2 Haziran 2009 Salı

İBB Şehir Tiyatroları’nda “Güle Güle…Hoş Geldin….” Atama…Görevden Alma…. / Tiyatronun Yönetimi

Gençlikte,insan terfi ettiğinde , bunun nedenini ve gerekçesini kendinde bulur: ”Tabi … Adamın iyisinden anlıyorlar canım. Benden iyisini mi bulacaklar?”
Aklına şu soru gelen ise azdır : “Neden ben?” Ya da o mevkiinin önceki sahibine gidip şu soru sorulmaz : “Neyi yapamadın da senden vazgeçtiler?”
Dışardan bakanlar için “her zaman” sorunun cevabı açıktır . Ya da görünen o kadar nettir ki kimse soru sorma zahmetine de katlanmaz. “Görevden alınan” , gidişatı ve sonucu görmekte geçici “körlük” yaşamıştır. “Atanan” ile birlikte değişim/atılım başlamıştır.
Ama daha açık ve net olan bir şey vardır ki o da “Kaderinizin, siz daha onu bilmeden başka yerlerde yazılmaya başlamış olmasıdır” Siz biraz geç yaşarsınız sadece. Bu insanın en büyük trajedisidir. (Ahmet Altan)
“…..….. görevden alındı.Yerine ………… atandı.” haberi durumu ortaya koymaktadır zaten.
“Görevden alınan” için de “atanan” için de onların bilmediği ve kaderlerinin çizildiği bir an vardır.
İBB Şehir Tiyatroları’ndaki Genel Sanat Yönetmeni değişikliğinde önce bunlar aklımıza geldi .

“Atanan”, bir gün, onun için de “Görevden alındı” ifadesinin kullanılmasını bekliyorsa , daha baştan kaybetmiştir. Bu nedenle, “istifa” ile gideceğini aklına koymalı ve “duruşu” ile göstermelidir ki aslında “atanmamış” ama “görevi kabul etmiş”tir.
Giden ise “istifa etmemiş” olabilir ama belki de bilerek yaptığı, o görevden alınmasını kolaylaştıracak eylemleri ile “kendi kaderinin efendisi” olmayı seçmiştir.(Görevden almaya zorlamak da pekala bir “istifa” sayılabilir)
“Görevden alındı”-”Atandı”
Öte yandan duyuruların bu tür bir söylem ile sızdırılmasına da ihtiyaç yoktur. Doğru olan iki tarafın anlaşarak beraberliklerini bitirmeleridir. Zira her iki taraf için de saygınlık önemli bir meseledir.
Bir zamanlar Genel Sanat Yönetmeni diye bir mevkii ve kurumu teslim ettiğiniz birini “kapıya koyma” havası yaratmamanız gerekir. Zira bu -en azından- “yanıldığınızı” gösterir. Eğer toplumdaki baskılara boyun eğdiğiniz izlenimi doğarsa yeni durum sizi “manşet” yapabilir. Ya da o kişiyi “söylediklerinizi yapması” için getirdiğinizin düşünülmesine neden olabilir. Her durumda sizi yıpratacak bir neden, (doğru olması gerekmeyen) bir gerekçe “yaratılabilir”.
Tiyatro camiası için de hoş değildir. Zira bu tiyatro camiası hakkında, “için için kaynayan” , sanat ile değil “ayak oyunları” ile meşgul olduğu gibi bir izlenimin doğmasına neden olur ( gerçek öyle değilse bile)
Genel Sanat Yönetmeni olarak çalışmış kişilerin de ayrıldıkları kurumu zedeleyecek açıklamalardan, imalardan kaçınması kendileri için olduğu kadar camiaları ve de meslekleri için de yerinde bir davranış olacaktır.
Ama herkes için dikkat edilmesi gereken husus , duruma, kaldıramayacağı ağırlıkları yüklememek olmalıdır. Herkes kişisel beklenti ve umutlarını kişiler üzerinde somutlaştırarak kurumlarımızı yıpratmamaya özen göstermelidir.
Biz, Ayşe Nil Şamlıoğlu’nun “atanmış” değil, “görevi kabul etmiş” ; Orhan Alkaya’nın da “istifa etmiş” olduğunu düşünmek istiyoruz.
Göreve başladığınızda , mevkinizin altı oyulmaya başlanır. Bunu somut bir şey bildiğimiz için değil Türkiye’yi ve tiyatro camiasını tanıdığımız için söylüyoruz. Gelecekteki olası spekülasyonları önlemenin yolu bugün ne yaptığınızla yakından ilintilidir, geçmişte hatalar yapmış olsanız bile.
Ayşe Nil Şamlıoğlu’nu “atayan”ların gerekçesi nedir? Bunu anlamanın bir yolu Ayşe Nil Şamlıoğlu’nun özgeçmişine bakmaktır. Ayşe Nil Şamlıoğlu, çok beğendiğimiz bir yönetmen. Onun özelliklerinden biri “yönetmen tiyatrosu”nun bir temsilcisi olarak algılanması. Gayri Resmi Hürrem’deki başarısını unutmak mümkün mü! Sahnelediği oyunlardaki imzasını tanımamak mümkün değil. Onun imzası yazarın da kurumun da oyuncunun da önüne geçmiştir.
Bu yönden bakınca , tiyatromuz için bir kayıp olduğunu düşünüyoruz. Ama onun bu yönünün yeterince değerlendirilmediğini düşündüğümüzde söylediğimizi de hemen geri alıyoruz. Ancak Ayşe Nil Şamlıoğlu’nun tiyatrodaki “yönetim anlayışı” onun , iş yapma tutumu konusunda da bir ipucu vermiyor mu? Ufku geniş ama “dediği dedik” ,aklına koyduğunu, inandığını yapan bir yönetici ! Yönetmen olarak haklı karşılanacak bu durum, tiyatro yöneticisi profilinde nasıl durur?
Bu çözümlemeden İBB Şehir Tiyatroları’nın stratejisini anlayabilir miyiz ?
Ne olduğunun anlaşılması için -adı ne olursa olsun (atama,kabul etme,gönderme,istifa)- İBB Şehir Tiyatroları, aldığı bu kararın gerekçelerini toplumla paylaşmalıdır. Zira bu karar bir özel şirketin sahibine ait değildir. Kamu kurumlarında -genellikle olmaz ya- göreve gelen hakkında önce kamuoyu hazırlanmalıdır. Kurumun seyircileri ve de öncelikle çalışanları vicdanlarında bu kararı sindirebilmelidir. Bu önerimiz “tuhaf” bulunabilir ama en azından üstünde düşünülmeye değmez mi?
Gerçi bunu yapmamak kurumları yönetenlerin hareket kabiliyetini arttırır. Zira her açıklama ilerde yapılabilecek manevranın önünde engeldir.
Kurumun sanatsal olarak nereye doğru gitmekte olduğunu öğrenmek seyircilerin ve çalışanların haklarıdır. Gereksiz dedikoduları önlemenin yolu en azından yeni görevlendirmenin gerekçelerini açıklamaktan geçer.Bu ayni zamanda birlikte çalışmanın çerçevesini ve kurallarını ortaya koyacağı için her iki tarafa da kolaylık sağlar.Ve geçmiş kararların temize çekilmesi anlamına geleceği için de değerli bir öz eleştiridir.
“Tiyatronun Yönetimi”
Profillerine bakıldığında Ayşe Nil Şamlıoğlu ve Orhan Alkaya farklı öz geçmişleri olan kişiler.Bu farka bakarak kurumsal anlamda yapılacak yorumlar yanlış da olabilir.
Ancak kişilerin “tartılma”sından ziyade kurumsal olarak “tiyatronun yönetimi”ne bakmak daha doğru olacaktır. Ülkemizde tiyatro yönetimi , kurumsal değildir.Sorun yapısaldır. 2318 koltuğa sahip İBB Şehir Tiyatroları “Bağlı Şirket” statüsü ile yönetilemez. Yeni bir yasa ile yeniden yapılanma şarttır.
Ayşe Nil Şamlıoğlu’nun Devlet Tiyatroları’nda Genel Sekreterlik yapmış olduğunu biliyoruz. Bu yeni görevi için olumlu bir özelliktir. Ancak ülkemizde sanatın yönetilmesinde en önemli eksikliğin idari ve sanatsal yönetimin gereken organizasyonel yapıya kavuşturulmamış olmasından ve de kurumların yasal statülerinden kaynaklandığını düşünüyoruz. Bu durum Sanat Yönetmeni’nin üzerinde ağır bir yüktür ve de onun kişiliğinden bağımsız olarak işlerin yolunda gitmesinin önemli engellerinden biridir.
Aslında….
Tiyatro dünyamız, Genel Sanat Yönetmenleri’ni yıpratarak aslında kendi camialarının yıpratıldığını anlamak zorundadır.

Ödenekli tiyatrolarımız yönetim modeli üzerinde daha çok düşünmeli ve ülkemizin tiyatrosu için kişilerle kaim olmayan yeni bir modeli tartışmaya açmalı ve kısa sürede uygulamaya koymalıdır.

Sanat Yönetmen’lerimiz de görevi kabul etme ve bırakmaları gereken zamanı bilmelidir.

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme