7 Ekim 2015 Çarşamba

Ezanlı Shakespeare : Yanlışlıklar Komedyası - Bakırköy Belediye Tiyatroları

Genellikle prömiyer ve galalara katılmıyorum. Ancak Bakırköy Belediye Tiyatroları'ndan davet alınca birkaç nedenden dolayı katılmak istedim. Her şeyden önce Bakırköy Belediye Tiyatroları'nın seçilmiş Genel Sanat Yönetmeni'nin şahsında simgeleşen ilk sezon heyecanına ortak olmak istedim. Sezon açılışının 1 Ekim'e rast gelmesi de benim için anlamlıydı. Bir de kişisel bir nedenim var. Bu yıl İstanbul'da geçireceğim zaman geçmiş yıllara göre daha az olacak. O nedenle İstanbul'da olduğum süre içinde çok oyun seyretmek için zamanı iyi değerlendirmek istiyorum.

Oyuna geçmeden önce kafama takılan birkaç hususu paylaşmak isterim.

Oyun öncesi hareketlenen ortamda önemli bir kişinin geldiğini anladık. Bakırköy Belediye Başkanı gelmişti. İçimden 'Ne güzel oyun seyredecek' dedim. Bu az rastlanan bir olay. Bir belediye başkanının oyun seyretmesi manşetlik bir olay bizim ülkemizde. Maalesef Bakırköy Belediye Başkanı da oyunu seyretmedi. Geldiği gibi kalabalık gitti. Kendine bağlı tiyatronun sezon açılışından daha önemli ne işi olabilir bir belediye başkanının? İnsan tarihi belli olan açılış için önceden programını yapamaz mı?

İkinci husus Genel Sanat Yönetmeni'nin davranışı ile ilgili. Oyun öncesi bir oyuncunun tanıştırması ile el sıkıştık, karşılıklı iyi dilekler diledik birbirimize. Oyun sonrası sahnedeki tören sırasında ekibinin ona, onun ekibine gösterdiği sevgiden oluşan sıcacık enerji onunla el sıkışırken benim de hissettiklerimi doğruluyordu.  Alican Yücesoy sempatik, karşısındakine olumlu duygular veren bir insan. Bakışları ve gülümsemesi samimi. Sevildiği belli. Sahnedeki alçak gönüllü tavırları ekibine gösterdiği saygı ve sevgi ile sevilmeyi hak ettiği görülüyor. Ancak yönetim hayatında böyle başlayan ilişkiler zamanla yöneticinin başına dert olur.. Zira tiyatronun bir de disiplin isteyen, kurallara bağlılık isteyen bir yönü de var. Bizim toplumsal alışkanlıklarımız belli ayrımları yapmakta zorlanır. Benden hatırlatması. Böyle başlarsanız zor günlerde zorlanırsınız.

Üçüncü husus ise yabancı yönetmen getirmek ile ilgili. Elbette İngiltere tiyatrosu bizden ileri olduğuna göre hele de Shakespeare oyunu söz konusu ise İngiltere gibi bir ülkeden bir yönetmen getirmek fena bir fikir olmayabilir. Ancak karar, oyunun ne olduğu, bu konuda ne beklediğiniz ve de kiminle çalıştığınız ile çok yakından ilgili. Ben oyunun tümünü değerlendirdiğimde bu oyuna yabancı yönetmenin ilâve bir katkı sağlamadığını gördüm. Hatta bir arada kalmışlık hissettim oyunun yönetiminde. Yönetmenin iyi niyetli olduğunu en başta kabul ederek, metrobüs ile seyahat etmekle yerel halkın tanınamayacağı, kadro tarafından sempatik bulunmanın reji yanlışlarını örtemeyeceğini, ülke ve tiyatrosu hakkında yönetmeni aydınlatmanın 'koyma akıl' olacağı cihetle sığ kalacağını, sempati kazanmaya yönelik konuşmalar yapmanın da sonucu değiştiremeyeceğini düşünüyorum. Yanlışlıklar Komedyası işte bu yüzden yaralı. Belki de durumun kendisi bir 'yanlışlıklar komedyası'..   

Yanlışlıklar Komedyası, Shakespeare'in ilk dönem oyunlarından biri, acemilik dönemi de denebilir.Esin kaynağının Plautus'un Menaechmi ve Amfitron  isimli oyunları olduğu söyleniyor. Ancak Shakespeare'in bir ortaçağ metni olan Gesta Romanorum ve de John Gower'in Confessio Amantis isimli kitaplarına göz attığı da olasılıklardan sayılıyor.

Yazıldığı dönem oyunlarında kimliklerin  karıştırılması çok kullanılan trüklerden. Menander, Plautus'dan çok önce bu konuyu çok anlamlı kullanmış, kimliklerin karıştırıldığı bir ortamda karakterin kendisi ile yüzleşmesi ve bu yolla eskisinden daha iyi bir insan olması fikri üzerinde durmuş. Plautus, Menander'den almış, Shakespeare Plautus'dan. Goldoni'nin de Plautus'dan esinlenerek yazdığı Venedikli İkizler isimli bir oyunu var. Yâni eski Roma ve Yunan'dan bu yana aynı konu, içinde bulunulan topluma göre değişikliklere uğrayarak seyircisine seslenmiş. Hatta giderek Shakespeare'in oyununa verdiği isim tiyatroda bir tür olarak anılır olmuş.

Yanlışlıklar Komedyası'nı seyretmeden önce bu oyunun bugün nasıl sahnelenmesi gerektiği üzerine kafa yordum. İçerdiği konular itibarıyla iki şehrin düşmanlığı, ailenin dağılması, iki kardeşin ayrılığı, efendi köle ilişkisi, dinin toplumdaki yeri, karı koca ilişkisi üzerine yapacağınız giydirmelerin zorlama olacağını oyunun eğlendirici niteliklerinin öne çıkarılmasının, doğaçlama üzerinden konunun köpürtülmesinin imkânlı ve  doğru olacağını düşünmüştüm. Oyunun 'absurd' karakterini de dikkate alarak bizim orta oyunu(ve de Commedia dell'arte)  özellikleri ile buluşabileceğini, dekorda Karagöz Hacivat mekânlarının kullanılmasının hem Türk Tiyatrosu'na bir gönderme olabileceğini hem de seyirci ile ilişkiyi sıcak tutmasını sağlayacağını düşünmüştüm. Karşıma tamamen farklı bir Yanlışlıklar Komedyası çıktı. Kendi kafamdakini bir kenara koyarak İngiliz yönetmenin ne yapmak istediğini anlamaya çalıştım.

Bakın oyunun tercümanı Bülent Bozkurt ne demiş:

"Shakespeare'in 'acemilik' dönemi oyunlarından sayılabilecek olan Yanlışlıklar Komedyası'nda yer yer abartılı ölçüde görülen bu öğe, oyunu günümüz tiyatro sahnesine aktarmak isteyen bir yorumcu için oldukça zengin bir 'absurd' potansiyele sahip.
İngiltere'de Shakespeare'den önce, Orta Çağ edebiyatında ve tiyatrosunda, sonu iyi biten anlatı, öykü ve oyunlar 'komedi' olarak tanımlanırmış. Bu tanım bir ölçüde Rönesans ve daha tartışmalı olmakla birlikte, günümüz tiyatrosu için de geçerli.
Orta Çağ tiyatrosunda bir oyunun 'komedi' sayılabilmesi için tümüyle 'komik' öğeler içermesi şart değil. Sonunun iyi bitmesi, örneğin âşıkların kavuşması, kayıpların bulunması, yaraların sarılması, ölenlerin dirilmesi yeterli."
"Olaylar, eski çağlarda cinlerin, perilerin, büyücülerin anayurdu olarak bilinen Efes'te geçer."

 Yâni Shakespeare, oyunu halkın algısı üzerine kurmuş. Bugün oyunu sahneleyecek olan yönetmenin benzerlikler yapabilmesi için neyin ne olduğunu iyi bilmesi ve seyircisini de iyi tanıması gerekiyor.
Ama sanırım yönetmen Bülent Bozkurt'u okumamış. Türkiye'yi tanıyamamış. Bence hatası tanıdım sanması olmuş galiba. Önceden yer etmiş bakış açısının üstüne kendisine anlatılanları ve gördüklerini katarak harman etmiş ama ortaya çıkan oryantalistlerin Doğu'ya bakışı gibi olmuş.  

Yıllardır birbirinden ayrı düşmüş iki ikiz efendi ile onların iki ikiz uşakları aynı şehirde olunca önce kendileri sonra aileler daha sonra da şehir halkı onları karıştırıyor. Bu karışıklıktan ortaya gülünç olaylar çıkıyor. Bu arada baba oğullarını arıyormuş meğerse. Anne de o şehrin manastırındaymış. Oyun sonunda karışıklıklar çözülüyor, aile buluşuyor. Mutlu son.   

Yönetmen ezan sesi ile oyunu başlatmış. Onun yanında daha geriden duyulan çan sesleri var. İlerdeki sahnelerde duyulan seslerin çan sesi mi meydan saatinin gongu mu olduğu kesin anlaşılamıyor ancak ardından gelen repliklere bakınca o seslerin  bizim vakit ezanları gibi zamanı gösterdiğini anlatıyor diye yorumluyorum. Ezan sesiyle bir Shakespeare oyununu başlatmak iddialı bir giriş. İnsanın içinde ne seyredeceğim merakı uyandırıyor. Ancak sonradan anlıyorsunuz ki derinliği yok. Oyunun başlangıcında yaratılan atmosfer seyircinin hayâl kırıklığı da aynı zamanda. Shakespeare 'üç birlik' kuralını kullanmış bu oyunda. Yâni olaylar bir gün içinde geçiyor. Oyunun başında duyduğumuz ezan ile sonunda duyduğumuz ezan belki de bu amaca hizmet etmek için kullanılmış ama bizim ezan günde beş vakit okunuyor. Bu nedenle ezanı zaman göstericisi olarak kullanmak isterseniz olayların geçtiği süre için iki ezandan fazlası gerekli. Bence kilise çanı zamanı göstermek için daha uygun.  Yönetmen, en sondaki rahibenin birlik kardeşlik konuşması ile ulaşılan 'mutlu son'dan da ilham alarak oyunu dinler arası barışçıl bir yere konuşlandırmaya çalışmış. (Yönetmen dinler arası dialoğu biliyor mu acaba?) 'Bu olaylar dünyanın her yerinde olabilir  Türkiye'de de olabilir' demeye de getiriyor. Ortak paydamız insanlık ve tüm dünya bir 'oyun bahçesi' yâni.  Ama ezanla başlayan oyun manastır kapısında bitiyor. Birleştirici güç rahibe. Onun karşıtı üfürükçü- büyücü hoca da oyunun şakası gibi görünüyor. En belirgin olan toplumsal eleştiri Polis tipi ile yapılmış. Kıyafeti  bizim polisinkine çok benziyor. Paranın emrinde ve rüşvet alarak tutuklama yapması yönetmenin tercih ettiği belki de tek toplumsal eleştiri. Ama yönetmen, polise yaptığı vurguyu üfürükçü hoca tiplemesinde yapamamış. Kıyafetine bakarsak üfürükçü hocayı Hindistan'da bulmuş. Dük'e de zamanın otoriter (diktatör) kişiliği olarak dokunmaktan kaçınmış. Onu da iş adamı gibi vermiş. Yönetmen metrobüs havası koklamış ama oyunun diğer tiplerini hangi metrobüste bulmuş anlayamadım. Gereksiz bir şuhluk içinde seksî ev hanımı, cicişlere benzeyen kız kardeş, beden dilleri ile ucuz dizilerden alınma erkekler, kötü kötü bakan zindancı, acayip bir büyücü- üfürükçü ve onun molotof atacakmış gibi duran yüzlerine eşarp bağlamış yardımcıları. Manastırın kapısındaki Hz.Meryem ve çocuk İsa ikonası altında ailenin kucaklaşması da misyoner bir gönderme (sanki). Dini birleştirici olarak sunma bir övgü mü yergi mi? Seyirciye bırakıyorum. Bizim seyircimiz anlar!

Oyuncuların  oynama tarzı ise dramatik. Sözcükler içselleştirilmemiş, dudaklarda kiracı gibi. Öyle olunca her duygu suni, hareketler koşuşturma olmuş. Samimiyet yok olmuş.  Oyuncular rollerini çok ciddiye almış ve içine sığmak için çok gayret sarf etmişler. Ama yönetmenin oyunu 'tutuş'u ve metnin özelliği nedeniyle oyuncuların karakter yaratma gayretleri sonuçta yüzeysel  'tip' aşamasında kalmış. Bunu bilerek baştan ona uygun bir oyunculuk biçimi seçselerdi keşke. Dekora, kostümlerin şen şakrak havasına, sahne değişimlerindeki mizansene bakarsanız oyunun havası  şenlikli olmak için yola çıkıldığını gösteriyor. Ama sonuç insanın ağzında kekremsi bir tat bırakıyor, yüzünü buruşturuyor. Seyirci ilk akşam seyircisi olmayacak bundan sonra. İlk gecenin gülüşleri bana biraz dost arkadaş desteği gibi geldi.

 Tiyatroda çok başarılı çalışmalarını gördüğümüz Tolga Çebi'nin müziklerinin oyuna ne kattığı belli değil. Çok iyi bir tasarımcı olan  Sadık Kızılağaç'ın kostüm tasarımları ucuz işçilik ve kumaşla ağırlığını kaybetmiş basit kalmış. Adriana'yı öyle giydirmenin anlamını ben çıkaramadım. Bu oyunda iki ikizin kostümlerinin aynı olması geleneksel sanki. Ancak komşu iki şehirde farklı ortamlarda yetişmiş kardeşlerin farklı oldukları kostümlerde de kendini gösterseydi keşke. (Birinin pantolon renginin diğerinin ceketinin rengi olması gibi.)  Dekorun soyutluğu ile oyundaki somutluklar çelişkili. Oyun alanının derin tutulması bence son derece şematik ve iki boyutlu olan oyunun ruhuna uymuyor. Mizansende de geriye doğru gidişler sorun yaratıyor. Sahne üzerinde oluşturulan yükselti ise bir anlam yaratmaya yönelik değil. Sahneyi seyirci ile birleştiren merdivenlerin işlevi ise oyunu seyirci ile birleştirmiyor, atraksiyondan öte bir anlam içermiyor. O kostümler içindeki oyuncular, seyirci arasında ayrık otları gibi kalıyor. Zira seyirci ile bütünleşme bu rejiyle mümkün değil. Seyirci arasından çıkan oyuncu seyirci ile aynı değil. Sahne üzerindeki mekânların bir Avrupalı yönetmen tarafından böylesine gelişigüzel kullanıldığını çok az gördüm.

Oyuncular hakkında tek tek bir şey yazmayacağım. Aşağıda oyun kadrosunu verdim.  Hepsi ismi olan oyuncular. Oyunun dramaturgu birkaç yıldır tiyatromuzda çok beğenilen oyunların yazarı. Hepsi yapılanı görmedi mi?  Onların  bu sonuçta payları olduğunu düşünüyorum. İçlerine sindirmişlerse benim onlara söyleyecek bir sözüm yok.

Melih Anık

Not: Şişli'den Ataköy'e metrobüs ile gittim. Kendi arabamla gitmeyi düşündüm ama trafikten korktum. Yoldaki trafik yoğunluğunu görünce iyi ettim dedim ama metrobüsle saat 19 civarında seyahat etmek bir işkence. O saatlerde insanî bir araç değil metrobüs. Şu soruyu sormak istiyorum: Neden İBBŞT ile Bakırköy Belediye Tiyatroları birbirlerinin oyunlarına sahnelerini açmaz? Dekor kostüm yönetmen paylaşmaktan daha büyük bir dayanışma değil midir bu?   

Ben baktım isterseniz siz de bakın:

http://www.shakespeare-online.com/sources/comedysources.html
http://mural.uv.es/juver/mistaken.html
http://www.rsc.org.uk/explore/shakespeare/plays/the-comedy-of-errors/sources.aspx
https://tr.wikipedia.org/wiki/Yanl%C4%B1%C5%9Fl%C4%B1klar_Komedisi

http://www.insanokur.org/yanlisliklar-komedyasi-the-comedy-of-errors-william-shakespeare/



2 yorum:

  1. Melih Anık okumayan eksilir...

    1972 yılından bu yana tiyatroyla uğraşıyorum ve (belki) milyonlarca "tiyatro değerlendirme yazısı" okudum. "Ezanlı Shakespeare: Yanlışlıklar Komedyası - Bakırköy Belediye Tiyatroları" gerçekliğinde bir tiyatro yazısını okuduğumu hiç anımsamıyorum...

    Melih Anık, yalnızca Türkiye tiyatrosunun değil, dünya tiyatrosunun çıtasını yukarı çıkartıyor. Anık, bugünün tiyatrosuyla dünün ve hattâ yarının tiyatrosu arasında paslanmaz çelikten bir köprü inşa ediyor. Mühendis kafasına sahip bir "tiyatro düşünürü" sahibi olduğumuz için, kendimi bir "mîmar tiyatrocu" gibi duyumsamaya başladım.

    Hiçbir ÖDÜL, "istek" kadar ivmelenme işlevini yerine getiremez. Gerçek yazar, kendi kendinin lokomotifi yada buzkıran gemisidir. Çıkarsız yazar, kendi kendini isteklendirme yeteneğine sahip biridir...

    Melih Anık'ı izliyorum, izliyorsun, izliyor, izliyoruz, izliyorsunuz, izliyorlar ama "körler sağırlar birbirini ağırlar"cılar izlemiyormuş gibi yapıyorlar. Ben, "Türkiye Tiyatro Tarihi" sayfalarına kaydetmeye devam ediyorum...

    Hilmi Bulunmaz

    YanıtlayınSil
  2. Cok buyuk zevkle izleyemedim
    birseyleri degistirmekle , birseyleri ozdeslestirmek cok farklidir ( seydiz)

    YanıtlayınSil