8 Nisan 2018 Pazar

Pürtelaş'ın Martı'sı Neden Uçamıyor?


Pürtelaş'ın Martı'sı için  tanıtımlarda kullanılan ifadeler şunlar: "Türkçe versiyon, güncel yorum, Çehov'a bugünden selam". Pürtelaş'ın Martı'sı bu üçünü bir araya getirememiş. Türkçe versiyon, Çehov'a bugünden selam verememiş; Türkçe versiyon adı üstünde yeniden yazıldı diyor o nedenle güncel yorum da olamamış.  Önce bu yüzden Martı başarısız. 

Pürtelaş'ın Martı'sında yapılmak istenenin(niyetlenmiş olanın)  karşılığı olarak İngilizce'de pek çok kelime kullanılıyor: 'Modernising, adapting, updating, reinventing, deconstruction, re-examining' Hepsi de farklı bir anlam ifade ediyor. Dünyada da konu ile ilgili bir kafa karışıklığı olduğu kesin. Kesin bir doğru yok. Yönetmen güçlü bir isimse insanlar anlamaya çalışıyor, güçsüz ve ünsüzse o zaman oyunu seyretmek isteyenlerin 'çok meraklı' olması gerekiyor. Ben Pürtelaş'ın Martı'sını bir yerlere oturtamadım. Bana canı klasik tiyatrodan sıkılmış gençlerin 'geyiği' gibi geldi. Tabii ki yönetmen ve  versiyonu yazan isimlerin seveni çok.  O nedenle Martı'nın sesi çok çıktı. Belki  ödüller de alacak ama benim için çıkan o ses ölen bir (M-m)artının çığlıkları idi.


Konu ile ilgili ilk uygulamalar 1920 yılında Julius Sezar ve Corialanus oyunlarını kullanarak zamanın diktatörleri ile Roma diktatörleri arasında benzerlikler kurmak için yapılmış. Bu gerekçe zamanla önemini kaybetmiş. Zira bugünün seyircisinin tarihsel hayaller ve tarihle parallelikler kuramadığı ve de sonuç çıkaramadığı görülmüş. Ama klasikleri yeniden sahnelemek isteyen bir yönetmen/topluluğun  aklına gelen ilk şey, seyirciyi cezbetmek amacıyla çağdaş(!) bir ortam yaratmak. 'Çağdaş' diyen önce kostümleri değiştiriyorlar. (Bir istisna olarak benim kafama uyan en yakın uygulamalar  Propeller Theater Company- Edward Hall’a  ait.) Eserin özgün atmosferine sâdık kalan örnekler de var, 'ben istediğimi yaparım' diyen yönetmenin çılgınlıklarını sergilediği örnekler de var. Bazı yönetmenler  'uyuyan eseri verdiğim şokla uyandırdım' diyecek kadar eserleri tanınmayacak hâle getirmişler. Peter Brook "Yeniden bulmak için Shakespeare'i unutmak" gerektiğini söylermiş. Kulağa hoş geliyor değil mi! Belki de ünlü yönetmenler klasik yazarlarla bir rekabet ortamı yaratmak istemiştir. Ülkemizde kendisi 'ham' ama Shakespeare ile fink atma merakında olan yönetmenler çok. Bu sezon bir de Makedonyalı yönetmenden Romeo ve Juliet'i seyrettik. O da fink atmaya çalışmıştı. Ben hiç beğenmedim ama sanırım ödüller alacak. 'Değişik olanın' klasik tiyatrodan sıkılmış seyirci için cazip geldiği de açık. Sanıyorum esas mesele 'başka bir yerden ve zamandan seslenen oyunları' çağdaş seyirciye sunarken o güne bugünden mi yoksa bugüne o günden mi bakmak noktasında düğümleniyor. Ama  her ne ise hem bugünü hem de dünü iyi bilmenin gerekliliği hatta zorunlu olduğu bir gerçek. Yâni klasikleşmiş bir eseri çağdaşlaştırmaya(!) kalkışan biri epey donanımlı olmak zorunda. Bu ele alınan yazardan başlayarak dünya ve kendi edebiyatına hâkim olmayı gerektiriyor. 

Ben Pürtelaş'ın Martı'sına bir Çehov hayranı olarak değil yapılanı anlamaya çalışarak baktım. Oyunun her sahnesinde 'Olabilir mi? Mümkün mü?' diye sordum kendime. Seyretmeden önce oyunu bir daha okumuştum, seyrettikten sonra oyunu yeniden okudum.  Temelde aradığım oyunun içindeki 'Çehov tadından' önce Çehov'un anlattığı düzenin karşılığı olarak sunulan düzenin ne kadar tutarlı ve mümkün olduğu idi. Pürtelaş'ın Martı'sı için diyebileceğimiz en zararsız şey yönetmen ile Türkçe versiyonu yazan, kendi sınırlarını aşmaya çalışırken (M-m)artı ile birlikte girdikleri gölde boğulmuş. Göl de iki cm çamurlu su.


Özet olarak söylemem gerekirse tek tek kişileri(rolleri) bugünün ağzı ile konuşturmak yetmiyor onları bir arada tutan bağı iyi anlamak ve okumak gerekiyor.  Örneğin Medvedenko, bugünün bir öğretmeni olarak konuşturulmuş. Çok tanıdık şeyler söylüyor bize. Metrobüste yanınıza düşse Medvedenko demezsiniz Ahmet, Mehmet Öğretmen dersiniz. Oyunda Mâşa zaptedilmesi zor, serbest bir kadın. Gönlü başka yerlerde. Çehov'un onları bir araya getiren ve tutan gerçeğinin karşılığı bugün ne? Bu Medvedenko bugün bu Maşa ile birlikte olabilir mi? Bu iki tip aynı çiftlikte yaşasa birbirlerini bulur mu? Çiftlik olmasın da bir okul olsun mesela? Onları bir  okulda hayâl etseniz diğerleri de aynı okula sığar mı? Okulu da bıraktım hepsi aynı 'mahalle'de olsun. Olurlar mı? Arkadina bugünün uyuncusuna benzetilmek istenmiş, eline dizi senaryosu verilmiş. Çehov'un  Arkadina'sı Maupassant'ın 'Su Üstünde'sini okutuyor. Maupassant, toplumdan ve insanlardan uzaklaşıp yalnızlığın kucağına atlayarak bir avuntu bulacağını düşünür. Bu tür duygu ve arayışlarını dile getirdiği bir hikâyedir  Su Üstünde. Çehov'un çizdiği atmosfere de uygundur. Arkadina'nın eline dizi senaryosu vermek ile ne yapılmak isteniyor? Bu dizi oyuncularına yönelik bir yergi mi? Dizi oyuncusunun orada işi ne? Oyunun genel çerçevesine baktığınızda uymuş mu?  Maupassant örneğin Yakup Kadri'yi çok etkilemiştir. Arkadina ile Treplev arasındaki ilişki, Nahid Sırrı Örik'in Alın Yazısı hikâyesinde Mualla ile Şefik arasında vardır. Örik de Çehov'dan çok etkilenmiş bir yazarımızdır.  Türkiye'de sanat ile ilgili iş yapanlar bu ilişkileri bilirse yaptıkları 'yeni oku'maların bir derinliği olur. Aksi takdirde ortadaki sığ ve çamurlu havuz çıkar. Ayrıca bu seyirciyi küçümsemek demek bence. 'Onlar bundan anlar' demektir bu! Öte yandan Çehov'a selam böyle mi veriliyor? Evgeni'nin eline 'French press' verilmiş öyle geziniyor ortalarda. Yurt dışı seyahate gidebiliyor. Çehov'un Martı'sında Arkadina'nın çiftliğinde yanaşmadan biraz hallice köy hekimi ama Türkçe versiyonda  Sorin'e 'bok iç' diyebiliyor. Öyle bir teklifsiz ilişki var aralarında. Sorin kim? Çiftliğin sahibi(neredeyse). Çehov 'bok' demeyi bilmiyor mu? Çehov'a selam bu mudur?  Çiftliğin uşağı Yakov evin sahipleri ile senli benli. Yakov evdeki koltuğa oturuyor sigara yakıp Katya'ya veriyor. Trigorin, akıllı telefonuna kayıt yapıyor. Teknoloji var ama birazdan bu tipler oturup tombala oynayacak. Martılar röntgen filmi olmuş. Kendi başına yaklaşım iyi. Ama o röntgeni çeken, yönetmen mi yoksa onu ellerinde gezdiren bir anlamda birbirlerinin röntgenini çeken karakterler mi? Röntgen ne diyor? Biz birbirimizin içini biliriz mi? Oysa bilemedikleri ortada. Zira Çehov o kadar ağırlığını koyuyor  ki oyunda ne ilginçlik yapsan olmuyor. Çehov'un anlattığı köylü kızı Nina bikinisiyle(sahnede bu çıplaklıkta olan sadece o) gelir herkesin ortasında güneşlenmek için yatar mı? Nina aile baskısından kaçan 'modern'(!) bir genç kız olarak resmedilmiş ama 'çok modern'(!).  Nina Trigorin'in üstüne atlıyor ve öpüyor. Nina Trigorin'in kucağına oturarak kolyeyi veriyor. Trigorin ile olan gizli saklı ilişkisini (Çehov Nina'nın Trigorin'e mesajını açık açık vermiyor) herkesin gözü önünde öpüş koklaş hâline getirdiğinizde bu kadar 'yırtık' olan bu kızın Moskova'daki düş kırıklığına inanır mısınız? Bu tipleri çiftlik evinde kendi içinde tutarlı ilişkilerle bir arada tutan zamanın sosyal ve maddi koşullarını yok sayarak  bu insanları kafanıza göre karşılık buldum diyerek değiştirir ve onlara yeni elbiseler giydirirseniz onları Nina'nın bikini ile dolaştığı bu çiftlik evinde yan yana getirebilir misiniz? Bu kadar modern(!) takılan bu topluluk tombala oynar mı, oynuyor mu? Yönetmen, içinde iki cm derinliğinde ıslaklık olan çamurlu suyu havuz olarak kabul etmemizi istemiş, üstüne koyduğu su yatağına Nina'yı yatırmışken, arka panoya röntgen filmlerini takıp çıkararak oyuna gerçekçiliğin dışında bir  anlatım dili seçmişken sahneye getirdiği ütüye uzatma kordonu ile elektrik verme ayrıntısı ne kadar uyuyor tercih edilen biçime? Pürtelaş'ın Martı'sı yamaçtan aşağı hızla kayan bir kayakçı gibi slalomlar yapıyor ama geçmesi gereken kapıları geçmeden aşağıya iniyor. Kendini özgür bırakmış herkesi bir türlü yeniden çiziyor ama sıkıştı mı Çehov'a geri dönüyor, çarpıyor demek daha doğru.  Kişilerdeki değişimler kabul edilebilir belki ama bunlar bir araya gelince o çiftlik evindeki(herhangi bir ev de olur) 19.yy koşullarının karşılığını bugün bulmak mümkün değil. 


Çok iyi bir oyuncu ekibi var oyunun. Zaten oyun seyrediliyorsa bu yüzden. Seyirci onlar için gidiyor. Oyuncular kendilerine biçilen rolleri iyi oynuyorlar.  Müzik bu kurguya göre fazla iyi, ışık yerinde, dekor- kostüm amaca uygun ama Martı'nın esas oturduğu temel sağlam değil. 'Ben yaptım oldu' derseniz peki ama OLMAMIŞ. Çehov'un yaptığından daha iyi olmamış bu Türkçe versiyon. Keşke önce bir Çehov yapsaydınız da görseydik. "Çehov'a selam" vermişsiniz ama bence Çehov bu selamı almaz. 

Melih Anık

Not:
1-Pürtelaş çok iyi niyetli ama yaptığı her oyun başarısız. Üzülüyorum da öte yandan. Danışmanınızı değiştirin ya da bilginize, aklınıza bu kadar güvenmeyin.
2-Türkçe versiyonu yazan Rusça biliyor mu? Eseri hangi dillerde okumuş? İngilizce? Türkçe? Her ikisi de? Peki neden kullandığı o çevirileri yapanların isimleri ve kitaplarından bahsedilmiyor? Telif ödememek için mi?  

Oyunun Künyesi:
  
MARTI

Yazan: Anton Çehov
Türkçe Versiyon: Sami Özbudak
Yöneten: Serdar Biliş
Sahne ve Kostüm Tasarımı: Gamze Kuş
Müzik: Çiğdem Erken
Koreografi: Tuğçe Tuna
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Video: Ezgi Kaplan
Ses Eğitimi: Susan
Main Kast: Banu Kuruoğlu
Oynayanlar: Boran Kuzum, Ecem Uzun, Fırat Tanış, Gonca Vuslateri, Kayhan Açıkgöz, Serdar Orçin, Sevil Akı, Şerif Erol, Tilbe Saran, Yasin Bardakçı, Cem Cücenoğlu


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme