14 Haziran 2014 Cumartesi

Bir Halk Düşmanı'nın (Thomas Ostermeier) Ardından

19.İstanbul Tiyatro Festivali için Türkiye’ye gelen Ostermeier, Bir Halk Düşmanı hakkında yazılan eleştirilere bakarsam İstanbul’dan ‘fırtına’ gibi geçti; seyrettiğim oyuna bakarsam ‘hayâl kırıklığı’ oldu.

Misafir olarak gelen gösteriler hakkında yazılanlar o yazıların öznesi olanları hiç ilgilendirmiyor; genellikle geride kalanlar için bir başka değerlemenin nesnesi oluyor. Bunun pek çok nedeni var. Her şeyden önce o topluluklar kendilerini kanıtladıkları için davet ediliyor. O topluluklar da farkında bu gerçeğin. Türkiye’den onlar, haklarında yazılana bakmıyorlar. Seyirci ise dünyanın beğendiğini beğenmemek kendi kusurunu ortaya çıkartacakmış gibi durduğu için beğenmek zorunluymuş gibi birbiri ile yarışıyor. Seyirci (eleştirmenler de dahil) ‘adam yapmış abi’ duygusu içinde beğenecek bir şeyler bulmaya çalışıyor. Ayrıca örneğin Ostermeier’i yermek, festivali düzenleyenlerin seçimini de yermek gibi anlaşıldığı için “giden nasılsa aldırmıyor ama geride kalanlarla ‘papaz olmayayım’” endişesi ile övgü eleştirileri daha çok yazılıyor.

Ostermeier’ın yaptıklarını sık sık görmediğim için(daha önce Hamlet’i ekrandan izlemiştim) düşüncelerim Bir Halk Düşmanı ile sınırlı; ünlü yönetmenin mesleki izi içinde oyunun yeri üzerine  lâf etmem olanaksız. Ben Ostremeier’i değil Bir Halk Düşmanı’nı eleştirmeye çalışacağım.  Bu arada klâsik bir eseri yeniden yorumlama üzerine de bir şeyler söylediğim anlaşılacaktır(umarım).

İbsen’in Bir Halk Düşmanı ile başlamak doğru olacaktır. Ostermeier de onunla başlamış.

Dr. Tomas Stockmann, bir kaplıca kasabasında üç çocuğu ve eşiyle birlikte yaşamakta, kasabadaki  kaplıcanın  doktoru olarak çalışmaktadır. Araştırmalarında kaplıcanın halk sağlığına zararlı kimyasallar içerdiğini keşfetmiştir. Başlangıçta Dr.Stockmann’ın arkasında olan kasabanın gazetesi ve kanaat önderinin desteği(ki oyunda bu başat çoğunluk olarak isimlendirilir) doktorun ağabeyi ve kasabanın Belediye Başkanı olan Peter’in müdahale etmesi ile taraf değiştirir. Tehditleri ile korkutarak(Peter’i Hitler’in ön örneği gibi algılayanlar var) halkı da etkileyen Başkan, doktorun ‘bir halk düşmanı’ olarak ilân edilmesine neden olur. Başlangıçta Dr.Stockmann'ı destekleyen başat çoğunluk, onun karşısına geçer. Zira herkes ‘kendinden yanadır’. Dr.Stockmann’ın evi taşlanır, çocukları okuldan uzaklaştırılır, kendisini destekleyen Kaptan işsiz kalır. Olaylar sürerken doktorun kayınpederi(ki kaplıcanın kirlenmesinde en büyük pay onundur), doktor ve karısına miras bırakacağı parayla kaplıcanın değeri düşen hisse senetlerini toplamıştır. Hisse senetlerini doktora verir. Bunu haber alan kasabanın gazetesi ve kanaat önderi, doktorun ucuz yolla hisse senetlerini toplamak için kaplıcanın kirlendiği haberini yaydığını açıklayacaklarını söyleyerek doktoru tehdit eder ve doktoru kendi çıkarları doğrultusunda bir anlaşmaya zorlarlar. Doktor bu tehditlere karşı dik durur ve onun yanında mücadele etme kararlığında olan ailesi ile birlikte kasabadaki çıkar çevreleri ve iktidar ile savaşmaya karar verir.    

İbsen bu eseri 1882 yılında yazmış. Yazıldığı tarihten 132 yıl sonra eser, yaşadığımız dünyada geçerliliğini korumakta. Türkiye’de gündem yaratabilecek bu oyunu Almanca seyretmek zorunda kaldık. Öncelikle bu hususun altını çizmek istiyorum. Bunun Ostermeier için bir övgü olduğu umarım anlaşılmıştır. Ama oyunu bizim için yapmadığına göre kendi ülkesinde de bizimkine benzer sorunlar yaşanmakta olduğu açıktır. Bu açıdan ‘yok aslında birbirimizden farkımız’!

Ostermeier, İbsen metnini esas almış, metni kendi tiyatral ve politik anlayışı doğrultusunda yeniden kurgulamış.(Ben buna ‘cover' yapmış diyorum) Ama ne dediği karmaşık ve karışık. İbsen’in 1882’de söylediğini hatırlarsanız ‘yeni’ değil. Ben Ostermeier’ın  ‘yeni’yi bulmasını isterdim.  Yola çıkarken oyununun dünyadan ilgi göreceğinden de emin olarak oyunun sunulduğu ülkeye bağlı olarak ekleme yapılabilecek noktaları açık bırakmış ve oyuncuya doğaçlama olanağı vermiş. Bu arada sahneyi kayıt ettiriyor. Bu bir anlamda ‘laboratuar sonuçlarını’ sonradan analiz etmek için olmalı.

İbsen’in metninin pek çok yol ayrımları var. Seyirciyi oyuna katan Ostermeier’ın, ‘nafile denemeler’ yapacağına İbsen’in metnindeki bu dönüm noktalarını kullanabilmesini ve oyunu farklı yollardan  sonuçlara ulaştırmasını dilerdim. Bu çok zor bir şey ama Ostermeier’e de bu yakışırdı. Yapamamış olmasına üzüldüm.

Öncelikle Ostermeier’in metinde yaptığı değişikleri belirtmek isterim.

Ostermeier, İbsen’in üç çocuklu ailesi yerine doktorun ‘çekirdek’ ailesini doktor, karısı ve yeni doğmuş bebekten oluşturmuş. İbsen’in metninde yetişkin olan büyük kızın bazı repliklerini doktorun karısına söyletmiş; ev içinde ‘çocukları için saçını süpürge eden anne’ durumunda olan doktorun karısı doktorun ‘hayat arkadaşı’ durumuna gelmiş ve bir bakışla ‘modernleşmiş’(?), çalışan kadın olmuş. Ancak İbsen’in metninde, başta karşı çıkmasına rağmen yaşananlar karşısında ‘evinden dışarı çıkma’ ve kocasının yanında mücadele etme  kararı alan ‘evin annesi’nin değişimi ortadan kalkmış. Büyük kızın replikleri anneye verilince genç anne, İbsen'de bile olmadığı halde gazete editörü ile öpüşmüş ama bu hareketin kocasının içine düştüğü duruma elinden gelen katkıyı yapmaya çalışan genç kadının fedakârlığı yerine onu, kocasını aldatan bir kadın durumuna düşürmüş. İbsen ‘aile birliği’ni vurgularken Ostermeier için bu ayrıntı olarak kalmış.  Kadının dünyadaki durumunun –Almanya bile olsa- bizimkinden çok da farklı olmadığını sanıyorum. Bu nedenle Ostermeier’in, kadını İbsen’den bile geriye atmasını ve o ‘tuhaf öpüşmeyi’ çözemedim.

Ostermeier, doktor, karısı ve gazete çalışanlarını birlikte müzik yapan bir topluluk olarak göstermiş. Akıllı bir adam olarak gözüken doktorun kasaba medyası ile içli dışlı olması da yadırgatıcı bir durum, hele oyunu bugüne getiriyorsanız. Medya ile dost(!) olan doktorun  çok  ‘saf’ olduğunu anlıyorum ki onun kendi başına gizli yürüttüğü araştırmaları yapması ve mücadele adamı olması  bana ikna edici gelmiyor. İbsen bile gazete yazı işleri müdürüne söyletiyor ‘gazetecilerden adam çıkmayacağını’. Ostermeier’ın oyununda herkes iç içe.

Ostermeier, oyunun sonunu ‘açık’ bırakmış. Doktor ve karısı ellerindeki hisse senetlerine bakarken perde kapanıyor. İbsen’in doktoru ise -ailesi yanında- ‘parti kabile reislerinin kökü kazınmalı’ diyor ve  mücadele edeceğini haykırıyor. İbsen’i tercih ederim. Zira bence umut hâlâ ailede, hele Avrupa’da yaşıyorsanız!

İbsen’in metninde halkı temsil eden oyuncular var. Ostermeier en radikal değişikliği, onları kaldırarak yapmış. Oysa o halk(rolleri), Başkan ve yandaşları tarafından ‘güdülerek’ doktoru ‘bir halk düşmanı’ olarak ilân ediyor. Ostermeier’in kurgusunda halk ortadan kalkıyor, başkan ve işbirlikçileri (gazete editörü ve kanaat önderi) doktoru ‘boyuyorlar’ (boyalı balonları fırlatıyorlar.) Bu boyalar biraz önce beyaza boyadıkları duvarları da karartıyor. Ama o boyaları atanlar işbirlikçi, kışkırtıcı grup. Önemli olan halkın katkısının (oynaklığının) gösterilmesi.  Ostermeier o sahnede seyircileri oyuna ‘halk’ olarak katmayı planlamış. Oyundaki kanaat önderi, doktorun konuşmasının arasına giriyor ve seyirciye yönlendirici sorular soruyor ama seyirci ‘sazı eline alıp’ oyunla ilgisiz şeyler söylüyor.  Bizim gibi hassas bir gündemle yaşayan insanlardan oyunun akışı ile ilgisiz pek çok yorum geliyor. Herkes ‘daha çok kim alkış alır?’ konuşması yapmaya çalışıyor.  Şu kesin ki Ostermeier ve ekibinin Türkiye hakkında bir kanaati var ama çok ‘uzaktan’, kulaktan dolma. Bir tiyatrocu hele ismi Ostermeier'se bunu yapmamalı. Bu gündeme hâkim olamayan moderatör için tehlikeli de. Seyircilerden biri ‘oyunun içinde miyiz dışında mıyız?’ mealinde bir soru sordu ki bence en anlamlı katkı oydu. O sonuçsuz ‘forum’dan(?) sonra seyirci ‘boşalmış’ oldu. Bu modern çağın ‘katarsis’i mi? Oyun o forumdan hiçbir katkı almadan bilinen akışında devam etti. Öyleyse neden o forum yapıldı?

Ostermeier, metinde bugünün seyircisinin aşina olduğu   ‘yenileştirmeler’ yapmış. Bunlar genellikle idari prosedürlerle ilgili çağlar arasındaki değişiklikler üzerine kurulu. Doktorun kızının çevireceği öyküyü bilimsel bir makale yapması da bu değişiklerden biri. İtirazım yok. Doktorun halk karşısında yaptığı konuşmanın ilk bölümü tercümenin de yetersizliğini dikkate alırsak bence fazla(gereksiz) derindi(?) Oyunda doktorun aile dışındaki tek destekçisi olan Kaptan rolünün kaldırılışı doktora ‘daha iyi salon vermediler’ dedirtiyor. Oysa ki o salonu konuşması için doktora, kaptan veriyor. Dekorun gelişigüzel boyanmasının işbirlikçiler tarafından yapılması da onların doktora mekân hazırlayarak  konuşma şansı verdiklerini gösteriyor ki bu da yanlış bir tercih. Zira doktorun karşısında olanlar doktoru konuşturmamaya kararlı. İbsen'in  Kaptan'ı evinin kapılarını doktora açıyor. Kaptan doktora yardım ettiği için işinden oluyor. Bu iktidarın doktor üzerinde kurduğu baskıyı ve çemberin daraldığını  da gösteriyor. Ostermeier gereksiz bulmuş.

Ostermeier farkında mı bilmiyorum Almanca oynanan oyunun tercümesinde ‘çapulcu’ kelimesi kullanılıyor ve tabii ki alkış alıyor. Bir başka yerde ise danışmanın “tekmesi ve raporuna” gönderme var. İkinci hususu Almanca anlayanlar anlayabiliyor, ben de bir arkadaşımdan öğrendim. ‘Çapulcu’nun işgüzârı kim? Türkçeye tercüme edilmeyen tekmecinin ‘raporu’ ile kime ne demek isteniyor? Sadece Almanca anlayanlara yönelik bu hususu, tiyatral anlamda seyirciyi oyuna katmayı düşünen yönetmenin hangi ‘ulvî-cin’ düşüncesi diye anlayayım? Tiyatroyu böyle kullanmanın amacı ne? Bence bunlar Ostermeier’i ‘popülistleştiriyor’. Değer mi?

Oyuna katılan köpek,  doktorun elindeki kağıtları yere dağıtarak atması, duvara yazılan zaman,  duvara çizilen radyo, duvardaki tebeşirle çizilmiş radyo düğmesinden sesi kısılmayan (radyodan sesi gelen) müzisyenin uyarılması, duvarların oyuncular tarafından beyaza boyanması, oyuna şarkılı girişin sonradan ‘unutulması’, doktorun evin bir eşyası gibi taşınması, sahne önüne indirilen delikli perde bence  popülist bakışın yansımaları. Ostermeier’e çok hayransanız birtakım ‘boncuklar’ bulursunuz belki ama bunlarda seyircinin hoşuna gitmekten (hayran bırakmak) başka bir ‘değer’ yok. Seyirciye anlatmayı hedef edinmiş gibi görünen bir ünlü yönetmenin siyah duvarlara çizdirdiği resimlerin ne anlama geldiği ise meçhul, ‘süsleme’ olarak duruyor.(En anlaşılır olan ‘çocuk odası oku’)   Şarkıların kullanımındaki gelişigüzellik/süreksizlik de Alman tiyatrosu’nun bu ‘âsi’ pozlu yönetmeni için umut kırıcı. Masanın, ilk sahnede, sahne önü ve arkası arasında ‘araf’ta kalışı, bölme duvarın arkası ve önünün ne için yaratıldığı anlamsız.

Oyunda altı çizilmesi gereken çok önemli hususun gözden kaçması ise bence en vahim bir unsur. Kendi yanında olduğu zaman ‘başat çoğunluğa’ sarılan doktorun karşısında olduğu zaman ‘başat çoğunluk’ karşısında olması İbsen’den kaynaklanan bir husus. Ben oyunda ‘başat çoğunluk’ anlayıncaya kadar bireyin ortaya attığı haklı düşüncelerin öneminin vurgulanmasını isterdim.(İbsen bunu çok güzel vurguluyor) Zira bu oyundan çıkarılabilecek en önemli düşünce bu bence. Ostermeier için önemsiz olsa da..  

Çok disiplinli ve ne yaptığını bilen bir tiyatro olarak saygı duyduğum Alman tiyatrosu için Bir Halk Düşmanı iyi bir örnek olmadı. 


Melih Anık

1 yorum:

  1. "Bir Halk Düşmanı'nın (Thomas Ostermeier) Ardından"a bir derkenâr!...

    Dünya, görsel toplum çılgınlığını bir alışkanlık hâline getirdi!... Kendisi değil de, babası kazanmış kişinin, nasıl ki, har vurup harman savurması kanıksanmış bir durumsa, kendisi oturup oyun yazmak yerine, "puzzle / bilmece-bulmaca" başındaki şımarık çocuğun savruk ruhuyla hareket eden yönetmenler de, "Ibsen'siz Ibsen" yönetme cambazlığı gösteriyor!

    Halkların üzerine Shakespeare'i boca etmiş estetik diktatör "Goethe'nin güncel sürümünün izdüşümü görünümündeki Thomas Ostermeier",
    süte su katıp, yumurtasız omlet yapar gibi, "Ibsen'siz Ibsen" yapmayı da başarabilmiş. Melih Anık'ın bu yazısı, bize uyarı fişeği gibi geldi! Ancak, tiyatro dünyasını renklendirerek, zenginleştirmek yerine, resmî kaşeli mütalâa yazmayı yeğleyen işlevsiz eleştirmenler, her türlü düzeysizliği okurlara pazarlarken, "Ibsen'siz Ibsen" yapmayı ciddî bir yetenek sanan Ostermeier adlı meta estetiği üreticisini pazarlamaya da can atıyorlar!...

    Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

    YanıtlayınSil