30 Aralık 2014 Salı

Tiyatroda Salonun Oyuna Dahil Edilmesi(Sırça Hayvan Koleksiyonu)

'Tiyatroda salonun oyuna dahil edilmesi'nden amaç,  oyuncuların seyirci arasında rollerine  devam etmesidir.  Bazı oyunlarda seyirci koltuklarından birinin üstünde ‘Buraya oturmayınız’ notu görülür. Bilirsiniz ki o koltuk oyunun bir parçası olacaktır. Salon oyuna dahil edilmiştir.  Bunun yapılmasından amaç nedir?

Ben, uyarladığım ve yönettiğim(1974)  ‘Ay Işığında Çalışkur isimli oyunda bazı oyuncuları seyirci koltuklarına  oturtmuş, oyun sırasında onların sahneye müdahale etmesiyle oyuna yön vermiştim. Bu kurgunun esin kaynağı Haldun Taner’in yazdığı hikâyeydi.  Haldun Taner,  Ay Işığında Çalışkur hikâyesini okurlardan gelen mektuplardaki eleştiriler (ki onları da yazar kaleme almıştı) dikkate alarak(!) yeniden yazmış;  hikâyenin ilk ve ikinci hâli arasındaki farklardan eleştirel gülmece doğmuştu. Bu nedenle kitaptaki okurun yerini  oyun uyarlamasında seyirci almıştı. Salon oyuna dahil edilmişti.

Tennessee Williams’ın  ‘Sırça Hayvan Koleksiyonu’ isimli oyununda  Tom, oyunun hem sunucusu(anlatıcısı-‘narrator’) hem de  oyuncusudur.  Tom, otobiyografik bir karakterdir ve Tennessee  Williams’a benzeyen tarafları çoktur. Tom, ‘anlatıcı’yı oynarken yazar konuşur gibidir.  Tom’u anlatıcı olarak seyirci içine alırsanız, Tom oyun içinde kendi rolünü oynarken seyirciyi de Tom ile birlikte sahneye götürürsünüz.  Tom, seyirci arasında  olduğunda,  oyun alanına dahil edilmiş  olan  salondaki seyirci, Tom’un peşine takılacak, oyunun içine girecek,  tarafsızlığını yitirecek ve  olayları irdelemek yerine duygularıyla karar verecektir. Sırça Hayvan Koleksiyonu metnini okumuş olanlar Tennessee Wiliams’ın yer yer seyircinin dikkatini belli noktalara çektiğini, bazı değerleri vurguladığını bilir.  Bu şekilde oyun, epik nitelikleri ile öne çıkar. Yazar seyirciyi belli bir mesafede tutmak istemektedir.  ‘Oyun, anılar üzerinedir.’ Yalnızca Tom’un anıları değildir anlatılan. Başarılı bir sahneleme, oyundaki dört karaktere de anılarını anlatıyormuş gibi reji verebilmekle mümkündür.  Yâni oyundaki her rol kendi anısını anlatır gibi oynanmalıdır.(Bu bir anlamda role yabancılaşmayı da getirir.)  Tom’u sahne dışına çıkardığınızda bunun olamayacağı açıktır. O zaman oyun Tom’un anıları gibi anlaşılır. Asıl olan seyircinin sahneye ve tüm karakterlere dışarıdan bakmasını temin etmek ve onların içine tıkıldıkları tabuttaki kırılganlıklarını seyirciye hissettirmektir.  Tom ‘u o atmosferin dışına çıkarmanız Tom’un ‘kurtulduğu’ gibi anlaşılır. Oysa Tom, tabutun çivilerini sökemeden çıkmayı başaramamıştır. Zaten Tom ‘ Seni geride bırakmak istedim ama ben sandığından daha da bağlıyım sana ‘ der. 

Tiyatroda salonun oyuna dahil edilmesi, üzerinde çok kafa yorulacak bir konudur.  Her oyunda farklı  bakış  açılarına ihtiyaç vardır. Ama salonun kullanılmasından önce sahnenin kullanılmasının başarılması gerekir. İBBŞT’da Aleksandar Popovski tarafından yönetilmiş  ‘Tehlikeli İlişkiler’ ve  İKSV Tiyatro Festivali ile İstanbul’a  gelmiş Piccolo Teatro ve Teatri Uniti’nin ortak yapımı , Carlo Goldoni’den ‘Tatil Üçlemesi’ isimli oyunlarda mekânın nasıl bilinçle kullanıldığını hatırlıyorum. İyi tiyatro,  gelenekten beslenir. Gelenek ise düşünen insanların şuurlu ve özgün denemeler yapması ile mümkündür.  Türk Tiyatrosu maalesef  emekliyor.  Çözüm, ‘doluluk oranı’na kafayı takmada değil, yetersizlikleri kanıtlanmış olanların hırslarını dizginleyerek doğru yolu gösterenlere kulak vermelerinde. Küçümseyerek, aşağılayarak bir yere varılamayacağını idrak etmek gerek.


Melih Anık 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme