23 Kasım 2018 Cuma

İstanbul DT'da Shakespeare : Hırçın Kız


Hırçın Kız'ın(Çeviri: Nurettin Sevin) Shakespeare'in ilk komedilerinden olduğu kuşkusuzdur.(Urgan) Honan'a göre oyunun Haziran 1592'den önce sahnelenmiş olması muhtemel.

Diğer komedilerin  sadece dış koşulların güldürücü oluşundan kaynaklanıyor olmasına karşı Hırçın Kız'da hem durum ve olaylar hem de oyunun baş kişileri güldürücüdür. Katherina ve Petruchio 'yaşayan' insanlardır. Bu nedenlerle  Hırçın Kız, incelikli bir komedya sayılmalıdır.(Urgan)

Gerçekten de seyretmeden önce oyunu(Bülent Bozkurt çevirisi) yeniden okuduğumda  diyalogların çok zekice yazılmış olduğunu gördüm. Petruchio ile Kate'in konuşmaları teklifsiz, sıcak, sık sık müstehcen, tokat gibi sert, halk masallarından ve efsanelerinden alıntılarla zengin. Olaylar, durumlar, kişiler ve aralarındaki ilişkiler bana orta oyununu hatırlattı.


Esas olarak 'huysuz kadının kocası tarafından dayak ve tehditle yola getirilmesi' temasının oluşturduğu eski ve vahşi halk efsanelerine dayanan bu oyunun odak noktasında ekonomi ile ilgili bir konu yer alıyor. Evlenme yaşına gelmiş bir adam varlıklı ve itibarlı bir adamın kızına talip olur. Kız huysuzdur. Kızın babası da büyük kız evlenmeden pek çok talibi olan  küçük kızın evlenmesine izin vermemektedir. Küçük kızın talipleri anlaşarak huysuz kıza talip bulunmasına maddi ve manevi destek olur.  Adam için kızı yola getirme, uslandırma oyunu kızın hatırı sayılır çeyizinden daha cazip hale gelir. Kızı bağımsızlığından vaz geçirecektir ya da bağımsız oluşuna pişman ettirecektir. Dönemine göre erkeklerin güdümünde ve egemenliğinde bir toplum için konu caziptir. Kadının adı yoktur. O dönemlerde şöyle bir söz varmış. 'Erkek ve kadın BİR'dir. O BİR erkektir.'

Aristoteles 'Historia Animallium'da kadın cinsinin daha duygusal daha kolay ağlayan, daha kavgacı, daha edepsiz depresyona daha yatkın, daha utanmaz, daha hain, daha kolay kandırılan, daha kolay incinen, daha tembel, daha duyarsız olduğunu söylemiş. Elizabeth döneminde İngiliz kilisesinde sunulan öğüt niteliğinde konuşmalarda kadınların erkekler dünyasında söz sahibi olamayacağı sık sık perçinleniyor. Toplum Aristoteles'in peşine takılmış yâni. Kadının yapabileceği üç iş, iyi bir eş, iyi bir anne ve ev yönetiminde becerikli biri olmak. Erkeğin sözünü dinlemek eşin birinci görevi olarak sayılıyor. (McDonald)

Öte yandan kadınların baş kaldırması, söz dinlemeyeceği hususu da alttan alta toplumda bir korku olarak duruyor. Shakespeare Hırçın Kız'da  huysuz kadınların yola getirilmesi konusunda henüz kararını vermiş değil müphem ve tereddütlü bir görünüş arz ediyor. Bu da oyunu yorumlayanlar arasında farklı görüşlerin doğmasına neden oluyor.



Oyunun örgüsü üç ana hat üzerine kurulu. Kate ile Petruchio etkileşimi, Kate'in kardeşi Bianca ve talipleri ve de ayyaş tenekeci Sly çevresinden dönen ön oyun. (Bozkurt)

Zengin bir Lord bir meyhanenin önünden geçerken yerde sızmış olarak yatan ayyaş tenekeci Sly'ı görür ve eğlence olsun diye ona bir oyun oynamaya karar verir. Lordun adamları Sly'ı konağa götürürler. Giydirip kuşatırlar. Sly uyanınca onu varlıklı bir bey olduğuna inandırırlar. Bu arada Lord'un genç uşağı, Sly'ın karısı kılığına girerek Sly'a hizmet eder. Lord'un adamları Sly'a Hırçın Kız oyununu sergiler. Hırçın Kız Sly'a sunulan bir oyundur yâni.

Shakespeare'in oyunda kullandığı tipler, çevrede tanınıyor. Sly arazi çevirme uygulamalarına karşı çıkan birinin adı. Sly'ın karısını oynayan Bartholomew  Shakespeare'in kayındebiraderinin ismi. Sly burton-heath'li. Şairin amcası ile yengesinin yaşadığı beldenin ismi  'barton-on-the-heath'. Oyunda bahsedilen Cicely Hacket oyun oynandığı sırada Stratford'a dört mil mesafede Hacket ailesi var, onlardan. Bu tür değiniler, yakın geçmiş ve çevre ile kurulan komik bağlantıları kullanıyor Shakespeare. Daha da fazlası var.  Oyunun bir yerinde Kate 'armanı kaybedersin' diyor. Bu arma meselesi Shakespeare'in babası John için çok önemli olmuş bir konu. O toplumsal mevki kazanmayı önemsiyor. Halk yönetiminde bir makam ve itibar kazanmış olanların arması var. Amaç asil statüsü kazanmak. Baba da arma alabilmek için tekrar tekrar başvurmuş ilgili mercilere.(Honan)

Shakespeare'in eşi Anne Hathaway o dönem için bir kaçışı temsil ediyor. Anne vasiyet yoluyla ona bırakılan maddi kaynaklar ile başına buyruk bir kadın olarak 'kâmilen kendisinin efendisi' imiş. Genç bir adamın cinsel ilgisini adeta kışkırtmak üzere konumlanmışçasına bağımsız ve kararlarında özgür olduğu söyleniyor. Shakespeare'in hayatı boyunca bu konumdaki sıra dışı kadınlarda bulduğu büyü ile muğlak ve karmaşık cinsel tutumlardan özgürleşme fikrinin temelinde Anne'in olması muhtemel. Bu duygunun kökleri Anne'in onda uyandırdığı özgürlük duygusundan kaynaklanıyor sanki. Anne, Elizabeth dönemi ahlâkçılarının yanında karşı konması güç bir haz rüyası sunmuş. Shakespeare eserlerinde cilveleşmenin merkezde oluşundan bir sonuç çıkarılabilir. Yoğun kur yapmalar, yalvarmalar, sevişmeler Shakespeare'in oyunlarında sık ve derin bir şekilde ifade ettiği şeyler. Evlendikleri zaman Anne hamileymiş. Döneme göre kabul edilmez bir durum. Evlenmenin hızlandırılması için o döneme göre oldukça yüksek 40 poundluk bir borç senedi vermişler. O zaman William 18 Anne 26 yaşındaymış.(Greenblatt) Kate'in başına buyruk yapısında Anne'in izlerinin olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Yâni Shakespeare'in gözünde  Kate'in toplumun genel kurallarına göre yerilecek bir karakter olmama olasılığı vardır. 

Shakespeare kıyafet değiştirerek başkası olan erkekler dünyasında Kate'i dış görünüşü ile uslu içi ile huysuz yaparak erkekler dünyasının iki yüzlülüğünün karşısına kadınların protestosunu koyuyor. Bu arada erkekler komik durumlara düşüyorlar ve halk bu aynaya bakarak gülüyor.

Yücel Erten'in rejisinde oyun boyunca elllerden ellere geçen para keseleri çok güzel bir metafor. İçinde yaşadığımız toplumu da anlatıyor. Başkasının kostümü içinde gezinen rollerden ortaya sahte bir düzen çıkıyor. Yücel Erten'in deyimiyle 'Tokatlayan tokatlayana' Tekste eklenmiş zorlanan ekonomi, borsa, zam vs gibi dokunuşları yadırgamadım. Oyunda epik bir damar var sonunda.

Yönetmen Yücel Erten, oyunu geleneksel tiyatronun üstüne oturtmuş. Erten diyor ki: 'Şakalar, atışmalar, göndermeler, tulûat ve lâf çakmalar. Bir de sahne sonlarında tek başına kalan kişinin çıkmazdan önce söylediği genellikle iki mısralık sözler. Bunların seyirciyi dürtükleme, güldürme, düşündürme ya da mesafe kazandırma amaçlı açık biçim unsurları olduğunu görmezden gelmek olanaksız. Aslında Anadolu insanının geleneksel anlamdaki tiyatrosunu yaparken başvurduğu tutum, tavır ve duruşa çok yakın bir konudur bu. Pek çok sahneleyişimde, bu uzaktan akrabalığı hayata geçirmeye çalıştım. Bu oyunda da ölçü içinde kalmaya çalışarak bu yönteme başvurmaktan çekinmedim.' Ben bu konuda aynı fikirdeyim ve Erten'in bu konuda yaptıklarını doğru buluyorum. Erten, ön oyunu kaldırmanın dışında oyunun geneline sâdık kalmış. Zaten  Shakespeare'in metninde ön oyunun önemli ismi Sly ve çevresi oyunda bir kez daha kısacık görünüyor sonra kayboluyor. Onlara ne olduğu  belli değil. Ön oyunun kaldırılması Erten'in bakış açısıyla tutarlı geldi bana. Klasik oyunların yeniden sahnelenmesinde tekstin çağdaşlaştırılması adı altında yapılan metni yeniden yazmaya, tornistan etmeye yaklaşan tutumların yanında Yücel Erten'in yaptıkları bence çok makul.

Yücel Erten 'Erkek egemen bir toplumda, paranın hükmünü sürdürdüğü bir ortamda, Katharina'nın kişilik savaşımı da trajik bir boyut kazanır bence.' diyerek oyuna bakışını özetlemiş. Bunu da finalde göstermiş.

Erten'in tekstin sözünü koruyarak reji yapmasını  ki ben bunu Shakespeare'e (genel olarak yazara) saygı olarak alıyor ve takdir ediyorum. Ayrıca bir sessiz eyleme dayanan sürprizli sonu (katılmasam da) çok zekice bulduğumu belirtmek isterim.  Yücel Erten -spoil olmasın diye açıklamadığım finali- 1985 yılındaki rejisinde yapmış. Bu final,Shakespeare'in metnini antifeminist olarak görmüş olmasının sonucu bence. Sırası gelmişken sorayım: Yönetmen yazara rest çekmiş herhalde diyeceğim ama oyun seyirciye yapılmıyor mu? Yönetmenin yazarla mücadele etmesine ne gerek var? Diğer bir husus da şu: Yönetmenler bir kere yaptıkları bir rejiden vaz geçemezler mi? Hele aradan 30 yıl geçmişse?

Erten deyince ilk akla gelen epik(açık biçim) yaklaşımı doğrultusunda düzenlenmiş  mekân , kostümler ve de müzik ve de oyunculuk biçimi bana 'bütün' ve makul geldi. Erten:  'Yapı iskelesi soyutlamasına, heykeller ve akan sularla bir İtalya atmosferi verme yolunu seçtik. Nalan Alaylı ile yaptığımız kostüm çalışmasında, hem Hollywood'un çarpıtmalarından kaçmaya, hem de çağın genel havasından kopmamaya özen gösterdik. Yakup Çartık’ın ışıklamasında, yalın bir atmosferleme ve kontra ışıkların plastiği çıkış noktamız oldu. Oyunun müziklerini kompozitör Emil Tan Erten yaptı. Dönemin İtalyan müziği tınılarına cazın ve swingin uçarılığını katarak sürekliliği sağlıyor.' demiş.

Yapı iskelesinin seyirciye nasıl yansıdığını tahmin edemiyorum. Program dergisinde Erten'in yazısını okuyup onun bir iskele olduğunu anladıklarında oyun ile nasıl bir bağ kuracaklarını merak ediyorum. Sahnedeki akan suyun kullanılışını beğendim. Seyirci yönünden sahneye bakıldığında sağ taraftaki eğimli platformun üstünden atlanarak çıkış ve giriş yapılmasını beğenmedim. Bence iskelenin sola doğru yaslanması ve belki de eğik platformun kısaltılması gerekiyor ki o atlama zıplamalar olmasın. Kostümler için titiz bir çalışma yapılmış olduğunu düşünüyorum. Neredeyse sahnenin her tarafına yerleştirilmiş spotları çok da işlevsel bulmadım. Sanki genel bir aydınlatma yapılmış gibi geldi bana. Oyunun metnine paralel 'konuşmuyor' ışıklandırma. Müzik ise 'yabancılaştırma' ögesine uygun. Mekânların insan heykellerle oluşturulmasını çok beğendim. Heykellerin tümünün kadın olmasını ve o finale giderken o heykellerin bir 'foreshadowing' olarak 'kırılmasını' tercih ederdim. 

Oyunun finali Londra'da epey de ses getirmiş. Öğrendiğim kadarıyla dünyada tek. Bu açıdan bence çok değerli. Yönetmenlerin Yücel Erten'in bu rejisinden öğrenecekleri çok şey var.  Hırçın Kız rejisi, üzerinde kafa yorulmuş, yeni bir bakış açısıyla kendi içinde makul noktaları olan  ve  farklı bir metin okuması, teksti yorumlama çalışması. Yönetmen bunu yaparken yazarın metnini incitmemiş. Ben  buna saygı duyuyorum ve bu sahnelemeyi müthiş buluyorum.  Ama sen bunu öyle yapar mıydın diye sorarsanız cevabım hayır olacak.




Öncelikle tekrar rejileri sevmiyorum. Oyunun tümünü görmedim ama 1985 rejisinden gördüğüm iki fotoğraf (iskele ve yemek masası) rejinin tekrar edildiği yolunda bir his verdi bana.  Ama en önemlisi Yücel Erten 1985'de ulaştığı finali aradan geçen 30 sene sonra  bugün tekrar etmemeli idi. Ben sahnedeki Kate'in kararını pasif buluyorum. Şöyle denilebilir: Final bir başkaldırıdır.  Bazen tiyatro böyle ifade eder. Hem böyle olmuyor mu? Oluyor. O halde seyirciyi de 'tokatlamak' lâzım.  Anlıyorum ama bence bir tiyatro oyununda gösterilen bir eylemin nasıl algılanabileceğini iyi tartılmalı. Gösterdiğinizin öneri olarak algılanma  olasılığı çoktur. Ben finalin Kate'in mücadele kararlılığını göstermesi ile bitmesini tercih ederdim hele bu  kadının öne çıktığı bir oyunsa ve hele bugün ve de  Türkiye'de oynanıyorsa.

İkinci husus Shakespeare'in metnine sadık kalıp farklı bir finale gitmeniz  şaşırtmaca olması dışında bir yarar sağlamıyor. Ayrıca seyircide dramatik bir etki yaratıyor ki bu da oyunun bütününde sürdürülen epik dile ters düşüyor. Kate ile Petruchio'nun oyun boyunca atışmaları, çatışmaları böyle bir sonu havada bırakıyor. Öte yandan Shakespeare'in Kate için yazdığı son tirat çok da alaycı. Bu tiradın abartılı alaycı yorumu epik yaklaşıma daha çok uyardı bence.  Ama bence en güzeli ön oyunu ve Sly'ı oyunda tutup bu oyunu Sly'ın rüyası gibi vermek ve oyun sonunda 'ayyaş' Sly'ı 'uyandırmak'tır.  Hatta Sly'ın ara sıra oyun içine katılması da hiç fena olmaz gibi geliyor bana. Ya da Kate'in hamile kalmış olması da zamanımızda çok anlaşılır bir durum. Kadınlar böyle güç kazanıyorlar ya.

Ben Shakespeare'i antifeminist bulmuyorum. Diğer kadın karakterleri beni doğrular sanırım. 'Shakespeare'in birçok oyununda ata-erkil tutuma karşı çıktığı ve karşılıklı sevgi ve anlayış üstüne kurulmuş bir evlilik isteyen kadın karakterler yarattığı görülüyor. Shakespeare'in babalar ve damat adayları arasında kararlaştırılan evliliklere karşı çıktığını görürüz.'(Yüksel) Hele yukarıda bahsettiğim gibi Anne Hathaway örneği varsa. Kate'in huysuzluğu erkek egemen bir toplumun onun kafasında ortaya çıkmış bir sonucu denilebilir. O zaman henüz feminizm bilinmiyor.  Kate'in öfkesi topluma. O dönemde Kate bir isyankâr. (Shakespeare'in isyanı) Yaptıkları kadın düşmanı bir topluma karşı kendini savunma biçimi. Dıştan kocasına uymuş gibi görünüyor ama içten aynı Kate. Son konuşması da erkek egemen toplumla dalga geçer gibi sarkastik. Petruchio ile arasındaki ilişkiye aşk diyemeyiz bir bakıma güçler savaşı bu. Toplum içindeki taraflar arasındaki savaş. Kate o dönemde bağımsız olma riskini alamaz. O da mizah yapıyor, toplumla alay ediyor. Kate'i bu duruma düşüren toplum. Kendisi sahtekâr ama Kate'i sahtekâr gibi gösteriyor.



Oyuncuların performansını yönetmenin yorumu içinde değerlendirmek gerekiyor. Benim bu oyundaki favorim Veda Yurtsever(Katerina). Sahneye girişten yönetmenin finaline doğru giderken rolünü geliştirmesini ve ayrıntıları oynamasını çok sevdim, beğendim. Yönetmenin yorumunu çok iyi oynadı. Ben onun oyunculuğunda finali gördüm.  Ona kendi  ödülümü  verdim.

Hakan Meriçliler(Petruchio) rolüne tam oturmuş. Dizide canlandırdığı karakter Petruchio'ymuş meğerse dedim kendime.

Çiğdem Yıldız(Bianca) sıcak ve sempatik oyunculuğu ile Katerina'nın tezatı olmayı başarıyor. Sahne ışığı çok olumlu.

Uğur Hakan Güneri(Baptista), Turan Günay(Lucentio), İlkay Akdağlı(Gremio), Fatih Dokgöz(Tranio), Zülfikar Ali Sinan Demir(Grumio), Burak Altay(Hortensio), Bilal Ercan(Biondello), Ahmet Taşdemir(Yolcu), Rezzak Aklar(Vincentio) oyunun çatısını ayakta tutan sütunlar gibiler sanki. Yan roller gibi görünüp aslında oyunun 'sağlamlığı' onlardan soruluyor ve  benzer oyunculuk biçimi ile oyunun tonunu ve rengini belirliyorlar.  

Mehmet Emrah Hamşioğlu(Terzi), Seda Özgiş(Dul Kadın), Tuba Aydın(Finto) Başak Ova, Büşra Saraç, Özlem Karataş, Tuğçe Topçu (Heykeller) ve Ahmet Kurt, Erdem Bilgi, Hakan Sivlim, Muhammed Yıldız(Uşaklar) kısa rollerinin gereğini yapıyorlar.

İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı Hırçın Kız bir kaç yönden önereceğim bir oyun. Önce bu bir Shakespeare oyunu. Sonra yönetmeni Türk Tiyatrosu'nun çınarlarından biri. Tekst okuması cesur ve dürüst. Oyunun kendi içinde tutarlı bir rejisi var. Oyun ekibi iyi oyunculardan ve uzmanlardan oluşuyor. 

Oyunun kitabını ve benim yazımı okuyarak giderseniz oyundan alacağınız keyif iki katlı olur.

Melih Anık  

 Kaynak:
Yücel Erten'in oyun dergisindeki yazısı
The Complete Works of Shakespeare- Hamlyn
Shakespeare Bir Yaşam - Park Honan - Çeviren: Bülent Bozkurt - YKY
Huysuz Kız - Türkçesi: Bülent Bozkurt - Remzi Kitapevi
William Shakespeare Yüzyılların Sahne Büyücüsü - Ayşegül Yüksel- Habitus
Muhteşem Will  Shakespeare Nasıl Shakespeare oldu- Stephen Greenblatt-  Türkçesi: Cem Alpan- Everest Yayınları

Not:

1- Oyunların künyesinde  oyuncuların rolleri yazılmaya başlandı. Bunun için Devlet Tiyatroları Genel Müdür'ü Sayın Mustafa Kurt'a teşekkür ederim. Katkım olduğu için mutluyum. Şimdi künyelerin doğru yazılmasına sıra geldi. Ben seyrettiğim tarihte(14 Kasım) oyun dergisi çıkmamıştı. O nedenle İDT Kasım ayı program dergisine baktım. Dergide verilen oyun künyesinde Ahmet Taşdemir'in ismi yanlış yerde 'Uşaklar' içinde gösterilmiş. Ahmet Taşdemir Tüccar'ı(İDT 'Yolcu' diyor ona) oynuyor. Ahmet Taşdemir ile Ahmet Kurt'un isimleri yer değiştirmeli.

2- Oyunun İngilizce adı The Taming of The Shrew. 'Shrew' huysuz, aksi, şirret, eli maşalı, hırçın, belalı, delişmen olarak çevirilebilir. 'Taming'  uslandırma, yola getirme anlamına geliyor. Hırçının uslandırılması yerine huysuzun uslandırılması bana daha doğru geliyor. Hırçınlık kalıcı huysuzluk düzeltilebilir gibi geliyor bana. Yazının içinde oyun adı dışında 'huysuz'u kullanmam bu yüzden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme