13 Aralık 2018 Perşembe

“Maskeliler” - Kurnaz Yazar… ”Bukalemun” Metin…

Bugünlerde(Aralık 2018) Maskeliler gene çıktı ortaya. Gene bir alkış bir beğeni. Bence oyunu seyredenler oyunu anlamıyor. Oyunu ilk seyrettiğim zaman yazdığım yazıdan oyun metni ile ilgili bölümü yeniden paylaşıyorum:


Ödüllü Oyun(?)

Bileti aldığımda oyunun ödüllendirildiğini bilmiyordum. Ama salona giderken, oyunun, üzerindeki tartışmalarla gölgelenen Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri’nde “En Başarılı Oyun” seçilmiş olduğunu; oyun hakkında çıkan övgü dolu eleştirilerde de sezonun en iyileri arasında sayıldığını öğrenmiştim.
Genel olarak vurgulanan husus İsrailli bir yazarın, Filistin cephesine tarafsız ve insancıl bir duyarlılıkla baktığı idi.
Oyun sonunda bir şeyler eksik kaldı. Ama ne ?
Oyunu okudum. Kitaba eklenen notları da.. Kuşkularımın somut temellerini anlama olanağını buldum.
Ama bu oyun daha da temel bir soruyu koydu önümüze:
Bir oyunun yazılış amacı ne kadar önemlidir ? Tarihsel süreç içindeki oyunun yerini bilmek, yoruma nasıl etki eder ? Yazarın “duruş”unu bilmesek olur mu?
Maskeliler bu çerçevede “okursanız”, “maskesi” düşen bir oyun.
YazarOyunun yazarı İlan Hatsor 1964 doğumlu. Yazar, ilk eseri olan Maskeliler’i reji ve tiyatro oyunu öğrencisi olduğu Tel Aviv Üniversitesi ‘nin birinci sınıfında 1990’da yazmış.
Oyun
Oyun,Filistin’li üç kardeşin arasında geçer. Kardeşlerden “Hain” Davut , ”Renksiz” Halit , “Komiteci” Naim, bir kasap dükkanının soğuk odasında bir araya gelir. Naim ,İsrail ile işbirliği yaptığından kuşkulandığı Davut ile son bir görüşme yapacaktır. “Hain” olmadığını Davut’un ağzından duymak istemektedir. Böylelikle Davut’u sorgulamaya/cezalandırmaya gelecek olan komiteci arkadaşlarına, Davut’u gönlü rahat bir şekilde teslim edecektir. Olay , geçmişte yaşananların hatırlanması ile aydınlanan gerçeklerin çevresinde yaşanan gerilimli anlar ve dialoglarla anlatılır.
Maskeliler, ilk bakışta aile içi hesaplaşma gibi görünen bir oyundur.
Tarihi Çerçeve
Anlatılan olayın perde arkasında ise başka bir gerçek vardır.
İşgal altındaki bölgelerde İntifada’nın başlangıcından itibaren Filistinliler içinde 400 den fazla Arap kendi insanları tarafından öldürülmüştür. İsrailliler ile ortak çalıştıkları için işbirlikçi damgası yiyen ve balta darbesi veya bıçaklanarak öldürülen Filistinlilerin sayısı İsrail kurşunlarına kurban gidenlerin sayısından daha fazladır. Çoğu kez korkunç işkence görmüş cesetler, İsrail’deki pek çok kişinin gözünde,ezilen Arapların daha iyi bir muameleyi,hele bağımsızlığı hiç hak etmediklerinin,çünkü enikonu “canavar” olduklarının etkili bir kanıtı sayılmıştır.
Oyunun adı maskeli direnişçilerden kaynaklanarak Maskeliler olarak belirlenmiştir.(Kitaptan özet)
Hatsor, Araplar için değil İsrailliler için bir oyun yazdığını belirtir. Oyunu yukarıda anlatılan tarihsel çerçeve içinde okursak, yazarın, salt İsraillilere değil tüm dünyaya bir mesaj vermeye çalıştığını görürüz. Bir oyun, tarihi algılamayı yeniden “yazmakta” , “pazara” sunmaktadır. Seçilen mekan da canavar(?) Filistinliler için çok uygun: Kasap dükkanının soğutma odası..
Pazarlama Paketi(!)
Bu oyunu pek çok zarf ile “paketlemeniz” mümkün:
“Yüzyılımızın geleceğini belirleyen etnik çatışmalar…”
“İdeolojik ilkelerin derinliği…”
“Ortadoğu gerçeğini aralayan pencere…”
“İçimizdeki Filistin…Hayatta kalabilmek için yapılan uzlaşmalar nerede son buluyor, işbirlikçilik nerede başlıyor..”
“…tarihsel bağlamların dayattığı daha çok sadakat ,dürüstlük,fanatizm arasındaki barbarca etkileşim olgusunun zaman kavramının ötesine taşınması….”
Bunlar sizi kandırmasın..
Karşımızda “kurnaz” bir yazar var. Ve de işbirlikçinin, komitecinin olduğu dünyanın her köşesine uyarlanabilecek “bukalemun” metin. İsimlerin yerine başka isimleri getirin yine “iş yapar”.
Yazar, oyunu, Filistin, İsrail kelimeleri ile “çerçevelemiş”… İçine biraz da “insancıl” tablolar katmış ve pazara sunmuş.
Her şey bir görüntüden ibaret. Maskeliler , çıkış noktasını sakladığı için dürüst olmayan bir metindir. Hem Musa’ya hem İsa’ya yaranmak amacında olan bir oyun.
Tarihsel çerçeveyi çizemeyen (belki de özellikle kaçan) ; ortadoğu coğrafyasındaki soruna bakarmış gibi yapan ama onu tutturamazsa “insancıl”(?) söylemi deneyen sığ “ilk oyun”...
Ayrıca yaklaşık 19 yıl önce o dönemin gündemine uygun yazılmış olduğundan “eskimiş” bir oyun. Orta Doğu coğrafyası için “dün” bile eski.
“İnsanlarım, ah, Benim İnsanlarım…..”
Bu oyunu beğenenlerin siyasal yelpazedeki konumu çok da fark etmiyor. Nedense herkes ayni pencereden bakıyor. İçinde Filistin geçti , içlerindeki haini , Filistinli kendi elleriyle cezalandırdı diye bir heyecan yükseliyor ki , bu kadar “naif”liğe hayret ediyorum.
Salonu dolduran “hain sevmeyen” benim iyi niyetli seyircim oyunu ayağa fırlayarak alkışlıyor ; eleştirmenim oyunun çerçevesini görmezden gelerek hiç de hak edilmemiş övgüleri düzüyor, ödüller veriyor ; yönetmenim ve oyuncum da bu oyundan şaşırtıcı bir yorum çıkarıyor.
Şu açık ki salonu dolduran seyirci, sulandırılmış bir konudan çıkarak, kendi duygularını seslendirme olanağını, alkışları ile kullanmaya ; kendi bütünleşmesini “yanlış” alkışların müşterek sesinde bulmaya çalışıyor.
Oyun sonunda “renksiz” kardeşin, herhangi bir “bilinçlenme” belirtisi olmadan salt duygusal nedenler ve düşmana terk etmemek amacıyla hain kardeşi öldürüşü bile bir zafer gibi alkışlanıyor. Filistinlileri birbirine düşürenler, bölenler nerede?

Melih Anık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme