Bir belgeselde izlemiştim. Ormana terk edilmiş çocuklar , bulunduklarında gözleri , kulakları yenmiş bir durumda , maymun gibi bedensel hareketler yapıyor,maymun gibi sesler çıkarıyordu. Ormana terk edilen çocukları bulan maymunlar ilk anın merakıyla çocukları keşfederken (?) talihsiz kazalar meydana geliyor daha sonra içgüdüsel bir şekilde çocuklara sahip çıkıyor, onları büyütüyorlardı . Öğretmeni maymun olan insan, bir daha asla iflah olmuyor azıcık bir şey öğrense bile hayatının geri kalanını maymun olarak geçiriyordu.
21 Eylül 2010 Salı
17 Eylül 2010 Cuma
Prag’da bir Tiyatro , AKM ve Emek Sineması
Prag’da eski şehrin meydanına 5 dakika uzakta bir tiyatro var : “Estates Theatre” . Şehir haritasında “Stavovské Divadlo” diye geçiyor.
O salonda Don Giovanni’yi seyrettiğimin ertesi günü tiyatroyu tanıtan bir tura katıldım. Binayı çatıdan bodruma gezdim. Üst kattaki Mozart salonunun penceresinden sokağa göz attım. Gösteri salonuna alıcı gözle bir daha baktım. Sahne altını inceledim , sofitaya göz gezdirdim. Sokağın altından geçen tünelle tiyatronun bağlandığı ve kullandığı eski bir konağı gezdim. Tesadüfen o sırada işçiler sahnede Don Giovanni dekorunu söküp dışarıda bekleyen TIR’a taşıyorlardı. O gece bir başka salonda oynanacaktı Don Giovanni . Ertesi gün gene bu salona kurulacaktı dekor. Onların çektikleri ızdıraba tanık oldum.Meslek alışkanlığı ile zaten içeri girmeden önce binayı dışarıdan da incelemiştim.
Bina turunu tamamladıktan sonra beni gezdiren rehbere düşüncelerimi anlattım.
12 Eylül 2010 Pazar
Tiyatro ve Kestane Mevsimi
Oktay Akbal 1944 yılında yazdığı Önce Ekmekler Bozuldu isimli hikayesine şu cümlelerle başlar :
“Önce ekmekler bozuldu,sonra her şey.Çünkü yeryüzünde savaş vardı. İnsanlar sebebini bilmeden ölüyor, öldürüyorlardı.”
Kitabın içine düştüğüm tarihe göre hikayeyi 70’li yıllarda okumuşum. Üniversitede öğrenciydim.
O yıllarda haşlama mısır Temmuz’da , kestane Ekim’de çıkıyordu piyasaya. Mısırın da kestanenin de mevsimi vardı . Kısa kalır giderlerdi. Kendini özletirdi mısır da kestane de.
Kestane , bana, tiyatro mevsimini müjdelerdi o yıllarda. Tiyatrolar, kestane mevsimiyle perde açardı yeni sezona.
4 Eylül 2010 Cumartesi
“TARİHE TANIK” TİRAT
(Yazan: Melih Anık)
(Öfkeli , kinayeli, saldırgan, küstah, pervasız , çılgın ,terbiyesiz tonlarda okunabilir. Oyuncunun üzerinde tiratta ismi geçen karakterlerden toplama bir giysi vardır.Yer yer zırh parçaları görülür orasında burasında. Kafasında demir miğfer, maske düştü düşecek. Oyuncu , seyircide “Gerçek olamaz , düş ” hissi uyandırsa iyi olur. Oyuncu , sahneye girerken “düşman”arıyor sanki.Elinde kırmızı renkli , plastik bir gürz vardır.Uzun uzun bakınır)
Kararı verdim, cezayı kestim . ASTIM , samimiyetsiz , riyakârı, bacaklarından.
Herşeyi bilmesem de olur . Bildiğim bana yeter ! Zaten gerçek, ÇIRIL ÇIPLAK gözümün önünde ! BEN ! Kör müyüm !?
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Aydın , Sanatçı , Tiyatrocu
Her aydın , sanatçı değildir ama her sanatçı “aydınlık” olmak zorundadır. (İstisnalar kaideyi bozmaz! İstisna gibi görünenler pek çok olsa da..) Kimi sanatçı “akıl” ile kimisi “gönül” gözü ile “görür”. İkisi ile birden “aydınlanan” ne kadar şanslıdır!
Sanat yaratma işidir , “Sanatçı” yaratıcıdır . Yaratıcılık yalnız olmayı gerektirir . Yaratıcılık “öncü ve önce” olmayı sağlar/gerektirir.
Kalabalıklar içinde herkesten “önce” , gür ve farklı “ses” veren bir aydın , “Yalnız olmayı” mı seçmiştir ? “Yalnız olmayı” seçmiş bir aydın , sanatçı sayılabilir mi ?
Sanatçının birilerinin suyuna gitme zorunluluğu yoktur. İşi , inandığı “Hakikatı” seslendirmektir.(İnandığı hakikatın peşinde koşmaktır) Aydın , gerçek ve gerçekçi olmalıdır.
23 Ağustos 2010 Pazartesi
17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin Ardından
Değişik yazılarımda değindiğim konuları bir araya getirerek 17. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin ardından bir değerlendirme yapmak için notlarımı topluyordum ki , Mimesis’ten Ayşan Sönmez ve Fırat Güllü’nün , Prof.Dr. Dikmen Gürün ve Leman Yılmaz ile yaptıkları bir söyleşi yayımlandı. (http://mimesis-dergi.org/?p=8584)
Festival hakkında “acı sözler” söylemiş biri olarak merakla beklediğim bir söyleşi idi , yöneticilerinin dilinden festivalin arka yüzünü görme fırsatı verecekti bana.
Gittiğim her gösteride , fuayede , salonda Prof.Dr. Gürün’ün yorgun ama saygı duyduğum “duruş”unu gördüm.
Geçen sene, “2010 Avrupa Kültür Başkenti : İstanbul” kapsamındaki tiyatrolar buluşması üzerine yazdığım bir yazıyla ilgili bir mesaj göndermiş ve onun “yalnızlığını” dile getirmem karşısında “yalnız olmadığını , ekibine olan inancını ve güvenini” belirtmişti.
“2010 Avrupa Kültür Başkenti : İstanbul ” daki görevinden ayrılışının toplumca bu kadar kolaylıkla kabullenilişini halâ anlamış değilim.
16 Ağustos 2010 Pazartesi
ÖKM (Öğrenci Kültür Merkezi) ve AKM (Atatürk Kültür Merkezi)’ni Kurtarmak
Bir süredir İstanbul Üniversitesi Öğrenci Kültür Merkezi ‘nin (İÜ ÖKM) kapatılması haberleri gündemde. Haber ve yazıları , sanat ve tiyatro sitelerinden takip ediyorum.
En son bir öğrencinin,tiyatro grubu üzerinden gönderdiği ,sanatseverlerden destek isteyen mesajını aldım , “şenlik” şeklinde geçecek ve “şarkılı türkülü” bir eylemi haber veriyor. (Biraz garipsedim ama gençlerin bir bildiği vardır. ) Bana gelen mesajda “ÖKM’yi kapattılar” diyordu. Önce anlamadım , kapatılan ne ? Bina mı , faaliyetler mi ?
Kendisine mesaj gönderdim ve sorular sordum. Verdiği cevaptan , İÜ’nün kamuoyuna yaptığı duyuru ve diğer okuduklarımdan çıkardığım özet aşağıda :
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)