25 Şubat 2014 Salı

Emek Sahnesi, Küskün Müzikal ve Engin Alkan ve SEVGİ

Oyunu görmemişler yazının 1.Bölüm’ünü atlasın. (Ben de çok iyimserim. Sanki okuyan var da..)

















1.Bölüm

Son zamanlarda sahnelediği oyun fotoğraflarını gördüğümde, oyunu tanıtmak için hazırlanmış kısa videoları seyrettiğimde aynı duyguya kapılıyorum, aynı “yüz boyama” aynı giysi”,  “gene aynı şeyler”. Bu nedenle Engin Alkan imzalı Küskün Müzikal’in ismini duyduğumda seyretmek içimden gelmedi. Buna rağmen Alkan’ın “başucu kitabı yaptığını” söylediği  “daha önce bir rock barda sahnelediği”  müzikalin üstüne kurulduğu kitabı, Küskün Kahvenin Türküsü’nü okumaktan kendimi alamadım. Hikâye Carson McCullers(1917-1967) isimli bir Amerikalıya aitti, sevgi ve sevginin değiştirdiği insanlardan bahsediyordu. Hem de bu insanlar dna’larının ve yaşamın onlara reva gördüğü hayatların acımasızlığı ile kötü ruhlu olmuş, “kötülük üzerine koku gibi sinmiş”, “yüreği şeytanın boynuzları kadar sert”,  görünüşleri ile sevgiden çok uzak oldukları zannedilen, ”acaba yüreği var mı?” denilen kişilerdi. Hikâye “sevgi değiştirir” diyordu.  Hikâye imkânsızlıklar, umutsuzluklar ortasında bile olsa “sevgi mümkün” diyordu.
Hikâyeyi okurken Carson McCullers’ın şu cümlelerinin altını çizdim :
Sevgi değiştirdi Marvin Macy’yi
 “Ona baktığı zaman kadının yüzünde aydınlık, tatlı bir bakış beliriyor, adını söylediği zamansa sesi sevgiyle titriyordu” 
“Yaşam bazen yalnızca sağ kalmak için gerekli şeyleri elde etmek uğruna girişilen uzun ve bunaltıcı bir didinme olur çıkar”
Yararlı bir şeyin bir fiyatı vardır, yalnızca parayla satın alınabilir. Düzen bunun üzerine kuruludur. Oysa insan yaşamına hiçbir değer biçilmemiştir. Bize bedava verilir, geri alındığında da bir şey ödenmez. Peki nedir değeri?”
Dünyaya gözlerini açınca acımasızlıkla karşılaşan çocuğun yüreği de tuhaf bir değişime uğrayabilir, incinmiş bir çocuğun yüreği büzüle büzüle ilerde bir şeftali çekirdeği kadar sert ve pürüzlü olur.”
“Bu dünyada pek bir değer taşımama gibi acı bir duygudan kurtulabiliyordu insan”
Tanrıdan başka kim bunu ya da başka birisinin sevgisini yargılayabilir?
Daha o zaman Engin Alkan’ın oyun kitapçığına yazdığı yazıyı okumamıştım.
Uzun süre direttim seyretmemek için. Oyun Emek Sahnesi’nin bir yapımı idi. Başta Pınar Yıldırım ve Çağla Yıldırım olmak üzere topluluğa özel sempatim var. Doğrusunu isterseniz bu bana daha bir korku veriyor.  Zira ya beğenmezsem? Engin Alkan bu, ne yaptığı belli olmaz.  Onun yüzünden sevdiğim insanları üzmeyeyim. Sonunda dayanmadım seyrettim.
Salona girmeden önce Engin Alkan’ın oyun kitapçığındaki yazısını okudum:
Bu çalışmada bir kısa roman uyarlaması olarak çıktığım yolculuk öyküyü ve ana karakterleri tamamen korumakla birlikte karakterlerin işleniş biçimleri, kurguyla eklenen yeni karakterler, yeni açılan sahneler, dialoglar, şarkı sözleri ve oluşan yeni alt izleklerle süreç içerisinde hedefin ötesinde bir yapıya doğru yol aldı.
Doğrusu korkmaya başladım.
Küskün Müzikal adını verdiğim bu yeni çalışmayı artık uyarlama çalışmasından çok, özgün metin üzerine kaleme alınmış çeşitleme olarak görmek daha doğru olacaktı. Bu bakımdan ekibim ve ben bu çalışmaya ‘esinlenme’ nitelemesini daha yakın bulduk.
Hele şu var ki beni tamamen “bitirdi”:
“… aklın akıl dışılığı, kural dışılığı üzerine tuhaf bir müzikal izleyeceksiniz. İyi seyirler!
Al bakalım! Ben evden nasıl çıktım ne buldum? Engin Alkan bana bunu hep yapıyor!
Daha oyunu seyretmeden , salondan oyuncuların terennüm ettiği şarkıların sesleri gelirken düştüğüm şu duruma bak! Okuduğum her şeyi silip Engin Alkan’ın beni sürgün ettiği bir adaya gidiyormuşum gibi hissettim. Benim kafamdaki Küskün Kahvenin Türküsü nerede Küskün Müzikal nerede?
Beni okuyanlar genellikle “sen de hiçbir şey beğenmiyorsun canım” diyorlar. Ben  ön hazırlık yapıp gittiğim için bunlar başıma geliyor her halde.  Ama bu oyunda, oyunu seyrettikten sonra ön hazırlık da yetmedi, bambaşka bir şey çıktı karşıma.
Engin Alkan, Zakkum’a(hikâyede Miss Amelia) babasının onu iğfal ettiği imasını yaptırmış. Kesik’e(hikâyedeki Marvin Macy) Zakkum’un ırzına geçirtmiş. Kuzen(hikâyedeki Kuzen Lymon) ile Kesik arasındaki ilişkiyi de erkeğin erkeğe aşkı gibi görmüş.
Hikâyeyi bir daha okudum. İngilizcesini  de buldum okudum. Kelime tarattım. Küskün Kahvenin Türküsü’nde ve The Ballad of the Sad Cafe’de bunlar yok. Engin Alkan bunlara “ çeşitleme” demeyi tercih etmiş. Buna “çeşitleme”den başka bir isim bulunmalı derim.
McCuller Sevgi değiştirdi Marvin Macy’yi”  “Ona baktığı zaman kadının yüzünde aydınlık, tatlı bir bakış beliriyor, adını söylediği zamansa sesi sevgiyle titriyordu”  “Her şeyden önce sevgi iki kişi arasında ortak bir yaşantıdır” diyor. Bence Mc Culler’in “love”ını kitabı Türkçeleştiren ve ben “sevgi” diye anlarken Engin Alkan “aşk” diye anlamış ve “aşkın akıl ve kural dışılığı” olarak anlatmak istemiş. İlk gençlikte “sarsıcı etkisiyle ‘başucu kitabı’ yapılan The Ballad of Sad Cafe”den bu “çeşitleme” gibi “esinlenme” nasıl çıktı anlamadım. 
Diyeceksiniz ki yönetmen hikâyeye uymak zorunda mı? İstediğini yapamaz mı? Zaten “Yazan: Engin Alkan” demiş kitapçıkta. Haklısınız, Alkan istediği “çeşitleme”yi yapar. Seyredenin de istediği gibi düşünme hakkı vardır değil mi? Ben oyunun kitaptan daha iyi olmadığını düşünüyorum. Alkan, “çeşitlemesine” “esinlenme” diyor. Kendi penceremden baktığımda bana “esin veren” şey, dışarıya aynı şekilde  yansır. Esinlenme “öz”e uygun olur.  Kitapta McCuller diyor ki: “Seven, ruhunda sevgisini eşsiz bir duygu gibi algılar” “Seven kişi erkek kadın çocuk ya da yeryüzünde yaşayan herhangi biri olabilir” “Sevilen düzenbaz, saçı başı pislik içinde hatta kötü alışkanlıklar edinmiş biri olabilir””Sevginin değerini özgürlüğünü yalnız seven belirler” Ben karşılık beklenmeyen, insanı iyi yapan, insana uğruna ölümü göze aldıran, saf, temiz, Küskün Kahvenin Türküsü’nün  “sevgi”sinden esinlendim. Aşk bu SEVGİnin yanında ne ki?
Hikâyenin tadını tatmışlar için Engin Alkan’ın Küskün Müzikal’i “sabun köpüğü” gibi kalacak zihinlerde. (Gerçekten Küskün Müzikal bana “soap opera” gibi geldi.) Oysa McCuller’in hikâyesi bıçak gibi saplanıyor yüreğinize.








2.Bölüm

Küskün Müzikal’i sıkılmadan seyrettim. Engin Alkan bir başladı mı duramıyor. Kısalsa iyi olur(du) ama üç saatlik süre de bir sorun değil. Oyun, oyunculukla “seyredilir” oluyor. Oyunda rol alan sekiz oyuncu  öylesine canlı, sempatik, samimi, yetenekli, mâhir ki. Ekip olarak da mükemmel bir birliktelik içindeler. Benim yaşımda olanlar için çizilen karakterlerdeki ayrıntılar -Zakkum dışında- çağrışımlar yaptıracak türden. Buna farklı “tip”lerden toplanmış ayrıntılardan oluşan yeni bir yorum  ve yaratım denebilir.  Zakkum bana bu oyuna özgü tek karakter gibi geldi. Pınar Yıldırım’ın Zakkum’u gerçekten “zehir” gibiydi. Ondaki değişim sonlara doğru abartılı(arabesk) da olsa belli oldu. Kuzen ve Kesik’in değişimlerinin de daha belirgin olmasını bekledim.
Yazan, yöneten, besteci, sahne tasarımcısı” Engin Alkan’ın “yazan”lığı hakkında düşüncelerimi yukarıda açıkladım. Engin Alkan’ın yönetimi için düşüncelerim :  Grotesk makyaj gerekli mi? Besteleri ve sahne tasarımını başkasına emanet etse daha iyi olmaz mıydı? Oyunculuklarda Türk müzikalleri tarihinin, Ertem Eğilmez filmlerinin ve Sadık Şendil senaryo ve piyeslerinin karakterleri gözlerimin önünden geçti. Kesik, oyuncu olarak değil ama oyunda konumlandırıldığı yer olarak bana Keşanlı Ali’yi hatırlattı. Ben bunları yönetmene mal ettim. Besteler Egemen Bostancı müzikallerinden bu yana yapılmış müzikallerin resmi geçidi gibi geldi bana. Bu anlamda oyunu bir “kolaj” seyreder gibi seyrettim. Oyunun Zakkum’un anlatısı ile başlamasını doğru bulmadım. Zira oyunda kullanılan koronun dışındaki üç karakterden(diğerleri Kesik ve Kuzen) biri Zakkum. Bana izole bir kasabaya uzaktan bir uçakla yaklaşıyoruz ve o atmosfere giriyoruz duygusu daha doğru geldi. Bu nedenle baştan itibaren  hikâye koro tarafından  anlatılsa bu his daha çok ortaya çıkardı diye düşündüm. Başlangıçta  Zakkum, Kesik ve Kuzen de dahil tüm kadronun sahnede birlikte  olması kaydıyla hikâyenin anlatımı ile koronun şarkısının iç içe geçirilmesi de bir çözüm olur(du). Zaten oyun ilerledikçe koro anlatıcılığı üstlendi.  İkinci perde başında Kesik’in kendini anlatması da koro ile paylaşılsa? Sahne tasarımında farklı şekillerde kullanılan bir (altın) kafes “gördüm”. Hoş bir düşünce. Keşke basamaklar daha geniş olsa(ydı). Seyrettiğim gece Zifir küçük bir kaza atlattı. Salonun bu kullanımı daha iyi olmuş. Kesik’in evin altında oturtuluşu doğru.
Kostümler  oyunun “havasını” oluşturuyor, tamamlıyor.  Oyunun iyi özelliklerinden.

Son Söz

Eğlendirici bir gösteri.  Kitabı ve  yazımın 1.Bölümünü okumadan gidin ve eğlenin..

Melih Anık

Not:
Küskün Kahvenin Türküsü- Çeviren: İpek Babacan- İş Bankası Kültür Yayınları
Kadro:
KÜSKÜN MÜZİKAL / Emek Sahnesi
Yazan-Yöneten-Müzik- Sahne Tasarımı  : Engin Alkan
Yönetmen Yardımcısı : Seyhan Arman
Koreografi : Senem Oluz
Kostüm Tasarımı :  Çağla Yıldırım-Merve Arun
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Asistanlar: Figen Adıgüzel, Erkan Tosun, Beste Vural
Sahne Uygulama : Zeki İlyas Kızılışık
Işık Uygulama: Basil Abdunnur
Kostüm Uygulama : Gaye Kızılışık
Aksesuar: Gülşah Uçar, Gamze Bayraktaroğlu

Oyuncular:
Zakkum : Pınar Yıldırım
Kuzen : Edip Tepeli
Kesik : Mert Süleyman
Battal Sefa : Zeynep Çelik Küreş
Zifir : Hande Ağaoğlu Kaplan
Kıymık : İbrahim Ersoylu
Kurşet : Hasan Karakurt
Mıhbey : Caner Erdem

Orkestra Üyeleri
Orkestra Şefi – Keman :  Hivda Zizan Alp
Kanun : Esra Karabaş
Perküsyon : Sidar Filiz
Klarnet : Merve Sarıkaş
Klavye: Uğur Büyükçınar
Bass-Elektro Gitar : Berkay Akçay

2 yorum:

  1. Kitabı merak ettim,okumak isterim.
    Engin Alkan ın izlediğim oyunlarından aldığım keyif bu oyun için önkabul oluşturmuştu zaten bende. Sizin de tavsiyenize uyarak izlemek isterim. Ama yine tavsiyenize uymayarak kitabı da okumak isterim :)
    Teşekkürler Hocam...

    YanıtlayınSil
  2. Yapılan yorumlara teşekkür ederim ama adsız olanları yayımlamıyorum.

    YanıtlayınSil