16 Mayıs 2014 Cuma

Grzegorz Jarzyna, Nosferatu ve Polonya Tiyatrosu (İKSV)

Dracula 1922’den beri dünyanın gündeminde. O günden bu yana  Dracula’nın kızı, oğlu, evi, lâneti, Frankeştayn ile kapışması üzerine filmler, tv dizileri yapılmış. “Mal” iyi yâni.. İyi satıyor. 92 yılda  Grzegorz Jarzyna’nın Nosferatu’sunu da katarsanız yaklaşık 30 Dracula. Her üç yılda bir Dracula. Sayıya bakarsanız Shakespeare’in eser sayısına yakın. İçerik?

Grzegorz Jarzyna’nın Nosferatu’su 12 Kasım 2011’de Varşova’daki “National Theatre”da  prömiyer yapmış.
31 Ekim-3 Kasım 2012 tarihleri arasında Londra “Barbican Theatre, Barbican Centre”da sahnelenmiş.
16 Kasım 2012’de “Festival d’Automne” kapsamında Paris’te seyirciyle buluşmuş.
14- 17 Mart 2013 tarihleri arasında da Avustralya’da “Adelaide Festival”inde sunulmuş.
13-14 Mayıs 2014 tarihlerinde de İstanbul’da olması planlanmıştı. 14 Mayıs 2014 tarihli gösteri Soma felâketi nedeniyle iptal edildi.

Yapımın ortak yapımcıları, NARODOWY INSTYTUT AUDIOWIZUALNY, BARBICAN LONDON, DUBLIN THEATRE FESTIVAL, ADELAIDE FESTIVAL, TR WARSZAWA FUNDATION. Anlaşıldığı gibi adı geçen ortak yapımcılarla ilgili festival ve şehirlerde, Nosferatu programa alınmış. İKSV’nin açıklamasına göre, 19.İstanbul Tiyatro Festivali’nde  Nosferatu, “Kısmen, Polonya Cumhuriyeti Kültür ve Milli Miras Bakanlığı'nın kaynaklarından finanse edilmiş”. Elbette Polonya sanatının dünyadaki en büyük destekçisi  “Adam Mickiewicz Institute” bu gösterinin de destekçisi.  Bu noktada şu hususa dikkat çekmek gerekiyor. İKSV’nin dünyada geçerli olan ağın içerisine girip uluslararası destekleme projelerinde yer alması gerekiyor. Bir başka çözüm de uluslararası festivallerle yakın ilişki içinde olup oyunların turne programlarına dahil olmaktır. Muhtemelen bu girişimler maliyetleri de düşürecektir.

Gelelim oyuna..
İlk Nosferatu, “1922 yılında Almanya'da çekilen, Alman dışavurumculuğu akımının başyapıtlarından biri sayılan ve korku sinemasının sayılı klâsiklerinden olan bir korku filmidir.”(wikipedia) O dönemde film “dehşet senfonisi” olarak tanıtılmış. Ben oyundan sonra o ilk filmi seyrettim. Sessiz sinemanın bir örneği.  Filmdeki Dracula bugünün seyircisini korkutmaktan ziyade güldürür. Toplumsal hayattaki değişimi anlamak için ilginç bir karşılaştırma. Grzegorz Jarzyna, bu karşılaştırmayı göstermek için yapmamıştır tabii ki. Şu notu düşeyim: Yazarının izni olmadan yapıldığı için 1922’den beri Dracula ismi kullanılmıyor, Nosferatu deniyormuş.

İKSV bu oyunu şöyle tanıtıyor: “Nosferatu, endüstrileşmiş bir toplumun çağdaş kara romantizmi... Grzegorz Jarzyna, dışavurumcu Alman sinemasının ilk örneği olan Nosferatu’yu sinemanın görsel öğeleriyle zenginleştirerek yeniden kurguladı. Oyun, insanın doğasına derinden kök salmış, açıklanamayana karşı duyulan korkuyla dünyamızın vardığı, pek gururlu ve kendinden emin görünen bilimsel, teknolojik ve dijital seviye arasındaki çatışmayı ele alıyor. Popüler kültürün ikonuna dönüşen Dracula ve vampir öyküleri bu kez tiyatro sahnesinde farklı bir dille seyircinin karşısına çıkıyor.

İKSV’nin İngilizce tanıtımı ile Londra’daki tanıtım paragraflarını yazımın sonunda verdim. İngilizce bilenler bizdeki tanıtımın daha “süslü” olduğunu fark edeceklerdir. Oyun, yurt dışında kişisel bir bilinmeyenden korku ama bilinmeyeni merak esasına oturtulmuşken(kişisel korku ve takıntılar), bizde “insani ihtiyaç” “öteki olma” gibi bizim jargonumuza uygun halde sunulmuş. Türkçesinde  “bilimsel, teknolojik ve dijital seviye arasındaki çatışmayı ele alıyor” ifadesi ise İngilizcesinde yok. Aslına bakarsanız oyunda da yok. Oyunun başındaki bilimsel gibi görünen konuşmalardan ve oyunun sonunda Profesörün cep telefonunu kulağına götürmesinden bunu çıkarmak da olası değil. Oyunda sık sık geçen “Abraham”, bizim bildiğimiz Hz.İbrahim. Her üç dinde de aynı kutsiyetle anılması bu oyunun içinde birleştirici bir anlama gelmiyor. Abraham daha ziyade Musevi inanışa bir gönderme yapıyor ama bunun da oyunun genel iletisinde yama olarak kaldığını düşünüyorum. Öte yandan oyunun dini bir gönderme içermesinin altını da dikkatle çiziyorum. Bunu da uluslararası olarak finanse edilen bir proje için normal kabul ediyorum. Sıradan bir korku hikâyesinin bu kadar allanıp pullanmasını anlamış değilim. Oyun İngiltere’de Hallowen(“Cadılar Bayramı”) zamanında seyirci ile buluşmuş.  Hallowen’i bilen bir kültürde  “rezonans” sağlamak daha kolay tabii. “Rezonans” meselesini aşağıda anlatmaya çalıştım. Ama benim aklıma takılan başka bir husus var.

Geçen Pazar(11 Mayıs 2014) katıldığım, kendisi  ile yapılan söyleşi toplantısında, Jarzyna,  ”Yöneteceğim oyun beni heyecanlandırmalı. Konu benimle toplumu rezonansa getirmeli. Konu ihtiyaç olmalı. Aksi takdirde taklit ve tekrar ediyor olursunuz.” “İnsan inandığı doğruyu dile getirmeli ve dürüst olmalı. Düşündüğünüz sonucu elde edememiş bile olsanız seyirci sizin önemli bir şey söylediğinizi hisseder.” dedi. Ona katılıyorum ve onun için soruyorum:  Bu oyun bugünün dünyasında “nasıl bir ihtiyaç”tan doğdu? Yönetmeni “heyecanlandıran” nedir? Uluslararası finanse edilen bir projenin içinde yönetmen kendisi olarak ne kadar vardır? Oyunlarının ne kadarı Polonyalı seyirci içindir? Bu ne kadar Polonya tiyatrosu örneğidir? Polonyanın sorunu Nosferatu mudur? Seyirci ile “rezonans içinde“ olduğunu düşünüyor musun? (Ah moderatör! Sen sormalıydın bu soruları.. Sen “Ne Yaptıysak Nafile’yi seyretmişsin!)

Hikâyenin daha da ilginç yanını Nosferatu’yu seyrettikten sonra öğrendim.  Meğerse Dracula, Danube(Tuna) nehrini geçip Türklerin ülkesinde Türkleri yenerek büyük zafer kazandığı için Voyvoda ismini almış. Belki buna “ilginç”ten öte bir kelime bulmalıyım. Türkiye Polonya Diplomatik İlişkileri’nin 600. Yılında Polonya’nın Türkiye’ye getirdiği oyun Nosferatu, bana bu yanı hatırlatması açısından “düşündürücü” geldi. Yönetmenin Polonyalılarla ‘rezonans” içinde olma meselesinde bu hususun önemli olmamasını diliyorum.

Nosferatu gerçekten “film gibi” bir oyundu. Duvarlara düşen gölgeler, zihnin karanlığı yansıtan fondaki renkler. Işıklandırma bu amacı gerçekleştirmede çok başarılı idi. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin derinliğini tamamen kullanan dekor, uçuşan perdeler, döşemedeki parke, Polonya’da nerdeyse her oyunda gördüğüm camlı bölüm, mekânın paylaştırılması sahneyi bir film setine dönüştürmüştü. Ününü sonradan öğrendiğim John Zorn’un film müziği tonundaki ve gerilimi yansıtan müziği çok iyi idi. Kostümler, dumanlar, sofitanın kullanılışı(ağ perde dışında) başarılı oldu. Şunu belirtmem gerekiyor. Polonya tiyatrosunun sahnesi genellikle seyirci oturma alanına eşit. Bu bizim tiyatrolarımızda sıkıntı yaratıyor. (Derinliğin fazla olması bazı koltukların sahnenin bazı yerlerini görmelerini engelliyordu. )

Festivalin küçük  kitabında  Wolfgang Michael’ın(Nosferatu) bu oyuna dışarıdan(Almanya) katılan ünlü bir oyuncu, Sandra Korzeniak’ın(lucy)  ‘Persona. Marilyn”de Marilyn Monroe rolüyle hafızalarda yer eden çok alımlı bir oyuncu olduğu bilgisi yoktu. Mina Harker rolündeki Katarzyna Warnke’nın güzelliğini çoğu kişi unutmayacaktır sanırım. (Oyunculuk değerlendirmesi, bilmediğiniz başka dilde seyredilen oyunlarda bu kadar oluyor.)  

İstanbul’da seyrettiğim Nosferatu’ya bakarak yönetmene şunu söylemek isterim: “Seyircilerin alkışları ‘seninle rezonans hâlinde olduğunu’ göstermez. Bunu anlamak için Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin o rahat bulduğun koltuklarına otur ve bizimle başka yabancı oyunları ve de bizim oyunlarımızı seyret. Biz sanatçıya ve özellikle  misafire güzel davranmasını severiz.Senden bir ricam daha var, koltukları beğenmişsin mâdem lütfen o sahnenin adını da merak et, öğren. Sana Onur Ödülü veren bir ülkede “Türk Tiyatrosu’nu  tanımıyorum” deme. Hiç değilse “Muhsin Ertuğrul’u biliyorum” de  de bizim seni alkışladığımız gibi, sen de bizim gönlümüzü al. Yemin etsen başın ağrımaz. Koltuklarına oturdun.

Türkiye’den Polonya’ya götürülen bir grup gazeteciye Adam Mickiewicz Enstitüsü’nün Müdürü, kendileri iki yıl önceden çalışmaya başladıkları halde  Türk resmi mercilerinden gereken ilgiyi görmediklerini, amaçlanan kültürel değişimin onların çabasıyla tek taraflı yürüdüğünü söylemiş. Bizim resmi heyet yasal yolla geri alınamayan tarihi eserleri almak için çalışmış. Müdüre  inanıyorum. Ama bizim sivil toplum kuruluşlarımızın insan üstü gayretlerini de görmeliler. Grzegorz Jarzyna’ya verilen Onur Ödülü Polonyalılara karşı kalplerimizde hissettiğimiz iyi niyetin bir göstergesi. Tabii ki biz de  Nosferatu’da Lucy’nin “edepli” oynamaya çalıştığını fark ettik. Bize gösterdiği saygıya çok saygı duyduk. Ama keşke oyunun yönetmeni de “Türk Tiyatrosu’nu tanımıyorum” diyeceğine gönül alıcı bir şeyler söyleseydi. Beğendiği  koltukların bulunduğu salonun ismini merak etseydi yeterdi. Sanırım “rezonans” da tek taraflı olmuyor. Ben Jarzyna’dan Türkiye’de bir oyun yönetmesini ve bu oyunla dünyayı dolaşmasını bekliyorum.  Böylelikle Polonya tiyatrosu’nun çok ünlü ve başarılı yönetmeni  Grzegorz Jarzyna, kendisine verilen Onur Ödülü’ne karşı bir  jest yapmış olur. Biz de onu, samimi duygularımızla ayakta alkışlarız.

Melih Anık 

Oyunun Künyesi:
Bram Stoker’ın Dracula romanından esinlenilmiştir.
Yazan ve Yöneten :Grzegorz Jarzyna
Dramaturji :Rita Czapka
Sahne ve Kostüm Tasarımı:Magdalena Maciejewska
Müzik Music: John Zorn
Işık Tasarımı :Jacqueline Sobiszewski
Video :Bartek Macias
Oyuncular: Sandra Korzeniak, Katarzyna Warnke, Wolfgang Michael, Jan Englert, Jan Frycz, Krzysztof Franieczek, Marcin Hycnar, Lech Łotocki, Adam Woronowicz

İKSV’nin oyun hakkında yazdığı:
“Grzegorz Jarzyna’s play Nosferatu is based on Bram Stoker’s Dracula - one of the most important texts of popular culture. Using this psychological and metaphysical thriller, Jarzyna shows how single fears and obsessions materialize in social life. The play is an excellent study of human need for transgression, crossing material, social or symbolic limitations, breaking free from carnality and identity and the longing for “the Other”. Dracula and vampire stories now appear on stage told in an unusual language enriched with cinematographic elements.”
Oyun, Londra’da şöyle tanıtılmış:
 “Seducing his audience into a dream-like state, Grzegorz Jarzyna uses the vampiric myth of life after death and the regenerative power of blood in this psychological and metaphysical thriller. Nosferatu explores the conflict between the fear of the unknown entrenched in human nature and our enduring fascination with dark secrets, obsessions and the need for transgression.”

Bağlantılar:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme