3 Ekim 2009 Cumartesi

“Shakespeare Sezonu” Açılıyor… “Pençeleri mi Ruhları mı” Onaracaksınız?

2009-2010 Tiyatro sezonunun ortaya çıkan ilk sürprizi , Shakespeare oyunları.
Şimdiye kadar açıklananlar :
Oyun Atölyesi – Kemal Aydoğan – “Şekspir Müzikali 7”
Aysa Prodüksiyon – Mahir Kocatürk – “ Aşk Sözleri”
Bizim Tiyatro - Özdemir Nutku - “Bana William Deyin!”
Semaver- Işıl Kasapoğlu - Titus Andronicus
İBB Şehir Tiyatroları - Romeo ve Juliet’i
Bunlara bir de Kenter Tiyatrosu-“Kraliçe Lear” ; İBB Şehir Tiyatroları – “Tarla Kuşuydu Jüliet” ve de Tiyatro Oyun Kutusu –Serdar Saatman - “Aslan Şekspir”i eklediğimizde bu yılın en çok konuşulan tiyatro ismi Shakespeare olacak.
Tiyatromuz Shakespeare’i yeniden keşfedecek… Ama anlaşılan , doğrudan söyleyemediğini Shakespeare ile “paketleyecek”. (Ben tiyatrocularımıza Güney Afrika Cumhuriyeti’nden “Gumboots” u öğrenmelerini öneririm.) Anlayan anlayacak ,bazıları “çok” gülecek. Anlamayan anlamış gibi yapacak .

Oyunlarla ilgili medyada yapılan açıklamalardan bazıları şöyle:

“Doğarız ve ölürüz: bu ikisi arasında da bir şeyler yaşarız. “7” müzikali bu “bir şeyler” üzerinedir. Ergenlikle yaşlılık arasında insanın geçtiği birtakım “durakların”, “7 perdelik ömrümüzün” müzikalidir “7”.”

“Aşk, iki kişilik bir örgütlenme şekli midir? Yoksa aşk, hep tek kişilik midir? ….karşılıksız çek gibi midir? Yoksa aşk, bir oyalanma, gözlerini dünyanın gerçeklerine kapama şekli midir? Kıskançlık bu işin tuzu-biberi mi yoksa denklerin çarpışması mıdır? Veya çiftleşmenin nedenselleştirilmesi, yani makinenin yağlanması mıdır aşk? Kimbilir belki de aşk, bir başkası tarafından benliğinizin ele geçirilmesidir? İşte “Aşk Sözleri” bu ve bunun gibi pek çok sorunun cevabını arayan bir oyun.”

“Bana William Deyin; Shakespeare hayranı, istediği rollere bir türlü kavuşamamış bir oyuncunun(Oscar’ın) bir vodvil sonrası unutulduğu tiyatronun soyunma odasında; düş ve gerçek arasında, Shakespeare metinlerinden bölümler oynaması-yorumlaması üzerine kurulu… Geçmişte bir sirkte palyaçoluk yapan Oscar, “Palyaçolar güldürür, soytarılar doğruyu söyler” savından hareketle, ilerlemiş yaşına karşın-ve unutamadığı aşkı Lisa’nın da yaşantısına kattığı çağrışımlarla Shakespeare rollerini (ki özellikle soytarılarını) oynama tutkusu içinde, kendi kendine büyük ustadan kimi sahneleri canlandırmakta, ona sığınmaktadır bir bakıma.. Bu yalnız adamın dramı; yaşamda da, tiyatroda da istemediği rollerin oyuncusu olma durumudur. Oscar, acaba isteğine kavuşabilecek mi? ”

“Aslan Şekspir"de , Shakespeare’in yazdığı “Venedik Taciri” adlı oyunu sergilemek üzere bir oyuncu grubu sahnedeki yerini alacaktır. Yüzlerce yıl önce yazılan bu oyunun, bugün ki, birer prototipi olan oyuncular oynadıkları oyunun pek farkında değillerdir. Böylece iki oyun birbirine karışır. Bir “Venedik Taciri”nin kişileri olurlar, bir kendileri… “ASLAN ŞEKSPİR, çevremizde yaşananlara sessiz kalmamız gerektiğini ve bizden farklı olanı dışlamamız gerektiğini anlatır.
Günümüzde yaşanan savaşlar, insanların birer canavara dönüşmesi, yabancı olanın ekarte edilmesi, dostluğun, kardeşliğin, sevginin yok olduğu bu dünyaya dikkat çeker oyun. Her tarafta yaşanan nice korkunç olaya sadece seyirci kalmamamız gerektiğini vurgular. ”

Oyun Atölyesi, provaları izlemek isteyen tiyatro öğrencilerini ve ilgilenen diğer gençleri, B.Ehrenreich-Sokaklarda Dans-Kolektif Eğlencenin bir Tarihi; Rabelais- Gargantua; Bahtin-Gargantua ve Dünyası ; Mina Urgan-Elizabeth Devri Tiyatrosunda Soytarılar vb isimli kitaplardan imtihan edeceğini duyurmuş. Oyun Atölyesi bu şekilde “Şekspir Müzikali 7” için ilham aldığı kaynakları açıklayarak bizi nasıl bir oyunun beklediğinin ipuçlarını da veriyor. Sadece öğrenciler değil seyirci de çalışsın gelsin istemiş olabilir. (Bu, seyirciye de tiyatrocuyu imtihan etme hakkını verecektir. Bizler de oyun seçerken, yönetmen ne okumuş diye merak edeceğiz bundan böyle.)
Rabelais dendi mi çılgın bir sirk gelir aklıma. Eğlenceli , sınır tanımayan , sivri ve satirik bir söylemi vardır. Kaba , şiddet içeren ve “ağzı pis” bir edebiyat türünü benimsemiştir/yaratmıştır. (Bana Can Yücel’i anımsatır.) Shakespeare ile Rabelais’nin ortak yanı , yaptıkları dil oyunları ve ülke dilinin zenginleşmesine yaptıkları katkıdır.
Oyun Atölyesi , kağıt üzerinde iyi bir “damar” yakalamış gibi duruyor. Asıl mesele halkın damarına nasıl zerkedileceği… Umarım geçmişte yaptıkları Shakespeare’lerden ders alıp çıkış noktasını iyi değerlendirmişlerdir.
Oyunun “soytarı”yı kullandığı anlaşıldı. Ama Rabelais’yi nasıl anladığı ve kullandığı artık görünce anlaşılacak.

Nutku’ların oyunu “Bana William Deyin!” de de soytarı ön planda.
İki oyunun “soytarı”da birleşmiş olması rastlantı mı ?

Geçen sezon “Testosteron : Soytarılar Panayırı” isimli yazımın Oyun Atölyesi’ne ilham verdiğini görmekten de mutlu oldum doğrusu. Belki de “Soytarı öyle olmaz böyle olur” diyorlar. ( Ama hala derim ki Testosteron’un 7 soytarı tarafından oynanmaması kaçırılmış bir fırsat olmuştur.)

Bu arada birkaç ay önce Trabzon 10. Tiyatro Festivalinde Romanya‘nın Radu Stanca Ulusal Tiyatrosu’nun , Rabelais’den “Pantagruel /Pantagruel’ Sister in Law” isimli oyunu sahnelemiş olduğunu hatırlatmak isterim.
Rabelais rüzgarı İstanbul’a ulaşmış. Ama “Testosteron: Soytarılar Panayırı” isimli yazımın altına “döktürülen” başarısız Rabelais’vari “alıştırmaları” ve de Fırat Tanış’ın tv dizisinde canlandırdığı karaktere giydirdiği babasının oğlu “Küçük Gargantua” – Pantagruel’i görünce Oyun Atölyesi’nde Rabelais “okuma”larının daha önce başladığını düşünmüyor da değilim.

“Şekspir”
Ben geçmişteki örneklere bakarak “Şekspir” yazıldı mı rahatsız olurum. (Can Yücel benim için bir istisnadır. O yaparsa yakışır. Ama yapacak olan onun kadar zeki ve bilgili olmalıdır.)
Bu, Shakespeare’i “halka indirmek” çerçevesi ile bazı “uzman”larca(?) uydurulmuş bir yoldu. Bu yolla “Ey seyirci ! Shakespeare büyük bir yazardır ama sen anlayasın diye onu basitleştirdim” demenin Türkçesidir. (Sonunda “Yönetmenin/derleyenin aklı bu kadarına yetmiş“in ortaya çıkmasından öte bir anlamı olmamıştır.)

Oyun Atölyesi seyircisini , eğlenceli bir oyunun beklediği söylenebilir . Zaten herhalde bu beklenti sezonu , kapalı gişe başlattı.
Ama ben ,derlemeler içinde , Prof.Dr Özdemir Nutku ve Prof.Dr. Hülya Nutku imzalarını taşıyan oyunu önemsiyorum . Shakespeare Sözlüğü gibi bir kitabı yazan (Shakespeare sevenlere öneririm) ve pek çok Shakespeare oyununu dilimize kazandıran Prof.Dr.Nutku’yu ve de tv dizilerindeki sıradan karakterlere itibar etmemiş ve “duruşu” olan tiyatrocu Zafer Diper’in ortaya koyacaklarını “ciddi” bulurum da ondan.
Engin Alkan’ın yönetiminde “Tarla Kuşuydu Jüliet” seçimi bende Alkan (ve de Şamlıoğlu) adına hayal kırıklığı yarattı . Filmi muhteşem bir Shakespeare uyarlaması olan Titus Andronicus için Işıl Kasapoğlu’nun neler yaratacağını merakla bekliyorum. İzmir’e yolum düşerse Aslan Şekspir’i görmek için fırsat yaratacağım. Yıldız Kenter için sezon başında tuttuğum dilek gerçekleşecek.( Bknz.-“2009-2010 Tiyatro Dünyası-Hayallerim,Merak Ettiklerim”) Onu sahnede seyredeceğim! Bu sezon Romeo ve Jüliet’e sıra gelir mi bilmem.
“Bana William Deyin!”i görmek için tarihi ve salonu takip edeceğim . Geçen sezon yazdığım bir yazıya gişecisinden yer göstericisine , uzaktan/ yakından , samimi/ iş olsun diye ve de sanki ayni elden çıkmış gibi duran Rabelais taklidi (ama başarısız) notlar düşen söylem sahiplerinin kendi “Mabet”leri yerine “Şekspir Müzikali 7” yi , turne yaptıkları başka bir salonda yakalamaya çalışacağım. “Aşk Sözleri”ni ise - eğer onlar devam edebilirlerse -başka bir seçeneğim olmadığı bir ânıma denk getireceğim.
Bakalım kim “Pençeleri onaracak ?” kim “Ruhları onaracak”?
Shakespeare sezonunuz hayırlı olsun!

Melih Anık

Not: Yazıdan sonra farkettim ki Gölgesizler Tiyatro Topluluğu 'Shakespeare'in Gücündendir' isimli performanslarına bu sezon da devam ediyorlarmış.
Tiyatro Boyalı Kuş "Ophelia'yı Kim öldürdü" isimli oyun için devlet yardımına(21.000 TL) hak kazanmışlar.
İBB Şehir Tiyatroları'nda Coriolanus devam ediyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme