17 Eylül 2010 Cuma

Prag’da bir Tiyatro , AKM ve Emek Sineması

Prag’da eski şehrin meydanına  5 dakika uzakta  bir tiyatro var : “Estates Theatre” . Şehir haritasında  “Stavovské Divadlo” diye geçiyor.

O salonda Don Giovanni’yi seyrettiğimin ertesi günü tiyatroyu tanıtan bir tura katıldım. Binayı çatıdan bodruma gezdim. Üst kattaki Mozart salonunun penceresinden sokağa göz attım.  Gösteri salonuna  alıcı gözle bir daha baktım. Sahne altını inceledim , sofitaya göz gezdirdim.  Sokağın altından geçen tünelle  tiyatronun bağlandığı ve kullandığı eski bir konağı gezdim. Tesadüfen o sırada işçiler sahnede Don Giovanni  dekorunu söküp dışarıda bekleyen TIR’a taşıyorlardı. O gece bir başka salonda oynanacaktı Don Giovanni . Ertesi gün gene bu salona kurulacaktı dekor. Onların çektikleri ızdıraba tanık oldum.Meslek alışkanlığı ile zaten içeri girmeden önce binayı dışarıdan da incelemiştim.

Bina turunu tamamladıktan sonra beni gezdiren rehbere düşüncelerimi anlattım.

Bir kere binanın dış yüzü çok sade idi . İçerisinin yeterli şekilde aydınlanması için pencere sayısı azdı. Cephede görünen 4 yüksek kolon da çok “ağır” duruyordu. Ana giriş çok dardı.( Allah vermeye yangın olsa ne olacak ? ) Fuayenin darlığını onlar da fark etmiş olacaklar ki binayı yıkmadan  altını kazıp yeni bir mekân yaratmışlar. Uydurma olmuş tabi . Salondaki 5 katlı localarda arkada oturanların sahneyi tamamen  görme ihtimali yok. Yanılıp da oradan yer alsanız tüm oyunu ayakta ve belinizde ağrılarla seyredersiniz. Ya engelli bir seyirci gelirse ne olacak? Asansör var ama mecburen tuhaf bir yere koymuşlar. Seyirciye bu kadar da eziyet edilmez ki.

Dış kapıdan şöyle bir merdivenli giriş fena olmaz mı ? Arada bir dış kapıyı açarsınız  salon da havalanır.   

Tavandan sarkan avize nerdeyse 1 ton . 200 senelik bir binaya  güvenilir mi ? Düşse ne olacak ? Rehber “Altında olmazsanız bir şey olmaz“ dedi. Bohemya kristaliymiş. (Ne alaka?)

Sahne  hareketli  platformlarla yenilenmiş  ama olmamış.  Bırakın depo olarak kullanmayı oyuna ait dekor bile zor sığıyormuş sahne ve sahne altına.

Salon bir sırada 20 koltuk ve 15 sıradan oluşuyor . Kapasite de az.

Salondaki süslemelerin de modası geçmiş . Altın rengine boyasan ne yazar ! Sonra o anlamsız heykeller , motifler.  İnsanın gözü yoruluyor.

Dekor sökülürken yaşananlar da işkence gibi idi. Sahne hizasındaki localara bağlanmış merdivenleri söküyorlardı. Locaları yeniden eski  haline getirdiler. Ekledikleri parçalar çok kalitesizdi.

Orkestra çukuru dar . Zamanımızın büyük orkestraları sığamaz. Giriş çıkışlar da sipere girer gibi.

Tiyatronun bir tek iyi tarafı var o da sahnenin  doğrudan arka sokağa açılması. Dekor taşıma için kolaylık sağlasa da sokaktan geçen kendini bilmezin, sarhoşun birinin  içeri girip oyunu darmadağın etmesi mümkün.  Bu da yaşanmış geçmişte. Zaten kapılarda emniyet kapıları da yok . Demek ki  Çekler zor ders alıyor!

Bina  yetmediği için yandaki bir binaya tünelle bağlantı yapmışlar , o binayı da kullanıyorlarmış. Labirent gibi koridorlardan geçerken kendinizi fare gibi hissediyorsunuz. Ya sanatçılar! Onlara yazık değil mi? Tam konsantre olacakken kendini fare gibi hisset !

Bina içinde lokanta koyacak yer bile yok. Daraşmalık her yer. Seyirci nerede bekleyecek, oyun öncesi ve sonrası nerede rahatlayacak değil mi !

Kapının önüne bir hayalet heykeli koymuşlar. Heykel güzel de heykeli gösterecek  vitrine yer yok. Heykel “boğulmuş” orada . Şöyle görkemli bir giriş , cam cepheler ne güzel olur.

Fonksiyonları çağdaş ihtiyaçlara cevap vermeyen bir yapıyı ben ne yapayım. İçerisi çok süslüymüş! Ne işe yarar! Bakımı da masraflı. Hem artık minimal anlayış geçerli. Elektrik sistemi de uydur kaydır düzenlenmiş.  Bazı üst locaları iptal etmişler projektör koymak için. Kontrol odası da biçimsiz.

Tiyatro bir meydanın ortasında. Ne uğraşıyorsun, yık, eli yüzü düzgün beton gibi bir bina yap. Meydanın tüm altını da kullan , depo, otopark falan gibi mekânları yerleştir.  Yerin altına derinleş , yeni mekânlar yarat. Hem oralar emsale de dahil değil . Yapmışken bir kenara bir şapel  ekle , bir kafe yap. Bir de alış veriş merkezi.. Tiyatroyu  biraz yükselt ,  sofita rahatlasın  ! Şöyle bir nefes alsın sanat canım ne o öyle! Hem yan binayı kullanmak da ilave bir masraf değil mi? Tüm fonksiyonları ana binada topla, masraf azalsın.

Ben bunları söylerken bir zamanlar binanın müdürlüğünü de yapmış olan rehber  yüzüme sabit gözlerle bakıyordu . Beni dinledikten sonra tur boyu anlattıklarını özetledi:

İki sene süren inşaattan sonra tiyatro 1783 yılında açılmış . 18.yy Avrupa’sında  geçerli ruhu yansıtıyormuş. Toplumun kültürel standartlarını gösteren moral değerler üzerine kurulmuş.Giriş kapısının üzerinde yazılı “Patriae et Musis - To the Native Land and the Muses” (Anavatana ve Mitolojik Kahramanlara)  yaratıcısının niyetini yansıtmakta ve  geçerliliğini halâ korumaktaymış.  
Sahnesinden pek çok ünlü isim geçmiş. İlk modern opera burada sahnelenmiş , sonradan Çek Milli Marşı olan “Where is my Home?” ilk kez bu sahneden duyulmuş. Mozart’ın Don Giovanni operası 29 Ekim 1787 de ilk kez bu sahnede seyirciye sunulmuş. Mozart da bu salondan geçmiş.  Bu nedenle tiyatro Mozart Tiyatrosu diye de anılmaktaymış. Nicola Paganini bu sahnede konserler vermiş, Milan Kundera ve Karel Çapek’in oyunları sahnelenmiş. Ayrıca bale gösterileri de programında yer almaktaymış. Miloş Forman, Amadeus filminin opera sahnelerini bu tiyatroda çekmiş.

Bu sefer ben ona sabit gözlerle bakmaya başlamışım. Yüzümdeki ifadeden memnun olmamış olacak ki bana “Siz nerelisiniz?” dedi. Ben “Türkiye, İstanbul’dan geliyorum ” dedim.

“Siz  AKM’yi , Emek Sineması’nı yıkıp yeniden yapacakmışsınız , öyle mi?” dedi.
Ben “İkisi de çok eski” dedim. “Çağdaş ihtiyaçlara cevap vermiyor. Modası da geçti. ”

“Bakın size bir hikâye anlatayım” dedi. “Sizden bir grup iş adamı İsviçre’ye inceleme gezisine gitmiş. Süt işleme sistemini araştıracaklarmış.  İsviçreliler dağ köylerinden fabrikalara  boru hattı döşemişler. Sütü sağan köylü, evinin içindeki huniden sütü hatta döküyor, süt doğrudan fabrikanın kazanına gidiyormuş. Süt miktarı da hat üzerine yerleştirilen bir metre ile ölçülüyormuş. Böylelikle taşıma masrafından kurtulmuşlar. Geziye katılan bir iş adamı sormuş : “iyi de ya köylü süt yerine ‘su koyarsa’?  İsviçreli uzun uzun adamın yüzüne bakmış , ”Siz nerelisiniz” demiş.”

Konumuzla ne alakası var bunun ?  Ben adama , “adam gibi” akıl veriyorum anlamıyor ! Çek , ne olacak !

Melih Anık

Not : Prag'da gösteri seyrettiğim , konser dinlediğim diğer 4 bina da ayni durumdaydı. Neden yıkıp yeni baştan yapmıyorlar acaba ? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme