14 Mart 2010 Pazar

“Shakespeare Soap Musical” : Şekspir Müzikali 7 - Oyun Atölyesi

Bu yılın çok konuşulan oyunlarından birini , Şekspir Müzikali 7’yi İstinye- Enka Salonu’nda izledim.
Enka’lılara
Her şeyden önce Enka’lılara şunu hatırlatmak isterim ki oyun öncesi, salon kapısında ayakta ve havasız bir ortamda bekletilmek hiç de hoş değil. Eminim ki herkes iyiniyetli ama salondaki hazırlıkların da son ana bırakılmaması en azından seyircilere saygının bir gereğidir. Gerçi salon okul kompleksi içinde ama seyirciler öğrenci değil . Hatırda tutulmasında yarar var.
Ortada dolaşan fısıltı Haluk Bilginer’in salona geç geldiği ve o nedenle de hazırlıkların son ana kaldığı idi . Gecikmenin Bilginer’e bağlanmasını inandırıcı bulmadığımı belirtmek isterim. Birilerinin hatası en olmadık kişiye fatura edilebiliyor. Hiç değilse bir açıklama ile fısıltıları önleyin.
Özet Olarak “7”
Özet olarak şunu söyleyebilirim : William Shakespeare'ın 'Nasıl Hoşunuza Giderse' adlı oyunundaki bir tirattan esinlenen Şekspir Müzikali 7 , yoğun bir emeğin sonucu ortaya çıkarılmış bir gösteri . 8 kişilik canlı orkestrayı da dikkate alırsak hiçbir şeyin eksik kalmamasına fedakârane özen gösterilmiş .
7 Maddede “7”
1 - Sahne Tasarımı(Bengi Günay)
Oyun Atölyesi “sahne tasarımı” teriminin hem dekor ve hem de giysi tasarımı öğelerini içerdiğini belirtmiş.
Gösterinin en etkili ve başarılı yanı Sahne Tasarımı . Orkestra elemanlarının bir örnek ayakkabı ve giysilerinden başlayarak tüm giysiler , mekanın kullanılışı , giysilerle mekanda kullanılan tasarımların birlikteliği , 7 kutu , yansıtma perdesi , aksesuvarlar , renkler ve temizlik o kadar kusursuz bir bütün oluşturuyor ki ilk sahneden itibaren görsellik seyirciyi çarpıyor.
(Testosteron’dan sonra kalite yükselmiş)
(Asker sahnesindeki giysi daha ziyade bir ördek avcısı izlenimi bırakıyor. Baret kullanılması daha iyi olmaz mı diye düşündüm)
2 - Müzik (Tolga Çebi)
Müzikalin olmazı elbette müzik. Gösteri boyunca ara vermeden devamlı var olan müzik, kulaklara hoş gelen melodileri ile her müzik türünü sunuyor. Müzikteki bu çeşitleme , elinizde Haluk Bilginer gibi bir sanatçı varsa denenebilir ancak. Bilginer her tür müziğe can ve yorum katabilecek ülkemizdeki tek örnektir diye düşünüyorum. Onunla hoş anlar yaşanıyor.
3 - Haluk Bilginer
Bu gösteri , Haluk Bilginer için ,onun varlığına güvenilerek oluşturulmuş , sahnelenmiş . Onsuz tadı çok daha az (yok demek de mümkün) olurdu. Haluk Bilginer’in de rolü sevdiği ve kendine uygun düzeyde (“challenging”) bulduğu anlaşılıyor. Seyirci için bu düzeyde bir ustalığı seyretmek hoş ve gurur verici.
4 - Soykarılar(Evrim Alasya , Selen Öztürk , Zeynep Alkaya ,Tuğçe Karaoğlan)
Dört kadın oyuncu , yetenekleri, enerjileri , sempatileri ve de her sahnede belli olan çok emek koymuşlukları ile gösterinin parlayan ışıkları . Aralarındaki uyum birliği ve de seyirci ile iletişimleri mükemmel . Onlarsız bu gösteri tatsız olurdu.
Soytarı’nın bir iç muhalefet , paylaşımcı vb gibi kullanılması ve Soykarı’ya dönüşmesi hoş bir buluş. (Testosteron’un 7 soytarı ile oynanmasını bekliyorum ! )
5 - Hareket Düzenleme (Gizem Erdem) - Maske veTasvir Tasarımı(Özlem Karabay)
Kuşkusuz sahne hareketleri ve 7 çağı belirten tasarımların gösteriye katkısı çok büyük.
Sahne hareketlerinin sahnelerimizde göre göre alıştığımız (bıktığımız) hareketlerden olmayışı , oyuncuların yetenek sınırlarına kadar kullanılışı çok başarılı. Maske ve tasvirlerdeki zarafet ise gösterinin hedeflediği anlaşılan düzeye gelmesine katkı sağlıyor. Ayrıca gerek hareketlerde ve gerekse tasvirlerde geleneksel izlerin var olması çok da güzel.
6- Oyun Dergisi
Oyun dergisi (bir koleksiyoner olarak) örneğine az rastladığım bir doyuruculukta. Kendini anlatma ve seyirciyi bilgilendirme gayreti içinde ; başvurulan kaynaklara saygılı .Sunuşu olgun.. Bunu “Tiyatro Yöneticisi” olarak Kemal Aydoğan’daki değişmenin göstergesi olarak alıyorum.
7 - Kemal Aydoğan
Gösteriyi seyrederken , tüm bunları bir araya getiren Kemal Aydoğan’ın iyi yolda olduğuna dair olumlu bir izlenim edindim. Daha önceki oyunlarda sahneden dışarı “fışkıran” “ben” anlayışında “biz”e doğru bir yumuşama ; kendini topluluğun aklı sayma ve kanıtlama görüntüsünün değişmekte olduğunu hissettim.
Müzikal gibi farklı disiplinlerden ortaya çıkan bir gösteride genel çerçeveyi çizip bütüncül bir yaklaşımla çok fazla zigzaglar çizmeden , elindeki imkanları ve birikimini kullanarak kafasındakileri ve inandıklarını sahneye getirme çabasından anladığım da bu. Yani eldeki olanakları kullanarak değişik tatları birleştirip yeni bir yemeği yenecek kıvamda sofraya getirmek.
Rabelais ile Shakespeare’i sahnede buluşturmak da vurgulanması gereken bir yaratıcılık .
Oyunun metni anlamındaki kolajı da bir araya getiren (muhtemelen gösterinin fikir sahibi de) Kemal Aydoğan .
Shakespeare’in Şekspir yapılmasında korktuğumu yaşamadım .Bu değişikliğin ima ettiği bir “halk dalkavukluğu” sezmedim.
Kemal Aydoğan galiba “Yönetmen” şapkasının anlamını ve de değerini algılamakta.
Tüm bunlar “Genç Yönetmen KA”nın (Kemal Aydoğan’ın) olgunlaşmakta olduğunun göstergeleri.

AMA..
Şekspir Müzikali 7’yi seyrederken hep bir şeyler eksik , olmamış gibi geldi bana . Belki de doyurucu olmayan hikayesi buna sebep.
7 , mitolojik , tarihsel , dinsel anlamları olan bir sayıdır . Gösteriyi hazırlayanların bunu kullanma arzularının olmadığı görülmekte.
Erkeğin 7 çağını bulup çıkarmak Shakespeare’in köpüğü ile idare etmek gibi geliyor bana. Yüzyıllardır çeşitli şekillerde anlatılan ömrün çağları için ‘Shakespeare’ çok büyük gelmiş .(Shakespeare’de bir tirat , Oyun Atölyesi’nde bir oyun!) Şekspir Müzikali 7 , “büyük” bir ismin arkasına saklanmış gibi duran bir çalışma. Ve eldeki oyuncuya göre tasarlandığı için “erkekle” sınırlandırılmış. Onun için de insanın değil erkeğin çağları olmuş. “Oysa ki neler neler bulunmaz anlatacak ! Asıl iş edada”
Sahnede müzik, hareket, atlama, zıplama var ama oyunun “energia”sı yok. Akılda çalkantı yaratmıyor. Işıklı ama aydınlatmıyor. Renkli ama çoşturmuyor.
(Oyun sonu seyircilerden biri “Her şey güzel ama keşke Shakespeare’den bir oyun oynasalardı” dedi.)

Shakespeare’den esinlenilmiş ve toplanmış da olsa , en sondaki “sone” dışında varlığı tasvirlerde kalmış , anlamı ise hissedilmeyen Shakespeare’in , gösterinin odağına konulmasını doğru bulmadım . Shakespeare’i de içeren daha geniş bir tarama ile , yapılan kolaj da rahatlatılmış olurdu. Oysa Şekspir adı, sınırlama, zorlamalara neden olmuş. Sanki ille de Shakespeare’den alıntı yapılma zorunluluğu doğmuş .
Kolaj da bir derleme sayılabilir ama önerdiğim şekilde yapılan derlemede bütünsellik daha ziyade sağlanmış olurdu , anlatı ve anlaşılma kolaylaşırdı.

Hele bir de gösteriye Rabelais giydirmesi var ki o da yarım ! Gerçekte “Rabelais’nin altında ateşler yanmaktadır ha düştü ha düşecek.Oysa o güler de güler. Çünkü ”Gülme insana özgüdür”. Bu adam söylemek istediği yeniyi bir imge ve söz şaklabanlığına boğuyor ki okuyan kırılıyor gülmekten. Rebalais’nin kahkahası gür,renkli ve içi dolu ve anlamlıdır. Çünkü Rebalais’nin öğretisi sizi pek yüce kutsallıklara, şaşırtıcı gizemlere erdirecek hem dinimiz hem de kamusal ve özel yaşantımız bakımından.” (Eyüboğlu,Erhat,Günyol) Yani sıradan bir şaklabanlık değil Rabelais söylemi.
Şekspir Müzikali 7 de ne var ? "Güldürmüyor , erdirmiyor …" Zira içi “Rabelais doluluğu”nda değil .

Müzik fazla gelmiş . (“Müzik referans alınarak çalışılan bir oyun bu” Tolga Çebi) Oysa söz ile müziğin dengesi anlaşılma için önemli. Ayrıca da müzikte son 40 yılın bir özeti var gibi . (Her türden çalıyor! Tanıdık tınılar.) Müzik, 7 çağın belirginleştirilmesini sağlamıyor. Gösteriyi bütünlemiyor. Ses düzeyi sözü zaman zaman anlaşılmaz hale getiriyor, sözün değerini kaybettiriyor.
Müzik gösteriye değil Haluk Bilginer’in yeteneklerini sergilemesine daha çok önem vermiş gibi. Haluk Bilginer olmasa yavan kalırdı.

Shakespeare şiirleri ve sözlerinin müziklendirilmesi de zor bir iş. Besteleri anlamlandıran, Haluk Bilginer’in kişisel yeteneklerinden gelen renkli varyasyonlar .
Hayatta 7 çağın anlatıldığı bir gösteride, baştan sona, benzer müzik çağrışımları , tekrarlanmış motifleri ile müzik , gösterinin parlak tarafı ama yönlendiricisi değil.

Görsellik çok başarılı ama özü (Öz de teslim olmuş zaten!) tehdit ediyor. Bu içeriğin eksikliği nedeniyle, biçim ile içerik dengesinin tutturulamamış olmasından kaynaklanıyor.

Tüm bunlar iletiyi basite indirgemiş , gösteriyi toparlamak da Shakespeare’in son sahnedeki sonesinin(66.sone) etkileyici vuruşuna kalmış . Son sözler akılda kalır ama süreç içindeki önemli anları yok etmemek kaydıyla. Gösteri, “ 2 saat boşa geçti , hiç değilse giderken bir şeyler söyleyeyim de eksik kalmasın” telaşı ile o soneye tutunmuş sanki.

Gösterinin en başarılı sahnesi “Acıkan şehvet” sahnesi . Kendini hemen belli ediyor. Doğrusunu söylemem gerekirse oyunun içinde bu sahneyi destekleyen , tamamlayan bir başka sahne de yok. Nurhan Karadağ damgası çok açık ve “Yönetmen” olmak da öyle bir şey!
Gösteri çok uzun. Yaklaşık 2 saat sürüyor. Arasız ve en fazla 1,5 saate düşürülmesi daha etkili olur diye düşünüyorum.

Gösteri , gözünüze patlatılan bir flaş etkisi yapıyor. Parlak bir ışık görüyorsunuz ama sonrası karanlık . Ne gördünüz net değil. Ne gösterilmek isteniyor? Şekspir Müzikali 7 , bugünün “yangın yeri”nde ne söylüyor ? Ya da söylediği söylemesi gereken mi ?

Sonuç da ister istemez :
“Biri der : insan ömrü /Avare bir yarıştır/ Devrini ölçsek eğer/ Belki de bir karıştır” oluyor.
(Nasıl Hoşunuza Giderse-Halide Edib Adıvar-Vahit Turan tercümesi)


Bu kadar emek keşke başka bir hikaye için harcanmış olsaydı.

Melih Anık

Not :
Shakespeare kolajı yapacaklara öneriyorum : (İnsanın) Kadının özerkliği , egemenlik ve kurban geleneği , iktidarın kaynağı , iktidar karşısında halk , kahraman yaratan “yalakalar” , insanın kaderi ile savaşı , erkek içinde kadın/ kadın içinde erkek, dinin insansı yüzleri , amaca hizmet için cinayet , iktidarın hizmetindeki kahraman, Falstaff …,

"Göz kamaştırıcı aydınlık,derin bir karanlıktır" Peer Gynt-İbsen (Çeviri-Seniha Bedri Göknil-Zehra İpşiroğlu-Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme