9 Ocak 2019 Çarşamba

Tiyatromuzda Avangard Örnekler: Araf(Kuzguncuk Sanat) ve Son(İBBŞT)



Avangard 1830'lardan itibaren önce siyaset sonra sanatın diline giriyor. Aslında askeri bir terimdir ve "birliğin öncü kolu" için kullanılır. Bu yolda yürüyen sanatçıların amacı "insanlığın hülyalarını, tarihin menzillerini canlandırıp, modernliğin fikir hayatını kurmaktır"("avangard kuramı" İletişim yayınları) "İlericilik" olarak anlaşılan avangard, "yabancılaşma"yı getirir. "Avangardın şok, skandal, şaşırtma gibi teknikleri medyanın ve eğlence dünyasının standart  trükleri arasına girer."(a.g.e.) "Trük"ler ortaya çıktıkça avangard da yoldan sapma eğilimi gösterir. "Öncü" olmaktan daha çok "şaşırtıcı olma, şok etme"  öne çıkmaya başlar. Türkiye sanatı da avangard akımlardan etkilenir. Bizdeki avangard dünyadaki gibi felsefi bir nitelikte değildir. Gerekçeleri, nedenleri de çok tartışmalıdır. Genellikle dünya ile iletişimi olan sanatçılar tarafından "ithal" edilir. Bir anlamda taklittir. Farklı sanatçıların algısına göre biz de avangardı kendimize göre algılamaya başlarız. Dünyada çıkışı ve gelişimi olayların dönemlerin felsefi değerlendirmelerine bağlıyken bizim avangardımız sonuçla ilgilenir ve şekilsel denemeler olarak ortaya çıkar. Meselâ "in-yr-face" böyle gelir yerleşir bizim sahnelerimize. Giderek "taklidin taklidi" olacak kadar da "derinleşiriz"(!) bu konuda. 

Dot, avangardın öncüsü(öncünün öncüsü) olarak "moda" olur kendi seyircisini yaratır. Türkiye'de avangard denilince akla gelen ilk isim olan Stüdyo Oyuncuları'nın tiyatro dünyamıza etkisi çoktur zira oradan yetişen oyuncular şimdi tiyatro dünyamızda o "ekol"ü(!) sürdürmekte. Bizde çaresizlikten doğan "alternatif tiyatro" avangard sayılır. O alanda Kumbaracı bir başka "ekol"dür(!). "Ekol"ün tırnak içinde olması ve sonunda (!) olmasının anlamı açıktır. "Ekol" olamamış ekol. Ekol gibi bizim avangardımız da bize özgüdür. Benim tiyatromuzda yaşama bahtiyarlığına ulaştığım dönem, Tepebaşı Deneme Sahnesi dönemidir ki onda da Genç Oyuncular'ın kokusu vardır. Bizim topraklarımızdan çıkan ama değerini Fransa'da bulan Ulusoy tiyatrosu bizden sayabileceğim avangard bir örnektir. Sınırlarımız içinde tiyatromuzda gene de deneme ile deneysel arasında kalan oyunlarımız var. Ben tiyatroda deneme kavramını sevmiyorum deneyseli tercih ediyorum. Zira denemede ne çıkacağı belli olmaz oysa deneyselde önceden varılmak istenen sonuç bellidir. Bu sezon bana avangard kavramına yakın gelen oyunlardan ikisini yazdım.

Merkezden uzak ama bir sanat merkezi olan Kuzguncuk'da Kuzguncuk Sanat Tiyatrosu Ariel Dorfman'ın Araf isimli oyununu sahneliyor. Her gösterisinde on ile sınırlandırılmış seyirci sayısı aslında mekânın getirdiği bir zorunluluk. Bir evin üç küçük odası, o kadarına izin veriyor çünkü. Oturma odanızda sadece size oynanan bir oyunu seyrediyormuşcasına sıcacık bir duygu hissediyorsunuz. Çok akıllıca yazılmış bir oyun Araf.  Yunan kahramanı Medea'nın öyküsünden yola çıkmış.( Medea'yı bilin de öyle gidin) Hesaplaşma içinde olan bir kadınla bir erkek var oyunda. Dorfman "kurbandan saldırgana, saldırgandan kurbana geçmenin ne kadar kolay olduğunu ortaya koyar" demiş bu oyun için. Bilinçaltının seslendirilmesi ancak bu kadar güzel yapılırdı. Oyundaki sıralamada ikinci odanın birinci odadan önce gelmesi bence daha doğru olur. Oyunda dışardan gelen seslerin net olmayışını, bir hüküm belirten kırık vazoyu, tripod ile dolaştırılan kamerayı ve ne olduğu anlaşılmayan videoyu sevmedim. Oyunu A.Feyzi Korur Türkçeleştirmiş(Mitos Boyut). Doğuş Elden yönetmiş. Ses ve efekt tasarımı Burak Yalçın'a ait. Yönetmen yardımcısı Merve Atabek koordinatör Gizem Duman. Nuri Görsev ve Özlem Uslu oynuyor. Oyuncuların oyuna şevkle, samimiyetle sarılmalarını beğendim.


Diğer oyun İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen Son. Özgür Kaymak  yazmış yönetmiş. Sahnelerimizde ilk bilim-kurgu oyunu. Fütüristik bir atmosferde geçiyor oyun. Fütüristik de avangarta dahil. Zira fütüristik, geleceğe bakan ilerici çizgiler taşıyan demek. Özgür Kaymak gelecekteki insanlığın durumuna bakmış. Distopik bir bakış açısı var. Gelecekte insan kalanlar digital dünyanın kurbanları olmuş. İnsanlar geçmişi saklamak(korumak), geleceğe bağlamak için uğraşıyor. Gerçek nedir? Son belki yeni bir başlangıçtır. Atmosfer iyi oluşturulmuş. Ortam net ama yazarın dili  karmaşık ve oyun uzun. Sahne tasarımı(Rıfkı Demirelli), kostüm tasarımı(Duygu Türkekul), ışık tasarımı(Mustafa Türkoğlu) müzik(Akın Sevgör) İBBŞT'da az rastlanır güzellikte. Oyuncuların(Aslı Menaz, Aslı Şahin, Can Alibeyoğlu, Ahhan Şener, Emre Çağrı Akbaba, Ercan Demirhan, Neslihan Ayşe Öztürk, Onur Demircan, Özgür Atkın, Tarık Köksal, Volkan öztürk, Yağmur Ulusoy, Zeki Yıldırım) tek tek başarısından daha ziyade ekip anlayışındaki uyumdan bahsedebiliriz.

Her iki oyun da ülkemizin şartları içinde avangardın gerçek anlamına yakın denemeler. Bize özgü olanı yaratabilmek için düşünce ikliminin açık olması ve bu iklimde bir kaç neslin yetişmesi gerekiyor. Avangard, tiyatronun ve ülkelerin durumunu gösteren bir ölçüt, turnusol. Avangard  özgür ortam ister ki fikirler kanatlansın. Çabaları alkışlıyorum ama hava loş, yolumuz çamurlu. Ufuktaki aydınlık, doğan güneşe mi yoksa batana mı ait kestirmek zor. Ama her şeye rağmen umudumuzu sağlam tutmak zorundayız. Belki de bizim avangard çamura düşen ufak bir yıldız ışımasından doğacak, kimbilir?  

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme