9 Şubat 2009 Pazartesi

Tiyatro Pera-“Rahat Yaşamaya Övgü”-(Eski bir Brecht’çi ve solcudan rahat yaşamaya övgü…)

“70’li yılların Brecht’i ile yetiştik biz.
Bize çözüm gibi görünmüştü : Epik tiyatro ile kurtulacaktı toplum ; tiyatro salonları, devrimin başladığı yerdi bizim zamanımızda.
Salonlardaki sloganları , ateşi unutmak mümkün değil. ” Ana” oyunundan sonra nasıl da taşmıştık salondan Beyoğlu’na, sloganlarla ...
Resimlerdeki Brecht gülmezdi. Ciddi bir adamdı. Devrim de ciddi bir iştir. Dalgaya gelmez.
Yönetmenler “Epik olacağım” diye , oyuncular “Yabancılaşacağım” diye olmaz şeyler yaptılar. Tiyatronun eğlendirerek bir şeyler yapabileceği unutulmuştu bir ara.
O tiyatroculardan reklamcılar çıktı. Sanat Yönetmenleri , Mehtere caz çaldıranlar çıktı.
Daha ılımlılar şimdi , yine solcular solcu olmasına.. Gene “epik”ten yanalar. Senaryolar yazdılar. İnsani temalar keşfettiler...Kolay mı? Brecht sinmişti ruhlarına !
Nazım Hikmet’in şiiri sahnelenmez diye esip gürleyip altı ay dolmadan kendi tiyatrolarında Nazım Hikmet şiirlerini oyunlaştırdılar. Başkası yapınca “olmayan” onlar yapınca “oldu”(!).
Şimdi Brecht yeniden gündemde… Fena mı?
Oyundan önce yönetmenin yazısını okudum:
“Nasıl oluyor da yarım yüzyıl öncesi bir yazarın kaleminden çıkmış olan yapıtlar,günümüz dünyası sorunlarıyla böylesine güzel ve şaşırtıcı bir biçimde örtüşebiliyor ? Sorunlar mı değişmedi? Yoksa insanlık tarihi kendini yineleyen bir kader dizgesi mi?”
Düşündüm : Belki de konuyu açmak için soruyor? Ya da düşündürtmek için seyirciyi. Dikkat çekmek için yani!
“Tiyatro Pera’da sahnelenen her oyun söylenmesi gerekli “söz”ün önderliğinde yeni bir estetik arayışını da birlikte getirir.Savaş,faşizm ve çarpık ahlak dayatması temaları çerçevesinde Brecht’in oyunlarından ve “Faşizm Üzerine Yazılar” dan yaptığım bir seçki bu kez bizi kabare dünyasının ışıltılı estetiği ile buluşturdu.”
Belli ki biliyor söylenmesi gereken “söz”ü !
Oyunun ilk dakikalarında galiba eski bir alışkanlıkla, oyuna o gözle bakmaya başladım. Söylenmesi gerekli “Söz” ne? Ne söyleniyor nereye bağlanacak ?
Oyun başladı.. “Epik” sandım , salona geç girenleri…
Sahnede ise çoğu tarihi yaşamamış gençler… Bir ustanın çevresinde.
Sözler dudaklara yabancı, gençler tarihe.. “Rol olsun” diye düşüyor havaya söz..Ama henüz “Gerekli söz” çıkmadı ağızlardan!
Bu gece gene Beyoğlu’na taşılacak mı?
Çevreme baktım. Öyle bir telaş yok. Ben de ,salıverdim kendimi.Oyun, ”Rahat Yaşamaya Övgü” ya!
Oh..Ne güzel şarkıları şu Brecht’in..Ne de güzel söylemiş yahu! Hala yeni gibi her söylediği. Ama eskisi kadar neden dokunmuyor bana?
Ne de güzel icra ediyor sahnedeki oyuncular.
Oyuncular “yabancı”laşmış mı? Boşver…! Hepimiz yabancı olmadık mı içinde yaşadığımız topluma?
Güzel kız..Oyunu da iyi…Ne de güzel söyledi şarkıyı..
Şu çocuk.. İyi vurgulamadı ama ne gam !
Bu oyunlar hep böyledir. Önce bir giriş…Genel bir mesaj..Seyirci “hazırlanacak”!
Dokundurdular hafifçe şimdiki zamana… Ne dediler sahi? “Söz” hala yok ortalarda…
Ama müzik iyi. İyi sesler var içlerinde. Bir de iyiniyetliler hepsi..
Sunucu dedi ki: “Gidelim bir eski zamana” .
İşte Schweyk- Kupa meyhanesi’nde.. Bizim de meyhanelerimiz vardı o günlerde.
Oyun Schweyk ile başladı.Tutuklandı Schweyk..
İkinci sahne Sibirya yollarında.
Arkasında bir şeylere sarınmış adamlar..Dağ mı oldular ne?
Eski teknik sahnede.. Bizde sahne tekniği de gelişmedi canım..Plastik de yok,estetik de..
Birden geçtik Arturo Ui’ye… Çete lideri Ui’nin yükselişi.. Hitler de böyle yükselmişti . Neden tarihteki bazı olaylar benziyor birbirine ?
Tarih tekerrür edermiş. İlk seferde trajik olan şeyler tekrarında komediye dönüşür demiş biri.. Kim? Aman kim demişse demiş! Şimdi benim durumum komedi.
İlk yarı sonu geliyor.. Sahne toparlanacak. Bir özet yani…”Format” böyle… Ders alacak seyirci…
“Aramızdan çıktı bu kanlı kasap-onu biz besledik bu nasıl hesap?
Gözünü aç dostum bu böyle gitmez.
Görmek öğretir yalnız bakmak yetmez”
Böyle geçti ilk yarı, 1 saat 15 dakika..
Aklımda kalan: Hitler ve Arturo Ui … Hatırladım ! Ayni adamlar aslında..
Dersimizi de aldık..Şimdi çay içmeye..
İkinci yarı başka bir oyun. Üç Kuruşluk Opera..
Gene bir “hazırlayıcı” giriş…
Üç Kuruşluk Opera’dan bir şarkı…İçimi ısıttı bir anda..
İkinci yarıyı daha önceden de çalışmışlar galiba. İlk yarıdan daha iyi oynanıyor. Daha başarılı herkes. Herkes daha epik,daha Brecht’yen…
Yoksa ben mi alıştım,saldım ya kendimi..
Tüm yarı ayni oyun..Arada bir hatırlatma yapılsa da ilk yarıya.
Hitler, Arturo Ui… Şimdi de Mac ve Peachum... Polis Şefi Brown..
Hepsini benzettim birbirine…
Polly ne renkli yorumlanıyor! Tarihteki tüm Polly’ler gibi..
Şimdi daha renkli ve keyifli..Takmadım aklımı savaşa,kapitalizme falan..Onlar orada söyledi ben baktım buradan..Şarkılar da güzeldi ..Eğlenceli bir akşam oldu ne yalan söyleyeyim.Eski duygularım canlanacak gibi oldu.Ama arkadaşlar yok ki yanımda…Yalnız kaldım zamanla..
Son şarkı ve 1 saat 15 dakika..
30000 TL yardım almış bu oyun..Neye yeter bu zamanda? Görünen, yetmemiş de..
Ben eski solcu, Brecht’çi.. Sevindim gençler adına.
Neydi öyle 3 saat arasız Brecht oyunları bizim gençliğimizde? Damarlarımız fırlardı yerinden.... Şimdi fragmanı veriyorlar. “Best of Brecht” yapmışlar… 3 saatte Brecht..Meraklıysan gider okursun sonradan……..Gerçi bu da yeter ya konuşman için arkadaşlar arasında..
Bir eksik var gene de.. Şöyle bir iki kadeh “sakinleştirici” oyun sırasında.. Kabare ya…
Çok başarılı idi Ezgi Kasapoğlu şarkılarda..
Levent Öktem, adayımızdır her ödüle..Onu, “Müzikal Oyun” dalına koyarlar..Şarkı söylüyor ya..
Linda Çandır da umut veriyor bayağı.. O da yardımcıya aday olur, daha genç ya..
“İnsan ne ile yaşar?” dedi son şarkı..
“Kötülükle” yaşarmış..Oldu mu ya!
Döndük evimize..Düşündük : Neydi “Söylenmesi gerekli söz?”
Kraliçenin habercisi belli ki gelemeyecek! Gerekli söz de …
Nerde kaldı “Rahat Yaşamaya Övgü” ?
Şuna bakarım : Sokak ne kadar gerçek ? Sahne ne kadar “ayna”?
Yoksa daha mı öndedir sokakta akan hayat?
İmza:
Eski bir Brecht'çi ve solcu ”

Nakleden:Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme