26 Ağustos 2018 Pazar

"Dârü'l-bedâyi" Bir Daha Ölecek!



Yönetmen ve oyuncuların kurumdan uzaklaştırılmaları, repertuardaki özensizlik, sahnelenen oyunlardaki kalite düşüklüğü,  "uçakta tiyatro" projesi, 100 yaşını geçmiş  kurumlarımızdan biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Şehir Tiyatroları'nın iyi yönetilmediğini gösteriyor.  İnsan kaynağındaki erozyon, kurumu  sona doğru sürüklüyor.  Uzun zamandır yazmayı düşündüğüm bu yazı yeni sezonda  Bizim Aile isimli bir oyunun  sahneleneceği haberi  üzerine bir zorunluluk oldu.

Bizim Aile 1975 yapımı bir film. Türk seyircisi bu filmi Yaşar Usta'nın "Bak beyim.." diye başlayan tiradı ile hatırlar. İBB Şehir Tiyatroları'nın bu "alandaki"(!) ilk girişimi  yâni filmlerden sahneye uyarlamalar serisinin ilki, Şekerpare isimli filmdir. Şekerpare'nin senaryosu Yavuz Turgul'a Bizim Aile'nin senaryosu ise Sadık Şendil'e ait. Şekerpare ve Bizim Aile'nin sahnelenmesi bir  "iflas"ın göstergesi.


 Sorarsanız  "Onlar zaten oyun idi. Bunlara benzer oyunlar çok oynandı. Oradan sinemaya geçti. Sezonda yirmiden fazla oyun oynayan bir kurum içinde böyle oyunlar da olmalı. Seyirci istiyor." derler.  "Bu yaptığımız tiyatrodur" diyorlar yâni. Kurum bu oyunların(!) tekstlerini nereden temin etmiştir acaba? Cevap, Şekerpare'nin afişinde. Filmin afişinde "senarist"  olan Yavuz Turgul'un ismi oyun afişinde "yazan" diye verilmiş. Engin Alkan oyunu  uyarlamış. Yâni senaryodan sahne metni yapılmış. Bence en iyi cevap, Şekerpare'yi seyreden seyircilerin izlenimleridir. Seyirciler sahnedeki Şekerpare'de, filmdeki İlyas Salman'ı, Şener Şen'i aramıştır. Seyircinin bu tür oyunları istediği yolundaki beyan ise yönetenlerin kendi vehmi. Yarattığınız algı, yaptığınız işin türünü ve sizin ne yaptığınızı belirler.  Tiyatro repertuvarında onca oyun dururken Şekerpare'nin ve  Bizim Aile'nin seçilip sahneye çıkarılmasının altında yatan gerçeğin, "doluluk  oranı"nı arttırmak amacıyla yapıldığını itiraf etmek bir dürüstlük gereğidir. Ama aczinizi de gösterir.


Bir süredir "doluluk oranı" gibi tuhaflığın peşine takılmış bir kadro, İBB Şehir Tiyatroları'nı yönetiyor. Başarılarının reklâmını öyle yapıyorlar.  "O" oranı hesaplarken bile samimi değiller, sınıfta kalırlar ama o hesaba girmeyeyim. Ödenekli bir tiyatronun karnesi "doluluk oranı" gibi acayip bir şeye bakılarak  notlanır mı?  Hele doluluk oranı ile iyi tiyatro arasında ilişki olmadığı İBB Şehir Tiyatroları'nın yaptıklarından ortaya çıkmışken. Bu "çok bilet satayım beni başarılı sansınlar" anlayışının dışa vurumudur.  Arkasında "aman koltuğum gitmesin" telâşı vardır. Bu telâş, Şekerpare'yi Bizim Aile'yi getirir önümüze koyar.  
Tartışılması gereken 100 yaşını aşmış bir tiyatro kurumunun "film gibi işler" yaparken düştüğü  aymazlıktır. O kurumun ağır(!) topları sürekli olarak "Dârü'l-bedâyi" ismini dillerinden düşürmezler. "Dârü'l-bedâyi",  Şehir Tiyatroları'nın kuruluş yıllarındaki ismidir ve "güzellikler evi" anlamına gelir. Dillerde takıntı olarak dolaşmasında ise eski günlere özlem yatmaktadır. Demek ki onlar da bugünden memnun değiller.  "Dârü'l-bedâyi sayıklaması" içinde olanları görünce,  ölmüş dedenin mezarında rahatsız edildiğini düşünürüm. Şekerpare'yi, Bizim Aile'yi  sahneye çıkaranların Dârü'l-bedâyi 'den bir şey anlamadıkları ortadadır ama acı olan yönü dedenin çektiği azabın da farkında olmamalarıdır.
'60'lı yıllardan beri Şehir Tiyatroları'nı izlemiş biri olarak ben 100 yıllık kurumun neredeyse 60 yılının öğrencisi ve yakın tanığıyım. Dârü'l-bedâyi ruhunu yaratan oyuncuların çoğunu sahnede seyrettim. O dönemlerin repertuvarlarını biliyorum.  '70'li yılların gerisinde olan bugünkü İBB Şehir Tiyatroları, düşüyor. Muhsin Ertuğrul gibi bir zirveyi düşündüğümde "ondan sonra tufan olduğunun" farkındayım.  Muhsin Ertuğrul, Nâzım Hikmet'i Necip Fazıl'ı tiyatroya davet eden, onlara oyun yazdıran insandır. Zira o tiyatroda yazar yetiştirilmesi, tiyatro repertuvarının zenginleştirilmesi gerektiğinin bilincindedir.  Nâzım'a hem senaryo hem oyun yazdıran Muhsin Ertuğrul film ile tiyatro arasındaki farkı biliyor. Eski dergileri karıştırın Muhsin Ertuğrul  ve arkadaşlarının yazılarını okuyun. Onlar tiyatroda seyirci çokluğunun değil  kalitenin peşindedirler.
 Bir başka garabet de "Uçakta tiyatro"dur.  Geçen sezonun beş oyunu video  yapılmış, THY uçaklarında oynatılmaktadır.  Oyunların arşiv kayıtları elbette yapılır ama bu oyunların alenen oynatılması için üzerinden belli bir sürenin(en az beş yıl) geçmesine dikkat edilir. Bu inceliği umursamayan bir kadro 100 yıllık kurumu yönetmektedir.  Güldür Güldür'e tiyatro ödülü veren kafa  ile 100 yıllık kurumu yöneten kadro arasında ne fark vardır?
"Ödenekli olma"nın görevleri ve yükümlülükleri vardır. Amaç iyi ekiple iyi tiyatro yapmak, Türk edebiyatının eserlerini sahneye aktarmak; tiyatro repertuvarına yeni oyunlar eklemek, yeni yazarlar kazandırmak, dünyadaki gelişmeleri yansıtmak, dünyada yer edinmenin yolunu araştırmak olmalıdır. Her bakımdan "genç" olanın önünü açmaktır,avangart örnekleri sergilemektir görev. Tiyatronun  teknik altyapısını geliştirmek, heyecan verici, merakla beklenen,  ülkenin sorunlarına tiyatronun o eşsiz ufkundan ve yüreğinden  bakan bir repertuvar sunabilmektir başarı.  Kurumu, emekliliğini bekleyenlerin çay ocağı ya da memurların atm'si yapmamalıdır. Kurumu kurumsallaştırmak olmalı hedef, kurumlaştırmak değil.  Oysa İBB Şehir Tiyatroları kurum tutmuş bir sobadan beter.
100 yıllık bir kurumun repertuvarına Şekerpare'yi Bizim Aile'yi koyan  İBBŞT yönetim kadrosuna, "Dârü'lbedâyi"nin "güzellikler evi" olmasını hatırlatmaktan vazgeçtim "ayıp" diyeceğim ama utanırlar mı?    

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme