşekkür ederim.
Bu vesile ile Tatavla Sahne'nin onun yönetiminde aldığı yeni şeklin onun kişiliğinin ve tiyatro anlayışının bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Mekânın düzenlenmesi üzerinde titizlikle duran ve varını yoğunu oraya yatıran tiyatroya saygılı bir insan var karşımızda.
Eraslan Sağlam, tiyatrosunun iki yıllık planlamasını yapmış. Oyunlar, yönetmenler hatta oyuncular belli imiş. (İnsandan Kaçan-Yiğit Sertdemir, Aksesuarcı-Yücel Erten, Antigone-Eraslan Sağlam, Ayak Bacak Fabrikası- Murat Karasu) Repertuvarı hazırlarken de belli bir düşünce ile yürüdüğünü gördüm. Ödenekli tiyatrolar bile bunu yapamazken Sağlam'ın çağdaş anlayışını övmek istiyorum. Bahanelere sığınmadan ne yapmak istediğini bilen bunu gerçekleştirmek için elinden geleni yapan Eraslan Sağlam'ın tiyatroculara örnek olması dileğimdir.      

1 yorum:

  1. Bilinçli izleyicinin ciddî izlenimleri yada tiyatroya terbiye...

    Tiyatronun estetik yöntemleri kullanarak izleyiciyi eğitmesi, terbiye etmesi gibi bir işlevi de var. Ama ne yazık ki, bu pek ciddî biçimde ele alınmıyor ve durum böyle olunca bilinçli izleyicinin ciddî izlenimler edinip, tiyatroyu eğitmesi, terbiye etmesi gerekiyor. Melih Anık, bilinçli bir tiyatro izleyicisi olduğu için, tiyatroyu eğitmeye, terbiye etmeye devam ediyor hâlâ...

    Hilmi Bulunmaz

    YanıtlayınSil