19 Şubat 2018 Pazartesi

Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Hakkında


Son Antalya seyahatim sırasında Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan(AŞT) iki oyun seyrettim. Biri Engin Alkan'ın yönettiği Tarla Kuşuydu Jüliet diğeri Litvanyalı yönetmenin 'black-box' tekniği ile sunduğu Farklı isimli çocuk oyunu idi.  AŞT, şehrin merkezindeki salonu inşaat hâlinde olduğu için gösterilerini Antalya Mall'daki sahnede yapıyor. Antalya Tramvayı ile ulaşım rahat ve ucuz. Öğrendiğime göre kısa sürede şehrin merkezine eski sahneye dönecekmiş. Antalya'da planlanan ve yapımı devam eden başka sahneler de varmış.  Konuştuğum kişiler Belediye Başkanı Menderes Türel ile birlikte AŞT'ın 'can'landığını belirtti. Bunu AŞT'ın Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Özgür'ün 2017-2018 Sezonu Program kitabındaki yazısında Başkan'a  yönelik övgüleri de teyit ediyor.

AŞT, Ekim 2017- Mayıs 2018 arasındaki sahnelenecek oyunların tanıtımlarının ve de aylık gösteri programlarının yer aldığı çok güzel bir kitap hazırlamış. Bunun tiyatromuz için bir ilk olduğunu söyleyebilirim. Kitapçık şu adreste var: https://issuu.com/antalyaehirtiyatrosu/docs/ast_kitapcik_issu

Bu sezon AŞT'nın repertuvarında yer alan yetişkin oyunları  şunlar: 

Kafatası(Nâzım Hikmet), Para(Necip Fazıl), Huysuz(Engin Alkan), Tarla Kuşuydu Jüliet(Ephraim Kishon), Geç Kalanlar(Pervin Ünalp), Oyun İçinde Oyun(Özer Tunca), Kurnaz(Anonim)

Çocuk oyunları: 
Elbise Var İnsan Yok, İnsan Var Elbise Yok(Andersen), Farklı(Andersen), Zümrüdü Anka(Ali Eyidoğan), Okyanusta Bir Su Damlası Gibi(Jacques Matthiessen), Özgürlüğe Kaçış(Eşref Karadağ), Değiştirilmiş Çocuk(Selma Lagerlöf),  Sır(Soren Ovesen), Küçük Kara Balık(Samed Behrengi)


AŞT'nın programında benim ilgimi daha çok çocuk oyunları çekti.  Bilinçli bir çocuk tiyatrosu repertuvarı oluşturmaya dikkat edildiği izlenimini aldım. Gerek fuayede dönen videolar gerekse oyunlardan çekilmiş fotoğrafları görünce  farklı bir birim ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Bu organizasyonda da kendini belli ediyor.  AŞT Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu Birimi'nin Sanat Yönetmeni Hasibe Aygül Özgür, Kukla Tiyatrosu Sanat Yönetmeni Mustafa Doğan Ayhan. Oyun ekiplerine baktığınızda Danimarkalı  Jacques Matthiessen, Bulgar Alexander Lubenov Iliev, Litvanyalı Martynas Lukosius Danimarkalı Soren Ovesen'i görüyorsunuz. Bu kişiler yönetmen, kukla yapımcısı dekor tasarımcısı gibi dallarda işler yapmış.  Uluslararası işbirliğinin kullanılması çok hoşuma gitti. Türk Tiyatrosu, uluslararası alanda işini hakkıyla yapan uzmanlarla çalışmalı ve özellikle teknik olarak eksikliklerini gidermek için yardım almalı.  AŞT, çocuk ve kukla tiyatrosunda bunu yapıyor. İnşallah örnek olur.


Bu kadar övgüden sonra programımıza uyduğu için seyrettiğim Farklı isimli oyunun çok başarılı olmadığını söylemek zorundayım. Çirkin Ördek Yavrusu hikayesinden yapılmış bir uyarlama olan oyunu 'black-box' tekniği ile Litvanyalı yönetmen sahnelemişti. Çocuklar oyundan ne anladılar emin değilim. Oyun öncesi bir görevlinin sahneye çıkıp 'Bu black-box tekniği ile yapılan bir oyundur. Anlatılana bakmayın, tekniğe bakın. Çocuklar sessizlikle oyunu seyretsin' uyarısını da çok tuhaf buldum. Oyunun ışığı 'black-box'a göre çok fazlaydı. Siyahlar giyinerek sözüm ona kendilerini kaybettirecek oyuncular sahnede bir çocuğun benzetmesi ile 'ninja'lar gibi dolanıp durdu.  AŞT, çocuklar karanlıktan korkuyor diye aydınlatmayı biraz yüksek tutmuş. Yönetmen 2 seviyesi istemiş AŞT 7 seviyesi vermiş.  Genellikle metaforlara dayanan oyunlarda yabancı yönetmene  yardımcı olacak  yerli bir yönetmenin konuya hâkim olması gerekiyor. Ben böyle bir yardımcı olmadığı hissi ile ayrıldım salondan. Ayrıca müziğin de  yardımcı yönetmen yoksunluğundan payını aldığını düşünüyorum.   Kısaca 'tekniğe bakın' denen oyunda söylenen teknik yoktu. Daha da tuhaf olan çocukları 'uslu uslu' oyun seyretmeye yönlendiren ikaz yapılması idi. Seyirciden oyuncu çıkarmak için atraksiyonların yapıldığı bir dünyada çocuklara sınırlar koymak bence yanlış idi.


Çocuk tiyatrosu için bu kadar titiz olan AŞT'ın yetişkin oyun repertuvarı 'dostlar alış verişte görsün' mantığıyla hazırlanmış idi. Oyunlar tiyatro dünyasında başka tiyatrolar tarafından defalarca oynanmış oyunlar. Bu açıdan baktığımızda seyretmediğim için Oyun İçinde Oyun ve Kurnaz'ı dışarıda tutarak, AŞT'ın yetişkin tiyatrosu emekliliğini yaşayan bir yaşlı gibi, heyecansız ve kuru. Başkan'ın desteğini alan AŞT'ın  klasik ve öncü oyunlara yönelmesi gerekiyor. Nâzım Hikmet, Necip Fazıl dengesini tutturmanın Antalya'da hâlâ 'moda' olduğunu gördüm. Tiyatro eserleri başarısız bu iki yazardan eser seçmek  boşuna bir çaba. Repertuvarda biri Engin Alkan tarafından yazılmış üç oyunun yönetmeni Engin Alkan. Oyunlardan ikisi röpriz. Başka sahnelerde yapılmış AŞT'nda yeniden sahnelenmiş.  'Bayat oyun' yâni.  Mehmet Özgür, Engin Alkan'ın dehasından(?) bahsediyor. Genel Sanat Yönetmeni'nin Engin Alkan hayranlığı çok açık. Ancak, AŞT'nın farklı yönetmenlere benzer olanakları vermesinin kamu tiyatrosu olarak hem görevi hem sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.  Türkiye'de Engin Alkan'dan başka yönetmenler de var.

Ben, Tarla Kuşuydu Jüliet'i seyrettim. Bana Can Yücel'in bir şiirinin dizelerini hatırlattı oyun : 'Ne kadar rezil olursak o kadar iyi.' Engin Alkan'ın tiyatro macerasını takip eden biri olarak Alkan böyle bir tiyatroya doğru gideceğinin haberini kendisi ile yapılan bir röportajda vermişti çok önceden. Bu stil, seyirciye istediğini vererek , köpeğin önüne kemik atmaya benziyor. 'Al senin istediğin bu' diyor Alkan. Ephraim Kishon gibi esprisi zekâ üzerine inşa edilmiş bir yazarın oyununu zekâ ile hiç alâkası olmayan sululuk hatta çukur seviyesine indirmiş Engin Alkan. Bu şekilde seyirciye 'ayna tutarak' 'sen busun' diyor sanki. Bu aslında seyirciye hakaret. Bu, hayalleri gerçekleşmemiş, beklentilerini bulamamış bir yönetmenin piyasa işleri yapma  yolundaki dönüşümünü açıklıyor.  Yönetmen seyirciden intikam alıyor sanki.  Uzun bir süre ince ince yaptıklarını anlatma ve anlama gayreti içinde olduğum yönetmendeki bu düşüşü şaşkınlıkla takip ediyorum. Tarla Kuşu Juliet'te seyirciye yaltaklık ve yalakalık eden bir yönetim tarzı vardı. Seyirci ile dialoglarla 'renklendirilen'(!) oyunun reji anlayışı genel yaklaşımı ortaya koyuyordu. Durumun komikliğinden ziyade abartılmış oyunculuklar ile  oyuncular, komik olmaya zorlanmıştı.  Engin Alkan, 'tarla kuş'unun kuşunu 'bacak arasındaki kalkmayan kuş' yapma gibi seviyesiz kelime oyununa dayanan soytarılık,  Shakespeare'e 'nasıl da koydum' işareti yaptırma, Nusret gibi yemeğe tuz serpme, her karakteri seks üzerine kurma,  lafı ilgisi olsun olmasın cinsel göndermelere açık jest ve mimiklerle oynatma  gibi ayrıntılarla oyunu  katletmiş.  Tekstte Juliet'in canlandırdığı kızı Lükretia'yı erkek müzisyenlerden birine 'saçma- komik' olarak oynatması, tekstte 'tatlı kaçık' olan Rahip'i sahnede 'azmış' bir ihtiyar olarak çizmesi  Alkan'ın komediyi seyircinin seksüel algılarını gıdıklamak için yaptığını gösteren kaba ayrıntılar idi.  Oyunu  bir mutfak dekoru içinde kuran ve gerçek yemek yaptırıp seyirciye tattıran Engin Alkan,  oyunun tadını tuzunu kaçırmış.  Yetenekli oyunculara da yazık olmuş.   

Her bir kurum kendi değerini kendi belirler. AŞT, tiyatroya ayrılan maddi ve manevi olanakları yerinde kullanarak tiyatro dünyamızda yerini belirleyecek. İyi ışıltılarını gördüğüm bu kurumun eksikliklerini ve hata ve de yanlışlarını görerek kendisini gözden geçirmesini dilerim.

Melih Anık


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme