11 Ekim 2015 Pazar

Semaver Kumpanya Kuşlar'ın Kanatlarını Yolmuş

"Aristophanes  Kuşlar'ı yazdığı yıllarda yorgundur, bezgindir, üzgün ve kırılmıştır. Bir zamanlar iyimser ve yapıcıyken kendini karamsarlığa bırakmıştır. Atina'da Hermes davası çıkmış dine karşı işlenen bir suçun araştırması ve soruşturmalar almış yürümüştür. Atina'yı korku ve kuşku sarmıştır. Gammazlık, curnalcılık almış yürümüştür. Bu şartlarda hiçbir komedya yazarı saldırılarını Atina'ya yöneltemezdi. Aristophanes de başka bir dünyaya kaçmak ister. Özlediği dünyayı canlı bir tablo halinde yurttaşlarına örnek olarak verir. Hayal ve fantazi dünyasına sığınır." Kuşlar böyle bir ortamda ortaya çıkar.


"Kuşlar Atina'da 414 yılında Büyük Dionisos bayramında oynanmış ve ikinciliği kazanmıştır. Aristophanes bu komedyayı kendi adıyla değil Kallistratos adıyla oynatmıştır. 421 yılında oynanan Barış ile Kuşlar arasında geçen altı yıl boyunca Aristophanes hiçbir oyun  yazmamıştır."  

"İki Atinalı ömürlerini mahkemelerde geçiren Atinalılardan bıkmışlardır. Kavgasız, davasız bir hayat sürebilecekleri bir yer aramaya çıkarlar. İki kuşun peşine takılarak bir koruluğa varırlar. Burada insanken sonradan hüthüt kuşu olan Tereus oturmaktadır. İki arkadaş Tereus'a bundan böyle kuşlarla birlikte yaşamaya karar verdiklerinin bildirirler."

Azra Erhat Kuşlar'ın Remzi Kitabevi'nden çıkan 1966 yılına ait baskısının ön sözünde oyunu böyle anlatır ve der ki 'Kuşlar bir fantazya bir ütopyadır'

Semaver Kumpanya'nın sahnelediği Kuşlar'ı Yavuz Pekman uyarlamış Volkan M. Sarıöz yönetmiş. Dramaturji Yavuz Pekman ve Bilgesu Kasapoğlu'na ait. Seyrettiğim oyunda kimin ne kadar payı var ayırt edemiyorum bu nedenle ben sorumluluğu üçü arasında pay edeceğim.

Öncelikle oyunda beğendiğim hususları belirteyim. Koreografi(Ebru Cansız), dekor tasarımı(Volkan M.Sarıöz ve Zeki İlyas Kızılışık), Güven ile Umut hariç kostüm tasarımı(Deniz Çağrı Bilgili) müzik(Okan Kaya)  Butafor kapsamındaki eşyaları da beğendim.  Oyunun genel havası Kuzgun Acar, Metin Denizer'i anma fırsatı verdi. Oyunculukların iyi olduğunu söylemeliyim. Bu kadrodan isimlerini ezberleyeceğimiz yeni oyuncular çıkacak.

Oyunu okuduğunda bugün ile olan benzerlikleri görmeyen olabilir mi acaba? Aradan 2415 yıl geçmiş! Bu bile başlı başına üstünde derin derin düşünmek için bir neden değil midir? Nasıl bir dünya bu! Bizim o kadar bel bağladığımız tiyatro neden adam edemiyor halkları? Hiç mi ders almıyor toplumlar? Yoksa adam olamayanlar tiyatrosuz yaşamaya mahkûm edilenler mi? Yanlış nerede?

Peki bir aydının facebook'da paylaştığı şu satırların altına imzasını atacak çok kişi var desem yanlış mı yapmış olurum?

'Benim gönlüm artık bu baskıyı kaldıramıyor, benim gönlüm artık tahammül edemiyor haksızlığa, zorbalığa, zulme, Türkiye'nin aydın insanlarına yapılan kötülüklere, aydınlanmaya vurulan darbelere, görmek istemiyorum artık...'

Bu insanlar o iki Atinalı gibi Atina'dan kaçıp  huzur içinde yaşayacakları bir yer özlemi içinde değiller mi? Onların bir ütopyanın peşine takılarak bir fantazya âlemine yolculuk yapma düşleri görmediklerini söyleyebilir misiniz?

 Bu açıdan baktığınızda ortam ne kadar MÖ 400'e yakın ve iki Atinalı (Güvendost ve Umutlugil) ne kadar güncel iki karakter değil mi?

Oyunda ne oluyor?

Semaver Kumpanya iki Atinalıyı iki komedi karakteri hâline sokmuş onları kendilerine gülünecek iki tip yapmış. Oysa onlardan seyircilerin arasında onlarca var ve durumları da hiç gülünecek gibi değil. Salonu sahneye bağlayan merdiven onların içine düştükleri boğucu atmosferden kendilerini fantazya dünyası olarak kurulmuş sahneye atmaları için orada durmuyor mu?  

Oyun geleneksel tiyatromuzun ögelerini kullanıyor. Epik tiyatroya malolan yabancılaşmayı kullanıyor. Ama özellikle Serkan Keskin'in tv dizisinden gelen şöhreti onu seyircinin kendisinden bir beklentisi olduğuna inandırmış  ve o da kendini zorunlu hissediyor olmalı ki bence baştan yanlış kurgulanmış olan tipleme giderek palyaçolaşıyor. Özellikle seyirci güldü diye 'gag'ların tekrarı sempatik değil.

Epik tiyatro sadece 'yabancılaşma'dan ibaret değil. Yabancılaşmanın bir amacı var. Amaç seyirciyi kalbinden yakalayarak kafasında (kendi) 'durumu'(nu) düşündürtmek, kendine bakmasını sağlamak değil mi?  Oyuncular başta Serkan Keskin olmak üzere seyirciye sempatik gelmeye çalıştıkça oyunun mesajı dağılıyor, seyirci salondan çıkarken 'eğlendik ama ne oldu?' diyecek gibi geliyor bana.

Gördüğüm bir başka hata da yönetmen ve oyuncuların seyircinin oyunu bildiğini kabul etmiş olmaları (sanki). Gerçi seyirciler o iki Atinalı gibiler ama sahnedeki kendilerini tanıyamazlar bu durumda. Seçilen yöntem 'bilmeyene anlatma' değil 'bileni eğlendirme' üzerine kurulmuş sanki. 'Eğlenme' 'slapstick'lere bağlanmış. Anlar, birbiri üzerine birikerek bir yapı oluşturmuyor, anında tüketiliyor, 'güldür güldür' formatı gibi.    

Oyunun girişinde Dianisos'un çağrıldığı sahne hiç de fena değil ancak gittikçe  'bir şarkı bir sahne' ile oyun, başladığı noktayı unutuyor ve  kabare tarzına dönüyor. Kuşların neden önemli olduğu ve Tanrıları pes ettirebileceği hususu da çok hafife alınmış. Oyunun sonu ise açıkta kalmış.

Bence iki Atinalı oyun başında bugünün iki insanı olmalı ve sahneye seyirci arasından girmeli. Onların değişimi sahnede olmalı. Düşsel yeri arayan insanların 'mürekkep yalamış' olduklarını düşünüyorum. Bu nedenle o iki insanın  'aydın' olması bana daha makûl geliyor. Ayrıca bir perde ile toparlanabilecekken oyunun iki perde olması ve tuluat ile iki buçuk saate uzaması da bence iyi değil.

Bu hâliyle Kuşlar beklentimi karşılamadı. Ama yeniden gözden geçirilirse 'kurtulma' şansı çok. Bence Semaver Kumpanya'ya yakışan da odur.


Melih Anık      


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme