24 Mart 2010 Çarşamba

Ben Patronum - Yorumlara Cevaplar- 27 Mart 2010

Sayın Fuat Yucelen,
Yazımı okumaya değer bulduğunuz ve de düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
Tiyatro eleştirisinde neler olması gerekenleri saymışsınız : Oyunun içeriği, bundan ne çıkarıldığı ve oyun kişileri ve aralarındaki karakterler anlatılmalı ; oyunu izlemeyenler için ön yargısız olmalı ; abes ve gereksiz karşılaştırma yapmamalı ; ilk oyununu yazanı yüreklendirmeli ; oyunu yapana teşekkür edilmeli ; bardağın dolu tarafından bahsedilmeli ; yukardakilerin farkında olan eleştiri yazmalı..
Ayrıca hayata dair de tespitler yapmışsınız : insanlar yaşlarına bakılarak karşılaştırılmamalı ; Büchner bir dahi Barış Toraz değil ;
Umarım tiyatro eleştirisi yazacak olanlar bu tavsiyelerinizi okurlar. Benim ne yaptığım “100 Yazıda Düşüncelerimi Paylaştım-Eleştiren-Eleştirmen” başlıklı yazımda var . Okursanız yararlı olacaktır.
Hayata dair tespitlerinizden de yararlanacaklar olacaktır.
Yıldız Tilbe’nin aslında Tilbe Saran olduğunu anlamış olmanız, sizin bilgili oluşunuzu yansıttığı kadar o ismin yanında diğer 2 ismin de yazılı olmasından kaynaklanıyor olmasın.
Komedi konusundaki algınızı yeniden değerlendirmenizi tavsiye ederim.

Gülay Hanım,(Gülay Sezen)
Düşüncelerinizi paylaşmanızdan çok memnunum. Benim gibi “kabalaşmanızda” bence bir sakınca yok
Gençler, onların başarıları ve onları “kullananlar” beni çok ilgilendiriyor. Onlar hakkında umutsuz değilim.
Ben sahnede “başarı” görmedim ve yazdım. Oyunu çok beğenmemişsiniz ama siz “başarı” görmüşsünüz . Ama salt yüreklendirmek adına olmayan başarıyı alkışlamanın yararlı olduğuna inanmıyorum. Ben Patronum’u başarılı sayarsak Barış Toraz’a ve diğer gençlere kötülük yapmış oluruz. Bazıları onun başarısından kendilerine başarı çıkarmaya çalışıyorlar ki bu “oyun”a en azından katılmamak gerekir.Tartışma da bu noktada zaten. Kaldı ki yazımda da kabahatin bizde olduğunu belirttim.
Nasıl bir birikimle yaptığınızı bilmediğim için Genç Türk Tiyatro metinleri üzerine yaptığınız değerlendirmeniz üzerine düşünce hanesini şimdilik boş bırakıyorum.
“Basiret” , “kasıtlı güdümlenmek” “kendini merci sanmak” gibi -ağır- iddialarınızı kısa bir yorum çerçevesi içinde cevaplamak ise çok zor. Sadece yanıldığınızı söylemekle yetineceğim. Bir fırsatını bulduğumda bu konuda düşüncelerimi paylaşacağım.Sanıyorum beni , okuduğunuz tek yazımla değerlendiriyorsunuz.
Mehmet Ergen’in cevabına cevap vereceğim. O zaman gene düşüncelerinizi paylaşmanızı dilerim.
Düşüncelerimiz, bizi okuyanlar için yararlı olur umarım.


Engin Bey,(Engin Yüksel)
Önerinizi yerine getiremeyeceğim için çok üzgünüm . Galiba benim dayanma sınırımı aşar. Ama siz metinde gördüğünüz derinliği bir yazı ile paylaşırsanız kendi adıma ben çok memnun olurum. Samimi saygı ve sevgilerimle.

Ayşen Hanım,(Ayşen Seval)
Teşekkür ederim . Ancak yazımın Mehmet Ergen için sizin yaptığınız gibi bir yargıya neden olmasından üzüntü duyarım. Mehmet Ergen’e “yüklenmişsem” onun iyi bir tiyatrocu olduğuna inanmış olduğum içindir. Hayalleri kırdığı ve çok daha iyisini yapabilecekken yapmadığı için kızıyorum. Ama kızgınlığımın temelinde onu zorlayan tiyatro düzeni de var. Eminim ki o da kendi kendine ne yaptığının farkındadır ve bizlere en iyisini sunacaktır. Ama biz onu o güne kadar uyarmaya devam edelim derim, umudumuzu yitirmeden. Bize “köpürse” de...

Sayın Işıldar,(Ergün Işıldar)
Değer verip beni “başlık” yapmanıza teşekkür ederim.
Düşüncelerinize cevabım Ben Patronum yazısının başlığında var : “Yakıştıramadım”.
Takdir edersiniz ki, güvendiğiniz,inandığınız birine “yakıştıramazsınız”. Umut kestiğiniz birine ise yaptığı “yakışır” zaten!
Mehmet Ergen hakkında yazdığım 5. yazı bu. Bir de sezon öncesi “Hayallerim-Merak Ettiklerim”i yazdığım yazımda Ergen ile ilgili “Keşke” var. Hepsi de tiyatro dünyasının arşivinde duruyor.Tüm oyunlarını tiyatro dünyasında galiba ilk ben yazdım. Sanıyorum ki onları okumuş olsaydınız “husumet” aklınıza gelmeyecekti. ( Mehmet Ergen de okumamış!)
Sizin yazınız yayımlanmadan önce ben, yazıma gelen bir yoruma cevap yazmıştım ama sizinki önce yayımlandı. Okumanızı öneririm.
Umutla umutsuzluğu dengelemeyi öğrenecek yaşa geldim. Bu sürede tiyatromuzun geçirdiği evreleri takip ettim. Ufku ve sınırları ile ilgili gerçekçi olduğuna inandığım ( öngörülerimdeki isabet nedeniyle) bir tiyatro perspektifi sahibi olduğumu sanıyorum. Şunu çok iyi biliyorum ki çok kötü oyunlarda seyircinin ayağa kalkarak alkışlaması ,onlara ön ayak olan eleştiriler bir “riya”dır. Ve bizim tiyatromuzun en büyük yalanı bu “riya”dır. Onun için de sap samana karışmıştır. Bu gala akşamları yalancı sözlere benzer.
O kadar çok alkış ve sırt sıvazlama var ki.Tiyatromuzu kurtarsaydı o kadar "riya" bu zamana kadar kurtarırdı zaten.
Özellikle gençlik üzerinden yapılan “riya”ya kızıyorum. Yapılan iş kötü ise kötü denmezse kolay ve ucuz alkışlarla bir yere varmamız mümkün değil. Ben yazımda faturanın bizim neslimize çıkarılması gerektiğini yazdım. Bir de kendimizi başarılı göstermek adına kötüyü başarılı yapmamak gerek.
Devamı , yazacağım Mehmet Ergen’e cevapta. Okuyup düşüncelerinizi paylaşırsanız memnun olurum.
Saygılarımla.


Sayın Deniz Çetinkaya,
İyi ki yazmışsınız. Zira sorduğunuz sorularla pek çok insanın aklındaki sorulara tercüman oldunuz.
Sizin okumak istediğiniz , size göre doğru olan bir “eleştiri” var oysa ben, “düşüncelerini paylaşanım” . Bu nedenle benim yazdıklarım ile sizin beklentiniz arasında fark olmasını doğal karşılıyorum.
Yazımdan oyunun nesini beğenmediğim anlaşılmıyorsa , bunda benim kusurum kadar sizin de kusurunuz olabileceğini kabul etmek, başkaları için yapmaya yeterli olduğunuzu sandığınız “duygusal etüde” kendinizden başlamakta size yardımcı olur.
Hakkımda bana yakıştırdığınız “Benim alanımda bana ait olmayan bir şey olamaz”,“şoke olmak”,”beni götürecek kuvvetin olmaması” ,”izleyemeye tahammülü olmamak” gibi “ezber” hükümlere varabilmek için benim hakkımda yeterli bilgiye sahip misiniz acaba ? Yoksa resmime bakıp birikimlerinizden(önyargı mı desek?) “hayali” bir tip yaratıp onunla vuruşmak mıdır sizin tedavi yönteminizin esası ?
Kızımla beraber dinleyemediğimiz şarkılar oluyor tabi . Ama ben onun , o da benim neden hoşlandığımızı biliyoruz. Ben ona “Kapat şunu “demiyorum. O da beni zorlamıyor. Birbirimizi anlamaya çalışıyoruz. Bu noktaya varabilmek için çok tartıştık,çok emek verdik.Önceden biliyorsam “hoşlanmadığım” şeyleri izlememeyi tercih ediyorum. Bu da “tahammül etme” gibi bir duruma yol açmıyor.Ama "sürprizler" hakkında düşüncelerimi belirtmek bir aydın namusudur diye düşünüyorum.
http://melihanik.blogspot.com/2010/03/ben-patronum-diyen-mehmet-ergene-cevap.html
http://melihanik.blogspot.com/2010/02/100-yazda-dusuncelerimi-paylastm.html
yazılarını okumanızı , sizin durumunuzdakiler için hararetle tavsiye ediyorum.
Sanıyorum yukarda yazdığım reçete, sizin dertlerinizi çözer.
Bu defalık , yorum yazma için harcadığınız emeği , vizite ücreti olarak kabul ediyorum .

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme