7 Nisan 2009 Salı

Tiyatroda Günlük 7 Nisan 2009

Yazıda “Kaynak” Kullanımı…
Yazıya eklenen “Kaynaklar” ile ilgili şöyle düşünüyorum:
Kimisi yazıya doğrudan bağlantılı olanlardır. Onlardan alıntı yapılmıştır.
Kimisi yazıda kullanılmamış da olsa başkaları için yararlı olacağını düşünülen yani “Ararken karşıma çıktı siz de bir bakın” anlamına gelen kaynaklardır. Onlardan alıntı yapılmamıştır. Bu okuyucu için kolaylık sağlama anlamındadır.
Kaynak ile ayni görüşte olmanız gerekmez. Bazen olumsuz görüş de insanın düşüncelerini tetikler. Kendi düşüncelerinizin oluşmasına, berraklaşmasına neden olur. Fikir zıddından da doğar. Kaynak bu anlamda “paylaşılmış/hemfikir olunmuş” düşüncelerin listesi değildir.
("Clash of ideas brings forth the spark of truth." Fikirlerin çarpışması hakikat kıvılcımını meydana getirir.(Avustralya-aborjin atasözü)

“Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar”
Hakikatin kıvılcımı fikirlerin çarpışmasından doğar. (Namık Kemal(Ziya Paşa?))

Ayrıca insan bir göz atmışsa, doğrudan(yani ayni kelimelerle olmasa da) kullanmamış da olsa dürüstlük adına o kaynaktan bahsetmelidir.
Zira “Bilginin kullanılması” bulanık bir durumdur. İnsan bir süre sonra yazdıklarını kendisi bulmuş zannedebilir. Oysa her yeni bilgi (saçma da olsa )insan beyninde bir iz bir tortu bırakır.
Yazınızı kurmaya başladığınızda ne nerden kaynaklanmış bilemezsiniz.
Kaynak vermek, ben bu yazıyı hazırlarken “Şu yazıları okudum,buldum” demektir. Kullandım değil. Bu anlamda kaynak “Ben bu yazıyı yazdığımda benden önce bunlar vardı” demek anlamına da gelir.
Sıradan insanlar, aslında kendilerine ait olduğunu sandıkları ama ordan burdan duydukları ve okuduklarının tortusu ile konuşur ve yazarlar. Ama vahim olan, düşünmeyen, ama tv programlarını ve başka görüş sahiplerini dinleyerek , köşe yazılarını okuyarak fikir ürettiğini zanneden ama kendine ait olmayan doldurulmuş fikir (bilgi değil) ile konuşan o kadar çok aydın(?) var ki. Ülkemizde her alanda bu durumda olan o kadar çok "koyma akıllı" insan var ki. ( Düşünen insanlar susarsa nasıl konuşacaksınız?)
En seçkin görünenleri bile bir gün fark ediyorsunuz , fikri çalıntı.
Örneğin bir romancının yazdığı bir kitabın ne olduğunu anlamak için o yazarın birikimini didiklemek hoş kapıların açılmasına neden olabilir. Ne okumuş, olumlu,olumsuz nerelerden beslenmiş? Çok geniş bir yelpazede okumuş ve ortamda bulunmuşsa romanın neresinin kendine ait neresinin yürütme olduğunu anlayabilmek için bir an için “o” olmanız gerekir.
“O” olamayacağınız için o sizden bir adım öndedir. Ortaya çıkarılan bir eser yüzlerce bilginin yeniden kurgulanmasından başka bir şey değildir. İstisnalar da vardır elbette.
Romanı okuduktan bir süre sonra okuduğunuz başka bir kitapta daha önce duymuş gibi olduğunuz bir düşünce,olay,fikir karşınıza çıkar. Romanda kullanılan fikir ile kaynağı karşılaştırırsınız. Hangisi daha önce yeşermiş?
Olmaz ya , şöyle bir hayalim vardır.
Çok okunan bir roman için bir bilgi bankası oluştursak ve kitabı okuyanlara desek ki : bu kitapta karşılaştığınız karakterleri, herhangi bir bilgiyi, durumu, cümleyi , olayı vb. daha önce okumuş, görmüş ve duymuşsanız lütfen şu siteye kaynağı ile kaydedin. Ben inanıyorum ki bu geniş katılımlı bilgi bankası o romanı deşifre eder. Ne kadar özgün ya da değil anlamak imkanımız olur.
Bunu yapamayacağımız için ilk duyduğumuz her şey bize özgün görünüyor. Oysa özgün diye bir şey yoktur. “Yeniden kurgu” vardır.
Zamanımız “Kurgu Çağı”dır.
Korsan …..
Konu üzerinde düşünmemiş olanlar için hayat kolaydır. Bence onların bıyık altından gülmesinin değeri yoktur.
Öte yandan intihalin suç değil, sıradan bir iş olarak görüldüğü bir toplumda bilgi, kaynak vb konuların değeri de yoktur. Bence korsanı ortadan kaldırmak istiyorsak önce intihal’i kaldırmamız gerekir.
Geçmişte üniversitelerde verdiğim seminer, kurslarda gençlerimizin düşünmediklerini , sloganlarla hayatı idare ettiklerini görmüştüm.
Bazı yazıların altına “yorum” adı ile yapılan saldırıların nasıl bir “cemaat kültürü”nden kaynaklandığını yaşamıyor muyuz? Üzücü olan bu cemaatin içinde toplumda “yer“ işgal eden ünlüler de olmasıdır. Kimisi de susma hakkını kullanır. (?)
Ekonomik yaşam, iş bulma güçlüğü,insanları “kapı kulu” haline getiriyor maalesef.
Bunlardan birisini çok iyi hatırlıyorum. Tiyatro eğitimi alan 4.sınıf öğrencisi idi. Genel çoğunluğa uyarak birisine “saldırma”nın onun için gelecekte rol/iş garantisi olacağını düşünüyor gibiydi.Onu anlamaya çalıştım.Bu ortamda aile içi,dışı toplumsal hayatta ne zorluklar yaşadığını hayal ettim.
Aslına bakarsanız yazı altlarına yorum(?) yazanların pek çoğu genç.Bazıları gece duvarları boyayanlar gibiler.. Onlara kızamıyorum,anlamaya çalışıyorum. Ülkem adına çok üzülüyorum. Onlarla çene yarıştırmanın da bir anlamı ve yararı yok. Zira gençlik duracağı yeri, söyleyeceği sözü bilememek demek değil mi zaten! (Gerçi bizde söyleyeceği sözü bilemeyen sakalı ağarmış o kadar kişi var ki!) Onlar saklandıkları yerlerden vurkaç yapmayı seviyorlar. Çoğu ile yüz yüze gelseniz söyleyecek sözleri yoktur. Belki de size saldırmak onların kendi çevrelerinde prestijlerinin artmasına neden oluyordur. Onlar size karşı değildirler kendilerinden yanadırlar sadece. Belki de birilerine yaranmaktır dertleri.
Kendilerini ifade ederken dağınıkları apaçık ortadayken karşısındakine benzer eleştirileri getiriyor olmalarını nasıl anlatsam..
500 kelimelik bir yazı yazabilme çabasına bile katlanamazlar.Yazabilirler mi kuşkuluyum.
Bir kısmı da yazıyla değil yazan ile ilgilenmeyi tercih ederler. Düşüncenin önemi yoktur. Varsa yoksa “Kim söylemiş?” Düşünce , söyleyen ile değerlenir onlara göre.
Otoriteyi hemen kabul ederler. Nice “zırva” yazıya yorum yapmazlar , konuşmaya alkış tutarlar.
Oysa düşüncenin kendisi, söyleyenden önemlidir.
Bir kısım genç ise kendi meslekleri olan/olacak konuda konuşur yazarken çok ateşlidirler ama saman alevidirler. Hayal edip yapamadıklarının, olmak isteyip de olamadıklarının ezikliği içindedirler. Sanatın içinde olup “külhanbeyi” ağzıyla konuşurlar. Sanatın mizah,zeka,akıl dolu söyleminden haberleri bile yoktur. “Fakirlik”lerini ortaya koyarlar yazdıkları ile.
Ama tahsilini aldıkları tiyatroda nice tiratlar,sözler vardır.
Onlara diyeceğim şudur:
“Bu kadarı az delikanlı..
Oysa neler neler bulunmaz söylenecek…
Aslı iş edada..
……………
Olsaydı biraz nükte biraz malumatınız
Karşıma geçip bunları sayardınız.
Fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar.
Neyleyim Cenabıhak ihsan buyurmamışlar…”(Cyrano de Bergerac)
Ama gençlerin de bir türlü düzeleceklerine olan inancı da yitirmemek gerekiyor.
Belki kışkırtılırlarsa kendilerini aşarlar. Kimbilir?
Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme